Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

ANASAYFA




2019, On Iki Imam matem ayı takvimi.
On Dört Masum-u Pak Orucu, 3 gündür.
27 Ağustos birinci gün,
28 Ağustos ikinci gün ve
29 Ağustos üçüncü gündür. 

30 Ağustos 2019,
Fatma Ana orucudur. 

31 Ağustos 2019,
On İki Imam Matem Ayı. (Birinci günü. On İki Imam aşkına matem ve oruca başlama günüdür.)  

09 Eylül 2019,
Imam Hüseyin’in şehadeti. (Hicri; 10 Muharrem, 61) 

12 Eylül 2019,
Aşura ve Kurban erkanıdır/günüdür.

10 Ekim 2019,
Imam Hüseyin’in şehadetinin anma günüdür. (M: 10 Ekim 680 – H: 10 Muharrem 61)  

Matem ve oruca, niyet duası.
Bismişah, Allah Allah!
Ey yüce Allah’ım!
Hakk Muhammed Ali aşkına,
Kerbelada susuz kalan;
On Dört Masum Pakların,
Imam Hüseyin ve Kerbela şehitlerinin,
Matemini çekiyorum. Niyetimi kabul etmeni dilerim.
Ehli Beyt’in ruhuna değsin.
Yuh münkire, lanet Yezid’e,
Rahmet Imam Hüseyin ve soyuna olsun.
Allah Allah, Hakk eyvallah..

Niyet duamızı yaptıktan sonra, matem ve oruca niyet etmiş bulunuyoruz. 

Oruç-ağız mühürü, açma saati üzerine.
Niyet, oruç veya ağız mühürü açmak için güneş ufuktan kaybolmadan evvel yani havanın kararması dikkate alınır. Şayet bu mümkün değil ise, yörenin saat düzeni dikkate alınır. 

Güneşin tam batmaması gerekçesi; Imam Hüseyin’nin mübarek başı, güneş batmak üzere iken katil Şimr tarafından vücudundan ayırarak katledilmiş olmasındandır. 

Oruç-Ağız mühürü, açma duası.
Bismişah, Allah Allah!
Ey yüce Allah'ım!
Kerbela matemini, tutmayı nasip ettigin için,
Sana hamd-u senalar olsun.
Peygamberlerine salat ve selam olsun.
Kerbela sehitlerinin ruhları, ilahi nurun ile şad olsun.
Bütün şehitlerin, erenlerin, evliyaların yüzü suyu hürmetine,
Tuttugumuz oruçları, yaptığım ibatetleri, çektiğim matemi,
Dergah-ı izzetinle kabul etmeni dileriz.
Selam olsun sana, ya Hüseyin!
Selam olsun size, ya Kerbela şühedaları!
Bismişah Allah Allah diyelim, Hakk lokması yiyelim,
Şah’ın demine Huu diyelim.

Duamızı yaptıktan sonra, ağız mühürü/Orucumuzu açabiliriz. 

Mateminiz, orucunuz, lokmanız, ibadetiniz ve dualarınızın Canab-ı Hakk’tan kabulünü dilerim. Canab-ı Hakk yardımcınız, Muhammed Ali haldaşınız, Ehl-i Beyt yol göstericiniz, Hızır yoldaşınız ola. 

Imam Hüseyin’e, O’nun soyuna ve dostlarına selam olsun! Mervan’dan yezid’e, Yezid’en günümüz yezidlerine yüz bin kere lanet olsun. Tevella ve Teberranız Kabul olsun.
Allah Allah, Hakk eyvallah…
=Seyyid Hakkı=

Bismişah, Allah Allah!
Bu evreni, yaradan yüce Allah’ım!
Çıkar için yaratılan bölücülüğe, düşmanlığa,
Din adına kan dökmeye, insanlığa sefalet getiren savaşlara,
Rahman ve rahim olan ismin hakkı için barış ortamı içerisinde,
Son ver yüce Allah’ım! 

Bütün dünya insanlarına dostluk ortamı içerisinde,
Kardeşçe yaşamalarını nasip eyle.
Hırslarını merhamete, kinlerini sevgiye,
Düşmanlıklarını barışa çevir yüce Allah’ım!
Bizleri de görünür, görünmez, kazadan, beladan, ateşten, affetten,
Zalimin zülmünden, şeytan’ın şerrinden koru ya Rabbim! 

Evliyaların, embiyaların yüzü suyu hürmetine;
Merde, namerde muhtaç eyleme.
Rahmetini, bereketini bizlerden esirgeme.
Hastalarımıza şifa, dertlerine derman eyle. 

