Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

Hızır ve El-Kehf suresi


Hızır ve El-Kehf suresi
Hızır veya Hızır-İlyas hakkında sağlam edinebilmek için, geçmişe uzanmakta fayda var. Günümüze değin gelen Hızır’ın hangi tarihlerde yaşadığı ve geçtiği yerler hakkında kısaca bilgi edinmek, konuyu anlamak açısından önem taşımaktadır. Bu nedenledir ki, günümüzde Anadolu’da yaşayan Hızır’ın öncesine yani Kur’an-ı Kerim’de Hızır ile ilgili ayetlere göz atalım.

El-Kehf suresi
Bunun için Kur'an-ı Kerim’de ki “el-Kehf” (mağara) Suresi’nin bazı özeliklerini aktarmakta fayda vardır. Bu Sureyi diğerlerinden ayıran en önemli özeliği, asırlar boyunca tüm müslüman alemi tarafından ilgi gören ve sürekli olarak tartışılan üç önemli olayı içermesidir. Anlatılan her üç olay da Tasavvuf cevrelerinde geniş yankı bulmuş ve konularla ilgili olarak çeşitli yorumlara neden olmuştur.

El-Kehf suresi’nde anlatılan üç olay şöyle geçmektedir:
A-Ashab-ı adıyla tanınan kişilerin başında geçenler (9. – 26. ayetler).

B-Asıl konumuzla ilgili olarak Hz.Musa ile Hızır’ın buluşmasını anlatan (60. – 82. ayetler).

C-Zü’l-karneyn ve Ye’cuc olayıdır (83. – 98. ayetler).

Işte bu üç önemli ve ilgi uyandıran konular nedeniyledir ki, el-Kehf suresi, Yasin suresi’nden sonra en çok okunan sure olmuştur.

Bir hadiste Peygamber şöyle demiştir: “Hz.Musa’ya, insanların en bilgini kimdir diye sordu? O da, ‘benim’ karşılığını verdi. Tanrı, ‘Allah bilir’ demediği için Musa’ya vah yedip şöyle azarladı; ‘Denizlerin birleştiği yerde bir kulum vardır ki, o senden bilgilidir.’ Yorumcular bu kulun Hızır olduğu görüşündeler.

Islam tarihi ile oldukça içli dışlı olan ünlü Fıransız araştırmacı Louis Massignon’a göre, bu üç olay, İslam dini’nin en önemli ip ucunu vermektedir.

Buna göre;
Birinci olayda, bütün kalpleriyle kendilerini Allah’ın iradesine teslim eden iman sahiplerinin üstünlüğü;

İkici olayda, Hz.Musa’nın karşısına çıkarılan manevi kılavuz durumunda ki bilge, derviş’in (Hızır’ın) esrarengiz kişiliğidir.

Üçüncü olayda ise, buna rağmen, insanın kendini buna karşı koymaya çalışmaktan alıkoymasıdır.

El-Kehf Suresi’nin bu bölümüne kısaca değidikten sonra, Hz.Musa ile ona kılavuzluk eden esrarengiz (yani Hızır) şahsiyet arasında geçtiği belirtilen olay şöyledir:

Bir zamanlar Musa, genç bir adamına (bazı kaynaklara göre, uşağına) şöyle demiştir: “Ben iki denizin birleştiği yere varıncaya kadar durmayıp gideceğim, yahut maksadıma erinceye kadar uzun zamanlar geçireceğim.

Bunun üzerine onlar, bu iki denizin arasının birleştiği yere ulaşınca balıklarını unuttular. Balık bir denize doğru yolunu tutmuştu.

Vaktaki oradan geçip gittiler. Musa genç adamına der ki, “Kuşluk yemeğimizi getir. Bu yolculuğumuzda and olsun ki yorgun düştük.”

Genç adam, “Gördün mü kayaya sığındığımız vakit ben balığı unutmuşum. Ona söylememi Şeytan’dan başkası unutturmadı; O şaşılacak bir suretde denize atıldı, yolunu tutup gitti.”

Hz.Musa, “işte, dedi, bizim arıyacağımız bu idi”. Şimdi izlerinin üzerine gerisin geri döndüler. Derken, kullarımızdan öyle bir kul buldularki, biz ona tarafımızdan bir rahmet vermiş, nezdimizden hasır bir ilim öğretmişdik.

Musa, Hızır’a “Sana öğretilen ilimden bana da öğretmen için sana tabi olayım mı?” dedi.

Hızır da Musa’ya “Doğrusu sen benim beraberimde asala sabredemezsin.”

“Iç yüzünü kavrıyamadığın bir bilgeye nasıl sabredebilirsin?”

Musa da: “Allah dilerse beni sabredici bulacaksın, sana hiç bir işte karşı gelmeyeceğim” dedi.

Hızır da: “Eğer bu suretle bana tabi olacaksan ben sana kendisini anıp söyleyinceye kadar, bana hiç bir şey sorma” dedi.

