Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

ANASAYFA




Allah adına, cana kıyanlar...
Hiç bir din, diri diri değil insan yakmaya, herhangi bir canlıyı yakmaya bile izin veremez.
Böyle bir zulme izin veren bir kurumun din olması mümkün değildir. Islam’a gelince; Islam, değil insan yakmayı, can taşıyan hiç bir nesneyi incitmeyi ve yakmayı onaylamaz.  

Allah’nın verdiği canı, kulun alma hakkı yoktur. Herkes kendisinden sorumludur. Kimse, başkasının vekili, haşa Tanrı’nın vekili, bekçisi, sorumlusu ve yönlendiricisi değildir. kimse, başkasının yükünü taşımaz ve günahını çekmez.   

Bu cana kıyış bir de ateşle yakma şeklinde olursa, Allah’ın özel lanetle lanetleyeceği şerir bir cinayet söz konusu demektir. Ateşle yakmaya bir de ‘din’ süsü verilirse, tüm yerler ve göklerce lanetlenecek bir zulüm işlenmiş demektir. İslam açısından işin gerçeği, budur. 

Madem ki herşeyi yaradan ve alan da Allah'dır, o zaman Allah'ın işine karışmamak gerek. Sonuçta bizim Allah'a ihtiyacımız var Allah'ın bize ihtiyacı yoktur.  

Özünü insan sevgisinde bulan, Tanrı’nın insanda tecelli ettiğine ve zerresinden oluştuğuna, onun için de insanın ölümsüzlüğüne inanan, ibadetlerinde kadın erkek ayrımı yapmadan yani insan ayrımı yapmayan bir insan Allah'ın iyi kuludur.

Sevgi oluşun özü, varlığın-hayatın başlangıç ve varış noktasıdır. Kısacası hayat ve oluş, çeşitli tarz ve manzaralar sergileyen bir sevgi faaliyetidir. 

Putperest din tücarlarının din ve iman zeminlerinde sevgiden eser bulunamaz. Onların yüreğinde sevgi yerini korku ve şiddet almıştır. 

Din tücarları olan putperest dinci katiller, cana kıymaktan, özelikle de yakarak can almaktan ayrı bir şehvet duyarlar. Tarih boyunca hep böyle olmuşlardır. 

Sevgiyi dindarlar değil, nefisleri için diri diri insan yakan din tücarları öldürdü. Dolayısiyle Allah adına cinayet işleyen kara zihniyetçilerin hemen hemen hiç kullanmadıkları kelime „sevgi“ kelimesidir. Sevgi onların bütün dayanaklarını yıkan bir kavramdır. Onun için sevgi kelimesini hiç sevmezler.
=Seyyid Hakkı=

On İki Imam matem ayı barışa, huzura ve dostluğa vesile olması dileğiyle.
Kerbela; Zalim ile mazlumun, iyi ile kötünün, haklı ile haksızın savaşıdır. Yeni Kerbela’ların yaşanmaması, insanlık onurunun ayaklar altına alınmaması için şiddet, terör ve yoksulluğun pençesinde yaşam mücadelesi verenlere, kimsesiz çocuklara, aç ve susuz insanlara sahip çıkarak Imam Hüseyin’in onurlu mücadelesini yaşatalım. 

Günümüzde, islam dünyasında; Islam adına yapılan cihatların, verilen fetvaların, Allah adına canlı canlı insan yakmak, öldürmek, tarihi kültürlerin katledilmesi, insanların cesetlerinin günlerce darağaçlarında sallandırılması, kadınların insan dışı bir yaşama tabii tutulmaları-ikinci sınıf insan görülmeleri, Arap gelenek ve göreneklerini dinin esasları imiş gibi insanları kandırıp kendine kul etmek,  saygı adına; Küçük-büyük demeden insanları jiletleyip kanlar içinde bırakmak, sevgi ve barış yerine korku ile insanları sindirmek, bunun gibi Muhammed Ali islam felsefesiyle bağdaşmayan, yukarıda belirtiğimiz gibi insan hakları ve insan onurunu ayaklar altına almalarının tek amacı çıkarları ve menfaatları uğruna; Insanları Allah ile aldatarak, kendine kul etmektir. Halbuki, Allah, “Ey kullarım; Sizleri, ben hür yarattım. Siz ise, kula kulluk ediyorsunuz. Bir tek kulluğunuz banadır” demiştir. Açık ve net olan Allah’ın emrine uyulmadığı gibi inkar edilmektedir.  

Insanoğlu denilen mahlukun, şahsi menfaatı uğruna, toplumsal ahlakı öylesine ayaklar altına almış ki, onun için bir tek şey vardır o da “BEN” liğidir. Doğruları söyleyenin; Kimliği, rengi, mezhebi, inancı ne olursa olsun, o doğrulara sahip çıkmalıyız. Çıkmadığımız taktirde, doğruların yerine; Yanlışlar ve yanlışları yazanlar doğru imiş gibi gösterilip insanlar yanlış yola yönlendirilirler. Bu da insanlığa yapılan en büyük kötülüktür. Bu kötülüğün önüne geçebilmek için, kişinin doğrusunu kabullenmek demek, o eleştirilmez, yanlışları söylenilmez anlamına gelmez. Dolaysiyle kişilerin yanlışı da, doğrusu da ortaya konulup tartışılabilinmeli ki, hak yerini bulsun. 

Hakk Muhammed Ali yolunda “Hakk’a hizmet halka hizmet” ilkesini kendisine pirensip edinmiş canlarımızın, Hakk Muhammed Ali yardımcısı olsun.  

Barışı, hoşgörüyü, sevgiyi, kardeşlik ve dostluğumuzu en sıcak şekilde hissedeceğimiz umuduyla On İki Imam matem ayı barışa, huzura, dostluk ve kardeşliğe vesile olmasını dileriz. 

Imam Hüseyin’e, O’nun soyuna ve dostlarına selam olsun! Mervandan yezide, Yezidden günümüz yezidlerine yüz bin kere lanet olsun.
=Seyyid Hakkı=

On Iki Imam hürmetine, mateminiz ve matem orucunuz kabul olsun.
Bütün Gülbanglar, ihtiyaçtan gelen ricalar, nimmetten çıkan şükürler, ibadetler, Muhammed Ali’ye memnuniyet ve bağlılık için yapılan duaların yüzü suyu hürmetine: Allah umme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala Ali seyyidina Muhammed ve Ehlibeyt’e Salaavat. 

Imam Hüseyin, Kerbela acısını şöyle dile getirmiştir; “Gerçi bu dünyaya kan dökücü, pek çok zalim insanlar gelmiş geçmiştir. Fakat bana söyleyin bakayım, şimdiye kadar süt emen yavruları hangi zalim oka tutmuştur? Bu hiç görülmüş, işitilmiş midir? Hakk’a yemin ederim ki, işte içimi yakan bu acı beni helak ediyor.“ 

Yüce Allah! On Iki Imam aşkına, Imam Hüseyin aşkına, On Dört Masum-u Pak aşkına ve Kerbela acısı hürmetine; Mateminizi, orucunuzu, lokmanızı, duanızı, Aşuranızı kabul ve makbul eylesin.  

Canab-ı Hakk, yar ve yardımcınız olsun. Sizleri, Sırat-ı Müstakim-i en mükemmel şekliyle temsil eden Imam Hüseyin çizgisinden ayırmasın. 

Bismişah Allah Allah!
Yüce Allah’ım,
Ali Aba’nın aşkına,
Muhammed Ali aşkına,
Fatma Ana aşkına,
On Iki Imam aşkına,
Imam Hüseyin aşkına,
On Dört Masum-u Pak aşkına,
Kerbela şehitleri aşkına,
Çektiğimiz matemi, tuttuğumuz orucu,
Aşuramızı, lokmamızı, niyet ve niyazımızı,
Dergahı izzetinle kabul etmeni dileriz.
Ehli Beyt’in ruhuna değsin.
Allah Muhammed ya Ali!
Gerçeğin demine Huu. 

On Iki Imam hürmetine mateminiz, matem orucunuz ve niyetiniz Cenab-ı Hakk’ın katında kabul ve makbul ola.  

Imam Hüseyin’e, O’nun soyuna ve dostlarına selam ile esenlikler olsun! Mervan’dan yezid’e, Yezid’en günümüz yezidlerine yüz bin kere lanet olsun.
=Seyyid Hakkı=

12. Imam, Şah Imam Muhammed Mehdi.
Şah Imam Muhammed Mehdi aşkına mateminiz, ibadet ve oruçlarınız On İki Imam divanında, kabul ve makbul ola.. 

Babası: Imam Hasan-ül Askeri
Annesi: Nercis Hatun, Nergis

Lakabı: Mehdi, Sahibi Zaman, Hüccet, Bakiyyyetullah
Künyesi: Muhammed

Yüzüğünün yazısı: Benim Allah Hucceti ve özkulu Onikinci ve son imam olan İmam-ül Hüccet'tir.
Doğum yeri ve tarihi: Samarra (Irak), M: 30 Temmuz 868
Gizleniş Tarihi: M: 27 Mayıs 940. Gaybet-i Kübra. (Samarra(Irak) mağarasında sır olduğuna inanırız)
 

Emevi ile Abbasi halifelerinin Imam’lara karşı, besledikleri kin ve düşmanlık bilindiği için Imam Mehdi’nin doğumu, bir süre gizli tutulmuştur. Çünkü besledikleri kin, nefret ve düşmanlık; Sevgili Muhammed Mustafa’nın biricik torunu, Imam Hüseyin’in mezarını yıkmaya kadar götürmüştür.  

Dolayısiyle Imam Hüseyin’in mezar ziyaretini önlemek için, o bölgeye giden yollarda karakollar oluşturmuşlar. Ve görevli askerlere verilen talimat doğrultusunda, Imam Hüseyin’nin mezarını ziyaret edenler yakaladıklarında hemencik orada katlediyorlarmış.  Bu acımasız yaptırımlara karşı Ehli Beyt yarenleri, uzaktan geçip Imam Hüseyin’i selamlıyorlarmış. 

Ehl-i Beyt’e karşı, uygulanan amansız yaptırım ve baskılar günden güne had safhaya varmıştır. Bu yaptırım ve baskılar sonucu tanınmış kimseler dahi, zalim Emevi ve Abbasi yöneticilerinin korkusundan kızlarını, Ehl-i Beyt soyundan gelen gençlere vermekten sakınmışlaar. 

Imam Muhammed Mehdi’nin, iki gizlenişi vardır. İlk gizleniş, doğduğu andan itibaren başlamıştır. Buna Gaybet-i sugra yani küçük gizleniş, denir. Ikinci gizlenişe ise, Gaybet-i Kübra yani büyük gizleniş denir.  

Gaybet-i Kübranın, ne kadar sürdüğü bilinmiyor. Ancak O’nun gelişi ile yeryüzü cefa, eziyet ve zulümle dolduğu vakit, alemde; Adalet, eşitlik, nizam yeniden kurulacak, mazlumun ahı alınacak, adaletsizlik yok olacak, dünyada hak ve hukukun egemen olacağını ve haksız yere kan dökülmeyecektir. Dolayısiyle islam alemi; Imam Mehdi, Allah tarafından kıyametin habercisi olduğuna inanırlar. 

Yukarıda da belirtiğimiz gibi insan aleminin kötüye gittiği, adaletsizliğin, haksızlığın çoğaldığı ve halkın ilahi bir kurtarıcı beklediği dönemde, Imam Muhammed Mehdi‘nin yeryüzüne inip, olan haksızlıkları düzelteceğine ve halkı huzura kavuşturacağına inanılır. Medet ya Muhammed Mehdi, sen yetiş carımıza ya sahibi zaman.  

Muhammed Mehdi olsahib zaman,
Gayıb erenlerdir dertlere derman,
Bu yola sığmaz şüpeyle güman,
Hünkar Evliya yaktı delili.
Şah Hatayi 

Imam Muhammed Mehdi, Babasının ölümünden sonra Abbasiler öldürmeye kalkmaları üzerine Imam Muhammed Mehdi; Miladi 27 Mayıs 940(Hicri: 16 Şaban 328) günü,  Samarra(Irak) mağarasında sır olmuştur. 

Imamet devri, Imam Muhammed Mehdi ile tamamlanmıştır. Yolun, manevi ve sosyal himetini, On İki Imam evladı Seyyidler yerine getirmektedirler. 

Imam Hasan-ül Askeri’nin manalı sözlerinden, bazıları.
* Insanın kemali, akıllı oluşundadır.

* Kötü bir işi iyi sayan kimse, o işe ortak olur.
[
* Kalple Allah'a yönelmek, uzuvları amele zorlamaktan daha etkilidir.

* Fasıktan bir şey umanın en küçük cezası, umduğu şeyden mahrum olmasıdır.

