Alevilikte Inanç - Seyyid Hakkı—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Seyyid Seyfeddin Ocağı

ANASAYFA



Alevi inanç yolunda, hizmet sayfalarımız...
YouTube, ilim kanalımız:
https://www.youtube.com/user/YediDeryaSohbeti62 
Facebook, Alevi Hizmet Dergah
ı grubumuz:
https://www.facebook.com/groups/244039227002241/  
Fcebook, Alevi Ilim Dergahı sayfamız;
https://www.facebook.com/Seyyid-Seyfeddin-Oca%C4%9F%C4%B1-sayfas%C4%B1-194839911064876/ 
WEB sayfamız, Alevilikte Inanç;
https://www.alevilikte-inanc.de/ 
Facebook özel sayfamız;
https://www.facebook.com/seyyidhakkiii

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,

=Seyyid Hakkı=

******************************************
YouTube, Alevilikte Inanç -
Seyyid Hakkı kanalımız…

https://www.youtube.com/user/YediDeryaSohbeti62
 

*
De Pirim Pirim-Seyyid Hakkı, Video LİNKİ…

https://www.youtube.com/watch?v=uQBO6Ixntig

********************************************








Aleviler ve 30 gün Ramazan orucu...
Orucun zahiri ve batıni boyutuna baktığımızda, zahiri boyutu yani madde aleminde; Allah’ın verdiği nimmetlerine şükretmek. Yoksul, yetim, çaresiz ve sağlığı kendisini geçindirmeye yetmeyen insanlarımızın çaresizliklerini, sıkıntılarını ve umutsuzluklarını hissedip, merhamet duygularının gelişmesi, vicdan mahkemesinin harekete geçmesiyle, çaresiz insanlara yardım elini uzatmak ve paylaşmaktır.  

Batıni boyutu ise; Gerçek müminlerin orucu ise bir ömür boyunca devam eder. Ve gece gündüz bütün azalarını kötü duygulardan sakınmak-korumak zorundadır; Kötülük etmemek, zulümkar olmamak, kimseye fenalık düşünmemek, duygularını kötüye kullanmamak, her daim için paylaşıcı olmak, yardım elini uzatmakdır. Ve asıl oruçla amaçlanan da budur. 

Ramazan ayının kutsallığı...
Hz.Muhammed Mustafa daha kendisine peygamberlik nazil olmadan önce her zaman yaptığı gibi bir Pazartesi geçesi hira mağarasına çekilmiş, bütün varlığiyle Canab-ı Hakk’a ibadet ve dua ile meşkul olmuştur. Bu esnada melek Cebrail’in gelişi, Hz.Muhammed Mustafa’ya ayan olur.  

Melek Cebrail, Hz-Muhammed Mustafa’ya: Oku, demiş.
Hz.Muhammed Mustafa: Ben, okuma bilmem.

Melek Cebrail; Hz.Muhammed Mustafa’yı tutarak kendisine tekrardan oku demiş.
Hz.Muhammed Mustafa; Tekrarliyarak ben, okuma bilmem diye cevap vermiştir. Çünkü O, gerçekten okumayı bilmiyormuş.
Melek Cebrail; Yine Hz.Muhammed Mustafa’yı tutar, sirkeleyip bıraktıktan sonar kendisine oku demiş.

Hz.Muhammed Mustafa; Ne okuyayım? diye cevap vermiş.
Melek Cebrail; „Insanı yaratan Rabbinin adıyla oku! Oku, Rabbin Ekrem’dir, en büyük çömertliğin sahibidir. O’dur kalemle öğreten!, Insana bilmediğini öğreten“, demiş. Hadislere göre böylece Alak suresinin ilk 5 ayeti 610 yılında, Ramazan’ın 27’ci gecesi Hz.Muhammed Mustafa’ya intikal edip, inmiştir.
 

Diğer bir neden ise; Şahı Merdan Ali miladi 661 yılı Ramazan ayının 19’cu günü kiralık katil Ibni Mülcem tarafından zehirli bir kılıçla evinden uzaklaştıktan sonra arkadan saldırıya uğramış, başından aldığı darbe neticesinde üç gün sonra yani Ramazan ayının 21’ci gecesi Hakk’a yürümüş olmasıdır.  