Bunu üzerine kalkıp gittiler. Nihayet bir gemiye bindikleri zaman Hızır, gemiyi deliverdi. Musa dedi ki; “İçindekileri suda boğasın diye mi  onu deldin? Andolsun ki büyük bir iş yaptın.”

Hızır dedi ki; “Sen beraberimde asla sabredemezsin demedim mi?”

Musa; “Unuttuğumuzdan dolayı, dedi. Beni muaheze etme. Şu arkadaşlığımızda bana güçlük yükleme.

Yine gittiler. Nihayet bir oğlan çocuğuna rast geldikleri zaman o, hemen bunu öldürdü. Musa dediki: “Tertemiz masum bir canı, diğer bir can karşılığı olmaksızın öldürdün ha! Andolsun ki sen kötü bir iş yaptın!”

Hızır dedi: “Ben sana beraberimde asla sabredemezsin demedim mi?”

Musa, “Eğer, dedi, bundan sonra sana birşey sorarsam benimle arkadaşlık etme!”

O taktirde tarafımdan muhakkak bir özre ulaşmışımdır. Benden ayrılmakta mazur sayılırsın. Yine gittiler. Nihayet bir memleket halkına vardılar ki, orada ahalisinden yemek istedikleri halde kendilerini misafir etmekten imtina etmişlerdi. Derken yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. Hızır bunu hemen doğrultu verdi. Musa dedi ki: “Dileseydin elbet buna karşı bir üçret alırdın.”

Hızır, “işte, bu benimle senin ayrılışımızdır. Sana, üzerinde asla sabredemediğin şeylerin iç yüzünü haber vereceğim.

“Gemi denizde iş yapan yoksullarındı. Onun için ben onu kusurlu yapmak istedim ki, arkalarında her sağlam gemiyi zorla almakta olan bir hükümdar vardı.

Oğlana gelince, onun anası da babası da iman etmiş kimselerdi. Bunun için onları azgınlık ve kafirlik bürümesinden endişe ettik.

“İstedik ki onların Rabb-ı bunu yerine temizlikçe daha hayırlısını, merhametçe daha yakınını versin.

“Duvara gelince, bu o şehirde iki yetim oğlanındı. Altında onlara ait bir define vardı. Babaları iyi bir adamdı. Rabb-in alemin diledi ki, ikisi de rüştlerine ersinler. Definelerini çıkarsınlar.

Bu Rabb-inden bir merhammetti. Ben bunları kendi reyimle yapmadım. İşte üzerine sabredemediğin şeylerin içyüzü.”

Görüşme ile ilgili olarak bahhsedilen iki denizin birleştiği yerler hakkında çeşitli rivayetlerde anlatılmaktadır. Bunlara göre:
1-Karadeniz ve Hazar denizi arası (Azarbeycan)

2-Ermenistan’da Kur ve Res (Aras) nehirleri arası.

3-Akdeniz’le kızıldeniz arası.

4-Ürdün ile Kuzum nehirleri arası.

Kaynaklar bize, İsrailoğuları’nın peygamberi Hz.Musa, bir adamı ile birlikte, kendisiyle buluşması emredilen yere – iki denizin birleştiği Mecmau’l Bahryn’e – gittiğini göstermektedir.  Hz.Musa gideceği yeri tanıyabilmek için, yanına tuzlu olarak aldığı balıktan yaralanacaktır. Çünkü, balığın canlanıp denize kaçması halinde, bu Hz.Musa için buluşma yerine geldiğine dair bir işarettir. Ancak, Hz.Musa’nın genç adamı, deniz sahilinde uğradıkları bir kayanın yanında balığın canlanıp denize kaçtığını ona haber vermeyi unutmuştur. Yolda acıkıp balığı yemek istediklerinde genç adam olayı hatırlar ve Hz.Musa’ya anlatır. Hz.Musa hemen gerisin geri kayalığa geri döner.

Geri döndüğünde aradığı kişinin gerçekten kayalıkta beklediğini görür. Bekleyen kişi kendisine Allah tarafından rahmet ve ilim verilen bir “kul” dur. Hz.Musa hemen yanında kalmak ister. Bilge kul, önce bunu kabul etmez. Hz.Musa’nın ısrarı sonrasında ayetlerde anlatılan olaylar gelişir ve sonunda Bilge kul, Hz.Musa’dan ayrılmadan önce yaptığı tümolayların, Allah’ın emri olduğunu, bunları bu nedenle, gerçekleştirdiğini söyler. Ve böylece Hızır olduğu bir çok ilim adamı tarafından kabul edilen Bilge kul ile Hz.Musa’nın beraberlikleri sona erer. Bir çok kaynak, Hz.Musa’nın beraberindeki genç adamının, uşağı olduğunu yazar. Hz.Musa’nın uşağının adı Yuşa ibn Nün, Bilgin ve Kul olarak ayetlerde ifade edilen kişinin ise Hızır (Arapça telafuz Hard)’ dır.