* Zalime adaletin uygulanacağı gün, onun için mazlumun zulme uğradığı günden daha zordur.
=Seyyid Hakkı=


Kerbela’da, kanla yazılan mesaj.
Kerbela katliamı; Aradan asırlar da geçse unutulmayacak kadar derin, anlamlı ve öğreticidir. Iyi ile kötünün, Mazlum ile zalimin, Onur ile onursuzluğun, Aydnlık ile karanlığın hesaplaşmasıdır. Imam Hüseyin Kerbela’da;  Iyiliği, Mazlumu, Onuru ve Aydınlığı temsil etmiştir. 
 

Yine matem günün geldi
Ah Hüseyin’im vah Hüseyin’im
Senin derdin bağrımı deldi
Ah Hüseyin’im vah Hüseyin’im
Şehit düşmüş Şahı Merdan
Ah Hüseyin’im vah Hüseyin’im 
 

Çöl yanıyordu, gök yanıyordu, gönüller yanıyordu, diller haykırıyordu; Su... su... su...
Imam Hüseyin, o mübarek başını kaldırdı "bu ne Tufandır Yarab" dedi.
Gönüller susmuş, yürekler susmuş, vicdanlar susmuştu. Bir avuç insan, insanlık değerlerinin yaşatılması için kanla mesaj yazıyordu..

Ehl-i Beyt kadınlarının feryadı Arş-ı alayı inletiyordu. Kefensiz şehitler kanlar içinde yatıyorlardı. Işte daha bebek yaşta Ali Asker, sanki parmağını emiyordu. Işte kardeşi yiğit Abbas’ın yüzü kanlar içindeydi, kanlara bürünen nur yüzü tanınmıyordu. Kolları yoktu. Isyanı bitmemişti. Işte 18 yaşındaki fidan boylu Ali Ekber’in, yumrukları sıkılıydı, gözleri açıkdı. Sanki kendisine bakıp gülümsüyordu.  

Imam Hüseyin inilercesine „Yarab! Bana sabır ver, sabır ver“ dedi. Fırat masum masum akıyordu. Çöl yanıyordu… İnsanlık feryad ediyordu: Su… Su... Su…

Ve yürüdü Imam Hüseyin. Güneş yakıyordu. Imam Hüseyin tek tek yüzlerine baktı.
Aaaaahhhhhh yiğit kardeşim Zeynep! ne olmuş sana, ne haldesin böyle. Sana emanettir Ehl-i Beyt kadınları yılma yıkılma sen. Sana muhtaçtır Zeynel Abbidin’im.
Zeyneb’in sabrı kalmamıştı. 

Kardeşi Imam Hüseyin yüzüne baktığını görünce feryadı ile yer gök inlemeye başladı:  Artık kaybedeçeği bir şey kalmamıştı. Yakınlarının ve evlatlarının acısı ile ölümü milyon kez tatmıştı. ölüm nedir ki?

Kavuşmaktır...
Dedesiyle, babasıyle, kardeşleriyle ve sevdikleri ile birleşmekti. Dedesinin kılıcını aldı, Babasını sarığını taktı ve dedesinin hediye ettiği Zülcenah isimli Atına bindi. Ve ölüm meydanına geldi. At üzerinde sanki babası Hz.Ali’ye benziyordu. 

Tüm metaneti ile seslendi. „geldim işte, bir ben kaldım, ben ve sizler.

10 Ekim 680 günlerden Cuma. Bir ok gelir dedesinin öpüp kokladığı ağıza ve ardından kılıç darbeleri ile kolları kesilir. Bir çok ölümcül yara darbelerinden sonra imam düşer atından...

Düştü Şah Hüseyin atından
Sahrayı Kerbela'ya
Cibril var git haber ver
Sultan’ı Enbiya'ya....

10 Muharrem, günlerde Cuma. O gün Sonsuzluğu aydınlatmak için Güneş batmıştı KERBELA'da. 

Insanların, insanca yaşamaları ve insan değerlerinin ayak altına alınmaması için; Yaşantısıyla, davranışlarıyla, cesaretiyle ölümü seçen Şehitler şehidi Imam Hüseyin sadece İslam aleminde değil, bütün insanlık için görkemli bir abidedir. 

Kerbela katliamı, islam’da safları netleştirmiştir. Zalime, asla biat edilmiyeceğini göstermiştir. Alevilik inancında Kerbela Olayı büyük bir öneme sahiptir. Aleviler dünyanın neresinde olursa olsunlar, adları ne olursa olsunlar, Imam Hüseyin’e gönülden bağlıdırlar. Onun için matem, yas, oruç tutarlar. Onun çektiği acıları bir an da olsa hissetmek için, çile çekerler. Aleviler sadece yas, matem tutarak Imam Hüseyin’i anmazlar; her anılışında daha onurlu yaşmayı ğrenirler. 

Dünyanın neresinde insanlık zulüm görüyorsa orası Kerbela’dır. Nerede hayır ve şer’in kavgası varsa orası Kerbela’dır. Kerbela bir semboldür. İnsanlık onurunun can vererek galip gelmesidir. Zulmün bedel ödenerek lanetlenmesidir. Kerbela’da; Imam Hüseyin değil, insanlık onuru katledilmek istenmiştir. Imam Hüseyin’in şahadeti de insanlık onurunun zaferidir. Ama o zafer insanlığa kan ve can verilerek bağışlanmıştır. Bu değerlere sahip olanlara kim ağlamaz ki! Imam Hüseyin’i ve Kerbela şehitleri’ni anmak, insanım diyenlerin vefa borcudur. Hz.Muhammed; “Alimlerin ölümü, Alemlerin ölümüdür.” diye buyurur. Ama Imam Hüseyin orada ölmedi, yenidene doğdu  ve alemleri kucakladı, insanlığı kucakladı. “Imam Hüseyin” Ismi insanlığa sembol ve güzeliklerin birleşmesinde, insanlığa şemsiye oldu. Dünya döndükçe Kerbela katliamı da unutulmayacakdır. 

Ulu Allah’ım !
Imam Hüseyin, Kerbela şehitleri ve On Dört Masum-u Pak hakkı için; Matemimizi ve matem orucumuzu dergahı izzetinle kabul etmeni dileriz. 

Imam Hüseyin’e, O’nun soyuna ve dostlarına selam olsun! Mervandan Yezid’e, Yezid’den günümüz yezidlerine yüz bin kere lanet olsun.
=Seyyid Hakkı=


11. Imam, Şah Imam Hasan-ül Askeri.
Şah Imam Hasan-ül Askeri aşkına mateminiz, ibadet ve oruçlarınız On İki Imam divanında, kabul ve makbul ola.. 

Babası: Imam Ali-ül Naki
Annesi: Hadis, Susen, (Hudeyse)
Lakabı: Vekil
Künyesi: Ebu-Muhammed
Yüzüğünün yazısı: Noksan sıfatlardan arıdır, göklerin ve yeryüzünün anahtarı O’nundur.
Doğum yeri ve tarihi: Medine’yi Münevvere, M: 03 Aralık 846
Şehadet yeri ve tarihi: Samarra, M: 01 Şubat 874
Kabrinin bulunduğu yer: Samarra (Irak)
Yaşı: 28
Katili: Mutemid
Imamet süresi: 6 yıl
Zamanındaki halifeler:  Mutezz, Muhtedi, Mutemid 
 

Halife Mutezz zamanında; Ali evlatları ile taraftarları şiddetli takiplere, işkencelere uğramıştır. El-Mutezz’in öldürülmesinden sonra yerine El-Mühtedi halife olmuştur.  

Emevi ve Abbasi saltanat hanedanları, Hz.Muhammed’in Ehl-i Beyt’ine ve yandaşlarına düşman olanlar; Ehl-i Beyt ve On İki Imam’ın üstün bilgeliklerini, manevi kudretlerini, ahlak bakımından üstünlüklerini, her hususta ümmetin seçilmiş kişileri olduklarını inkar etmiş, Onlara; Içlerinden gelmemekle beraber görünüşte hürmet etmiş gibi davranmışlardır. 

Imam Hasan-ül Askeri; Kendisinden önceki Imam’lar gibi ilim ve bilimin aydınlık yolunda yürümeye devam etmiş ve ilme, oldukça büyük değer vermiştir. İlim konusunda şöyle buyurmuştur; “Bütün dünya ve dünyada ne varsa hepsi bir lokma olsa, bende o bir lokmayı alsam da; Bilen, iman ve irfan sahibi olan birisine versem yine de onun hakkını ödeyememekten korkarım. Fakat bilgisiz, kötü bir kişiye, bir yudumcağız su versem aşırı gittiğimden, israf ettiğimden korkarım”. 

Imam Hasan-ül Askeri, Ehl-i Beyt’e gönül veren halka; “Allah yolunda takvaya riayet etmenizi, gayrette bulunmanızı, iyilikte bulunandan, yahut günah işleyenden, kimden olursa olsun size emanet edilen şeylere riayette bulunmanızı, emanete ihanette bulunmamanızı tavsiye ederim.  

Hakk ve hakikate bağlı kalmanızı, O’na kulluğu bırakmamanızı dilerim; Çünkü Muhammed Mustafa’nın risaleti bu esaslara dayanmaktadır. Halk ve komşularınızla iyi geçinin, onları dolaşın, hastalarının hatırlarını sorun” öğütünde bulunmuştur.  

Abbasi halifesi Muhtedi emriyle Imam Hasan-ül Asker’in, Ehl-i Beyt taraftarları ile görüşmesi uzun bir zaman yasaklanmış fakat çok özel durumlarda görüşme imkanı tanıtılmıştır. Ve aynı yasak emri, Ehl-i Beyt’e bağlı olan önemli alim ve şahsiyetler içnde geçerliymiş.  

Ancak yaptırımlar, Ehli Beyt’e ve On İki Imam’a duyulan sevgi ve muhabbete engel olamıyordu. Çünkü geniş halk kitleleri tarafından tanınan, bilinen ve sevilen imamların varlığı, hilafet makamına ciddi bir rahatsızlık vermiştir.  

Imam Hasan-ül Askeri zamanın halifesi Muhtedi’nin emriyle zindana atılmıştır. Salih isminde ki şahısı da Imam’ın durumunu gözetip ve hakkında olan biteni kendisine bildirmek ile mükkelef kılmıştır. Lakin Salih, Imam’ın hal ve davranışlarından memnun kalarak Abbasi halifesi Mühtedi’ye; „Gündüz ve gece duasında, ibadetinde, niyazında olan bir kişinin kime ne zararı olabilir ki?“ diye bir yazı göndermiştir. Sonuçta halife Mühtedi, Imam Hasan-ül Asker’i öldürme planını uygulamadan ölmüştür.  

Abbasi halifesi Mühtedi’in ölümünden sonra Mutemid halife olmuştur. Imam, halife Mutemid tarafından da sıkca zindana attırılan Imam, son defa Hicretin 266. yılında kardeşi Cafer ile beraber hapse attırılmıştır.  

Bir taşla iki kuş vurma hesabı yapan Abbasi halifesi Mutemid, Imam’ın hapiste öldürülmesi tepkiye sebebiyet vereceğini düşünerek Imam ile kardeşini serbest bırakmıştır. Bu davranışı ile Ehli Beyt ve Imam’a karşı saaygılı olduğunu göstermeye çalışmıştır.   

Imam Hasan-ül Askeri; Zamanın Abbasi halifesi Mutemid tevşikiyle zehirlenerek Miladi: 1 Şubat 874 (Hicri: 9 Rebiülahir 260) günü Samarra(Irak)’da, Hakk’a yürümüştür. Kendisinden sonra imamet mührü, oğlu Imam Muhammed Mehdi’ye geçmiştir.  

Imam Hasan-ül Askeri’nin manalı sözlerinden, bazıları.
* Kötülüğün anahtarı, öfkedir.
* Düşmanın en az hilekarı, düşmanlığını apaçık gösterendir.
* Yüz güzelliği dış güzelliktir, aklın güzelliği ise öz güzelliktir.
* Gönül enginliği, öyle bir nimettir ki hiç kimsenin hasedini çekmez.
* Başkalarında görüp beğenmediğin şeyler, seni terbiye etmeğe yeter. 
* Hayır eken hayır biçer, şer eken pişmanlık biçer. Kim ne ekerse ancak onu biçer.
=Seyyid Hakkı=



Alevi inancında kine, nefrete, şiddete ve zorbalığa yer yoktur.
Allah Muhammed ya Ali, diyen mümin Canlar!

Matem, ibadet ve oruç günlerimizde; Bizim gibi düşünmeyenlere, inanmayanlara karşı hiç bir şekilde; Şiddet, cebir, küfür ve hakarette bulunmak Alevi inancı ile bağdaşmaz. Dostluğa ve kardeşliğe, kollarımızı açalım; Hoşgörüye ve Barışa, yüreğinizi açalım; Şiddete ve teröre karşı omuz omuza olalım; Insanlığa ve aydınlık yarınlara hizmet etmekte en ön saflarda olalım. 