Muaviye, Şahı Merdan Ali’nin ölüm haberini alınca  „çok şükür, çok şükür Ali’den kurtuldum!“ diyerek üç gün üç gece bayram ilan etmiştir. Sokaklarda davul zurna çaldırıp, çocuklara şeker dağıtarak şenlikler yaptırmıştır. Her yıl tekrarlanan bu uygulama zaman içerisinde Ramazan bayramı, aynı zamanda „Şeker bayramı“ olarak da kutlanmaya başlamıştır.  

Yine Kerbela’da Imam Hüseyin ve Ehli Beyt’inin katledilmesinden sonra Yezid, Nisa Suresi 92’ci Ayet gereği; „Bir kişi eğer ki bir kişiyi öldürüse Allah’a tövbe olarak iki ay kesiksiz oruç tutması gerekir.“ Ve Yezid, bu Kefaret orucunu kendi ordusuna 60 gün ve halka ise 30 gün zorla tutturmuştur.  

Aleviler açısında en öenemli nokta; Akılla yanaşılmadığı gibi, birileri tarafından ön görülen şartlara ve koyulmuş kurallara şeklen uyma vardır. Bu da şekilciliğin ta kendisidir. Işte Alevilerin sorunu, Emevi hanedanlarının uygulaması olan 30 güğnlük oruçtur yani şekilciliktir fakat orucun kendisi değildir. Dolayısıyla Ramazan Ayı; Aleviler açısından Şahı Merdan Ali’nin katledildiği bir matem ayıdır, Emevi hanedanları ve onlara uyanlar açısından ise, bayram günüdür.  

Ramazan ayında, oruç tutma meselesine gelince...
Ramazan orucu Kur'an-da bakara Suresi 183-184-185 inci ayetlerde geçmektedir.  

1- Bakara Suresi 183’cü Ayet’in Türkçe’si; „Ey iman sahipleri! Oruç sizden öncekiler üzerine yazıldığı gibi sizin üzerinize de yazılmıştır. Bu sayede korunmanız umulmaktadır.“ (Y.N. Öztürk)
2- Bakara Suresi 184’cü Ayet’in Türkçe’si; „Sayılı günlerdir. Sizden kim hasta olur veya yolculuk halinde bulunursa tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutar. Oruca zorlukla dayananlar üzerine düşen, fidye olarak bir yoksulu doyurmaktır. Kim bir mecburiyeti olmaksızın içinden gelerek iyilik yaparsa bu onun için daha hayırlı olur. Ve oruç tutmanız, eğer bilirseniz, sizin için daha hayırlıdır.“
3- Bakara Suresi 185’cü Ayet’in Türkçe’si; „Ramazan o aydır ki; insanlara kılavuz olan, iyi-kötü ayrımıyla hidayetten kanıtlar getiren Kur'an, onda indirilmiştir. O halde bu aya ulaşanınız onu oruçlu geçirsin. Hasta olan veya yolculuk halinde bulunan, tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutsun. Allah sizin için kolaylık ister; O sizin için zorluk istemez. Tutulmamış olan günleri tamamlamanızı, sizi doğru yola kılavuzladığı için Allah'ı yüceltmenizi ister. Ve sizin şükretmeniz umulmaktadır.“ 

Ehli Sünnet Vel Cemaat ve Şii/Caferiler bu ayetlerle Alevileri, töhmet altında bırakmaya çalışmaktadırlar lakin çabaları nafiledir. Şimdi de bu ayetlerle verilmek istenen mesaj, nedir? Ona bakalım. 

1- Ayet 183 ile anlatılmak istenen; Ademoğlunun kötülüklerden, yanlışlıklardan, şüpheli hallerden kendini korunması, nefsine sahip çıkmasıdır. Allah’a karşı kulluk vazifesini ve topluma karşı da ahlaki, sosyal sorumluluklarını yerine getirmesidir.
2- Ayet 184 ile anlatılmak istenen; Bazı sebeplerden (Hastalık, yaşlılık, yolculuk,vs.) dolayı oruç tutamıyorsanız bunun karşılığında ihtiyaç sahibi olanların ihtiyacını karşılamak, yiyecek almak, aç insanların karnını doyurmak gibi fedakarlık ve yardımında bulunmak aynı manadadır çünkü önemli olan niyettir.
3- Ve Ayet 185 ile anlatılmak istenen ise; Insan aleminin Allah’a, manevi huzura erdirici, şeksiz deliller, ispatlar, hakikati ve yanlışı birbirinden ayıran Allah’ın kelamı, ilmi, kanun nizamı olan Kur’an-ı Kerim, 610 yılında, Ramazan ayının 27‘ci gecesi inmiş ve insanoğlu müjdelenmiştir. 