Hakk Muhammed Ali aşkına ibadet, dua eden ve çerağ uyandıran cümle canların dilde dilekleri, gönülde muradları kabul ola.

Dil bizden kabulü Canab-ı Hakk’tan ola. Allah Allah.
=Seyyid Hakkı=


Saygı-hürmet başka, kula kulluk etmek başkadır.
Saygı ve hürmet baş eğmek, susmak, kula kulluk etmek değildir. Saygı ile hürmet; Akıl ve mantık ile özgür olan, özgür düşünen ve özgür fikir yürütenlerden beklenir fakat susan, boyun eğen, emir ile oturup kalkanlardan beklenemez. 

Sus, dinle ve itaat et, diyenlerin kölesi olmayalım.
Yerimize düşünenlerin, hayatımızı belirleyenlerin, dediğimize uy gerisine karışma diyen düzenbazların kölesi olmamak için; Aileden, çevreden ve toplumdan aldığımızla yetinmek, kendimize ve insanlığa yapacağımız en büyük haksızlıktır, tembelliktir. Tabii ki faydaları da vardır ve olacaktır fakat sağlıklı olan dinlediklerimizi, gördüklerimizi, yaşadıklarımızı aklımızla, mantığımızla dartarak, ölçerek doğru olanı yaptığımızda kendimize, ailemize ve çevremize faydalı olabiliriz.  

Dolayısiyle okudukça, araştırdıkça, akıl ve mantığımızla özgür düşündükçe, fikir ürettikçe, insanlığa-doğaya değer verdikçe ve sorumluluğumuzun farkında olduğumuz müdetçe saygılı ve hürmetkar olabiliriz.
 =Seyyid Hakkı=


Kurban erkanınız ve niyetiniz kabul olsun.
Aleviler açısında, kurbanın manevi önemi tarifsizdir. Çünkü Islamiyetin en büyük kurbanı, şehitler Şahı Imam Hüseyin’dir. Hakk Muhammed Ali yolunda, sayısız Hüseyinler şehit ve kurban olmuşlardır. 

Bütün insanların, vatanı olan Dünyamızda; Kardeşliğin doğduğu, sevgilerin birleştiği, savaşların bittiği, sınırların, sınıfların kalktığı, eşitliğin, adaletin olduğu, insanların ırkına, rengine, inancına göre değil, insan olduğu için sevilip sayıldığı ve sadece insanların değil, cümle varlığın hakkının gözetildiğine vesile olmasını diliyoruz.  

Dolayısiyle Imam Hüseyin aşkına barışı, hoşgörüyü, sevgiyi, kardeşlik ve dostluğumuzu en sıcak şekilde hissedeceğimiz umuduyla Kurban Erkanımız; Barışa, huzura, dostluk ve kardeşliğe vesile olsun. Insanların hırsları merhamete, kinleri sevgiye, düşmanlıkları barışa dönüşmesini diliyoruz. 

Kurban Erkanımızı kutlayan, iyi dileklerini bizimle paylaşan siz değerli Canlara canı gönülden teşekür ediyoruz. Iyi ki varsınız. Varlığınız, sağlığınız daim olsun.
=Seyyid Hakkı=


İki cihanda yolun, yolumuzdur ya Şahı Merdan Ali.
* İki cihan ilmine nail olan sensin, ya Haydar-ı Kerrar.
* Ruhları ilminle, gönülleri sevginle ve kalpleri muhabbetinle aydınlatan sensin, ya Şiri Yezdan.
* Hem evvel hem ahirsin, gönlümüzün Şahı Veliullahı sensin, ya Şahı Merdan Ali. Medet mürvet senden ola. 

Şahı Merdan Ali’nin, gönlümüzde yaşamasını ve verilen ikararımızın daim olmasını istiyorsak; O’nun ilmini, irfanını, duruşunu, itibarını, güvenini, sevgisini, hoşgörüsünü, dünya görüşünü, vs. hayatımıza işleyelim ve paylaşarak da, insanlara ulaşmasını sağlayalım. 

Ya Şahı Merdan Ali!
İki cihanda ilmini, irfanını bize nasip eyle. Bizi senin muhabbetine, Ehlibeyt’in lütfuna ve inayetine nail olanlardan eyle.
=Seyyid Hakkı=


Kurban erkanı...
11 Ağustos 2019 günü, Kurban erkanıdır.