Oruçlu iken, nefsimizi; Yeyip içenlerin sofrasına oturarak, onlarla beraber muhabbet ederek yenebiliriz. Biz yemiyoruz diye başkalarına yaptırım yapmak, nefse hakim olmadığımızı tam tersine nefsin bize hakim olduğunun göstergesidir. 

Bedenin ibadeti, oruçtur. Madem ki nefsimize hakim olmak için oruç tutuyorsak, ruhumuzu kötülüklerden arındırmak için ibadete yöneliyorsak, cehalete mahküm olmamak için okuyup okutuyorsak, dilimizin kırıcı olmaması için gönül muhabbeti yapıyorsak; Hal ve davranışımızla örnek olmaya çalışıyorsak, vs. o zaman başkalariyle didişmek, uğraşmak ne diye? Ister iyi, ister kötü ne yapıyorsak kendimiz için yapıyoruz. 

Ey mümin canalar! Bizim düşmanımız, bizim nefsimizdir; Kini, nefreti, benliği yenmeyi öğrenmeliyiz. Dolayısiyle Allah’ın hoşnutluğunu, kazanmak istiyorsak; Kinimizi sevgiye, hırsımızı merhamete, düşmanlığımızı barışa çevirelim.

Selam olsun, cana can olan mümin canlara…
=Seyyid Hakkı=

10. Imam, Şah Imam Ali-ül Naki.
Şah Imam Ali-üi Naki aşkına mateminiz, ibadet ve oruçlarınız On İki Imam divanında, kabul ve makbul ola.. 

Babası: Imam Muhammed Taki
Annesi: Semanet
Lakabı: Murteza Emin, Askeri Necip
Künyesi: Ebu-l Hasan
Yüzüğünün yazısı: Ahıtları korumak Allah huylarındandır
Doğum yeri ve tarihi: Medine, M: 09 Eylül 829
Şehadet yeri ve tarihi: Samarra, M: 29 Haziran 868
Kabrinin bulunduğu yer: Samarra(Irak)
Yaşı: 39
Katili: Mütevekkil
Imamet süresi: 33 yıl
Zamanındaki halifeler: Muta'sım Vasık, Mütevekkil, Muntasır 

Imam Muhammed Taki; „Benden sonra oğlum Ali’ye riayet edin“ buyruğu üzerine Ehli Beyt bendesi, Imam Ali-ül Naki’nin imametine riayet etmişlerdir. 

Imam Ali-ül Naki de kendinden önceki imamlar gibi, Muhammed Ali yani Hakk ve hakikat Yolu yüceliği korunması için, ilim irfana büyük değer vermiş ve kendisi başta olmak üzere ilim irfanı ile çevresine iyi bir örnek olmuştur. 

Imam Ali-ül Naki ilim irfan, genel bilgi birikimine sahip olması çevresine umut olmuş ve islam dininin Emevi Abbasi saltanat halifelerinin tekelinden kurtarıp Ehli Beyt önderliğinde yönetilmelerini umut etmişler lakin bu umutları, pek fazla sürmemiştir. 

Halkın, Imam Ali-ül Naki’ye gösterdiği; Yakın ilgi, alaka, sevgi, saygı ve hürmet, vs. Medine valisi Abdullah bin Muhammed-i Haşimi’nin dikkatini çekmiştir. Bu durumu bir fırsat bilip göze girmek, daha fazla değer görmek veya daha iyi bir noktaya gelebileceği düşüncesiyle durumu zamanın halifesi Mütevekkil’e bildirmiştir. Halife Mütevekkil’e, yazmış olduğu yazıda; „Mekke ile Medine sana gerekse, Ali’yi burdan aldır“ demiştir. 

Imam Hüseyin’in Yezid’e karşı vermiş olduğu onurlu mücadele, her zaman için Emevi ve Abbasi ahnedanlarının korkulu rüyası olmuştur. Elbette ki bu korku, Abbasi saltanat halifesi Mütevekkil içinde geçerliydi. 

Sonuç itibariyele halife Mütevekkil; Kimsenin haberi olmadan Yahya bin Herseme’yi, Imam Ali-ül Naki’den habersiz evini basmak, evinde olan biteni anlamak üzere, Medine’ye göndermiştir. Yahya bin Herseme, Medine’ye varır varmaz geceleyin adamlarıyla Imam Ali-ül Naki’nin evini basmıştır. Ani baskın sonuçu ev halkının telaş ve çağrışmaları sonucu halk haberdar olmuştur. 

Dolayısiyle halife Mütevekkil’in Ehli Beyt’e yaptığı baskı, zulüm karşısında Ehli Beyt’i ikrar ve itikatle seven, gönülden bağlı, her türlü belayı göğüsleyerek Ehli Beyt’i koruyanlar; Halife yandaşlarınca sürekli takibat altında tutulmuş, gözdağı vererek Ehli Beyt’en uzak tutmaya çalışılmış ve hayatlarını yaşanmaz hale getirmişlerdir. Dahası bu insanların, başka bölgelere gidip orada yaşamalarına dahi tahammül etmemişlerdir. 

Velhasıl Imam Hüseyin gibi, Imam Ali-ül Naki de Abbasi halifelerinin baskı ve terörüne boyun eğmeyerek kendisine gelen halka islamın ilim irfanını anlatmış, sorularına cevap, hallerine haldaş olmuştur. 

Abbasi halifelerince bu olumlu gelişme, kendi salatanatlarının sonu olabileceği korkusu ile Imam Ali-ül Naki’nin ortadan kaldırılması gerekiyordu.

Saltanat, zevk, sefa sürmek için yaşayan Emevi ve Abbasi halifeleri; Halkın sorularına cevap, dertlerine derman, taleplerine tercüman, hallerine haldaş olan Ehli Beyt ile Imam’ları kendi güvenlik ve saltanatlarına rakip gördükleri için birer birer katletmişlerdir. 

Sonuç itibariyle Abbasi saltanat halifesi Mütevekkil, Imam Ali-ül Naki’yi sarayına çağırmış ve zevki alem sofrasına buyur etmiştir. Lakin Imam, halife Mütevekkil’in bu isteğini reddetmiştir. İsteğinin reddedilmesine ilk defa şahit olan halife Mütevekkil, oldukça şakına dönmüştür. Bu şaşkınlığını belirtmeden işi öylece geçiştirmiştir. 

Imam Ali-ül Naki’nin bu onurlu duruşu, O’nun sonu olmuştur. Nitekim Imam Ali-ül Naki; Zamanın Abbasi halifesi Mütevakkil’in teşvikiyle oğlu Mutezzin tarafından zehirlenerek Miladi: 29 Haziran 868 (Hicri: 4 Recep 254) günü Samarra(Irak)’da, Hakk’a yürümüştür. Kendisinden sonra imamet mührü, oğlu Imam Hasan-ül Askeri’ye geçmiştir. 

Imam Ali-ül Naki’nin manalı sözlerinden, bazıları.
* Sana sevgi besleyip görüş belirleyenin, görüşüne uy.
* Nefsi kendisine ihanet eden kişinin, şerrinden emin ol.
* Asıl yoksulluk, nefs kötülüğüdür çünkü şiddetli bir ümitsizliktir. 
* Dünya, bir pazar yeri gibidir. Bir kısım insanlar o pazarda kar ederlerken, bir kısım insanlar da ziyana uğrarlar.
* Ilim ve hikmet; Tabiatı bozuk kişilerin gönüllerinde durmaz. Hayır yapan bir kişi, hayırdan daha hayırlıdır. Güzel sözü söyleyen, güzelden daha güzeldir. Alim olan, ilimden daha üstündür. Şer işleyen ise, şerden de daha kötüdür. 
=Seyyid Hakkı=

9. Imam, Şah Imam Muhammed Taki.
Şah Imam Muhammed Taki aşkına mateminiz, ibadet ve oruçlarınız On İki Imam divanında, kabul ve makbul ola.. 

Babası: Imam Ali-ül Rıza
Annesi: Sebike
Lakabı: Cevad
Künyesi: Ebu Cafer-Üs Sani
Yüzüğünün yazısı: Allah nede güzel kudret sahibidir.

Doğum yeri ve tarihi: Medine, M: 16 Haziran 811
Şehadet yeri ve tarihi: Bağdat/Kazımiye M: 25 Kasım 835
Kabrinin bulunduğu yer: Bağdat/Kazımiye (Irak)
Yaşı: 24
Katili: Mutasım (Mu’tesem)
Imamet süresi: 8 yıl
Zamanındaki halifeler: Memun, Muta’sım
 

Imam Muhammed Taki; Abbasi halifeleri Memun ve Mutasım döneminde yaşamıştır.
Emevi ve Abbasi hükümdarları, insanlara; Huzur, refah, adaletli bir yaşam sunmak yerine halkın arasına nifak ile bölücülük sokmuşlardır.  Böylece halka korku, zulüm ve şidet uygulayarak kendilerine köle konumuna getirmişlerdir. 

Sindirme ve korku politiksı sonucu insanlarda, kaypak bir kişilk oluşmuştur. Dolayısiyle insanlar ister istemez güçlünün, haksızın yandaşı olmuşlardır. Burdaki yandaşlık bilerek veya istiyerek değil, korku ve sindirme yandaşlığıdır. 

Muhammed Ali ve Ehli Beyt’i; Kişiliğini yetirmiş, insanlık onuru ayaklar altına alımış, safelet ve adaletsizliğin pençesinde köle konumunda olan bir toplumla beraber yaşamışlardır. Insanlık değerleriyle bağdaşmayan bu hanedanlık yönetim sistemine karşı gelen Muhmmed Ali ve Ehli Beyt; Emevi ve Abbasi halifelerinin acımasız zulümleriyle krşı karşıya kalmışlardır. Şahı Merdan Ali dahil On Bir Imam, birer birer katledilmişlerdir.  

Dolayısiyle Imam Muhammed Taki de, kendisinden önceki imamlar gibi O’da; Sosyal yardımlarda bulunup gerekli hizmeti yapmış, olan bitten haksızlıklara karşı gelmiş ve Emevi-Abbasi hanedanlarına boyun eğmemiştir. 

Taki ile Naki, nur oldu gitti,
Hasan‘ül Askeri, pir oldu gitti,
Mehdi, mağarada sır oldu gitti,
Allah bir, Muhammed Ali diyerek.
Kul Himmet 

Kendinden önceki imamlar gibi Imam Muhammed Taki’de, Emevi ve Abbasi halifelerinin adaletsizliklerine karşı halkın özgürce yaşaması, kendilerini ifade eetmesi, onurlu bir yaşam sürdürmesi için mücadele vermesi halife Mutasım’ı rahatsız etmiştir. Bu rahatsızlık sonucu Imam Muhammed taki’nin, ortadan kaldırılması gerekiyordu. 

Halife Mutasım, Imam Muhammed Taki’yi evine çağırır ve kendisine yemek ikram eder. Imam Muhammed Taki yemeği yediğinde, yemeğin zehirli olduğunu his etmiş ve hemen yemekten kalkmıştır. Lakin halife Mutasım imamın orturmasını dilemesi üzerine, Imam Muhammed Taki; “Buradan çıkıp gitmem, senin için daha hayırlı olur” diyerek oradan ayrılmış ve aynı akşam Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur.  

Imam Muhammed Taki; Zamanın Abbasi halifesi Mutasım’ın teşvikiyle zehirlenerek Miladi: 25 Kasım 835(Hicri: 30 Zilkade 220) günü Bağdat’da, Hakk’a yürümüştür. Kendisinden sonra imamet mührü, oğlu Imam Ali-ül Naki’ye geçmiştir. 

Imam Muhammed Taki’nin manalı sözlerinden, bazıları.  
* İnsanın kemali, akıllı oluşundadır.
* Halk, başındaki insanların düzelmesi ile düzelir.
* İlim bir hazine, susmak ve sormak ise onun anahtarıdır.
* Nefsin isteklerine uyan bir kimse, yanlış yapmaktan kurtulamaz.
* Bir işi sağlam olmadan önce açıklamak, o işin bozulmasına sebep olabilir. 
* Zalime adaletin uygulanacağı gün, onun için mazlumun zulme uğradığı günden daha zordur.
* Zulmü işleyen, zulme yardım eden ve zalimin zulmüne rıza gösteren, o zulmün günahına ortaktır.
=Seyyid Hakkı=

Ister iyi, ister kötü, ne yapıyorsak kendimize.
Sevgili Canlar!
Matem, ibadet ve oruçlu günlerimizde bizim gibi düşünmeyenlere, inanmayanlara karşı; Şiddet, cebir, küfür gibi hakaretlerde bulunmak Alevi inancı ile hiç bir şekilde bağdaşmaz.  

Bunların yerine;
* Dostluğa-kardeğiliğe, kollarımızı açalım,
* Hoşgörüye-Barışa, yüreğimizi açalım,
* Kimden gelirse gelsin şiddet ve terörün her türlüsüne karşı, omuz omuza olalım.  

