Alevilikte Inanç - Seyyid Hakkı—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Seyyid Seyfeddin Ocağı

ANASAYFA



Alevi inanç yolunda, hizmet sayfalarımız...
YouTube, ilim kanalımız:
https://www.youtube.com/user/YediDeryaSohbeti62 
Facebook, Alevi Hizmet Dergah
ı grubumuz:
https://www.facebook.com/groups/244039227002241/  
Fcebook, Ehlibeyt İlim Mektebi sayfamız; 
https://www.facebook.com/Ehlibeyt-%C4%B0lim-Mektebi-194839911064876  
WEB sayfamız, Alevilikte Inanç;
https://www.alevilikte-inanc.de/ 
Facebook özel sayfamız;
https://www.facebook.com/seyyidhakkiii
*****************************************************
YouTube, Alevilikte Inanç -
Seyyid Hakkı kanalımız…

https://www.youtube.com/user/YediDeryaSohbeti62

******************************************
Çerağ Duaz-ı - Seyyid Hakkı
Duaz-ı dinlemek için Linkin üstüne tıklayınız:
https://www.youtube.com/watch?v=i9oigfx_VQE
*********************************************






Bismişah, Allah  Allah!
Allah Muhammed Ali,
Pirimiz üstadımız Hünkar Hace Bektaş-ı Veli,
Bekleye, saklaya, göre, gözete, neyleyim, nideyim dedirtmeye.
Hastalara şifa, dertlilere deva, şefaat senden ya Resulullah. 
Deryada, denizde, topta tüfekte, girdapta, ya Ali carımıza diyenin carına,
Imdadımıza diyenin imdadına yetişesin,
Darda buğda koymayasın. 

Cemi cümle ümmeti Muhammed ile,
Eşimizin, dostumuzun, mühübümüzün

Ağız tadlarını bozmaya, elem keder vermeyerek,
Her daim için iyi günlere çıkmamızı nasip eyle ya Rabbim. 

Pir Imam Hüseyin aşkına; Cem geceniz mübarek, ibadet ile dua eden, çerağ uyandıran cümle canların dilde dilekleri ve gönülde muradları kabul ola. 

Dualarımız, hasta olan canlarımızın derdine, derman ile şifa ola.
Zorda, darda olanlara, sağlıklı ve huzurlu günler nasip ola.
Hakk’a göçmüş canların, ruhunu şad ve mağrifeti bağışlanmıș ola. 

Temenimiz, insanlık alemininin kötü günlerden kurtulup sağlıklı ve huzurlu günlere ulaşmasıdır.
Allah Allah, dil bizden kabulü Canab-ı Hakk’tan ola... 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=

Dilini, asimile etme. Çünkü asimilasyon, dilde başlar…
Yol, Hakk ile hakikat yoludur, Hakk ile hakikat yolu, Muhammed Ali yoludur.
Muhammed Ali yolu, ikrar üzerine kurlmuştur. Ikrar verilmeden, yola talip olunmaz.
Yolun, inanç önderleri; Evlad-ı Resul olan Mürşid, Pir, Rehber ve seyyidlerdir.

Muhammed Ali yolunun bir dili vardır, o dil konuşulmadığı zaman özden uzaklaşma başlar. O zaman dilini, asimile etme. Çünkü asimnilasyon, dilde başlar. 

Asimilasyon sözcüklerinden bazıları...
* Kılıç değil; Zülfikar,
* Saz değil, Bağlamadır,
* Hoca değil, Mürşid-Pirdir,
* Cami değil, Cemevidir,
* Biat değil; Ikrardır,
* Namaz değil; Niyaz-duadır,
* Amin değil; Allah Allah’tır,
* Afiyyet olsun değil; Helalihoş olsundur,
* Beş vakit değil; Her an-her yerde-her zaman niyaz ile duaya varmaktır,
* Haremlik selamlık değil; Hayatın her alanında, kadın-erkek el ele verip cana can olmaktır,
* Hocanın, müftinin arkasına değil; Didar didara-cemal cemale olmaktır,
* Ramazan orucu değil; On Iki Imam-Boztalı Hızır-48 Perşembe-Masum-u Pak ve Fatma Ana orucudur,
* Öldü değil; Hakk’a yürüdü denilir,
* Cenaze namazı değil; Hakk’a yürüme erkanıdır,
* Hayırlı Cumalar değil; Cem geceniz mübarek-kutlu olsun denir,
* Allah adına cihat değil; Allah adına barış yapmaktır,
* Mücahit değil; Barışcı olmaktır,
Vs. vs. vs.
 

