Alevilikte Inanç - Seyyid Hakkı sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Ehli Beyt yazarı, Seyyid Seyfettin Ocağı evlatlarındandır. Aşk ile Canlar...
Seyyid Hakkı
Seyyid Seyfeddin Ocağı

ANASAYFA


Alevilikte Kurban Erkânı
Kurban niyetine, önce hayvanı değil; İftirayı kes… Dedikoduyu kes… Yalanı kes… Kul hakkı yemeyi kes… Haram lokmayı kes… Kini, kibri ve hasedi kes…
 

İnsan, önce kendi içindeki kötülüğü kesmeden Hakk’a yaklaşamaz. Bunlar kesildiğinde ise zaten hayvanı kesmeye gerek kalmayacaktır. Çünkü Alevilikte kurban, yalnızca bir hayvanın tığlanması değildir. Asıl kurban, insanın kendi nefsini tığlamasıdır. Hakk yolculuğu, dışarıdan önce insanın kendi içinde başlar. 

Kurbanın manası; Hakk’a yakınlaşmak, O’nun rızasını kazanmak demektir. Ancak Hakk’a giden yol gönülden geçer. Bir canı incitip yüzlerce kurban tığlamak insanı hakikate ulaştırmaz. Çünkü Allah’a ulaşan ne kandır ne de et… Allah’a ulaşan insanın niyeti, samimiyeti ve özüdür. 

Bu nedenle batıni anlamda kurban; Kini kesmektir, Kibri kesmektir, Haseti kesmektir, “Ben”i kesip “Biz”e ulaşmaktır. Yani insanın kendi içindeki karanlığı aşmasıdır. 

İbrahim peygamber ile İsmail peygamber kıssasının hakikati de burada saklıdır. İbrahim peygamber’in sınavı bir evlat sınavından çok, bir nefs sınavıdır. Çünkü insanın Hakk yolunda en zor verdiği kurban, en çok bağlı olduğu değerdir. 

İsmail peygamber burada yalnızca bir evlat değil; insanın dünyaya olan bağlılığının sembolüdür.
Bıçak ise iradedir.
Kurban ise nefsin teslimiyetidir.

Demek ki insan, kendi benliğini aşmadan hakikate varamaz.
 

Bu yüzden Alevi yolunda kurban; paylaşmanın, rızalığın ve gönül kazanmanın erkânıdır. Bir lokmayı bölüşmek, bir yoksulu doyurmak, bir mazlumun elinden tutmak da kurbandır. Çünkü Hakk, insanda tecelli eder. 

Alevi inancında en büyük kurban ise Pir İmam Hüseyin’dir. Kerbela yalnızca geçmişte yaşanmış bir acı değil; hakikat ile zulmün insanın içinde ve dünyada süren mücadelesidir.

Her insanın içinde bir Hüseyin, bir de Yezid vardır.
Dolayısıyla Hakikat yolu, insanın kendi içindeki Yezid’i susturup Hüseyin’i yaşatabilmesidir.

Gerçek kurban da; İnsanın özünü dara çekebilmesi, Kendi nefsini sorgulayabilmesi ve aşk ile insan olabilmesidir. Çünkü asıl ibadet: Sevmektir, Paylaşmaktır ve gönül yapmaktır. 

Şahı Merdan Ali’nin dediği gibi: “Günahsız geçen her gün bayramdır.”
Biz de diyoruz ki Kurban Bayramınız mübarek olsun.
 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı Azak=

Alevilikte İkrar ve Müsahiplik nedir?
Alevilik, sadece bir inanç sistemi değil; aynı zamanda ahlaki değerler, toplumsal dayanışma ve insan-ı kâmil olma yoludur. Bu yolun en önemli yapı taşlarından biri ikrar, diğeri ise müsahipliktir. Bu iki kavram, Alevi yolunun hem bireysel hem de toplumsal yönünü birlikte şekillendirir.
 

İkrar Nedir?
Alevi inancında ikrar, yolun temelidir. İkrar vermeyen bir kişi “ikrarlı talip” sayılmaz. Çünkü Muhammed Ali yolu, ikrar üzerine kurulmuştur.
 