Dolayısiyle insanlık ve aydın yarınlarımız için; İlim, bilim ve irfan hizmeti etmekten geri durmayalım. 

Oruçlu iken, nefsimizi ancak; Yiyip içenlerin sofrasına oturarak, onlarla beraber muhabbet ederek yenebiliriz. Biz yemiyoruz, içmiyoruz diye başkalarına yaptırım yapmak yani cezalandırmak veya hakaretlerde bulunmak; Bizim kendi nefsimize değil, nefsin bize hakim olduğunun bir göstergesidir. 

Madem ki nefsimize hakim olmak için oruç tutuyorsak, ruhumuzu kötülüklerden arındırmak için ibadete yöneliyorsak, cehalete mahküm olmamak için okuyup okutuyorsak, dilimizin kırıcı olmaması için gönül muhabbeti yapıyorsak; Hal ve davranışımızla örnek olmaya çalışıyorsak o zaman başkalariyle didişmek, uğraşmak ne diye? Ister iyi, ister kötü ne yapıyorsak kendimize yapıyoruz. 

Evet sevgili canalar!
Bizim düşmanımız, kendi içimizdedir yani kendi nefsimizdir. O zaman kendi nefsimizle savaşalım; Kini, nefreti, benliği yenmeyi öğrenmeliyiz.  

Allah’ın hoşnutluğunu, kazanmak istiyorsak; Kinimizi sevgiye, hırsımızı merhamete, düşmanlığımızı ise, barışa çevirelim. 

Bu güzel dileklerin doğrultusunda, selam olsun cana can olan mümin canlara…
=Seyyid Hakkı=


8. Imam, Şah Imam Ali-ül Rıza.
Şah Imam Ali-ül Rıza aşkına mateminiz, ibadet ve oruçlarınız On İki Imam divanında, kabul ve makbul ola.. 

Babası: Imam Musa-i Kazım
Annesi: Necime

Lakabı: Rıza, Sabır
Künyesi: Ebul Hasan

Yüzüğünün yazısı: Allah yeter bana
Doğum yeri ve tarihi: Medine, 25 Agustos 770
Şehadet yeri ve tarihi: Horasan (İran), 24 Ağustos 818
Kabrinin bulunduğu yer: Horasan/Meşhed (Iran)
Yaşı: 48

Katili: Memun
Imamet süresi: 20 yıl
Zamanındaki halifeler: Harun, Ibrahim, Memun 

Imam Ali-ül Rıza; Ufku geniş, sadakası bol ve gönlü zengin, Abbasiler döneminde yaşayan bir bilge ve ne yazık ki kendisinden önceki Imam’lar gibi rahat görmemiştir.  

Harun Reşid’in 23 yıllık hükümdarlığı sonunda oğlu Emin tahta geçmiştir. Babası Harun Reşid, Emini veliahd yapmış, ondan sonra da kardeşi Memunun, hükümdar olmasını kararlaştırmıştır. Lakin Emin, saltanat uğruna kardeşi Memun’un veliahtlığını kabul etmemiş ve hatta Memun’u ortadan kaldırma kararına varmıştır. Derken iki kardeş arasında saltanat kavgası kızışmış ve sonuç itibariyle Hicri 198(M: 813) yılında Emin, kardeşi Memun taraftarlarınca öldürülmüş ve kesilen başı Memun’a getirilmiştir. 

Saltanat için bu kadar zalim ve gadar olan Emevi ve Abbasiler devlet idaresini Ehli Beyt evlatlarına bırakılmasına nasıl tahammül edebilirlerdi ki? Zamanın halifesi Memun, her ne kadar halifelik hakkı Ehli Beyt evlatlarının hakkı demişse de Abbasilerin ileri gelenleri bu açıklamaya hiç de sıcak bakmamışlardır. 

Sonuç itibariyle Imm Ali-ül Rıza zorlama ve rica sonucu; Memleket işlerine karışmamak, yapılan işlere dair emir vermemek, vazifeye tayin veya  azletmemek şartiyle veliahdlığı kabul etmesine etmiştir lakin Abbasiler, Memun’un verdiği kararın arkasında durmamışlardır. 

Imam Ali-ül Rıza,  bir yanda Emevi ve Abbasi saltanat kavgaları sonucu toplumda had sahfaya çıkmış olan ayrışmaları, saflaşmaları gidermeye ve diğer tarafta sefalet, yokluk, çaresizlik içinde yaşayan halka yardımcı, umut olmaya çalışırken Hicretin 199’cu(M:814) yılında halife Memun’un emriyle kendi adamları çeşitli ayetleri ele geçirmiş ve bu ayetler ile hüküm sürmüşlerdir.

Velhasıl Imam Ali-ül Rıza’nın veliahdlık emri Bğdat’a bildirilince, Bağdatlıların bir kısmı bu karara uymuş ve bir kısmı ise Abbas oğullarına, olan bağlılıklarını sürdürmüşlerdir. Kısa bir zaman sonra da Memun’u halife olarak kabul etmeyip onun yerine, amcası Mehdi’yi halife yapıp ona biat etmişlerdir. 

Imam Ali-ül Rıza olan bitenleri duyunca durumu, halife Mamun’a; „Halk senin hareketlerini ve benim de veliahd olmamı istemiyor. Bağdat’ta savaş başlamıştır. Bana da öğüt vermek vacip oldu ve senin yakınlarından da memnun değildirler“  diye bildirmiştir. Bbunun üzerine Halife Memun, Imamın bu öğütüne uyarak Bağdat’a gitmeyi kararlaştırır. 

Halife Memun vezirini, kargaşıklıkların yatışıncaya kadar Horasan’da kalmasını istemiş fakat sözünü dinletememiştir. Halife, Veziri ve Imam Ali-ül Rıza ile birlikte Horasan’dan Irak’a gitmek üzere yola çıkarlar.

Serahs şehrine vardıklarında kurulan tuzak sonucu halife Memun’un veziri Fazl, bir hamamda üç kişi tarafından öldürülür. Vezir Fazl’ı öldürülenler yakalanıp Memun’un huzuruna getirilirler. Katiller, Memun’un huzuruna vardıklarında onun yüzüne; „Senin emrinle öldürdük“ demişlerdir. Bunun üzerine Memun, onları öldürtmüştür. Tus şehrine az kala Imam Ali-ül Rıza hastalanır ve Tus şehrine varılınca durumu daha da kötüleşir. Bu ani rahatsızlığı, yediği zehirli yemekten kaynaklanmıştır. Ve Imam Ali-ül Rıza’yı ziyaretine gelen halife Memun, kendisi de hasta imiş gibi görünmye çalışmıştır.  

Dolayısiyle yapmak istediğini yapamıyan, vermek istediğini veremeyen, kurmak istediği adaleti kuramıyan Imam Ali-ül Rıza; Zamanın Abbasi halifesi Memun’un teşvikiyle zehirlenerek Miladi: 24 Ağustos 818 (Hicri: 17 Safer 203) günü Horasan’da, Hakk’a yürümüştür. Kendisinden sonra imamet mührü, oğlu Imam Muhammed Taki’ye geçmiştir. 

Imam Ali-ül Rıza’nın manalı sözlerinden, bazıları.
* Cenab‑ı Hakk mal ziyanı etmeyi, fazla mal istemeyi ve dedikoduyu sevmez.
* İbadet çok namaz kılmak, çok oruç tutmak değildir; Allah‘ın işleri hakkında çok düşünmektir.

* Herkesin dostu, onun aklıdır; Düşmanı ise, cehaletidir.
* Malın en iyisi, haysiyeti korumak için harcanandır.
* Insanlara muhabbet beslemek, aklın yarısıdır.
* Hırs ve hasetten kaçının, çünkü geçmiş ümmetleri bu iki sıfat helak etmiştir.
=Seyyid Hakkı=


Zalimler var oldukça, Hüseyinler de var olacaktır. 
Bir toplum, bir halk kendi inancına, değerlerine, kültürüne sahip çıkmadığı zaman, o halk zamanla yok olmaya mahkümdür.  

On İki Imam matem ayı, Kerbela ve Imam Hüseyin denince, Aleviler için; Matem, yas, hüzün akla gelir. Bugüne kadar, inanç felsefesinde, itikatında, sevgisinde, bağlılığında en ufak bir yanlışlık, ikiyüzlülük ve ihanetlik yapmayan Aleviler, Hz.Muhammed’e ve onun Ehl-i Beyt’ine canı gönülden aşk-ı muhabbet ile bağlıdırlar. Onların sevgileri ile sevinmişler, kederleri ile kederlenmişler, acılarına ağlamışlar, gördükleri zülme de matem tutmuşlar, zülüm edenleri de lanet ile anmışlardır. 

Haksızlığa boyun eğmeyen şehitler serdarı Şah Imam Hüseyin ve  yandaşları, 1400 yıldır hala acısı dinmeyen, yürekleri sızlatan Kerbela katliamı Hak ile batılın, iyi ile kötünün, doğru ile eğrinin, mazlum ile zalimin savaşımıdır.  Zalimler var oldukça, mazluma ah çektirdikçe Imam Hüseyin de var olmaya devam edecektir... 

Hakk için, Ilahi adalet için yola çıkan Imam Hüseyin ve dava arkadaşları, saltanat sevdalısı Muaviye oğlu Yezid’e insanlık onurunu çiğnetmedikleri ve biat etmedikleri için Muharrem ayında Kerbela topraklarında şehit edildiler.  

Allah’ın rahmeti ve selamı Hz.Muhammed’e, O’nun ev halkı Ehl-i Beyt’e, evlatlarına ve kıyamete kadar ona inanan insanlara olsun. Allah’ın laneti, onlara düşmanlık yapan müşrik ve münafıkların canına olsun.   

Imam Hüseyin’in sevgisini gönlünde taşıyan ve onu yolun piri olarak gören Alevi toplumu, Muharrem’in onuncu günü gerçekleştirilen bu katliamı unutmamak için oniki imamlar aşkı için oniki gün süreyle yassı matem ve oruç tutmaktadırlar. 

Ulu Allah’ım !
Imam Hüseyin, Kerbela şehitleri ve 14 Masum-u Pak hakkı için ; Matemimizi ve matem orucumuzu dergahı izzetinle kabul etmeni dileriz. 

Imam Hüseyin’e, O’nun soyuna ve dostlarına selam olsun! Mervandan yezide, Yezidden günümüz yezidlerine yüz bin kere lanet olsun.
=Seyyid Hakkı=


7. Imam, Şah Imam Musa-i Kazım.
Şah Imam Musa-i Kazım hürmetine mateminiz, ibadet ve oruçlarınız O İki Imam divanında, kabul ve makbul ola.. 

Babası: Imam Cafer-i Sadık
Annesi: Hamide

Lakabı: Kazım, Alim
Künyesi: Ebul Hasan, Ebu İbrahim

Yüzüğünün yazısı: Allah yeter bana
Doğum yeri ve tarihi: Medine, M: 2 Eylül 745
Şehadet yeri ve tarihi: Medine, M: 1 Eylül 799
Kabrinin bulunduğu yer: Bağdat/Kazimeyn (Irak)

Yaşı: 54
Katili: Harun Reşid
Imamet süresi: 35 yıl
Zamanındaki halifeler: Mansur oğlu Mehdi ve oğlu Harun Reşid  

Imam Musa-i Kazım da; Atası Şahı Merdan Ali ve kendisinden önceki imamların yolunda yürümüştür. Allah’ın kelamına uyarak; Dünyevi beklentilerden el etek çekerek, kendisini kötülüklerden korumuş; İlme, halkı irşad etmeye, sosyal hizmetlere önem vermiştir. 

Örneğin gizlilik içinde yoksulların, kimsesizlerin, yetimlerin evlerini tek tek dolaşıp onların ihtiyaçlarını giderip ve yine o gizlilik içinde evine dönermiş.  

Ve yine insanları Hakk’ı, hakikati, ilim ve bilimi doğru algılayıp doğru yaşamak için kendilerini eğitmiş ve onları irşad etmiştir. 

Imam Musa-i Kazım halka yönelik, yapmış olduğu eğitim;
* Kölelik yerine özgürce yaşamayı, hür düşünmeyi,
* Hayatı sahiplenme ve sorumluluk üstlenmeyi,
* Inancını, şekil ve gösterişten uzak yerine getirmeyi,
* Paylaşmayı, yardımlaşmayı, ikilik yerine bir olmayı ve
* Birbütün olarak cehalet bataklığında sürünmek yerine insanların, ilim ve bilim ışığında; Huzurlu, onurlu, anlamlı bir yaşam felsefesiyle irşad etmeye çalışmışsa da ne yazık ki başarılı olamamıştır.   

Çünkü halk Emevi, Abbasi saltanat hükümdarlarının baskı ve zulümleri karşısında öylesine sindirilmiş ki; Özgürce düşünme, onurlu yaşama bilincinden yoksun kalmıştır. Bütün bu haksızlıklara karşı direnmek, kendini ifade etmek yerine köle olmaya, boyun eğmeye razı olmuştur. Ve bu anlayış, halen sözde islam ülkelerinde devam etmektedir. 