Dolayısıyla insanları hidayete, huzura erdiren Allah‘ın manevi adaletine karşılık; Allah’ın yüceltilmesi, anılması, hatırlanması için oruç tutmak, dua etmek, muhabbet etmek, yardım elini uzatmak, olanların olmayanla nimetini paylaşılması istenilmektedir ve Canab-ı Hakk, bunları yaparken de kendinize eziyet etmeyin diyor. 

Lakin 30 gün oruç sayısı veya zaman limiti söz konusu değildir. Şöyleki; „Şehr-u Ramadan“ deniliyor. „Şehr-u“ = Ay-dolun ay demekdir. „Ramadan“ ise Ramazan(Kamer aylardan dokuzuncusu) yani Ramazan ayı demektir. Bu gerçeklikten yola çıkarak her insanın bilinci dailindedir ki bir ay, 30 gün dolun ay olarak geçirmesi mümkün değildir, üç veya 10 gün arasıdır. Üç veya beş vakit namazda da olduğu gibi 30 günlük orucun da Allah’ın hükmü değildir, Ehli Sünnet Vel Cemaat ulemalarının uygulamasıdır. Dolayısıyla 30 günlük oruç, Allah’ın hükmü değildir Emevi hanedanlarının uygulamasıdır. 

Diğer bir gerçek ise; Bakara Suresi, Hz.Muhammed Mustafa’nın hicretinden sonra Medine de inmiştir. Hz.Muhammed Mustafa, 63 yaş yaşamıştır. Verilere göre Hz.Muhammed Mustafa, Medine’ye 55 yaşında hicret etmiştir. Şimdi soruyoruz; Bundan önce Hz.Muhammed Mustafa, hangi orucu tutuyordu? 

Diğer bir yanlış mantık ise, Allah’ın kelamında az veya fazla kutsallık anlayış söz konusu değildir. Yani ayetin biri az  veya bir diğer ayet ise, fazla kutsaldır mantığı tamamen yanlış ve suçtur. Çünkü Allah’ın kelamı, tekdir ve açık kapıya yani soru işeretine yer bırakmaz. 

Neden Ramazan’ı tutmuyorsunuz, sahura kalkmıyorsunuz? Insanları oruca zorlayanlara Hakk aşığı Kul nesimi, şu cevabı vermiştir: 

„Biz bir oruç tutarız,
Ramazana benzemez“ diyor.

Ozan Ibreti’nin cevabı ise, şöyledir;
Ilme değer verdim, uykudan kalktım, 
Sarık seccadeyi elden bıraktım, 
Vaazın her günkü vaazından bıktım, 
Ramazanı sele verdim de geldim, diyor. 

Ozanlarımızın da belirttiği gibi Alevilerin, oruç ile hiç bir sorunları yoktur. Sadece Emevi Arap örf adetlerini dinin esasları olarak algılayan Ehli Sünet Vel Cemaat’a suç ortağı olmamaktır. 

Alevilerin oruçları; Hızır Orucu, On Iki Imam orucu, On Dört Masum-u Pak orucu, Fatma Ana orucu ve 48 Perşembe oruçlarıdır. 

Günümüzde Ramazan ayı Allah’a yakınlaşmak, yalvarmak-yakarmak, ibadet yapmak, yardım elini uzatmak, fakirlere yardımcı olmak yerine kurum ve kuruluşlar tarafından; Eğlence, şenlik, göstermelik oruç iftar programları düzenleyerek tüketim ve para kazanma hedeflenmiştir yani ibadet ayı yerine karnaval ve festival ayı olmuştur. 

Bilindiği gibi Perşembe gecesi, Alevilerin ibadet gecesidir ve Alevilerin, 48 Perşembe orucu vardır. Dolayısıyla dileyen canlar Ramazan ayında da oruçlarını tutup, ibadet erkanlarını yerine getirebilirler. Çünkü bu ibadet ve orucun, Ramazan ayı ile hiç bir alakası yoktur. 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=



Sırat-ı Mustakim-Doğru yol...
Sırat-ı Müstakim, kelime manası; Doğru yol, doğru istikamet demektir. Inançsal manası ise; Mahşer günü Allah’ın huzuruna çıkmak için herkesin üzerinden geçmesi gereken, Cehennem üzerinde kurulmuş köprü. Bu köprü, cennet ile cehennemin yani iyilik ve kötülüğün birleştiren köprüdür.  