İkrar kelime anlamı olarak; söz vermek, yemin etmek ve kabul etmek demektir. Ancak Alevilikte ikrar, çok daha derin ve kutsal bir anlam taşır. 

İkrar; Allah’ın birliğine, Hz. Muhammed Mustafa’nın peygamberliğine, Şahı Merdan Ali’nin velayetine, Ehli Beyt’e sevgi ile bağlılığa, Mürşid, Pir ve Rehber yoluna uymaya gönülden söz vermektir. 

Bu söz yalnızca dil ile değil, kalp ile verilmelidir. Çünkü ikrar, insanın tüm yaşamını kapsayan bir sorumluluktur.  

Kişi ikrar verdiğinde: Doğru ve dürüst yaşamayı, Kul hakkı yememeyi, Eline Diline Beline sahip olmayı kabul etmiş olur. Dolayısıyla Alevilikte sıkça söylenen “İkrarından dönme” sözü, bu bağlılığın ne kadar güçlü ve vazgeçilmez olduğunu ifade eder. 

Alevi öğretisine göre ikrarın kökeni, insanın yaratılışından öncesine dayanır. “Kal-u Bela” inancına göre ruhlar, Allah’ın varlığını ve birliğini kabul ederek ilk ikrarlarını vermişlerdir. Yine anlatımlarda, Allah’ın Cebrail’e “Sen kimsin, ben kimim?” diye sorması ve Cebrail’in “Sen yaradan, ben yaratılanım” demesi, ilk ikrarın örneği olarak kabul edilir. 

Alevi yoluna girmek isteyen bir can, Cem erkânında Pir huzurunda ve toplumun şahitliğinde ikrar verir. Ancak bundan önce eşi ve ailesiyle gönül birliği sağlaması, rızalık alması gerekir. İkrarın amacı; insanı olgunlaştırmak, iyi, faydalı ve uyumlu bir birey haline getirmektir. 

Müsahiplik nedir?
Müsahiplik, Alevilikte iki evli çift arasında kurulan manevi yol kardeşliğidir. “Musahip” kelimesi, sözlükte sohbet arkadaşı anlamına gelse de Alevilikte bu kavram, inançsal ve toplumsal bir kardeşliği ifade eder.
 

Müsahiplik: Kan bağına dayanmaz, Gönüllülük esasına dayanır ve ömür boyu süren bir bağlılıktır.  

Müsahip olacak kişiler önce birbirlerini seçer, ardından bu istek Pir’e bildirilir. Pir’in gözetiminde yaklaşık bir yıl boyunca müsahiplik kurallarına uygun bir yaşam sürdürülür. Bu süreç, bir tür hazırlık ve sınav dönemidir. 

Uygun görülmesi halinde müsahiplik ikrarı, Görgü Ceminde toplumun huzurunda gerçekleştirilir.
Müsahiplikte: Can cana, Mal mala katılır. Yani paylaşım ve dayanışma esastır. Müsahip olan kişiler: Birbirlerinden sorumludur, Zor zamanlarda birbirlerine destek olur, maddi ve manevi dayanışma içinde yaşar, birbirlerinin sevap ve hatalarından sorumlu kabul edilir.
 

Dolayısıyla bu bağ, kan kardeşliğinden daha güçlü kabul edilir. Çünkü tamamen bilinçli ve gönüllü bir şekilde kurulur. 

İkrar ve Müsahipliğin önemi
İkrar ve müsahiplik birlikte düşünüldüğünde, Alevilikte birey ve toplum arasındaki denge açıkça görülür.
 

İkrar, bireyin Hakk ile olan bağını kurarken; müsahiplik, bireyin toplumla olan bağını güçlendirir. İkrar “ben bu yola giriyorum” demekken, müsahiplik “bu yolu birlikte yürüyoruz” demektir. Bu iki kavram birlikte, Alevi yolunun temel felsefesini oluşturur: Bireysel sorumluluk ve toplumsal dayanışmanın birliği. 

Sonuç olarak, Alevilikte ikrar ve müsahiplik yalnızca dini kavramlar değil, bir yaşam biçimidir.
Bu yol: Sevgiye, Paylaşıma ve Sorumluluğa dayanır.
 