Dolayısiyle Abbas oğullarından Mansur, Seffah-Kan dökücü lakabıyla anılan kardeşi Abdullahtan, çok daha zalim bir kişiymiş. Ehli Beyt, Mansur’un zalimliğini yakından yaşamış ve onun teşvikiyle katledilmişlerdir.  

Mansur; Abbas oğulları devletinin kurucusu olan ve kendisi tarafından Ebu Mücrim diye anılan Ebu Müslimi öldürtmüş, amcası Abdullah bin Ali, Abbası feci bir surette katlettirmiş ve kendisi de Hicri 158. yılında ölmüştür. 

Mansur ölümünden sonra, onun yerine;

* Şiir ve zevke düşkün olan oğlu Mehdi Halife olmuştur.
* Mehdi’nin ölümünden sonra, yerine oğlu Musal Hadi geçmiştiir. Musal Hadinin saltanatı da pek az sürmüş ve Hicri 170.yılında ölmüştür.
* Bunlardan sonra halifelik makamına Hicri 170 (Miladi 786) yılında, Reşid lakabıyla tanınan kardeşi Harun Reşid geçmiştir. Harun Reşid saraya içkiyi, müziği ve raksı getiren ilk Abbasi halifesidir. 

Harun Reşid’in devri; Edebiyat, ilim ve fen bakımından Abbas oğullarının en muhteşem devri olmuştur. Imparatorluk sınırlarını genişletmiş, çağının tek kudretli hakimiyetini kurmuştur. Lakin saltanatçılar ve onların yandaşlarından öteye halk, alabildiğine sefalet içinde, çaresiz, umutsuz bir hayat sürdürmüşlerdir.
 

Harun Reşid, Imam Musa-i Kazım’ın devlet ve iktidar aleyhine kıyam etmeyeceğini bildiği halde yine de şüphe içindeydi. Dolayısiyle Imam hayatta olduğu müdetce  harun Reşid’e rahat yoktu. Nihayet Imamı yakalatıp zincire vurdurmuştur. Halkın tepkisini almamak için Imam Hasan’ı, gizlilik içinde Basra’ya göndertmiştir. Ve orada Mansur oğlu Isa denilen kişinin gözetimi altında hapis ettirilmiştir.

Imam Hasan’ın varlığından rahatsız olan ve Imam’ı şehit edilmeini emreden Harun Reşid’e, gardiyan Isa’nın cevabı; “Bunca zamandır gözetimim altındadır dua ile niyazından başka herhangi bir yanlış davranış ve hareketini görmedim. Kendisini öldürmem şöyle dursun, hapis edilmesine bile gönlüm razı değildir. Ne yaptıracaksan bir başkasına yaptır yoksa ben kendisini serbest bırakmayı düşünüyorum” diye buyurmuştur.
 

Harun Reşid, gardiyan Isa’nın bu cevabı üzerine Imam Hasan’ı, Bağdat’a getirtmiştir. Ve önce Rabi oğlu Fazla, sonrada Yahya Bermekin’in oğluna teslim ettirmiştir. Bu iki kişi de Imam Musa-i Kazım’a, suikastta bulunmayı reddetmişlerdir. Velhasıl Imam, Sindi bin Şahik adlı birisine teslim edilir.

Imam Musa-i Kazım, Bağdat’da 3 yıl yaşar ve bu zmanın çoğunu hapiste geçirmiştir. Sonuçta Harun Reşid’in teşvikiyle, Sindi adındaki kişi tarafından, kendisine zorla zehirli hurma yedirilerek, zehirlettirilmiştir.

Imam Musa-i Kazım; Zamanın Abbasi halifesi Harun Reşid tevşikiyle Sindi bin Şahik tarafından zehirlenerek Miladi: 1 Eylül 799(Hicri: 25 Recep  183) günü Bağdat’ta, Hakk’a yürümüştür. Kendisinden sonra imamet mührü, oğlu Imam Imam Ali-ül Rıza’ya geçmiştir.
 

Imam Musa-i Kazım’ın manalı sözlerinden, bazıları.
* İnsanIara kendini sevdirmek akIın yarısıdır.
* Zulmün zorluğunu, ancak zulme uğrayan kimse anlar.
* Musibet, sabreden kimseye birdir, sabretmeyen kimseye ise ikidir.
* Iyi komşuluk; Eziyetten kaçmak değil, ona sabır göstermektir.
* Biri size, kötü söz söylerse ve daha sonra da özür dilerse, onun bu özürünü kabul edin.
* Allah’tan sakın da doğru söyle! Hatta helak olacağını bilsen de doğruluktan ayrılma! Kurtuluşun burdadır.
=Seyyid Hakkı=


On iki Imam’lar, kimler tarafından şehit edildiler?
1. Şahı Merdan Ali;
Muaviye ve Mervan’ın teşfiki ile Mülcem ibni Abdurrahman isimli bir putperest tarafından saldırıya uğramış ve Miladi, 28 Ocak 661(Hicri: 40 Ramazan 21) gecesi, Necef’te Hakk’a yürümüştür. 

2. Imam Hasan;
Muaviye ve Mervan el-Hımar’ın teşfikiyle eşi Ca'de(Cude) binti Eşas tarafından zehirlenmiş ve Miladi: 25 Mart 670(Hicretin: 49. yılı Safer ayının 28.) günü Medine’de Hakk’a yürümüştür.

3. Imam Hüseyin;
Emevi halifesi Yezid emriyle kerbela’da emevi ordusu kumandanı Şimr bin zil Cevşen isimli bir zalim putperest tarafından Miladi: 10 Ekim 680(Hicri: 10 Muharrem 61) günü Kerbela’da Hakk’a yürümüştür.

4. Imamı zeynel Abbidin;
Ümeyye oğullarından Abdülmelik oğlu Velidin saltanatı zamanında Abdülmeliki'n tevşikiyle Hüşam tarafından zehirlenerek Miladi: 6 Ekim 713(Hicri: 15 Muharrem 95) günü Medine’de, Hakk’a yürümüştür. 

5. Imamı Muhammet Bakır;
Ümeyye oğullarından Abdülmelik oğlu Velidin saltanatı zamanında, Hişam bin Abdülmeliki'n teşfikiyle İbrahim tarafından zehirletilerek, Miladi: 08 Ocak 733 (Hicri: 17 Zilkade 114) günü Medine’de Hakk’a yürümüştür. 

6. Imamı Cafer-i Sadık;
Zamanın Abbasi halifesi Ebu Cafer-el Mansur tevşikiyle zehirletilerek Miladi 22 Ocak 765(Hicri: 24 Zilkade 147) günü Medine’de, Hakk’a yürümüştür. 

7. Imam Musa-i Kazım;
Zamanın Abbasi halifesi Harun Reşid tevşikiyle Sindi bin Şahik tarafından zehirletilerek Miladi 1 Eylül 799(Hicri: 25 Recep  183) günü Bağdat’ta, Hakk’a yürümüştür. 

8. Imam Ali-ül Rıza;
Zamanın Abbasi halifesi Memun’un teşvikiyle zehirlenerek Miladi: 24 Ağustos 818 (Hicri: 17 Safer 203) günü Horasan’da, Hakk’a yürümüştür. 

9.Imam Muhammed Taki;
Zamanın Abbasi halifesi Mutasım’ın teşvikiyle zehirlenerek Miladi: 25 Kasım 835(Hicri: 30 Zilkade 220) günü Bağdat’da, Hakk’a yürümüştür. 

10.Imam Ali-ül Naki;
Zamanın Abbasi halifesi Mütevakkil’in teşvikiyle oğlu Mutezzin tarafından zehirlenerek Miladi: 29 Haziran 868 (Hicri: 4 Recep 254) günü Samarra(Irak)’da, Hakk’a yürümüştür. 

11.Imam Hasn-ül Askeri;
Zamanın Abbasi halifesi Mutemid tevşikiyle zehirlenerek Miladi: 1 Şubat 874 (Hicri: 9 Rebiülahir 260) günü Samarra(Irak)’da, Hakk’a yürümüştür. Kendisinden sonra imamet mührü, oğlu Imam Muhammed Mehdi’ye geçmiştir.

12. Imam Muhammed Mehdi;
Imam Muhammed Mehdi, Babasının ölümünden sonra Abbasiler öldürmeye kalkmaları üzerine Imam Muhammed Mehdi; Miladi 27 Mayıs 940(Hicri: 16 Şaban 328) günü,  Samarra(Irak) mağarasında sır olmuştur.
=Seyyid Hakkı=


6. Imam, Şah Imam Cafer-i Sadık.
Şah Imam Cafer-i Sadık hürmetine mateminiz, ibadet ve oruçlarınız On İki Imam divanında, kabul ve makbul ola.. 

Babası: Imam Muhammed Bakır
Annesi: Ümmü Ferve

Lakabı: Sadık
Künyesi: Ebu Abdullah

Yüzüğünün yazısı: Dostum Allah’tır. O beni korur.
Doğum yeri ve tarihi: Medine, M: 24 Mayıs 699
Şehadet yeri ve tarihi: Medine, M: 22 Ocak 765
Kabrinin bulunduğu yer: Medine (Suudi Arabistan)
Yaşı: 66

Katili: Mansur
Imamet süresi: 34 yıl
Zamanındaki halifeler: Hişam, Velid, Seffat, Mansur. 

Aleviler açısında Imam Cafer-i sadık; Yolun mürşidi-rehberi, hakikat ilminin alimi, erenlerin-ariflerin serdarı, bir bütün olarak yolun mıhenk taşı konumundadır. 

Islamın; Emevi hanedanlarınca katledileceğini bilen Imam Cafer-i Sadık, Muhammed Ali islamını irşad ettiği insanların aracılığı ile insan alemine ulaştırmayı hedeflemiş ve başarılı olmuştur.  

Imam Cafer-i Sadık, tarihin en önemli dönemlerinden biri olan Emevi saltanatının çöküşü ve Abbasi saltanatının başlaması döneminde yaşamıştır.  

Emevilerin yıkıntı devresiyle Abbas oğullarının henüz güçlenmediği bir dönemde, imamette bulunduğu halde devlete başkaldırmakla, isyan etmekle hatta iktidarı ele geçirmekle bir şey yapılamayacağını anlamıştır. Bunun içinde Muhammed Ali ümmetinin bölünmesine, araya nifak sokulmasına karşın insanların islamı; Doğru algılayıp, doğru yaşamasını ve özleriyle, sözleriyle, hareketleriyle sahip çıkmalarını sağlamak gerekiyordu.

Dolayısiyle Imam Cafer-i Sadık, saltanat sahiplerinin kendisine sunduğu mevki-i teklifleri reddetmiş; İlim toplantılar düzenlemiş, ilim dersleri vermiş, ilim ve gönül muhabbetleri yapmıştır. Ve bu sosyal çalışmalarına sayısızca insanlar katılmış olmakla beraber kendisine destek olmuşlardır.
 

Tasavvuf  ilminde yüksek marifetlere kavuşmuş olan Imam Cafer-i Sadık, toplum içinde; Saygınlık, güvenir, itibar sahibi, güzel ahlak üstünlüğüyle ve ilim irfanı ile insanlara örnek olmuştur. Böylece ilmiyle, hoşgörüsüyle, iyi ahlaki davranış ve hareketleriyle kendisiyle tanış olanların gönlüne taht kurmuştur.  

Imam Cafer-i Sadık, verdiği ilmi dersler sonucu çok sayıda alim yetiştirmiş, onlara mürşidlik ve rehberlik etmiştir. Dolayısiyle yetiştirdiği alimlerin sayesinde islam katledilmekten kurtarılmış, Dünya’ya açılmış ve Anadolu beşiğinde ete kemiğe bürünerek yeniden hayat bulmuştur. 

Imam Cafer-i Sadık’ın yetiştirdiği ve günümüzde tanınmış bilinen dini alimlerden bazıları;
* Malik bin Enes (Malik-i mezhebinin kurucusu); “Üstünlük, bilgi, ibadet ve takva bakımından, Imam Cafer-i Sadık’tan ileri birisini ne bir göz görmüştür, ne bir kulak duymuştur ve nede öyle bir kişi birinin gönlüne, aklına gelebilir” demiştir. 

* Ebu Hanife Numan bin Sabit(Hanifi mezhabinin kurucusu); “Imam Cafer-i Sadık, Fıkıh yani islam hukukunu yaşamış ve yaşatan tek kişidir“ demiştir. 

Imam Cafer-i Sadık aynı zamanda bilginin yazılmasına, çoğalmasına da önem vermiştir, Cevresindeki insanları ve yakınlarını da bu yola sevk etmiştir. Onlara; Yazın, eğer yazmasanız aklınızda kalmaz diyerek Mufaddal bin Ömere; Yaz ve ilmini din kardeşlerine yay ölünce, oğullarına kitaplarını miras kalsın” buyurmuştur. 