Kurban kelimesinin anlamı Allah’a yakınlaşmak, rızasını, hoşnutluğunu kazanmak demektir. Yani, Allah’a manevi açıdan yakınlaşmaktır. Aslında sadece kurban keserek Allah’a manevi açıdan yaklaşılmıyor.  

Bir fakiri sevindirmek, bir yoksulun karnını doyurmak, insanlara sevgiyle yaklaşmak, okumak isteyipte imkansızlıktan okumayan öğrencileri okutmak, kısacası yoksulu ve fakiri sevindirmek, Allah’ın rızasını kazanmak demektir. Yani, kurban kesmeden de bunlar yapıldığında kurban yerine geçer. 

Kurban geleneği, Hz.İbarahim’in oğlu Ismail peygamberi kurban etmesiyle başlamıştır. Hz.İbrahim, çocuğu olmadığından dolayı Allah’a yakınırken, “yüce Allah’ım; Benim günahım neydi de bu kadar malım mülküm varken, soyumu sürdürecek bir evlad dahi vermedin bana?” diye yakınır. Canab-ı Hakk, Hz.İbrahim’in bu duasını kabul eder ve Hz.İbrahime şöyle selenir; “ya İbrahim! Sana bir evlat vereceğim, sende dünyada ençok sevdiğini bana kurban edeceksin” demesiyle beraber kurban geleneğinin de, ilk temeli atılmış oldu.  

Ismail peygamber dünyaya geldiğinde Hz.İbrahim şunu iyi anladı ki, dünyada ençok sevdiği oğlu Ismail’dir ve Allah’a vermiş olduğu sözünü de yerine getirmesi gerekiyordu.  

Ismail peygamber, 12 yaşına gelinceye kadar Hz.İbrahim sürülerle koyun ve develer kurban kesmesine rağmen kabul görülmemiştir. Çünkü Dünyada en çok sevdiğini Allah’a kurban etmesi gerekiyordu.. Her gece rüyalarına Allah’a vermiş olduğu söz geliyor ve Hakk dostu olan Hz.İbrahim, nefsini yani benliğini yok etmeden Canab-ı Hakk’a varılamıyacağını anladı. Böylece dünyada en sevdiği oğlu İsmail’i kurban etmekle elde ettiği bu gerçek manevi kavuşma uğruna Canab-ı Hakk tarafından gönderilen maddi bir kurban yani koç’u adadı ki, günümüze dek kurban kesme geleneğinin kökü buraya dayanmaktadır.  

Görülüyor ki asıl kurban, nefsini tığlamaktır.
Hz.İbrahim nefsini yenmesi, Ismail peygamberi bıçak altından kurtarıldığına dair bir kutlamadır. Insanoğlunun kurban edilmeyişi insanlar arasında şükran, sevinç ve dileklerinin kabul edilmesi manasında o günden bu güne kadar bayram havasında kutlanarak gelmiştir.  

Bilindiği gibi Kurban denilince, aklımıza hayvan kesmek gelir. Allah’ın rızasına ulaşmak ve hoşnutluğunu kazanmak, sadece kurban kesmeklen mi mümkündür?   

Bakalım Kur’an, bu konu hakkında ne diyor?
Hacc Suresi, 37. Ayeti’nde(Abdullah Parlayan Meali); “Fakat unutmayın ki, onların ne etleri Allah’a ulaşır, ne de kanları. Fakan O’na ulaşan, yanlızca sizin iyi niyet ve samimiyetinizdir. Işte bu amaçla onları sizin yararınıza sunuyoruz ki, O’nun sizi doğru yola iletmesine karşılık, O’nun şanını yüceltip tekbir getiresiniz diye. Öyleyse güzel davrananları müjdele” diyor.  

Ve yine Kevser Suresi, 2. Ayet’te(Muhammed Esed meali) ise; “O halde, yanlız Rabbine ibadet et ve yanlız O’nun adına, kurban kes.” demektedir.  

Görüldüğü gibi kurban; Allah’a teslimiyetin, şükür etmenin, rızasını, hoşnutluğunu kazanmanın bir sembolü ve yakınlaşmaya, bir vesile olarak algılamasıdır. Yani iyi niyetle sunulan tüm maddi destek ve manevi yardımlar insanları memnun ettiği kadar Allah’ı da memnun etmiş olur. Demek ki Kul kuldan razı olursa, Allah ta kuldan razı olur.  