Bu değerler, insanı olgunlaştırmayı ve toplumu bir arada tutmayı amaçlar. Böylece Alevi yolu, hem bireyin kendini geliştirdiği hem de toplumla uyum içinde yaşadığı bir hakikat yolu olarak anlam kazanır. 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı Azak=


Ali‘siz Alevilik mümkün müdür? 
Alevilik tarih boyunca; Hakk, insan sevgisi, adalet, eşitlik, irfan, Muhammed Ali ve Ehli Beyt sevgisi etrafında şekillenmiş; evrensel değerler taşıyan çok katmanlı bir yol ve yaşam kültürü olmuştur. Ancak zamanla bazı çevreler Aleviliği yalnızca kültürel, bazıları tasavvufi, bazıları ise sadece kimlik merkezli yorumlamaya başlamış; hatta farklı biçimlerde dönüştürme yani başkalaştırma çabaları ortaya çıkmıştır. 

Şahı Merdan Ali, klasik Alevi öğretisinde önemli bir manevi makamı temsil eder.
Günümüzde ise bazı kişiler Aleviliği yalnızca bir kimlik, kültür veya yaşam felsefesi olarak değerlendirmek istemektedir. Oysa inanç ve hakikat anlayışı evrenseldir; yalnızca etnik kimlik veya siyasi düşünce kalıplarına indirgenmesi, Aleviliğin özündeki manevi yapıyla çelişmektedir. “Alisiz Alevilik” tartışmaları da büyük ölçüde bu farklı bakış açılarından doğmaktadır.
 

Bu konuda en doğru yaklaşım; insanları inançları üzerinden yargılamadan, ayrıştırmadan ve herkesin kendi düşüncesine, algısına ve inancına saygı duyarak yol almasıdır. Ancak kişinin kendi düşüncesini başkalarının inancı üzerine kurmaya çalışması ya da dayatması, toplumsal huzura katkı sağlamaz. 

Çünkü Alevi geleneğinde özü belirleyen temel anlayış; “İnsanı incitmemek, gönül kırmamak ve hakikati aramak”tır. 

Alevi inanç önderlerini sevmeyebilirsiniz, bu bir tercihtir. Ancak farklı ideolojilerin önderlerine gösterilen saygının, Alevilerin inanç önderlerine ve Alevi toplumuna da gösterilmesi gerekir. Karşılıklı saygı olduğu sürece ayrışma değil, birlikte yaşama kültürü güçlenir. 

Gelin, herkes kendi yolunu sürsün. İnsanların inancıyla uğraşmak yerine, birbirimizin varlığına ve değerlerine saygı duymayı öğrenelim. 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı Azak=
 
Konuyla ilgili Video Linki:
https://www.youtube.com/watch?v=gFhOD_PoI88

Alevilikte Kurban Erkânı
Alevilikte kurban; yalnızca bir hayvanın tığlanması değil, insanın kendi nefsini dara çekmesidir. Kurban niyetine önce; iftirayı, dedikoduyu, yalanı, kul hakkını, haram lokmayı, kini, kibri ve hasedi kesmek gerekir. Çünkü insan, içindeki kötülüğü aşmadan Hakk’a yaklaşamaz.
 

Kurbanın özü; Hakk’a yakınlaşmak, rızalık üretmek ve gönül kazanmaktır. Allah’a ulaşan ne kandır ne de et; insanın niyeti, samimiyeti ve özüdür. Bu yüzden gerçek kurban; “Ben”i kesip “Biz”e ulaşabilmektir. 

İbrahim Peygamber ile İsmail Peygamber kıssasının hakikati de burada saklıdır. İsmail, insanın dünyaya bağlılığını; bıçak ise iradeyi temsil eder. Asıl kurban, nefsin teslimiyetidir.

Alevi yolunda bir lokmayı paylaşmak, bir yoksulu doyurmak, bir mazlumun elinden tutmak da kurbandır. Çünkü Hakk, insanda tecelli eder. 

Alevi inancında en büyük kurban Pir İmam Hüseyin’dir. Kerbela, hakikat ile zulmün insanın içinde ve dünyada süren mücadelesidir. Hakikat yolu ise insanın içindeki Yezid’i susturup Hüseyin’i yaşatabilmesidir. 