Asimilasyon, virus gibidir. Insanın özünü değiştirir, bir halden başka bir hale sokar. Özün değişmemesi için, yolun ikrarına sadık kalmak yani verilen ikrarda durmak gerekir. 

Yanlış yola gitmek kolaydır ancak yanlış yoldan doğru yola geri dönmek, zordur. Yanlış yol, nefs yoludur. Doğru yol ise dayanışma, sahiplenme ve sorumluluk yoludur.  

Dolayısıyla hatır için, komşuluk için, arkadaş için doğrudan vaz geçmek, insanlığa yapılabilecek en büyük kötülüktür. Insanlık adına, doğruları anlatmak ve yansıtmak, her bir insanoğlunun sorumluluğudur… 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=

Balın bal olduğunu anlamak için, balın tadına bakmak gerek...
Birgün Hz.Muhammed Mustaf‘a, Şahı Merdan Ali ve Ömer, Osman, Ebubekir oturmuş sohbet ederlerken vatandaşın biri yanlarına gelir ve kendilerine tas içinde Bal ikram eder.
Ömer bakar, bu bal demiş.
Osman da bal demiş ve
Ebu Bekir de bu baldır demiş.

Şahı Merdan Ali ise, Hz.Muhammed Mustafa‘nın yüzüne bakıp parmağını tasa banarak balın tadına baktıktan sonra evet bu baldır demiş.
Alıntıdır. 

Olayın gerçeği Ömer, Osman, Ebubekir tasın içine bakarak bal demişler fakat Şahı Merdan Ali ise, tadına bakarak ve emin olduktan sonra bal demiştir. 

Demek ki olması gereken ezberci olarak bakarsak sadece onun ne olduğunu tahmin edebiliriz, Oysaki tadına bakarsak ne olduğundan emin oluruz. Dolayısıyla ne olduğunu anlıyabilirsek tadına varabiliriz. 

Elbetteki bu durum hayatın her alanında geçerlidir. Hayatın manasına varmayınca, hayatı bilinçli yaşamak mümkün değildir. 

Görmeden, bakmadan, yemeden veya içmeden verilen karar, tahmin kararıdır. Fakat gördükten sonra, baktıktan sonra, yedikten sonra veya içtikten sonra verilen karar aklın ve mantığın kararıdır dolayısıyla doğru olan karardır.  

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=

Çocuklarımızı Dünya malıyla değil, sevgi ve şefkatle tatmin edelim...
Sevgili Yunus Emre; Mal, mülk ve para hırsına kapılarak insanlıktan, insani değerlerden uzaklaşanlar için; „Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi? Mal da yalan mülk de yalan, var biraz da sen oyalan“ uyarısında bulunarak asıl önemli olan; Dünyevi maddiyatın bir yere kadar önemli olduğunu vurgulamıştır. 

Sevgi kelimesini, unutmadık fakat manasını unuttuk…
Sevgi tanımını, tarifini yapmak imkansız değildir fakat zordur. Çünkü insanlar, sevgiyi algıladığı gibi tarif eder ve doğrusunun da o olduğunu kabul eder. Oysaki gerçek cevabın, sevgi olgusunun kendi içerisindedir ve önemli olanda, bu gerçeğin farkına varmaktır. 

Kainat, sevgi üzerine kurulduğuna göre; Her canlı nesnede, sevgi mevcuttur. Insanı insana kavuşturan ilahi kudret, sevgidir. 