Hz.Muhammed Mustafa, Allah ile görüşmeye giderken üzerinden geçtiği köprüdür. Mirac, semaha yükselmek; Zahiri alemden, batıni aleme geçiş demektir. Batıni alemde, Allah katına yükselerek kendisiyle görüşmektir.  

Hz.Muhammed Mustafa, Recep ayının yirmi yedisini, yirmi sekize bağlayan gece, Kudüs’ten mescit’i Aksa’ya, oradan semaha(göğe)  yükselerek Allah ile görüşmesi yolculuğunda Hz.Muhammed Mustafa’ya rehberlik eden Cebrail; Sırat-ı müstakim’e gelince, „ben buradan ileriye geçemem, geçersem yanarım“ deyince, Hz.Muhammed Mustafa; “Öyleyse sen yerinde kal. Ben ezelden bu ilahi aşk yoluna canımı kurban koymuşum. Yanarsam tek başıma yanayım. Canını canından sakınan, canını (mevlasını) nasıl görebilir? mevlamın uğrunda bu can feda olsun.” der ve yoluna devam eder.  

Işte bu esnada Hz.Muhammed Mustafa’nın karşısına bir arslan çıkar. Aslan yola yatıp, yolu kesmişti. O an Hz.Muhammed Mustafa; “Amcaoğlu Ali burda olsaydı bu arslanın hakkında gelirdi” diye düşünmüştür. Bu sırada nidadan bir ses kendisine gelir; „Hatemini (yüzüğünü) arslana ver,“ Hz.Muhammed Mustafa, nidadan gelen sese uyarak hatemini çıkarıp arslanın ağzına verir ve arslan sakinleşerek yolu açar.  

Arslan, sonradan anlaşılacağı gibi Şahı Merdan Ali’dir. Hatem(yüzük) ise, Hz.Muhammed Mustafa’nın mühürüdür. Görüldüğü gibi Hz.Muhammed Mustafa, peygamberlik mührünü Allah’a görüşmek için gittiği yola yatan arslan kılığındaki Şahı Merdan Ali’ye vermiştir.  

Sırat-ı Mustakim yolunda Şahı Merdan Ali, Hz.Muhammed Mustafa’ya iştirak ederek Allah yolunda  yanyana yürümüş ve Allah’ın huzurunda beraber bulunmuşlardır. Yani ruhen, bu kutsal beraber olmuşlardır. 

Özetlersek; Hz.Muhammed Mustafa’ya rehberlik eden melek Cebrail da Hz.Muhammed Mustafa’yı buraya kadar götürmüş, buradan ileriye geçmeye izinli olmadığını ifade ederek, bundan sonrasını Allah’ın daveti sebebiyle Hz.Muhammed Mustafa’nın yanlızca gideceğini bildirmiştir. Işte bu yüzden bu birliktelik “son sınır, son hudud veya sınırın sonu” diye anlaşılmıştır. 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Seyyid ve Seyyidliğin anlamı...
Alevi inanç önderi olan Seyyid, toplumun inançsal manevi hizmetiyle yükümlüdür. Yolun kural ve kaydelerini öğreten, ilmiyle eğiten, doğru yolu gösterendir. Taliplerin sorunlarını çözen, cevap bulan yani manevi hizmetten sorumlu ve yetkili kişidir. Toplumu, yaptığı muhabbetiyle hoş eden, eğiten, doğru yolu gösteren, Hakk’ın doğru yolunda yürümelerini sağlayan dini önder; Yapıcı, muhabbetçi ve adaletli davranandır.  

Imam Cafer-i Sadık Buyruğu’nda Seyyid tarifi;
“Ol zamandan bugüne kadar, şeriat, tarikat, marifet, hakikat ve pirlik-secde Muhammed Ali’den kaldı. Ol sebepten, evlad-ı Resulden gayrisine pirlik etmek ve talip olmak caiz değildir. Yediği, içtiği haramdır. Murtadı tarikat, murtadı hakikattır. Ve hem irşadı ve biatı ve tövbesi makbul değildir. Çünkü evlad-ı Resulden biat yoktur. Sermayesiz kalmıştır. Onun aslı, asla yoktur. Ol kimse On iki Imam dergahından nasipsizdir.”   