Çünkü asıl ibadet; sevmek, paylaşmak ve gönül yapmaktır.
Şahı Merdan Ali’nin dediği gibi: “Günahsız geçen her gün bayramdır.”

Bu bağlamda Kurban Bayramınız mübarek olsun. 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı Azak=
 
Konuyla ilgili Video LİNKİ: https://youtu.be/li04hNVwfS4

İnanç Yol ise, peki Din nedir?
Eğer inanç bir yol ise, din o yolun haritasıdır. İnanç yürütür ve din istikameti gösterir.
 

Yol Nedir?
Yol dediğimiz hakikat yürümektir.
Ancak yol, sadece bir yerden bir yere gitmek değildir; bir hâlden bir hâle geçmektir.
Diğer bir deyimle, ayakla değil, gönülle yürüyüştür. Çünkü yol, fiziksel bir hareketten ziyade bir hâl değişimidir.
 

Tasavvuf felsefesinde buna makamdan makama yürümek denir; nefsin mertebelerini aşarak olgunlaşmak ve kalben huzura ermektir. 

İnanç Ateşi
Tasavvuf öğretisine göre insan, doğduğu hâliyle kalmak için yaratılmamıştır.
O, hamdı Pişecek ve yanarak olacak. İşte inanç, o pişmenin ateşidir. Aynı zamanda kalpte başlayan bir kıpırtıdır; görmeden güvenmek, bilmeden teslim olmaktır.
Dolayısıyla inanç, kulun “Ben varım” demesinden vazgeçip “biz varız“ demeye başlamasıdır.
 

Din Nedir?
Din, o yolun edebi ve erkânıdır.
Yol vardır; fakat usul yoksa,
Aşk vardır; fakat terbiye yoksa,
Ateş vardır; fakat ocak yoksa,

Kazan vardır, fakat aşk yoksa, vs. İşte o zaman insan yanar, savrulur ve yok olur gider.
Din, işte savrulmamak için verilen bir ölçüdür.
 

Akıl öğretisine göre:
• Şeriat kapıdır; insanı koruyan, ölçüyü veren çerçevedir.

• Tarikat yoldur; o çerçevede yürüyen yolculuktur.

• Hakikat ise varıştır; yolculuğun sonunda kalpte zuhur eden sırdır.
 

Özetle, Şeriat, dinin zahiri ahlak anayasasının hükümleridir; insanı koruyan çerçevedir.
İnsanın, bu hükümler doğrultusunda kendini arayıp bulması ve insanı koruyan bir çerçeveye sahip olması içindir. Çünkü bu çerçeve olmadan kalp yolculuğu istikametsiz kalır.
 

Buradaki hakiki gaye, sadece kapıda durmak değil; kapıdan geçerek sırra ermektir. Yani sadece şekil ile yetinmek başka, şeklin içindeki sırrı aramak ve o sırra varmak başkadır.

Yol ve İnanç
Aklın öğretisine göre: Din dışı, yani zahiri düzen ve inanç ise iç, yani batın aleminin ateşidir. İkisi birleştiğinde insan, kemâlet mertebesine doğru yürür.

Dolayısıyla yol, insandan Hakk’a doğrudur.
Din, o yolun adımlarını düzenler; inanç ise, o adımlara ruh verir ve sonunda kişi şunu anlar:
Yol da O’dur, yürüyen de O’nunla yürür ve varılan da O’dur.
 

Özetle: İnanç, kişinin içten benimsediği ve hayatına yön veren ruhsal ve ahlaki güven duygusudur. Din ise bu inancı topluluk halinde ifade eden, ibadet, ritüel ve öğretilerle düzenlenmiş bir sistemdir. Yani, inanç bireysel bir yol iken, din bu yolun toplumsal ve kurumsal ifadesidir. 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı Azak=

Hamlık, Olgunluğun tadını bozar
Önce kavramların anlamlarına bakalım:
• Hamlık, yalnızca bir eksiklik hâli değildir. Aynı zamanda vaktinden önce hüküm verme cesareti, süreci hiçe sayan bir aceleciliktir. Deneyimsizlik, sabırsızlık ve acemilik bu hâlin dışa vurumudur.
 