Imam Cafer-i Sadık, ilme ait üç öğüt veriyorum. Bu üç öğüt, şunlardır;
1. İlmi, hakiki alimlerden öğrenmeye bak. İlmi bilgisi hakkında mutlak kanaatin olmayan kimselerden, bilgi öğrenemezsin. Bu gibiler belki de seni, doğru yoldan saptırır.
 

Bilgisine her hususta güvenebileceğin bir mürşide var ona bilmediklerini, iyi anlayamadıklarını sormaktan asla çekinme! Hiçbir vakit alaya kaçma! Ve bilhassa vaktin kıymetini bil. Boşuna vakit geçirme! Allahın insanlara verdiği ömür pek kısadır. İlim yolunda ilerlemek isteyen bir kimse, vaktinin pek dar olduğunu hiçbir vakit unutmamalıdır. 

2. Konuşurken çok dikkatli ol! Hiçbir vakit doğruluğundan emin olmadığın bir sözü söyleme! Kafadan atma! Konuşurken de mutlaka ihtiyatlı ol! 

3. İlimde, fetva verecek bir dereceye vardığın zaman; Konuşmadan, yanlış veya hatalı bir fetva vermeden önce çok düşün! Yanlış, hatalı bir fetva vermekten, arslandan korktuğun kadar kork! Biri senden bir şey öğrenmek istediği zaman da, ondan hiçbir karşılık beklemeden ve ummadan kendisine doğru cevaplar vermeye çalış. Gerekiyorsa cevap vermeden önce başkalarına, danışmaktan çekinme! 

Imam Cafer-i Sadık önemli öğütlerinden bir örnek.
Cenab-ı Hakk’ın tam manasiyle anlaşılması, bilinmesi için şu dört ilkenin bilinmesi gerekir;
1. Cenab-ı Hakk’ı tanımak,
2. Seni nasıl yarattığını, sana ne yaptığını, sana neler ihsan ettiğini bilmek,
3. Sana verdiği bu paha biçilmez bütün nimetlere karşı kendisine, şükretmesini bilmek ve 
4. Varlık nurunu söndürecek, davranışların neler olduğunu bilmektir.

Bu dört ilkenin aynı zamanda ilmin esasını, teşkil ettiğini ösylemiştir. Ve “Sadece Cenab-ı Hakk’ın varlığına inanmak, yetmez. Çünkü Allah’ı tanıyıp onun varlığına inandıktan sonra, O’nun bizlere verdiği nimetleri de hakkıyla bilmemiz lazımdır. 

Dolayısiyle bunu bilmek, O varlığın bize verdiği nimetlere şükretmenin başlangıcıdır. Şükretmek kulluk vazifesini yerine getirmek demektir.  

Imam Cafer-i Sadık; Zamanın Abbasi halifesi Ebu Cafer-el Mansur tevşikiyle zehirlenerek Miladi: 22 Ocak 765(Hicri: 24 Zilkade 147) günü Medine’de, Hakk’a yürümüştür. Kendisinden sonra imamet mührü, oğlu Imam Musa-i Kazım’a geçmiştir. 

Imam Cafer-i Sadık’ın manalı sözlerinden, bazıları.   
* Iyiliği yaparken, gizlice yapmak.
* Kendisini aramayanları, arayıp hallerini sormak.
* Insanın dostları, şunlardır; Uyumlu eş, iyi evlat ve halis arkadaş.
* Ahlakı kötü olan kimse kendi eliyle, kendini cezalandırılmaktadır.
* Üç şey hayatı karartır: Zalim hükümdar, kötü komşu ve ağzı bozuk insan.
* Akıl kadar bereketli zenginlik, ahmaklık kadar değersiz yoksulluk yoktur.
* InsanIar şu üç şeyden kurtulursa, huzura kavuşurlar: Kötü diI, kötü el ve kötü davranışlar.
* Günler üçtür: Geçip giden dün, ganimet bilinmesi gereken bugün, arzusundan başka elde bir şeyi olmayan yarın.
=Seyyid Hakkı=


Muharrem ile On Iki Imam, matem ayı kutsallığı ve anlamı.
On Iki Imam Ayında, matem ve oruç kaç gündür? 

Öcelikle şunu belirtelim ki Alevilerin, On Iki Imam ayındaki matem ve orucu 10 gün değil, Toplam 16 gündür;
3 gün On Dört Masum-u Pak orucu,
1 gün Fatma Ana orucu ve
12 gün On İki Imam matem orucudur. 

Muharrem ile On iki Imam matem ayında, tutulan oruç ve matemin anlamları. 

Muharrem Ayı ve kutsallığı.
Muharrem ayı, Hicri takviminin birinci ayıdır. Farsça’da onuncu güne, „Aşura“ denir. Aşura demek. “on” demektir. Tarihi kaynaklara göre Arap, Israil, Fars milletleri tarafından Muharrem ayının onuncu günü yani Aşura kutsal kabul edilen bir ortak değer olmuştur. Tarihler bugünün değerini ve kutsallığını, bir çok Peygamberin kurtuluşa ve selamete erdikleri gün olarak verirler.  

Hz.Muhammed’en evvel gelen Peygamberler de bu kutsal günde, yüce Allah’a şükür ve senalarını ifade etmek için oruç tutmuşlar ve Nuh Peygamber’in kurtuluş çorbasından pişirip, fakir fukarayı doyurmuşlardır.  

Allah’ın rızasını kazanmak için, hayır-ihsan yapmışlardır. Hz.Muhammed, Şahı Merdan Ali de Muharrem Ayında on gün oruç tutmuşlar ve çorbalarını pişirip, hayır- ihsan yapmışlardır.  

Bütün tarihler Canab-ı Hakk,ın Kerbela olayına kadar olan zaman dilimi içerisinde Muharrem Ayında; On peygamberine, on değişik ikram ve ihsanda bulunduğunu aşağıdaki sebeplerle tanımlamışlardır;
1. Musa peygamber, bugünde denizi yararak Mısır Kıralı Firavun’dan kurtulmuş ve Firavun’un ordusu ise, dalgalara kapılıp denizde boğularak ölmüşlerdir.
2. Nuh peygamberin gemisi, bugünde tufandan kurtulmuş rivayete göre Cudi Dağı’nda karaya oturmuştur.
3. Yunus peygamberin, bugünde Balığın karnından kurtarılmıştır.
4. Adem peygamberin tövbesi, bugünde kabul edilmiştir.
5. Isa perygmber, bugünde dünyaya gelmiş ve yine bugünde semaya yükselmiştir.
6. Yusuf peygamber, bugünde kardeşleri tarafından atıldığı kuyudan kutarılmıştır.
7. Davud peygamberin tövbesi, bugünde kabul edilmiştir.
8. İbrahim peygamber’in oğlu Ismail peygamber, bugünde doğmuştur.
9. Yakup peygamberin, oğlu Yusuf’un hasretinden kör olan gözleri, bugünde tekrardan görmeye başlamıştır.
10. Eyyub peygamber, bugünde hastalığına şifa bulmuştur.

Allah Allah. Ol Canab-ı Hakk’a her dem şükürler olsun. 

On İki Imam, matem ayı ve kutsallığı.
On Iki Imam, matem ayı; Kurban bayramının birinci gününden başlayarak, 20 gün sayılır. 20’ci günün akşamı, matem ve oruca niyet edilir.   
 

Alevi inancında Kerbela vakasıyla özdeşleşen, on günlük bir Muharrem orucu vardır. Muharrem orucu ile Kerbela katliamı şehitlerine tutulan matem ve oruç öylesine iç içe geçmiştir ki, birini diğerinden ayırmk mümkün değildir. 

Aleviler, On Iki Imam ayında matem tutarlar. Oruç ise, Kerbela katliamında; Imam Zeynel Abbidin’in sağ olarak kurtulup On Iki Imam neslinin devam ettiği için Allah’a, şükür orucu tutmaktadırlar. 

Matem, Kerbela’da şehid edilen Imam Hüseyin, On Dört Masum-u Pak, Kerbela şehitleri ve Arap Emevi hükümdarlarınca zalimce katledilen On Bir Imam anısına tutulan yastır, üzüntüdür, kederdir, tepkidir.  

* Kerbela matemi; Aç ve susuz olarak insanlığa verilmiş büyük bir mesajdır.
* Kerbela matemi; Haksızlığa ve zulme karşı baş eğmeyiş, insanlık için kendini feda etmektir.
* Kerbela matemi; Iyi-kötü, aydınlık-karanlık, ezen-ezilen, inaçlı-inançsız, zalim-mazlum çatışmasıdır.  

Dolayısiyle Aleviler, on iki gün matem ve matem orucu tutarlar. 13 günde, Imam Hüseyin’in can yemeği olan Aşura ve kurban erkanı yaparlar. Yüzyıllardır Ehl-i Beyt’e ikrar veren yol evlatları, bu matemi tutmaktadırlar. 

* Muharrem Ayının ongünlük orucun ardında yapılan Aşura, Hakk’a şükür yemeğidir.  

* On Iki Imam Ayı, matem ve orucu sonunda yapılan Aşura ise, Imam Hüseyin ve Imam Hüseyin’in şahsında cümle şethitlerin can yemeğidir.
=Seyyid Hakkı=


Makbul olan ibadet, riyasız ve özgürce yapılan ibadettir.
Yapılan ibadet; Allah’a yakınlaşmak, teslim olmak ve O’na şükür etmek ise o zaman birilerine yaranmak, göstermelik yani şekilci bir ibadet yerine, ibadetimizi özgürce yapalım. 

Şehitler Şahı Imam Hüseyin; Yaranmak, yapmacık, göstermelik ibadet yapanları üç kategoride değerlendirmiştir; 
1. Bazıları, Allah’tan bir şey umarak ibadet ederler; Bu tacirlerin ibadetidir.
2. Bazıları, da korkarak ibadet ederler; Bu da kölelerin ibadetidir.
3. Bazıları ise, Allah’a şükür olarak ibadet ederler; Bu da, hür insanların ibadetidir. Işte en faziletli ibadet budur.
Imam Hüseyin 

Sonuç itibariyle, makbul olan ve özgürce yapılan ibadet;
Yanlız Allah’a yönelmek ve O’na teslim olmaktır.
Kötülüklerden, kötü alışkanlıklardan uzak, Allah’a yakınlaşmaktır.
Allah’tan başka, diğer varlıklara kulluk etmemektir.
Her dem Allah’a, şükür etmektir.
Bitmek, tükenmek bilmeyen arzularımızı konrol etmektir.
Adaletli davranıp, merhametli olmaktır.
Allah’ın hüsnü rızasını kazanmakla birlikte, insanların da sevgi ve takdirini kazanmaktır.
=Seyyid Hakkı=


4. Imam, Şah Imam Zeynel Abbidin.
Şah Imam Zeynel Abbidin aşkına mateminiz, ibadet ve oruçlarınız On İki Imam divanında, kabul ve makbul ola.. 

Babası: Imam Hüseyin
Annesi: Şer-i Banu (Şah Zenan)
Lakabı: Seccad
Künyesi: Ebu-l Hasan
Yüzüğünün yazısı: Başarım Allah’ladır.
Doğum yeri ve tarihi: Medine, M: 07 Ocak 659
Şehadet yeri ve tarihi: Medine, M: 06 Ekim 713
Kabrinin bulunduğu yer: Medine (Suudi Arabistan)
Yaşı: 54
Katili: Hüşam, emiri veren Emevi halifesi Abdülmelik.

Imamet süresi: 35 yıl
Zamanındaki halifeler: Yezid, II.Muaviye, Mervan, Abdulmelik
 

Imam Zeynel Abbidin, babası Imam Hüseyin Kerbelada şehid edildiğinde çocuk yaşta imiş. Dolayısiyle Kerbela vakasında öldürülmekten kurtulduğu için, Imam ve Ehli Beyt’in nesli kendisinden devam etmiştir. 

Imam Zeynel Abbidi'nin oğlu Imam Muhammed Bakır, babası hakkında naklettiği bir rivayette söyle buyurmuştur: “Babam Imam Zeynel Abbidin, hep iyilik yapmaktan zevk alırdı.  

Allah’a karşı, şükranını ifade etmek için; Bir iyilik gördüğü zaman, bir kötülükten kurtulunca, iki kişinin arasını bulunca, bir zorluğu atlatınca, mutlaka şükran secdesine kapanırdı. Bunun için kendisine „Seccad“ adı verilmiştir.” 

Imam Zeynel Abbidin son derece iyi yürekli, sakin yaratılışlı, ilim sahasında ise, erişilmez bir kabilete sahipmiş. Hayatını iyilik yapmak, okumak ve ibadetle geçirmiştir. Kerbela vakasını hatırlardıkça keder ve hüzüne kapanırmış.