Görüldüğü gibi asıl kurban, nefsini tığlamaktır.
Hz.İbrahim nefsini yenmesi, Ismail peygamberi bıçak altından kurtarıldığına dair bir kutlamadır. Insanoğlunun kurban edilmeyişi insanlar arasında şükran, sevinç ve dileklerinin kabul edilmesi manasında o günden bu güne kadar bayram havasında kutlanarak gelmiştir.  

Bakalım Genç Abdal Kurban konusunda, ne diyor?
Ayn-i cem de herkes muradın buldu
Donandı meçlisler nur ile doldu
Hep erenler evliyalar cem oldu
Bu dem bayramımız seyranımız var.  

Alevilerde kurban dendiği zaman, asıl kurban nefsini tığlamaktır. Çünkü Aleviler, dualarında “canım kurban tenim tercüman” diyerek ikrar verip ikrarında durmaktır. İlim ve irfanla olgunlaşıp erenler yolunda; El ele el hakka, Insan-i Kamil mertebesine erişip o meydana, gelmektir.  

Allah Allah deyip gel bu meydana
Can baş feda edip götür kurbana
Boyun eğip yüz sür Şahı Merdan’a
Erenler bu meydan er meydanıdır.  

Nesimi Kurban konusunda, şöyle der;
Canım erenlere kurban
Serim meydanda meydanda
İkrarım ezelden verdi
Canım meydanda meydanda  

Gerçek olan olur gani
Gani olan olur veli
Nesimi’yim yüzün beni
Derim meydanda meydanda  

Alevilerde, kurban-adak yapmanın kuralları vardır. Her can istediği an ve zamanda kurban adıyamaz. Özelikle kurban kesecek canlar, ev içerisinde dargın küskün olmayacak, kurban-adak yaparken aile bir araya toplanıp herkes rızalık vermesi gerekmektedir. Çünkü Aleviler de rızasız lokma yenmez. Nasıl ki cemlerde rızalık verilmeden cem ayinleri/ibadetleri yapılmıyorsa, dedeler rızalık almadan Cem-i yapamıyorsa, kurbanda da aynı rızalık alınması gerekmektedir.  

Alevilerde, özellikle adak kurbanları herhangi bir canın bir dilek dilediğinde, bir kazadan kurtulduğunda, dilediği bütün dileklerinin kabul olmasından sonra kurban keserler. Bu kurbanıda kapı komşuya ve özelikle fakirlere dağıtırlar ki, et almaya gücü yetmeyenler ete kavuşmuş olurlar. Ikrar, kurbanları vardır. Bu kurbanlar da yapılacak bir cem esnasında gelen bütün canlara, cemde lokma olarak sunulur.

Kurban bayramında, Ismail peygamber aşkına adamış oldukları kurbanını kesmeden önce, ailesiyle birlikte bir dergahta kurban ibadeti yaparlar. Cem şeklinde cemal camale dedenin karşısında, kurban düvazları söylenir ve secde yapılır.  

Dergahların olmadığı yerde dedesini eve çağırır ve dede kurbanın duasını verir ve kurban tığlanır. Alevilerde bayram dendiği zaman; Dargınların barışması, hasta ziyaretleri, kabir ziyaretleri, büyklerimizi ziyaret etmek, bir fakiri doyurmak, yoksulları ziyaret etmek ve onlarla paylaşımda bulunmaktır. Ziyaretlere varıp dilek dilemek ve en önemlisi cem olup Pir karşısında duaya durmaktır.  

Aslı Şah-ı Merdan, Güruh-i Naci
Gerçeğe bağlıdır bu yolun ucu
Sende bir kurban talibin borcu
Piri tarikata indi bu kurban.  

Öz itibariyle: Kurban kesmekteki amaç; Yoksulun karnını doyurmak, fakiri sevindirmek ve inancımızdaki manevi değerleri yaşatmaktır. En önemlisi de içindeki kini, kibiri atarak, Pir’in karşısında özünü dara çekmektir. Pir’i pak olmaktır.
=Seyyid Hakkı=

Bismişah, Allah Allah...
Allah Muhammed ya Ali! Medet mürvet... 

Hakk Muhammed Ali yolunda zor olan, ikrarında durmaktır.
Muhammed Ali’yi zikretmek, Hakk ve hakikatin yolunda yürümektir.
Imam Hüseyin’i zikretmek, zalim ve haksızlığa boyun eğmemektir.
Ehli Beyt demek, Tevella ve Teberra ilkesine bağlı kalmaktır.  