O zaman sevgi, nedir?
Insanları birbirine yaklaştıran, kaynaştıran, hayata bağlayan ve yaşama hayat veren sevgidir. Sevgi; Dostluktur, sohbettir, ışıktır, umuttur, huzurdur, barıştır, rahmettir, ilimdir, irfandır, edep erkandır, yerini(haddini) bilmektir ve eline diline beline sahip olmaktır. 

Sevgi, canlı varlıklara bağışlanmış ilahi bir duygu olgusudur. Muhabbetin, dostluğun, yakınlaşmanın, cana can olmanın yeğane sırr-ı sevgidir. 

Dolayısıyla ailesine, toplumuna ve insanlık alemine faydalı olan insanlar; Sevgiyle, şefakatle büyüyen çocuklardır. 

Insan ve sevgi, kavramı üzerine kurulan Alevi inanç ve yaşam biçiminde, sevginin üç aşaması vardır;
1. Hayatın manasına varmak,
2. Aklen olgunlaşmak ve
3. Hakk ile hakikatin sırrına ermektir. 

Bu aşamalara insan denilen varlığı ulaştıran yegane olgu sevgidir ve O yüce değerin başarılarıdır. Manası da toplumları yücelten yeğane olgu sevgi, saygı ve manevi değerlerdir. 

Dolaysısıyla önemli olan çocuklarımızı dünya malı ile değil, sevgi ile şefkatle tatmin edelim ve bu insani değerlerle büyümelerini sağlıyalım. 

Peki şefkatin, manası neydi?
Şefkatli olmak için; Sevgiyle yaklaşmak, yardımcı olmak, yardım sever olmak, korumak için sahiplenmek bilincine varmak, acıma duygularına ve hislerine sahip olmaktır. 

Yeri gelmişken söylemekte fayda vardır…
Insanların ve hatta tüm canlı varlıkların, ihtiyaç duyduğu iki temel duygu vardır. Canlı varlıklar açısından önemli olan bu iki temel duygular, biri sevgi ve diğeri ise, şefkattir. 

Ne yazık ki günümüz çağında, sevgi ve şefkat duyguları unutulmuş veya rafa kaldırlmış yerine nefs ile doyumsuzluk hırsı konulmuştur.   

O zaman çocuklarımızı mal mülk, para pul yerine sevgi ve şefkatle tatmin edelim… 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=

Aklın gıdası, ilimdir ve ilmin gıdası ise, okumaktır...
Dolayısıyla insan, saç ve sakal ağartmakla değil akıl ile olgunlaşır. 

Insan olmak için, insan sıfatını taşımak yetmez; Aklı ilimle, hal ve davranışları edep erkan ile olgunlaştırıp insan değerlerine, duruşuna sahip olmakla mümkündür. Dolayısıyla Dört Kapı Kırk Makam, evrelerinden geçmek gerek; Sevgiyle, ilimle, irfanla donanmak gerek ve 72 milleti, bir nazarda görmekle mümkündür. Işte insan olmanın ve insanlık vasfına ulaşmanın yolu, bu manevi değerlere sahip olmaktan geçer. 

Insanları hor görmek, aşağlamak, incitmek gibi kötülükleri yaparak ve sonra da elhamdülüllah ben müslüman demek, bir insalık suçudur. 

Eğer adem isen özünü yokla,
Ilim nur insanda Cenab-ı Hakk’la,
Birini araştır birden içeri.
Mevlam bir can vermiş sana emanet,
Sakın emanete etme ihanet,
Ancak senden sana yetişir medet Ali.
Canına sahip ol senden içeri,
Imam her kesimin teline dokun
Sen seni bilirsen Hakk sana yakın,
Vicdan kapısını kapatma sakın Ali.
Merhametsiz bilir ondan içeri
Serdar Polat   

Ne mutlu dini, rengi, ırkı, zikri ne olursa olsun sevgi, saygı, hoşgörü düşüncesini yaşayan ve yaşatan yüreklere. 

Yol önderlerimizce ilmin değeri…
Hz.Muhammed Mustafa; “Ben ilmin şehriyim Ali o şehrin kapısıdır. Ilim dileyen kapıya gelsin” demiştir. 