Söylenceye göre: Hızır peygamber, İlyas peygamber ve Iskender-i Zülkarnyn birlikte Abı Hayat-ı aramaya çıkmışlar. Bir süre sonra karanlıklar ülkesine dalmışlar. Hızır ve İlyas ölmezlik suyunun kaynağını bulup içmişler fakat İskender’e söylememişler.

Tasavvufa göre, Alevi inancındaki Hızır İlyas iki denizin birleştiği yer, yani “Mecma-ül – Bahreyn” den maksat ve anlamı: zahiri ilim denizi olan, Hz.Musa ile Batın denizi olan, Hz.Hızır2ın birleşmesi ve görüşmesidir. Bu anlamda olan Hakkın ilahi ve manevi gücüne, Aleviler şüphesiz inanırlar.

Hızır inanışının Mezopotamya da ortaya çıktığı, buradan Yahudi geleneklerine ve inancına girdiği, oradan da gerek Hırıstiyan gerekse islam inancınagerek önemli oranda yayıldığı görülmektedir.

Hızır’ın temel özelliği, Abı Hayat-ı (Bengi Su) içerek ölmezlik mertebesine ulaşmasında yatar. İnsanoğlunun ölüm karşısındaki çaresizliğinin ve arayışının bir sembolü olan Hızır, Ortadoğu mitolojisinin temel unsurlarından biridir. İnanç alanında oluşturduğu bu olgu halk arasında çok canlı ve güçlü tutulmakta. Kendisine tanrı tarafından batın bilgisi (Ledün ilmi, Hakikat ilmi, gerçek ilim) verilerek Hz.Musa’yı eğitmekle görevlendirilmiştir. Tasavvuf ehli tarafından “gerçek bilgiye” sahip olmuş “Yetkin insanın (insan-i Kamil) simgesi sayılmıştır. Halk arasında ise dar zamanlarda imdada yetiştiğine inanılan bir peygamber, eren olarak kabul edilmiştir.

Islam Sufi’leri içerisinde Hızır genelikle “Veli” sayılmıştır. Hızır Mutasavvuflar arasında “Mürşit” pozisyonundadır. Yani insanları aydınlatan biri sayılır. Hızır’ın içtiği Abı Hayat ise tasavvufta “bilgi, irfan, feyiz, neşe, aşk, vuslat, söz ve şiir” anlamına gelecek biçimde kullanılmıştır.

Halk arasındaki inanışa göre ise: Hızır her konuda her şeyi bilen birisidir ve yeryüzünde Tnrı’nın bir nevi vekilidir. Hızır ve İlyas sağdır. Yaşamaktadır. Hızır karada, İlyas denizde yardıma muhtaç olanlara, zor durumda kalmış olanlara yardım ederler. İmdat isteyenlerin imdadına yetişirler. Hızır ve İlyas yılda bir kez (6 Mayıs hıdırellez gününün gecesi) bir gül ağacının dibinde buluşurlar.

Hızır ve İlyas  inancı Alevi düşüncesine ve inancına en yoğun biçimde girmiştir. Öyle ki, Hızır’ın adına atfedilen “Hızır Orucu” tutulur ve dördüncü gün bayramlaştılar. Hızır orucunun son gününde özellikle cem ayinleri yapılır. O geçe bir bezin veya tepsinin üzerine un konulur ve Hızır’ın gelip bu nimetlere dokunarak bir işaret bırakması beklenir. Çünkü Hızır’ın uğradığı eve bereket, sağlık ve düzen gelir. Böyle inanılır. Eğer sabah kalkıldığında un üzerinde bir iz veya işaret görülürse o undan kömbe yapılır (Halk arasında buna niyaz yada lokma denir) ve çevreye dağıtılır. Kömbeyi istisnasız her ev yapar ve dağıtır (Paylaşmaktır bunu adı). Buna éHızır lokması” denilir. Hızır’ın un üzerine iz ve işaret bırakarak onurlandırdığı ev sahipleri gücü yetiyorsa mutlaka kurban keser ve çevreye dağıtılır.

Inanışa göre, Nuh peygamber’in gemisi fırtınaya tutulmuş, halk feryat edip “Yetiş ya Hızır; bizi kurtar!” diyerek dua etmişler. Duaları Allah tarafından kabul olunarak, fırtına dinmiş. İşte o zaman yüce Allah’a ‘üç gün oruç’ adamışlar. Bu oruç o günden bu güne kadar aynı inançla tutulmaktadır.

Ya Bozatlı Hızır, darda olanların darına , imdadına  sen yetişesin, darda buğda koymayasın.. .. hüü
=Seyyid Hakkı=

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı SH ve Seyyid Hakkı EK. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...