Kaldır ikiliği aradan, görünsün sana Yaradan
Kaldır ikiliği aradan, görünsün sana Yaradan
Bu söz, sıradan bir öğüt sözü değil; varlığın özüne dair derin bir hakikatin ifadesidir.
Peki, ikilik nedir?
İkilik, insan zihninin kurduğu en temel ayrımdır. “Ben” ve “öteki”, “özne” ve “nesne”, “yaratan” ve “yaratılan”vs. İnsan, varlığı anlamlandırmaya çalışırken bu ayrımları üretir. Ancak zamanla bu ayrımlar, hakikati kavramanın bir aracı olmaktan çıkar; hakikatin önünde bir perdeye dönüşür.
Oysa hakikat, parçalanmayı kabul etmez. Çünkü hakikat birdir.
Bir olan, bölünmez ve bölünmeyen de çoğalmaz.
Tasavvufi düşüncede bu, varlığın birliği olarak ifade edilir. İnsan, kendisini bağımsız ve ayrı bir varlık olarak gördüğü sürece bu birliği idrak edemez. Çünkü “ben” dediği unsur, çoğu zaman hakikatin kendisi değil; zihnin ve nefsin inşa ettiği bir gölgedir.
İşte bu yüzden ikiliği kaldırmak; bu gölgeyi fark etmek ve onu aşmak demektir.
Fakat insanın önündeki en büyük engel yine kendisidir. Nefs, kendini merkeze koyar; ayırır, yargılar ve sahiplenir. “Ben yaptım”, “bu benim”, “bana ait”… Bu ifadeler arttıkça, insanın hakikatle arasına mesafe girer.
Oysa tasavvufi yolculuk, tam da bu “ben” iddiasının çözülmesiyle başlar. İnsan, kendini mutlak bir varlık olarak görmekten vazgeçtikçe, varlığın asli kaynağına yaklaşır. Bu bir yok oluş değil; aksine hakiki varoluşa uyanıştır. Çünkü hakikatte yokluk bile mutlak bir yokluk değildir; hakikatte o, başka bir varlık mertebesine geçiştir.
İkiliğin ortadan kalkması yalnızca zihinsel bir kavrayış değildir; aynı zamanda varoluşsal bir dönüşümdür. İnsan kalbiyle, aklıyla ve ruhuyla bir bütün hâline geldiğinde; içindeki çatışmalar sustuğunda, dış dünyada gördüğü ayrımlar da anlamını yitirmeye başlar.
İşte o an, perde incelir.
“Aradan çekilmek” ifadesi burada derin bir anlam taşır. Çünkü insan çoğu zaman hakikati aradığını zanneder; oysa hakikatin önünde duran yine kendisidir. Arzuları, korkuları, yargıları… Bunların her biri birer perdedir. Bu perdeler kalktığında yeni bir hakikat ortaya çıkmaz. Zaten var olan görünür hâle dönüşür.
Yaradan, ne uzak bir yerde ne de ulaşılması imkânsız bir hakikattir. O, her an ve her yerde tecelli edendir. Ancak insan, kendi kurduğu ikilikler içinde bu tecelliyi göremez. Bu yüzden mesele, hakikati bulmak değil; onu örten perdelerden kurtulmaktır.
İkilik kalktığında, özne ile nesne arasındaki mesafe de ortadan kalkar. Gören ile görülen arasındaki ayrım silikleşir. İnsan, kendisini varlığın dışında bir gözlemci olarak değil; o bütünün bir parçası olarak idrak etmeye başlar.
Ve belki de o an, en derin farkındalık doğar:
İnsan, Yaradan’dan ayrı bir varlık değildir; O’nun kudretinin bir tecellisidir.
Bu idrak, insanı kibirden arındırır. Çünkü artık sahiplenilecek bağımsız bir “ben” kalmamıştır. Aynı zamanda insanı değersizlikten de kurtarır. Çünkü varlığın özüne ait olduğunu fark eder.
Sonuç olarak bu söz bize şunu öğretir:
Hakikate ulaşmak, uzaklara gitmekle değil; kendimizden, yani benliğimizin dar kalıplarından uzaklaşmakla mümkündür. İkiliği kaldırmak, çokluğu inkâr etmek değildir. Asıl sır, çokluk içinde birliği görebilmek ve insan, ancak bu birliği idrak ettiğinde gerçek anlamda, gönül gözüyle görmeye başlar.
Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı Azak=
Seyyid Hakkı, Sosyal medya takip hesaplarımız…
YouTube, Muhabbet Dergâhı TV-Seyyid Hakkı kanalımız: https://www.youtube.com/user/YediDeryaSohbeti62
Facebook, Muhabbet Dergâhı grubumuz: https://www.facebook.com/groups/244039227002241
Fcebook, Muhabbet Dergâhı İlimle İrşad sayfamız; https://www.facebook.com/profile.php?id=100057353323519
WEB sayfamız, Alevilikte Inanç-Seyyid Hakkı Azak; https://www.alevilikte-inanc.de/
Facebook, Seyyid Hakkı Azak özel sayfamız; https://www.facebook.com/profile.php?id=61570018628168