Imam, bu hüzün ve kederli haline müdahale edenlere: “Hz.Yakup, on iki oğlundan birini kaybedince ağlamaktan gözlerine ak düştü ve görmez oldu. Halbuki kaybolan oğlu Yusuf, sağ idi. Ben ise, Ehl-i Beyt’ten bütün yakınlarımın şehit düştüklerine şahit oldum. Bunların acısını, yüreğimden nasıl çıkarabilirim?” cevabını vermiştir. 

Dolayısiyle Imam Zeynel Abbidin’e yapılan mevki-i teklifleri red ederek, kendisini; İlime, ibadete, iyiliğe ve hizmete vermiştir.  

Imam Zeynel Abbidin, kendisine küfür eden birisine; „Eğer ben, dediğin gibiysem Allah’ın beni yargılamasını dilerim; Lakin dediğin gibi değilsem, dilerim Allah seni bağışlasın. Bu da Imam’ın, ne kadar sabırlı olduğunu göstermektedir. 

Imam Cafer-i Sadık zamanında bir gün, Imam Zeynel Abbidin’den bahsedildi. O zaman Imam Cafer-i Sadık: „Yemin ederim ki o, hayatı boyunca asla haram bir şey yemiş değildir ve ömrü boyunca Hakk yolunda, Hakk için çalışıp çabalamıştır. Karşısına çıkan güçlüklerden hiçbiri, kendisini yıldırmamıştır.“  

Imam Zeynel Abbidin, Ümeyye oğullarından Abdülmelik oğlu Velidin saltanatı zamanında Abdülmeliki'n tevşikiyle Hüşam tarafından zehirlenerek Miladi: 6 Ekim 713(Hicri: 15 Muharrem 95) günü Medine’de, Hakk’a yürümüştür. Kendisinden sonra imamet mührü, oğlu Imam Muhammed Bakır’a geçmiştir.   

Imam Zeynel Abbidin’in manalı sözlerinden, bazıları.
*
Allah’ın verdiğine kanaat eden, halkın en zenginlerindendir.
* Hayrın hepsi de, insanın kendisini koruması içindir.
* Iman sahibi, iman sahibinin yüzüne sevgi ile bakması ibadettir.
* Ne Kureyş için asalet, ne Arap için asalet vardır. Asalet ancak gönül enginliği iledir.
* Iyi işlerin anahtarı, doğruluktur ve iyi sonucu ise, vefakarlıktır. 
=Seyyid Hakkı=


On Iki Imam Matemi, Orucu ve Aşura...
On Iki Imam, matem orucu; Yapılan matem, çeşitli zamanlarda katledilen On Bir Imam’ın matemidir. Matem orucu’nun tutulması; 10.10.680 yılında Imam Hüseyin ve Kerbela şehitlerinin katledildiği tarihe denk getirilmiştir. On Iki Imam matem orucu, aynı zamanda Muharrem orucu’na da denk gelmektedir.  

„Muharrem“ Hicri takvimin birinci ayıdır. Muharrem Arapça bir kelimedir ve „Haram“ kelimesinden türemiştir. Muharrem Ayı’nı önemli kılan üç neden vardır;
1- Hicri takvimi başlangıcı,
2- Çeşitli dini sebeplerden ötürü tutulan oruç ve
3- Kerbela katliamıdır.  

Bu üç nedenlerden Kerbela katliamının verdiği acı, keder, zulüm, açlık, susuzluk ve sefalet gereği öne çıkmıştır. Dolayısiyle Muharrem ayının onuncu günü olmuş olaylar, Imam Hüseyin’in ve Kerbela Şehitlerinin şahsında birlenmiştir, tek vücut olmuştur.  

On muharrem günü ile ilgili verilen bilgilere göre islam inancında, bir çok önemli tarihi olaylar olmuştur. Bu olaylardan biri de “Kerbela katliamı”dır. Bu katliam’ı anlamak için; Yezid ve ordusunun Ehli Beyt’e, yaptıkları zulümleri bilmek ve anlamaktan geçer. 

Bu tarihi olaylarla birlikte On Muharrem günü, yürekleri dağlayan, hüzüne boğan Imam Hüseyin, beraberindeki 72 Ehli Beyt ve gönül dostları(Sahabeler) ile beraber miladi 10.10.680 (Hicri 10 Muharrem 61) günü bugünkü Irak sınırları içindeki Kerbela şehrinde Muaviye OğluYezid’in ordusu tarafından hunharca ketledilmişlerdir.  

Aleviler için, matem ve orucun amacı;
* Insanlık onuruna sahip çıkmaktır,
* Insanlık suçu olan Kerbela ve Kerbela gibi katliamların işlenmemesi için hatırlamak ve hatırlatmaktır.
* Insan olduğumuzu hatırlamak, insanı sevmek ve kutsamaktır,
* Yapılan zulümlerin tekrarlanmaması için insani, görev ve sorumluluğumuzun farkına varmaktır,
* On İki Imam ayında, hiç bir canlıya eziyet etmemektir,
* Haftalarca aç, susuz kalmanın ne olduğunu ruhen hissetmek ve nefsi kötülüklerden arınmak için oruç tutmaktır,  

Sağlığı yerinde olan insanlar oruç tutmalıdır. Dolayısiyle matem ve orucun amacı kendine eziyet etmek değildir, insanlık suçu olan katliamların, zulümlerin, kötülüklerin eziyetlerin tekrarlanmaması için hatırlatmak, anmak ve unutmamaktır.  

Tutulan oruçlar; Imam Zeynel Abbidin’in Kerbela katliamından kurtulması ve Hz.Ali’nin, 12 Imam’ın soyunun devam ettiğinden dolayı Allah’a şükretmek ve şükranlarımızı sunmaktır.  

Aşura.
Aşura Arapça bir kelimedir. Hicri takvimi ilk ayı olan Muharrem ayının “onuncu gün”ü demektir. Bilinmesi gerektir ki Aşura yemeği bir talı türü değildir ve öylece de algılanmamalıdır.  

Aşura; Nuh Tufanı’nda ve bir de Kerbela katliamında açlığı gidermek için farklı nimmetlerden pişirilmiş “şükür yemeği”dir. Daha önemlisi Imam Hüseyin’in “can yemeği”ni sembolize etmektedir. Görüldüğü gibi tatlı türü ile hiç bir alakası yoktur. Insanlık tarihinde açlığa karşı pişirilen “Şükür yemeği” ve zulüme karşı direnen Imam Hüseyin ve Kerbela şehitlerinin “Can yemeği” sıfatını almıştır.  

Imam Hüseyin ve Kerbela şehitlerin can yemeği olan Aşura pişirilip dağıtılmasiyle hizmet tamamlanmış olur. Günümüzde hastalık veya başka nedenlerden dolayı aşura yemeğini yemeyenlerin sayısı çoğalmaktadır. Onun için kazanlar dolusu yerine az miktarda aşurayı pişirilsin ve böylece çöpe ndökülmesini de önlemiş oluruz. 

Sonuç itibariyele; Imam Hüseyin, Kerbela şuhedaları ve diğer On Bir Imam’ın çektikleri acıları hatırlamak, hissetmek, anmak için matem ve matem orucu tutulur. Bu ve bu gibi acıların bir daha yaşanmaması için hatırlamak, unutturmamak ve insanlık onuruna sahip çıkmaktır.
=Seyyid Hakkı=


3. Imam, Şah Imam Hüseyin.
Şah Imam Hüseyin aşkına mateminiz, ibadet ve oruçlarınız On İki Imam divanında, kabul ve makbul ola.. 

Babası: Hz.Ali
Annesi: Ana Fatıma

Lakabı: Şehid
Künyesi: Ebu-Abdullah

Yüzüğünün yazısı: Tanrı’nın emri olur.
Doğum yeri ve tarihi: Medine, M: 09 Ocak 626
Şehadet yeri ve tarihi: Kerbela, M: 10. 10. 680 (H:10 Muharrem 61)
Kabrinin bulunduğu yer: Kerbela (Irak)
Yaşı: 54

Katili: Şimr
Imamet süresi: 11 yıl
Zamanındaki halifeler: Muaviye ve Yezid 

Islam tarihinin kara sayfası, Kerbela. Ehl-i Beyt dünyasını yasa boğan, Kerbela. Hz.Adem’in zürriyeti, Hz.İbrahim’in milleti, Hz.Ismail’in nesli, Hz.Muhammed’in sevgili torunu ve emaneti, Şahı Merdan Ali ve Fatma-tüz Zehra Ana’nın oğlu Imam Hüseyin’i bir kaşık suya hasret bırakıp, şehit eden uğursuz Kerbela. 

Imam Hüseyin, yaşantısıyla, davranışlarıyla, cesaretiyle sadece islam aleminde değil, bütün insanlık için görkemli bir abidedir. Çünkü O, yiğitliğin, fedakarlığın ve mazlum olmanın sembolüdür. 

Imam Hüseyin sadece yaşantısıyla değil, şehadetiyle bütün insanlığa bir mesaj vermiştir. Verdiği mesajda; Sonu ne olursa olsun asla Yezid’e, dolayısıyla zalime ve onun zülmüne boyun eğmeyeçeğini bütün dünyaya şahadetiyle kanıtlamıştır. Insanlık varoldukça Imam Hüseyin var olacaktır.  

Imam Hüseyin’e, Ehl-i Beyt’e, o yolda şehit olanlara Rahmet, Yezide ve soyuna lanet olsun. 

Kerbela savaşında, mazlum ve zalim olmak üzere, iki saf vardır;
Mazlumun safı, Imam Hüseyin’in saffı ve zalimin safı ise, Ebu Sufyan oğlu Yezid’in saffıdır. Mazlumun sahibi Allah ve zalimin sahibi ise, şeytandır.

* Ebu Sufyan Kur’an’ı, Hz.Muhammed ve Şahı Merdan Ali’yi ortadan kaldırmak için mücadele vermiş,
* Ebu Sufyan oğlu Muaviye de, Kur’an-ın yayılmasına engel olmak için mücadele vermiş ve
* Muaviye oğlu Yezid ise, Ehl-i Beyt’i ortadan kaldırmak için mücadele vermiştir.  

Ebu Sufyan, Muaviye ve Yezid’in safı; Kötünün, sapkınlığın ve saltanatın safıdır. Üçünün amacı Bedir, Hendek, Uhud, Cemel ve Sıffın gibi harplerde Zülfikar’ın altında can veren yandaşlarının intikamını almaktan başka birşey değildir. 

Arap Emevi saltanat hanedanlarının her türlü hile, ihanet ve zulümlerine rağmen Muhammed Ali ümmetini Imam Hüseyin ve Ehli Beyt’inden koparamamışlardır. Dahası 10 Muharrem Aşura faciasının tarihini değiştirmek istemişlerdir, Muhammed Ali ümmeti ile Ehli Beyt ve Imam Hüseyin’in arasına perde çekmek istemişlerdir. Fakat bütün bu uğraşlara rağmen On İki Imam Matem ayı gelince; Muhammed Ali ümmeti ikrarlarını tazelemiş ve bağlılıklarını daha da pekiştirmişlerdir. 

Dolayısiyle Aleviler, tüm haksızlıklara, merhametsizliklere, zulümlere, vs. rağmen On İki Imam ve Imam Hüseyin aşkına matemini tutmuşlar, onların acılarını yüreklerinde yaşamış, Imam Zeynel Abbidin aşkına oruçlarını tutmuşlardır.  

Islam tarihinde, Muharrem ayı Ayı içerisinde gerçekleşen bu facia her yıl canlandırılır. Imam Hüseyin ve Ehl-i Beyt’i için Duazlar, deyişler, ağıtlar, mersiyeler okunur ve matem tutulur. 

Şahı Imam Hüseyin, Emevi halifesi Yezid emriyle Kerbela’da emevi ordusu kumandanı Şimir zil Cevşen isimli bir zalim putperest tarafından Miladi: 10 Ekim 680(Hicri: 10 Muharrem 61) günü Kerbela’da, Hakk’a yürümüştür. Kendisinden sonra imamet mührü, oğlu Imam Zeynel Abbidin’e geçmiştir. 

Imam Hüseyin’in manalı sözlerinden, bazıları.
* Ben ölümü saadet biliyorum ve zalimlere yaşamayı ise zillet.
* Allah’ı öfkelendirmekle halkın rızasını kazanmak isteyen bir kavim, kurtuluşa erememiştir.
* Dostun, seni kötü işlerden kollayandır. Düşmanınsa bu işleri seni teşvik ve tahrik edendir.
* Allah’a isyan ederek bir şeye ulaşmak isteyen kimse, umduğundan uzaklaşarak korktuğu şeye yaklaşır.
* Iyilik karşısında mükafat, suç karşısında ceza göreceğini bilen bir kimse gibi amel et.
* Ey Ebu Süfyan’nın oğullarına uyanlar! Eğer dininiz yok, ahiretten de korkmuyorsanız, en azından hür insanlar olun.
* Farz olan cihatlardan biri, insanın kendisini günahtan koruması için nefsi ile cihat etmesidir. Işte bu cihat, cihatların en büyüğüdür…
* Seni seven, kötü işlerden seni sakındırır; senden nefret eden ise seni bu işlere teşvik eder.
* Akıl, ancak hakka uymakla kâmil olur.
* Iyiliklerde yarışın ve manevi ganimetleri elde etmeye koşun.
* Cömertlik eden yücelir, cimrilik yapan ise alçalır.
=Seyyid Hakkı=

Imam, Şah Imam Hasan.
Şah Imam Hasan aşkına mateminiz, ibadet ve oruçlarınız On İki Imam divanında, kabul ve makbul ola... 