Bir pir, talibini irşad edebilmesi için yolun ilim irfanından haberdar olamsı gerektir. Önce Seyyid kendisi her haliyle taliplere örnek olmalı ve talibin kalbinde yerini yapması gerekir.  

Imam Cafer-i Sadık Buyruğu, bu konu hakkında şöyle demektedir; 
”Pir olan kimselere gerektir ki kamil olalar. Dört kapı nedir, bileler. Evvel şeriatı, ikinci tarikatı, üçüncü marifeti, dördüncü hakikatı bilmek gerktir ki bunlar nereden geldi ve neden hasıl oldu, aslı nedir, bunların edebi nedir, udu nedir, hayası nedir, erkanı nedir, tövbesi nedir, farzı nedir, sünneti nedir, nafilesi nedir, işlemesi nedir bunları bile.  

Ve bir dahi, şeriat kaçtır, tarikat kaçtır, marifet kaçtır, hakikat kaçtır ve ondan sonra şeriat ne ile tamam olur, marifet ne ile tamam olur, hakikat ne ile tamam olur, bunları bilmek gerek. Bunlar nedir? Eğer bu dört erkanı böylece bilmezse ol pirin pirliği caiz olmaz.” 

Görüldüğü gibi Seyyid her haliyle kendini yetiştirmiş, her soruna bir çare bulan, her derde deva olabilecek konumda olmalıdır.  

Seyyidlik ise, inanç kurumunu ifade eder. Bütün dinlerde olduğu gibi Alevi inanç kurumu da kendine özgü bir yapısı vardır. Bu kurumun yapısı, hiyerarşi olarak; Mürşid, Pir ve Rehberden ibarettir. Bu sıfatların üçü de, Evladı Resul’dirler; Birbirine yrdımcı olur ve tamamlarlar.  

Mürşid, Hz.Muhammed; Pir, Şahı Merdan Ali ve Rehber ise; Imam Hüseyin’i temsil eder. El ele el Hakk’a ifadesi de budur. 

Mürşid en üst makamdır, sonra Pir makamı ve daha sonra da Rehber kurumu gelir. Yani Rehber, Pire; Pir de, Mürşide bağlıdır. Reber; çözemediği sorunu, Pire götürür. Ve Pir de çözemediği sorunu, Mürşid’e götürür. 

Dolayısıyla yol içerisinde suçluları, sorgu sual eden ve yaptırımları uygulayan da bu üç kurumdur.

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Secde’nin, anlam ve amacı...
Secde, Hakk’ın huzurunda; Baş eğme, saygı ve hürmert içinde yere kapanma, anlın toprakla temas etmesidir. Anlımızın, toprak ile bütünleşmesi; Ruhen, bedenen öze yönelmedir, öz ile bütünleşmektir.  

Amacı ise, madde aleminden mana alemine göçtür; Nefsani beklentilerden uzak, huzur içinde manevi ummana dalmaktır. Insanın kendi kendisiyle hesaplaşmasıdır, özünü dara çekmektir. Nerden gelip nereye gittiğimizi bir anda olsa hatırlayıp, muhasebesini yapmaktır.  

Sonuç itibariyle ruhen huzura, bedenen ferahlığa kavuşmak için insanın; Kendi kendisiyle buluşması ve barışık olması gerekir. Ve bu dengeyi, sağlayan bir insanoğlu; Ailesiyle, toplumuyla, çevresiyle, doğasiyle beraber bir bütün olarak özde birliği sağlamış demektir.  

Dolayısıyla Allah’ın, biz kullarından istediği de budur ve secde ile ulaşılması gereken de budur...

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=



Sevginin, sırr-ı ve yüceliği…
Sevgi tanımını, tarifini yapmak imkansız değildir fakat zordur. Çünkü insanlar, sevgiyi algıladığı gibi tarif eder ve doğrusunun da o olduğunu kabul eder. Oysaki gerçek cevabın, sevgi olgusunun kendi içerisindedir ve önemli olanda, bu gerçeğin farkına varmaktır. 