Hakk ve hakikat yolunda yürüyene,
Zalim ve haksızlığa boyun eğmeyene,
Tevella ve Teberra ilkesine bağlı kalan yüreklere selam olsun.
=Seyyid Hakkı=


Anadilde ibadet...
Herkesin yaratıcısı’na (Allah’a) anadilinde yakarma, ibadet etme, hakkına sahip değil demek, ellerinde bu hakkı almak, diğer tarafta insan haklarından bahis etmek ne kadar inandırıcı olabilir. En güzel ibadet anadilde, anladığı dilde yapılan ibadettir. Bu hakkı Hz.Muhammed kendi eliyle insanlara vermiş ve anladığı ve bildiği dilde ibadet etme yolunu açmıştır. İnsan kadar gerçek, insan yaradılışı kadar doğal, ana sütü kadar ak ve berrak bir haktır bu. 

Ülkemiz Türkiye’de ise, bilinçli bir şekilde insanların anadilde ibadet etme yerine, anlamadığı bilmediği Arapça veya başka bir dilde ibadet etme dayatılmış ve zorunda bırakılmıştır. İslam dini’nin temel kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’in ve içindeki okunan dua ve ayetleri anladığı ve bildiği dildeki tercümeleri okuyarak yakarmayı ve ibadetini yapabilir mi? 

Dahası: Kur’an’dan bazı ayetler veya sureler okuma yerine kendi anadilinde içinden gelen dualarla ibadetlerini, ibadet ayinini yerine getirebilir mi? Türkiye’mizde, dini konusunda en ciddi sorulardan biridir. 

Bu soruya verilen cevapların “evet” diyenler ile “hayır” diyenlerin de ne yazık ki çoğunlukla idolojik ve siyasal olmuştur. 

Tamamen dinsel ve bilimsel cevaplar gerektiren bu soru, bir tür menfaat kavgasına dönüştürülerek desteksiz ve kaynaksız iddia ve ithamların ağırlık kazandığı bir çekişme zeminine vücut verir hale getirildi. 

Oysaki Diyanet Teşkilatı bu soruların veya sorunun cevabını, tartışmasız temel kaynaklara gidilerek son derece açık ve net bir biçimde verilebilirdi. Ama verilmedi veya verilemedi. Duyguları saf, niyeti temiz, fakat bilgi yok denecek kadar az olan insanlarımız, bir çok konuda olduğu gibi, bu konuda da kargaşa ve belirsizlik ortamına itildi. Bu kargaşa içinde kimileri “uydurma dincilik”e, kimileri de din karşıtlığına sömürü malzemesi buldu. 

Elbetteki anadilde ibadet olurmu sorusunun cevabı “evet” olacaktır. Çünkü en güzel dua, ibadet anladığın, bildiğin dilde yapılan dua ve ibadetlerdir. Hz.Muhammed’in Arapça iyi ve güzel okuyamadığını arz eden Selman Farisi’ye (anadili Farsça idi) ibadetini, duanı anadilinde yapabileceğini söylemiştir ve böyle anadilde ibadet yolunu açmıştır. 

Anadilde ibadet günümüzde büyük sorun iken, Diyenet Teşkilatı “Bu nereden çıktı? Kimin böyle bir şikayeti var? Müslümanların anadilde ibadet gibi bir problemleri yoktur. Bunu ortaya getirenler ya bid’at (Dine sonradan hüküm sokmak) çıdırlar yahut da ırkçılık duygularını tatmin için Arapça’ya karşı çıkıyorlar.” 

Diyanet Teşkilatı bu yorumunda “müslümanlar” derken kendi yandaşlarını, peşinde gidenleri kastetmektedirler. Diyanet, anadilde ibadet konusu her açıldığında, “Bu konuda bize sadece bir-iki başvuru var, o kadar” deyip Arapça miliyetçiliğine örtülü destek vermektedirler. 

Bu konuda 30 milyon Alevi artı  bir okadar laikçiler ve diğer insanları göz ardı ederek bunun bir-iki kişi olarak göstermek bu konuda ne kadar samimi oldukları ortadadır. Kabul edelim ki bir-iki kişidirler diye bu soruya cevap verme gereği yokmudur. 

Peki, müslümanların bir kaç bin kişi oldukları ve Arapça dışında sadece tek dil (Farsça) konuştukları bir dönemde Hz.Muhammed’en Fıkıhçılara kadar birçok “çözüm getirici” nin el atmak zorunda kaldığı bu konu, islam aleminin iki milyara yakın bir kitle ve yüzü aşkın dil konuşan bir camia oldukları günümüzde nasıl oluyor da “mesele” olmuyor? Sıkıntıda olan, değil yüz binler, birkaç kişi bile olsa, mesele yine de meseledir. İman sahibi ve Fıkıh ilmi ile dolan bir kişi bunun aksini iddia edemez ve söyliyemez. 