Velilik yani bilgi makamının sahibi, Şahı Merdan Ali şöyle buyurmuştur… 
* Bana bir harf öğretenin, kırk yıl kölesi olurum.
* Ilim, maldan hayırlıdır.
* Ilim seni korur, malı sen korursun.
* Mal vermekle azalır, ilim öğretmekle artar.
* Ilim hakimdir, mal ise mahküm.
* Ilim sahibi cömert olur, mal sahibi cimri olur.
* Ilim, ruhun hakimidir. * Ilim, sahibi cömert olur, mal sahibi cimri olur.
* Ilim ruhun gıdasıdır, mal ise cesedin gıdasıdır. Mal uzun zaman sürecinde tükenir, ilim uzun zaman sürecinde tükenmez ve eksilmez.
* Ilim kalbi aydınlatır, mal ise kalbi katılaştırır.
* Ilim peygamberlerin mirasıdır, mal ise eşkıyaların mirasıdır. 

Ve Pir Hünkar Hace Bektaş-ı Veli de; “Ilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” demiştir.  

Hz.Muhammed Mustafa ve Şahı Merdan Ali sürekli ilmi ön plana çıkarmışlardır ve büyük bir değer vermişlerdir. Çünkü Hz.Muhammed Mustafa, aklını olgunlaştırarak Peygamberlik makamına erişmiş ve Şahgı Merdan Ali de, ilim makamına Veli olmuştur. 

O zaman aklın olgunlaşması için okumak, okumak için gayret, gayret için emek sarf etmek gerekir. 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=

Aleviler de elin kalbe konulması,  baş parmağa ve omuza niyaz olma anlamları...
Elini, kalbine koy; Hakk ile hakikat, sevgi ile muhabbet oradadır.

Niyaz selamlaşmadır aynı zamanda dua, yalvarış, yakarış, gibi manalara da gelmektedir. 

Elini, kalbinin üzerine koymak...
Aleviler niyaz yani dua ederken avuçlarını açmazlar, elini gönlünün üstüne koyarak Hakk’a duasını ederek niyaz olurlar.  

Niyaz, bir çok anlama sahip olmasıyla birlikte manevi boşluğumuzu tamamlayan inançsal kavramdır. 
Çünkü gönüle konulan el, Hakk ile hakikate ve Pençe-i Ali Aba’ya yürekten bağlılığı simgeler. Elin parmakları ise, sırasıyla; Hz.Muhamed Mustafa, Şahı Merdan Ali, Fatma Ana, Imam Hasan ve Imam Huseyin’i simgeler. Bu durum, Aleviler açısından inançsal bir ritueldir dolayısıyla Dinle, hiç bir alakası yoktur.
 

Elin baş parmağına, niyaz olmak...
Elin baş parmağına niyaz olmak, selamlaşmayı sembolize eder.

Inançsal manası; Hakk’ın selamı üzerine olsun, Hakk aşkı ile veya muhabbetiyle veya sevgisiyle seni selamlıyorum gibi anlamlara gelmektedir. Diğer bir manası ise, Hakk aşkına; Kalben, isteyerek, arzu ederek seni selamlıyorum manasını taşımaktadır.   

Alevilerde, omuza niyaz olmak...
Cem erkanında, helalilk ve rızalık alınınca toplum bir birinin omuzuna niyaz olurlar. Buradaki niyaz, cem erkanında ki Hakk meydanında senliğin, benliğin ve cinsiyetin yok olmasınısimgeler. Geride sadece insan kalıı ve insan sıfatının da cinsiyeti yoktur. 

Dört Kapı Kırk Makam ilminde Niyaz insana yapıldığı için, kıble insandır. Demek ki niyaz, aynı zaman kendini bilen insanların kıblesidir. Dolayısıyla Alevi inancı Tasavvuf, batın inancı olduğundan dolayı kıblesi, Canlı insan yani Kamil-i Insan olmuştur.  

Zahiri alemde Şeriatın kıblesi, Suudi Arabistan’daki kabedir. Tarikatın kıblesi ise, Mürşid’in-Pir’in cemalidir.  