Kainat, sevgi üzerine kurulduğuna göre; Her canlı nesnede, sevgi mevcuttur. Insanı insana kavuşturan ilahi kudret, sevgidir. Sevginin olmadğı yerde, hayat yok demektir. Dolayısıyla hayat, sevginin ta kendisidir. 

Sevgi, canlı varlıklara bağışlanmış ilahi bir duygu olgusudur. Muhabbetin, dostluğun, yakınlaşmanın, cana can olmanın yeğane sırr-ı sevgidir. Beşer ve ilahi olmak üzere iki çeşit sevgi vardır. Beşer sevgiler, gelip geçicidir fakat ilahi sevgi ise, kadimdir. 

Bu durum Aleviler de; Ancak Kamil olan bir insan, ilahi sevgiye ulaşır. Insan ve sevgi kavramı üzerine kurulan Alevi inanç ve yaşam biçiminde, sevginin üç aşaması vardır;
1- Hayatın manasına varmak,
2- Aklen olgunlaşmak ve
3- Hakk ile hakikatin sırrına ermektir. 

Bu aşamalara, insan denilen varlığı ulaştıran yegane olgu sevgidir. O yüce değerin başarılarıdır. 

Hakk’ın nurundadır sevginin özü,
Orda çıkıp çağlar pınarın gözü,
Şefkatı şifadır muradı hazı,
Sevip sevilelim,sevgi yücedir. 

Sevginin karıdır cennet kazancı,
Sevgidir kalbinin taht ile tacı,
Ziyaretidir gönlün Gönle miracı,
Sevip sevilelim,sevgi yücedir. 

Sevgiyle kuruldu,dünya çardağı,
Sevgiyle karıldı,Adem toprağı,
Mahlukata Ocak, ana kucağı,
Sevip sevilelim,sevgi yücedir. 

Yaradanın bize ilahi emri,
Demiri eritir sevgi hamuru,
Sevgiyle mümkündür gönül tamiri,
Sevip sevilelim, sevgi yücedir.
Ali Ceylan 

Toplumları yücelten yeğane olgu sevgi, saygı ve manevi değerlerdir. Siz, siz olun bu üç değerlerden taviz vermeyin. 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=



Alevi inancında, Semah ibadeti...
Semah; Alevi inancının temel ibadeti olan „Cem ibadeti“nin, On Iki Hizmet’ten biri de semahtır. Semah, Allah’a yakınlaşmaktır. Insanın, kendi maneviyetiyle baş başa olup ve maddi dünyadan uzaklaşmasıdır. 

Semah ibadeti, Duaz-ı Imam ve deyişler eşliğinde yapılan dinsel törenin adıdır. Semah ibadetinde çalınan müzik aleti, bağlamadır. Semahın kaynağı ise „Kırklar Cemi“ne dayanır. Mirac’dan sonra Kırklar Meclisi’ne uğrayan Hz.Muhammed Mustafa’ya Selman-i Farisi tarafından, bir engür(üzüm) tanesi verilir ve bu engürün, Hz.Muhammed  Mustafa tarafından paylaştırılması istenilir. 

Hz.Muhammed Mustafa, bu engür tanesini Cebrail’in getirdiği tabağın içinde ezerek elde ettiği engür suyundan içen gayb erenleri(Kırklar) „ya Allah“ deyip dönmeye başlamalarıyla semah ibadetinin temeli de atılmıştır. 

Dikkat edilmesi gereken bir husus vardır ki o da engür suyudur. Dolayısıyla Engür suyu, Allah’ın ilmini sembolize eder. Çünkü Ruhlar aleminde, yiyecek ve içecek söz konusu değildir. 

Dikkat edilmesi gereken diğer bir husus da; „Semah“ ile „sema“ ibadetlerinin birbirine karıştırılmamasıdır. Sema; Mevlevilerde yapılan bir ibadettir. Müzik aleti ise, ney’dir ve Alevi inancındaki semah ibadeti ile hiç bir alakası yoktur. 