Halk ozanımız rahmetli Mahzuni Şerif 12.12.1999 tarihinde anadilde ibadet konusunda Yaşar Nuri Öztürk’e yazmış olduğu mektubunda:  

“.....Ben, bütün türkülerimi Allah rızası için söyledim. Plaklarımda kasıde okumadım, ayetler döktürmedim; yalanlarımı Hz.Kur’an’ın ayetlerine dayandırarak halkları kandırmadım. Her şeyi açıkça ve tıpkı sizin gibi, doğrudan Türkçe düşünerek icra ettim. Böyle yaptığım için de çok ağır faturalar ödedim. Yıllarca hapislikler, iftiralar, işkenceler çektim....” 

“Ben ülkemi ve onun Cumhuriyetini çok seviyorum. Türkçe’den başka bir dil bilmediğim için, Türkçe verilen mesajlarıntümüne müteşekkür oluyorum. 35 yıl önce okuduğum bir plakta:  

Ey Arapça okuyanlar!
Allah Türkçe bilmiyormu? 

Dediğim için yargılandım. Yaratan’a şükür olsun ki O’nun Türkçe de bildiğini savunan alimler çıktı. Çıkmalıydı. Çünkü Küre-i arzı var eden yüce kudretin, yarattığı her canlının mahluk va natık dillerini bildiğinden eminim. Bütün bunları hatırlıyarak size teşekür anlamında bu mektubu karalamış bulunuyorum......” Mahzuni Şerif 

Yani, Arapça okuyarak ibadet yapmakta zorluk çekenlerin problemlerine çözüm bulmak diye son derece ciddi bir meselemiz vardır ve bu çözümü bulmayı savsaklamak sadece akla, insanlık değerlerine, insan gerçeğini değil, Muhammed-i sünnete de açıkça yakırıdır. Çözümü, sünnette ortaya konan tavırın dışına çıkarıp insanları “Fatiha’yı da mı ezberliyemiyorsun?” şeklinde aşağlamaya kalkmak ise insana hakareti dinleştireçek kadar büyük bir hayasızlıktır.  

Bu hayasızlığı sergiliyenlere sormak gerekir: Yoksa, Hz.Muhammed’in tavır ve uygulaması, sadece sizin keyfinize cevap veren “bazı konular” da mı sünnet oluyor?. O, kendisine baş vurarak, Kur’an’dan bir şey ezberleyemeyeceğini, Kur’an dışından dualarla ibadet yapmak istediğinisöyleyen sahabesini (Selman Farisi), azarlamadı. O Muhammedi edebine uygun biçimde onu dinledi ve problemini şöyle çözdü: 

“Peki, sen Fatiha yerine içinden gelen kelimelerle cenabı Hakk’ı tespih (dua et. çağır) et, O’na yakar, çoluk çocuğun için de mutluluk ve esenlik dileyip ibadetini öylece kıl....” 

Hesapları el verdiğinde tüm Arap-Emevi örflerini “sünnet” adıyla dinleştirmek için çevirmedik dolap bırakmayanlar, Hz.Peygamberin fiili sünneti ortada iken, şu anadilde ibadet konusunda takındıkları tavırdan haya(utanmak, sıkılmak) etmiyorlar mı? 

Aslında bu konunun Türkiye’deki geçmişi de karmaşıktır. Cumhuriyet’in ilk yıllarında, hurefeleri (dine sonradan girmiş yanlış inanç) yıkan irade, halkın, Kur’an-ı, mesajı ve içeriliğiyle tanınmasını istemiş ve bunun bir uzantısı olarak ibadetlerini de kendi dilinde yapmasını gündeme getirmiştir.  

Ne var ki, iş, yine menfaatçıların hüsranına uğramış, birileri Kur’an’ın Arapça metni ortalarda dolaşmasın demeye gelecek tavırlara girerken birileri de halk kendi dilinde ibadet ederse bizim “Arapçacılık” pazarı söner kaygısına düşerek “Din elden gidiyor” fırtınası estirmeye başlamıştır. Kısacası, iş yine kargaşa ve karmaşaya getirilmiş ve askıda kalmıştır. 