• Olgunluk ise zamanla kazanılan bir derinliktir. Bekleyerek, sınanarak, yanılarak ve anlayarak oluşur. Değerini de tam olarak bu süreçten alır. 

• Tadını bozmak, sadece bir zararı değil; asıl lezzetin, yani hakikatin henüz ortaya çıkmadan yok olmasını ifade eder. 

Bu cümlenin mecazi anlamı ise olgunlaşmamış bir yaklaşım, olgun ve değerli olanın özüne temas edemez. Ona dokunduğunu zanneder, fakat gerçekte hakikatin açığa çıkmasına engel olur.   

“Hamlık, olgunluğun tadını bozar” sözü, kısa bir ifade olmasına rağmen derin bir hayat yasasını dile getirir. Çünkü hayatta hiçbir varlık, değer veya süreç gelişigüzel tamamlanmaz. Her varoluşun bir vakti, her değer ve her nitelik ise, kendine mahsus bir olgunlaşma sürecine sahiptir. Vakti gelmeden yapılan her müdahale, iyileştirmek yerine değerini eksiltir. 

Hamlık, yaşla ölçülmez. İnsan yıllar içinde büyüyebilir, fakat hâlâ ham kalabilir.
• Hamlık, dinlemeden konuşmak, anlamadan yargılamak, henüz taşımaya hazır olmadığı sorumluluklara talip olmaktır.

• Olgunluk ise susabilmektir, bekleyebilmektir. Her şeyin hemen kendine ait olması gerekmediğini bilmektir.
 

Bir ilişkiyi veya bir projeyi ya da bir meyveyi düşünelim:
• İlişkide sabırsızlık, sevgiyi tüketir.

• Projede acelecilik, emeği boşa çıkarır.

• Meyveyi erken koparmak ise, lezzetini yarım bırakır.
 

Çünkü olgunluk; zamanla, emekle ve sükûnetle tamamlanır. Görünüş aldatabilir, fakat tat ve değer, yalnızca olgunlukla ortaya çıkar. 

Demek oluyor ki, olgunlaşmak isteyen her varlık veya değer, önce anlaşılmak ister; ardından sabır ve zaman talep eder. Ham bir bakış açısı ise, olgun olanı taşıyamaz; onun kıymetini bilmediği için farkında olmadan onu incitebilir. 

Dolayısıyla insan, acele etmek yerine olgunlaşmayı seçmelidir.
Sahip olmadan önce anlamayı, konuşmadan önce dinlemeyi öğrenmelidir.
Çünkü insan, ancak olgunlaştığı ölçüde hayatın derinliğini ve anlamını algılayabilir.
 

Özü itibarıyla, hazır olmayan olgun olanın değerini bilemez; dolayısıyla hamlık, her zaman olgunluğun tadını bozar. 

Sonuç olarak, hayat yolunda asıl hedef, yaşamın özüne ve anlamına varabilmektir. Sahip olduklarımız değil, olgunlaşma yolunda attığımız adımlar bizi gerçek olgunluğa ulaştırır.
Bu yol, sabırla okumak, araştırmak ve sorgulamaktan geçer. Akıl ve vicdan süzgecinden geçen her bilgi, hayatla bütünleşir; yaşanır, yaşatılır ve gerçek anlamını kazanır.
 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı Azak=

Alevilikte Inanç-Seyyid Hakkı, sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. * YouTube, Hakk Dergahı TV-Seyyid Hakkı kanalımız: https://www.youtube.com/user/YediDeryaSohbeti62; Facebook, Seyyid Hakkı Azak özel sayfamız; https://www.facebook.com/profile.php?id=61570018628168; * Facebook, Hakk Dergahı muhabbet grubumuz: https://www.facebook.com/groups/244039227002241; * Fcebook, Hakk Dergahı Ilim Irşad sayfamız; https://www.facebook.com/profile.php?id=100057353323519; * WEB sayfamız, Alevilikte Inanç-Seyyid Hakkı; https://www.alevilikte-inanc.de/ Aşk ile Canlar...