Babası: Hz.Ali
Annesi: Fatıma-tüz Zöhre 
Lakabı: Mücteba
Künyesi: Ebu-Muhammed 
Yüzüğünün yazısı: Üstünlük Allah’ındır.
Doğum yeri ve tarihi: Medine, M: 01 Mart 624
Şehadet yeri ve tarihi: Medine, M: 25 Mart 670
Kabrinin bulunduğu yer: Medine (Suudi Arabistan)
Yaşı: 46
Katili: Cü’de 
Imamet süresi: 10 yıl
Zamanındaki halifeler: Muaviye
Şah Imam Hasan ilmiyle, edebiyle ve cömertliğiyle insanlara en güzel örneği teşkil etmiştir. 

Hz.Muhammed, Imam Hasan hakkında; "Bu benim oğlum, seyyiddir. Allah, O’nun vasıtasiyle müslümanlardan iki büyük bölüğün arasını uzlaştıracaktır" diye buyurmuştur. 

Imam Hasan, Kufe’lilerin tutarsız davranışlarına karşın yapmış olduğu çağrısı; “Peygamberlik tahtının sultanlık varisi, velilik mülkü hakiminin yerine geçen benim ki, atam sizi dinine davet etti. Babam da sizleri, hidayet saadetine eriştirdi. Bende şimdi sizleri Onların yoluna, davet etmekteyim. Ve gerçek, biliniz ki; Bana uymak onlara uymaktır, bana karşı koymak onlara karşı koymaktır.”

Maalesef Imam Hasan, Kufe halkından bağlılık görmeyince; Barış, her şeyden hayırlıdır diyerek islamın daha fazla ipranmaması için Şam Valisi Muaviye tarafından, kendisine teklif edilen uzlaşma şartlarını istemiyerek de olsa kabul etmiş ve antlaşmayı imzalamak zorunda bırakılmıştır. Allah’ın laneti, ikrarından dönenlerin üsetüne olsun.

Imam Hasan ile Şam Valisi Muaviye arasında Hicretin 41.yılında yapılan antlaşma şartları şunlardır:
1. Halkın; Allah’ın kitabına, Hz.Muhammed’in adaletine uygun olarak idare edilmesi,
2. Hz.Ali şiasından olanlara, hiçbir suretle kötülükte bulunulmaması,
3. Hz.Ali’ye, kötü söz söylenmemesi,
4. Hak sahiplerine, Cemel ve Sıffiyn savaşlarında şehit olanların evlatlarına, haraç mallarından pay verilmesi ve
5. Muaviye’nin kendisinden sonra, yerine halife olarak hiç bir kimseyi tayin etme yetkisine sahip olmaması.

Muaviye, uzlaşma yazılıp taraflar ve tanıklar imzaladıktan sonra yani yönetim mührünü Imam Hasan’dan devir aldıktan sonra Nuhayle şehrine giderek orada toplanan halka, hitaben; Ben, "Hasan ile bazı şartlara uyacağımı vaad ederek uzlaştım fakat o şartların hepsi de, ayağımın altında; Onların hiçbirini yerine getirmeyeceğim" demiştir. Ve dediğini de yapmıştır.
 

Muaviye, Imam Hasan ile yaptığı uzlaşma şartlarının hiçbirisine riayet etmemiştir. Henüz Kufe’deyken halka, okumuş olduğu bir hutbede; "Yapı yapıldıktan sonra iskele nasıl yıkılırsa, bende Hasan’la yaptığım anlaşma ve barış şartlarını öyle yıktım“ demiştir. Ne yazık ki Hz.Muhammed’e ikrar verenler, ikrarında durmadıkları gibi muaviye’de ikrarında durmamıştır.

Şahı Imam Hasan, Muaviye ve Mervan el-Hımar’ın teşfikiyle eşi Ca'de(Cude) binti Eşas tarafından zehirlenerek Miladi: 25 Mart 670(Hicretin 49. yılı Safer ayının 28.) günü Medine’de, Hakk’a yürümüştür. Kendisinden sonra imamet mührü, Imam Hüseyin’e geçmiştir. 

Imam Hasan’ın manalı sözlerinden, bazıları. 
* Aklın kemali, halkla iyi geçine bilmektir. 
* Cömertlik, istenmeden önce bağışta bulumaktır. 
* Doslukla sana yakın olan senin yakının sayılır, akraban olmasa bile. 
* Dünyayı seven kimsenin kalbinden, ahiret korkusu kaybolur. 
* En düşük insan, nimetlere karşı şükretmeyendir. 
* Kendine karşı nasıl davranılmasını istiyorsan, sende başkalarına karşı öyle davran. 
* Ögüt almanızı önleyen şey, kendinizi büyük görmenizdir. 
* Dünyan için, ebediyyen yaşıyacakmışsın gibi çalış ve ahıretin için yarın ölecekmişsin gibi tedbirli ol.
* Hiç bir topluluk yoktur ki, birbirlerine bir konuyu danışsınlar da, doğruyuyu bulamasınlar!  
* Yakın, soyca uzak olsa bile sevgide yakın olandır. Uzak, soyca yakın olsa bile sevgide uzak olandır!
=Seyyid Hakkı=


Imam Hüseyin ve Kerbala katliamını unutmak; Kendi insanlığını, varlığını, onurunu unutmaktır.
Dolayısiyle unutulan bir katliam, yeni bir katliama davetiyedir. 

Yezid’in ve onun zalim yandaşları, safında olmakdık; Olanların yanında da saf tutmadık, tutanlara yazıklar olsun. 

Imam Hüseyin ve Kerbala katliamını unutmak; Insanlığını, varlığını, onurunu unutmaktır. Ya Canab-ı Hakk! Selam ve esenlikler eyle Imam Hüseyin’e ve O’nun Ehli Beyt’ine... 

Acı nedir? diye sorarlarsa, Imam Hüseyin deyin.
Imam Hüseyin sadece yaşantısiyle değil, şahadetiyle bütün insanlığa bir mesaj vermiştir. Dolayısiyle yiğitliğin, fedakarlığın, mazlum olmanın sembolü olmuştur.

Imam Hüseyin’e, O’nun soyuna ve dostlarına selam olsun! Mervan’dan yezid’e, Yezid’en günümüz yezidlerine yüz bin kere lanet olsun. Selam olsun, Yezid’e ve onun zalim yandaşlarına lanet okunuyan yüreklere.
=Seyyid Hakkı=

Imam, Şahı Merdan Ali.
Şahı Merdan Ali aşkına mateminiz, ibadet ve oruçlarınız Şahı Merdan Ali divanında, kabul ve makbul ola.. 

Babası: Ebu Talip
Annesi: Esed kızı Fatıma
Lakabı: Murteza
Künyesi: Ebu-Muhammed
Yüzüğünün yazısı: Kuluna sahip Allah’tır.
Doğum yeri ve tarihi: Mekke, M: 21 Mart 598
Şehadet yeri ve tarihi: Kufe, M: 28 Ocak 661
Kabrinin bulunduğu yer: Necef (Irak)
Yaşı: 63
Imamet süresi: 24 Haziran 656 – 28 Ocak 661
Katili: İbni Mülcem 

Şahı Merdan Ali, sadece yaşadığı süre içerisin de değil, onu takip eden yüzyıllarda da zalimin korkusu, mazlumun dostu olmayı sürdürmüştür. Şahı Merdan Ali'ye kinli haydutlar ve islam düşmanı putperestler, Şahı Merdan Ali'ye yapamadıklarını evlatlarına yapmaya çalışmışlardır. O zamanın Ebu Süfyan'ları, sonra Muaviye, Mervan, Yezid olarak Şahı Merdan Ali'nin soyunu kurutmak istemişlerdir. 

Nitekim Imam Muhammed Mehdi hariç, on bir Imam da şehit edilmiştir. Dolayısiyle imamların hiç birisi vadesiyle Hakk’a yürümemiştir. Şahı Merdan Ali'ye ve soyuna yapılan haksızlıklar, katliamlar dolayısıyla Hz.Muhammed'e yapılıyordu. Cahilliye döneminde Arap toplumunun başına bela olan putperest köleci bezirganlar, görünürde müslüman olup özde bezirganlığı sürdüren bu kişiler, Hz.Muhammed döneminde yapamadıklarının adeta acısını çıkartmışlardır. 

Şahı Merdan Ali;
* O hem evvel, hem ahirdir.
* O hem arı, hem de arıtıcıdır.
* O hem zahir, hem de batini bir sırdır.
* O, hakkında yüzyıllardır “Sırrı hakikatına eremedik” denilen Veliyullahtır.
* O hem yaratanın nuruna ulaşmış bir ulu evliya, hem de yaratılmış bir beşer kuldur.
* O, hem olağanüstü bir bilgi ile donamış bir filozof, hem birikimini toplumu ile paylaşan bir bilgedir. 

Tarihler boyunca pek çok ünlü yazarlar, ünlü araştırmacılar derler ki: “Eğer denizler mürekkep, bütün ağaçlar kalem olsa, Adem oğulları yazıcı olsalar, cin tayfası da hesap tutsalar; Ya Ali, senin faziletlerini tamamlayamazlar. 

Dolayısiyle sözde Arap/islam ülkelerinde ki görüntüler, insanı ürkütmektedir. Bazen oturup düşünüyorsunuz.
* Acaba Hz.Muhammed ve Şahı Merdan Ali, bu islam için mi çabaladılar?
* Bu islam için mi savaştılar?
* Bu islamı mı yer yüzünde egemen kılmak istediler? 

Kesinlikle Hayır. Bu islam, onların islamı değildir. Bu uygulama ve görüntü onların istediği islam değildir.  

Onların islamı,
* Buyruktaki yazılmış olan Rıza şehri, islamıdır.
* Onların islamı Tasavvuf, islamıdır.
* Sevgi ve Barış islamıdır. Bir arada ve kardeşçe, dostça yaşama islamıdır.
* Eşit haklara ve hukukun üstünlüğünü esas alan, islamdır. 

Göze ilk çarpan ve şimdi genellikle uygulamada olan bu islam ise Emevi/Arapların, örf ve adetlerini islamın esasları diye insanlara dayatılmış olan islamıdır. 

Bu dini, kılıç zoru ile benimseyenlerin islamıdır. Islam dinini intikam ve kin üzerine oturtan; Talan ve soygunlara alet eden; Bağnaz ve yobazlık üzerine kurulu olan ve akıttığı kana bir türlü doymayan islam, Şahı Merdan Ali’nin islamı değildir ve olamaz. 

Diri diri insan yakan, Din adına fetva verip iftiralar atan ve katliamlara davetiye çıkaran, mazluma ah çektiren, kendi dışındaki tüm değerleri red eden anlayış islam değildir ve olamaz. 

Şahı Merdan Ali’nin erdemleri ve tarihi duruşu bilinmeden O’nun hakkında yapılan değerlendirmeler insanı yanıltabilir, çözümsüzlüğe götürebilir veya çözüm adı altında başka bir yanlışa yönlendirebilir. Bunu gidermenin biricik yolu, söz konusu kavramı araştırarak değerlendirmektir. O’nu kalemler yazmakla bitiremez. O’nu diller okuyarak tam anlatamaz. Arada bir dalar gidersiniz acaba bağlama olmasaydı Anadolu’nun müziği, çoşkusu böyle zengin olabilir miydi? Duazlar, Beyitler, Deyişler o zaman böyle etkileyici olur muydu? Bağlama olmasaydı herhalde Anadolu müziğinde büyük bir eksiklik olurdu. Tuzu katılmamış yemek gibi herhalde çok lezzetsiz olurdu. Şahı Merdan Ali olmasa, Alevilikte herhalde böyle içi boş bir Alevilik olurdu.

Şahı Merdan Ali, Muaviye ve Mervan’ın teşfiki ile Mülcem ibni Abdurrahman isimli bir putperest tarafından saldırıya uğramış ve Miladi: 28.01.661(Hicri: 40 Ramazan 21) gecesi, Necef’te Hakk’a yürümüştür. Kendisinden sonra imamet mührü, oğlu Imam Hasan’a geçmiştir.
=Seyyid Hakkı=


ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı SH ve Seyyid Hakkı EK. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...