Anadilde ibadet konusunda, Hz.Peygamber, Fatiha’yı iyi ve güzel okuyamadığını arz eden sahabesi (Hz.Muhammed’i görmüş ve sohbetlerinde bulunan) Selman Farisi’ye, Fatiha yerine başka dualar okuyarak ibadetini yapabileceğini söylemiş ve ona şu duayı öğretmiştir: “Allah’ı tespih ederim, hamd O’nadır. O’en yücedir. Her türlü güç ve yetki sadece O’nundur.” (İftitah; Termizi, vs.) 

Evet, ibadette Kur’an’ın tercümesinin veya Kur’an dışından duaların okunabileceğine en şaşmaz ve tartışılmaz kanıt, bizzat Hz.Muhammed’in kendisinden gelmektedir. Bunun tersini iddia edenler, menfaatleri uğruna bir kısım Arap milliyetçiliğini, bir kısımda İran şövenistliğini yapmaktan başka bir şey değildir. 

Süre gele, insanlara O, kutsal kitaptır sakın el vurmayın. Peki el vurmayıp ta ne yapılacak? Güzel süslenmiş bir bez çantanın içine koyup evin musahit ve yüksek bir yere asın. Burdaki amaç işe; kimsenin Kur’an-ı anadile ki tecrübesini okumasın, açıp kitabın yüzüne bakmasın, aydınlanmasın, kendi akıl ve mantığınca hareket etmesin yoksa Arapçacı pazarları ellerinden gider korkusu yatmaktadır. Menfaatları uğruna, Hz.Muhammed’in fiili örneğini safsatalarla başka bir kılıfa sokup yok efendim öyle değil de böyle demiştir yalanlarıyla insanları; bir yanda Arap ırkçılığı diğer yanda İran şövenistliği yapmaktan başka bir şey değildir. 

Burda görüyoruz ki, anadolu İslam anlayışı gerçek İslamın özünü yansıtmaktadır. Şekilci, kalıpcıyaklaşımlardan uzak, Muhammed Ali yolu, İnsanlığın yolu şiarıyla ve inancının merkezine de insanı koyup kutsallaştırmıştır.. 

Anadilde ibadet:
İslam inancı içinde, yola gönül veren müminlerin anadillerindeibadet etmelerini, ibadet yapıp niyazda bulunmalarını engelleyen hiç bir ilke, kural ve buyruk yoktur. Tam aksine Peygamberimiz bu imkanı açmış ve uygulamasını da kendi eliyle yapmıştır. 

Anadilde ibadet iki şekilde uygulamak mümkündür:
1-İbadet, Kur’an ayetlerinin yerine kişinin bildiği ve kendisine kolay gelen duaları okuyup ibadet hizmetlerini yerine getirebilir. Bu yol bizzat Hz.Peygamber tarafından açılmış ve uygulamasını yapmıştır. 

2-Kur’an’ın anadilindeki çevrisinden gereken yerleri seçip okuyarak ibadetini yapar. Yola gönül veren müminler, bu iki imkandan birine göre ibadetlerini yerine getirebilirler. Amaç, arınarak, ruh temizliğiyle Allah’ın huzuruna varmak olduğu için, mutlak kalıplara girmenin bir anlamı yoktur. 

Açık söylemek gerekirse, anadilde ibadet bir ruhsattır. Dayatma, resmileştirme anlamına gelecek müdahaleler insan haklarına ve “Dinde ikrah(isteği dışında bir şey yaptırma) yoktur” ilkesine aykırıdır.  

Bunun aksini işleterek, anadilde ibadet etmek istiyenlere, kutsal bir takım kavramları aldatma aracı yapıp engel olmaksa bir insan hakkı ihlalidir, din dışıdır, zulümdür. 

Evrensel bir din tüm insanlığı, tüm ihtiyaçlarıve şartları dikkate alarak kucaklayabilen bir dindir. İslam, evrensel bir dindir. Bu dinin ilk ve en dikkate değer yanı insanı ve onun haklarını koruyan, ibadet konusunda onlara ayrıntılı ve açık çözümler getiren buyruklar ve dualar içermesidir. Herkesin, Allah’a ibadetini bildiği, anladığı bir dille yapabilmesi, insan haklarının en zorunlu belirişlerinden biridir. Bu hakka tecavüz etmek veya birtakım oyunlarla engeller koymak açık bir insan hakkı ihlalidir. 

Birtakım yerel, geleneksel, kişisel veya gurupsal kabulleri öne sürerek insanın bu hakkını elinden almak veya kullanımını güçleştirmek İslam dininin evrenselliğini tartışma konusu yapar. 