Semah; Ilahi aşkı ruhunda duymayı, o aşk ile Allah’ın güzel isimlerinden herhangi birisini anarak ayakta dönmeye denir. Okunan deyiş, Duaz-ı Imam eşliğinde kadın-erkek ayrımı yapmadan, ellerini göğe doğru uzatarak din, dil, ırk ayrımı yapmamak şartıyla Hakk’ın bir olduğunu tekrar ve tekrar zikretmektir. Allah’ın adı, her insanın ruhsal mertebesine göre değişik tecelliler getirir. En büyük tecelli Allah’ın benliğimizin içinde tam bir yönelişle anmaktır. Semah ritüelinde, kollar yana doğru açmakla birlikte sağ el göğüse koyarak, sol el yeri gösterdiğinde; Bir türlü önüne geçilemiyen nefsin, bencilliğin, menfaatin, zulümlerin, açlıkların, ikiyüzlüklerin kısaca yaşama dair kötülüklerin anlamsızlığını görüp “Hakk’tan alır Halka veririz” inancını anlamaktır. 

Semah; Aşk meydanına(Hakk Meydanına) girerken, güvercin misali dostluğun harman olduğu bu kainat ışığının vurduğu alanda aşkla, şevkle, vecd ile kadın-erkek ayrımı yapmadan ve tüm beşeri ağırlıklardan kurtularak kötü niyetlerden arınarak, tertemiz olma halidir.  

Semah; Ehli Beyt, masumiyetinin ve paklığının, tüm azalarımıza hakim kılma halidir. 
Semah çeşitleri: Miraçlama (Muhammed Ali semahı) ve Kırklar semahıdır. Günümüzde çokca semah çeşitlerinin olmasının nedeni, yörelerden kaynaklanır; Her yöre, kendine göre isimler verdirmiştir

Semah ibadeti, üç aşamadan ibarettir...
1-Konsantre, içe yönelmeye hazırlık aşaması: Müzik ritmi yavaş yavaş başlar.
2-Dünyevi alemden batıni aleme geçiş aşaması: Müzik ritmi belli bir aşamadan sora hızlanır.
3-Hakk ile bütünleşme aşaması: Müziğin çoşku aşamasında ise cezbeye, transa geçilir. Semah dönen canların sayısı, Alevilikteki kutsal sayılar; üç, beş, yedi, dokuz, on iki gibi sayılar baz alınarak tertiplenir.   

Insan çoşar, döne döne çoşar ve bir ilahi aşk ateşine düşer. Sonsuz bir aleme yolculuk eder; Gözünün önündeki tüm perdeler aralanır, uçar ve sonunda alemlerin Rabbiyle bütünleşir yani semah Hakk’a ulaşmayı, O’nunla baki olmayı sembolize eder. 

“And olsun o saf bağlayıp dizilenlere...
O saflar tuturup sıraya dizenlere
O kanaatlarını açıp toplayarak uçanlara
O haykırarak sevk edenlere
O gögüs gererek durduranlara
O zikir okuyanlara.” (Saffat suresi, ayet 1, 2, 3) 

Hacı Bektaşı Veli buyurur ki;
Haşa ki bizim semahımız oyuncak değildir, 
O bir aşk halidir, salıncak değildir. 
Her kim ki semahı Bir oyun sayar, 
Mü'min diye Cenaze namazı Kılınır değildir.
 

Semah oyun değildir, çünkü kulun Miracı’dır. O Miraç, cem evlerinin dışına taşınmamalıdır. Taşınılırsa ne olur? Oyun olur. Birinci kötülük “inanmıyanlar” tarafından, ikinci kötülük ise, dini ilave kurallarla boğan “Dinci Hurafe Yobazları” tarafından işlenmektedir. Her iki oyunculuğun ortak paydası, dünya nimetleri tarafından aldatılmış olmaktır. Cemlerimizde semah dönülürken “Hakk için ola, seyir için olmaya” demenin anlamı da budur. 

Hace Ahmet Yesevi, buyurur ki; “Insanda, eğer aşk ve vecd hali yok ise, semahta yoktur.” Çünkü dinin ruhu, ilahi aşktır. Aşktan yoksun gönüllerin, icra ettikleri ibadet ve erkan da bir gösteriden öteye geçmiyor.  

Semah, ibadet halidir. Süslü-püslü giyecekler giyerek yapılan semah, sadece foklorik anlamı olur ki buda ibadetten dışlanmış olur. Semah benlikten arınmaktır, Hakk ile Hakk olmaktır. Kırklar Meclisi’nde ki aşk ve cebze halidir. Dolayısıyla semahın adresi, “Kırklar Meclisi” dir. 