Kamil-i Insan, nefsini yenmiş ilahi ahlak ve adaletin sahibi, Suret-i Hakk’tır. Alevi deyimiyle, ölmeden evvel ölmek; Sırr-ı Hakkikat Kapısı’nda, tekrardan kendi özüne ulaşmak ve O’nunla, beraber olmaktır. 

Tüm bunlardan yola çıkarak Aleviler de el öpmek yoktur, niyaz vardır…
El öpme çeşitli toplumların örf ve adetlerinde saygı, nezaket belirtisi olarak yerini almıştır. Aynı zaman da, geleneksel davranış halini gelmiştir. 

Elin dışını öpmek…
Düşkün yani suçlu bir kişi cem erkanına katıldığı zaman, Pirin huzuruna varıp kendisine niyaz olur. Pir, elin dışını kendisine çevirir. Bunun manası, dıştalamak yani kişinin suçlu olduğunu dolayısıyla Cem erkanına katılamıyacağının ifade etmektedir.  

Elin içini öpmek….
Hak ile hukuk, rızalık lokması, nasip alma, nasip verme, nimep alıp veme, vs. elin içiyle yerine getirilmektedir. Alevi deyimiyle, elin dışı zahiridir ve elin içi ise, batınidir...

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Kul Tanrı’ya kırk makamda erer, ulaşır ve O’na dost olur...
Pir Hünkar’ın sözünün manası; Zahiri dünyada kendini bulmak, ikrar vermek, nefsini bilmek, Hakk’ı özünde bulmak ve Kamil-i Insan olmaktır yani Hakk’ın ilim mertebesine erişmektir. 

Dolayısıyla Kamil-i Insan, Dört Kapı’ya bağlı Kırk Makam’dan geçerek Hakk’a ulaşır ve O’na dost olur

Burada ki amaç Çerağ gibi durması, fitil gibi yanması, yağ gibi erimesi ve mum gibi ışık saçması gerekir. 

Aydınlanma ve Kamil Insan olma yolu, „Dört Kapı Kırk Makam“ mana yorumları;
Şeriat Kapısı’nda; Benimki benim, seninki senindir.
Kendini bulan, ne aradığının bilincine varan bir kişi, şeriatı yavaş yavaş aşarken kendisini tarikat makamına doğru ilerlemiş olarak bulur.  

Buyruğa göre şeriat kapısı: Gemidir, bilmektir, kulluk etmektir, ilimdir, tendir, kapıdır, mumdur.  

Tarikat Kapısı’nda; Seninki senin, benimki de senindir.
Içe kapanma kapısıdırda. Kişi bu mertebede pirinin yardımıyla hayatın ve eşyanın zahiri yüzünü bırakarak batini yüzüne yönelmesidir. Bu yüzdendir ki, mürşid ve pir de yolun esaslarına uymalıdırlar.  

Buyruğa göre tarikat kapısı; Denizdir, kendi özünü bilmektir, öğrenmektir, eşiktir, fitildir, ete kemiğe bürünmektir..  

Marifet Kapısı’nda; Ne benimki benimdir, nede seninki senindir.
Hakk’ı kendi özünde bulmaktır. Bu mertebeye gelmiş kişi neye yönelirse o alanda başarı elde eder. Eğer zahiri ilimlere verirse kendini öğrenme aşkıyla bir alim olabir, batını ilimlere verip, erdemlik yolunda ilerlerse bir mürşidi kamil olup insanları irşat edebilir.  

Buyruğa göre Marifet kapısı: Dalgıçtır, sözün anlamını bilmektir, kendini eğitmektir, dindir, kandır, sövedir, yağdır…. 

Hakikat Kapısı’nda; Ne sen varsın, ne ben. Bir tek Allah vardır ve bütün mevcut varlıklar O’nundur… 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


 

Alevilikte Inanç - Seyyid Hakkı sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfamız: Seyyid Hakkı SH => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı => Facebook grubumuz: Seyyid Seyfeddin Ocağı - Dergah Aşk ile Canlar...