Allah hiçbir ırkı-toplumu peşinen üstün ilan etmemiştir. Bunun zorunlu sonuçlarından biri de, hiçbir dilin üstünlüğünü iddia etmemektir. Allah tüm topluluklara uyarıcı gönderdiğini açıkça bildirdiğine göre, tüm dillerde vahiy göndermiştir. Üstün olan, bu dillerin herhangi biri değil, Canabı Hakk’ın gönderdiği mesajdır, mantra değil, manadır. Söz, mesajı sadece taşır; ölümsüz olan, mesajı taşıyan söz değil, sözün daşıdığı öz, ruh ve anlamdır. 

Şu halde, Kur’an’ın muhatabı olan yaklaşık 7 milyar insanın Arapça bilmiyenleri, ibadetini yapmak istediklerinde İslam onlara şu iki imkanı, analarının ak sütü gibi bir hak olarak vermektedir. Bu insanlar:
1-Isterlerse Kur’an’ın herhangi bir çevirisinden seçecekleri ayetlerle ibadetini yaparlar, 
2-Isterlerse Allah’a kendi dillerinde içlerinden geldiği şekilde yakararak, Allah’ı içlerinden gelen ifadelerle övüp yücelterek ibadetini yaparlar. Bu ikinci yolda da problemleri varsa ibadet boyunca Allah’ı vicdan ve gönüllerinde düşünerek ibadet yaparlar. 

Bu haklar, yaradılış dini İslam tarafından tanınmış haklardır. Bu hakları, şöyle veya böyle kullanılmaz hale getirenler ise, dine ve ilme fesat karıştıran, insana kötülük eden zalimlerdir.

Not: Yaşar Nuri Öztürk “Anadilde ibadet meselesi” kitabından derlenmiştir.
=Seyyid Hakkı=


Ey Arap, Fars köle ve sahte Fetvacıları!
Türbelerde kurban kesmeyin, ağaçlara çaput bağlamayın, türbelerde yemek yedirmeyin, ibadette saz çalmayın, vs. çünkü bunların hepisi şeytan icadı diyen SİZ, sahte fetva verenler! Önce kendi özünüze dönün ve din adına uydurduklarınızı, Arap örf adetlerine bağlılığı ve köleliği bırakıp sonrasında şunlar yanlış bunlar doğrudur; Şunlar Hakk’ın emirleri, bunlar Emevi emirleridir diye fetva verin.  

Siz sahte fetvacılara, çağrımız; Inandığınızdan birazcık olsun emin iseniz, insanların iyi niyetlerini kullanarak din sömürüsü yapmaktan uzak durun.  

Din ile ilgisi olmayan Arap örf adetlerini, islam dinin ilkeleriymiş gibi göstermekten vac geçin. Analarımızı, kadınlarımızı, kardeşlerimizi aşağılanmaktan ve ikinci sınıf insanmış gibi görmekten vaz geçin, saçmalıklarınızı da dinin esaslarıymış gibi din simsarlığı, tücarlığı yapmaktan vazgeçin. 

Kur’an; “Bile bile gerçekle yalanı karıştırmayın” der (Bakara süresi, ayet 42).
Çünkü yüce Allah “...Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez” diye buyurmaktadır. (Bakara süresi, ayet 185)  

Öyleyse gelin barış ve sevgi olan islam dinine uydurmalar katarak zorlaştırmayın, batıl din veya terör dini haline getirmeyin. Binlerce hadis uydurarak, dinle ilgisi olmayan Arap örf-adetlerini sünnet, ayet diyerek, kin kusan “İlmihal” ler çıkararak insanların arasına itifak tohumu ekerek bölmekten vaz geçin, ayrım yapmayın. 

Inananlara Allah, doğru yolu göstermiştir. Bakın ne diyor: “Sizin dininiz size, benim dinim bana” (Kafirun suresi, ayrt 6) diye buyurmaktadır. 

Din, bir vicdan meselesidir. Bırakın inananlar, inandıkları gibi yaşasınlar; Ödülünü ve cezasını da ilahi adaletin sahibi olan, yüce Allah kendisi versin. Akıl ve maktıkla inancını yaşayanların görevi; Fetvacıların, Din tüccarlarının karşısında durmak ve yalan iftiralarını göz önüne sermektir. 

Yüce Allah’tan niyazımız; Bütün kullarına dosdoğru olan yolunu görmeyi, bilmeyi ve gerçeğe ermeyi nasip eylesin. Hakk ve hakikatin demine Hu..
=Seyyid Hakkı=


ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı SH ve Seyyid Hakkı EK. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...