Vardım kırklar meydanına,
Gel berü hey can dediler,
Yüz sürdüm ayaklarına,
Gir işte meydan dediler.

Kırklar bir yerde durdular,
Yerlerinden yer verdiler,
Meydana sofra serdiler,
El lokmaya sun dediler.

Gir semaha aşk ile Hakk’a,
Silinsin pak olsun ayna,
Kırk yıl bir kazanda kayna,
Daha çiğsin yan dediler.
Şah Ismail Hatayi 

Bir kuşun kanadında, güneşin etrafında, bulutların üstünde dönmek; Tıpkı Dünya gibi, ay gibi, evrendeki yıldızlar gibi, kıştan yaza, geceden gündüze dönmektir. Insanı merkez, elini ayna yapmak ve aynada özünü seyretmektir. Insanı sevmek, paylaşmak, inanmak ve arınmaktır. Turna olup sonsuza, bilinmeze doğru göçmek, gökyüzüne ağmak, karanlıkta, aydınlık yürekte ışık ve bir deyiş, bir nefes, bir Duaz-ı Imam olup dönmek ve birlik olmak, birliğe, kardeşliğe, insan sevgisine ağmak ve kendi gerçeğini kavrayıp dönmektir. 

Pir Hünkar Bektaş-ı Veli: „Semah, ariflerin aleti, muhiplerin ibadeti, taliplerin maksududur. Bizim semahımız oyuncak değil, ilahi bir sırdır. Bir kimse ki semahı oyuncak sayar o cahildir“ der. 

Semah Gülbengi(duası)...
Bismişah, Allah Allah!
Semahlar saf, günahlar af ola.
Semahlarınız, kırklar semahı ola.
Hizmet gören canların hizmetleri kabul, muratları hasıl ola.
Dil bizden, nefes Pir Hünkar’dan ola. Gerçeğin demine Huu. 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=



Resul ve Nebi peygamberler...
Tevhit inancının temelinde Arapça Resul, Nebi ve Farsça Peygaber olan terimlerin anlamı;  Allah’ın kelamını(ilmini) bildirmek ve doğru ile yanlışı açıklamak üzere insanları doğru yola yönlendiren ulu zatların sıfatıdır. 

Resul; Ilahi kitap ile görevlendirilmiş peygamberlere “Resul” denir. Ilahi Kitap; insanların maneviyeti ile ilgili Allah’ın ilim ve irfan(edep erkan) kurallarını içeren anayasa kitabıdır.  

Nebi ise; Ilahi Kitabı olmayan ve sadece bir önceki peygamberin getirdiği manevi kuralları tebliğ eden ve uygulamasını gözetleyendir. 

Rivayete göre Allah, doğruluk üzerine 124 bin peygamber görevlendirmiştir. Bu peygamberlerden dördü Resul’dürler yani “Kutsal-Ilahi kitab” ile görevlendirmişlerdir ve bu dört peygaberin dördü de haktırlar.  

Dört Resul peygamber ve ilahi kitapları...
1- Hz.Musa - Tevrat
2- Hz.Davud- Zebur
3- Hz.Isa – Incil ve
4- Hz.Muhammed Mustafa – Kur’an-dır. 

Peygamberlerin insan olmanın da ötesinde ve insanlardan faklı kılan, Allah tarafından kendilerine bağışlanan bir takım sıfatlardır...
1- Doğru ve sadık olmaları; Dinde ve diğer meselelerde doğru sözlü ve dürüst ulu zatlardır. Haşa asla yalan söylemezler.
2- Büyük ve küçük günahlardan uzakdırlar; Her türlü gizli, açık günahlardan ve bu günahlara sebebiyet verecek hareketlerden uzakdırlar.
3- Güvenilir olmak; Peygamberler güvenilir kimselerdir, asla kendilerine verilen emanete ihanetlik yapmazlar. Ihanet sıfatı ise peygamberlerden uzak ve düşünülemez.
4- Üstün olmaları; Batın ve zahir ilmine haizdirler, sahipdirler. Ve yüksek zeka sahibidirler.
5- Bildirici ve uygulayıcıdır; Allah’ın ilahi kelamını, hükümlerini hiçbir değişiklik olmadan, ekleme ve çıkarma yapmadan olduğu gibi ümmetine ileten ve uygulayandır.
6- Adaletli olmaları; Ümmetüne zulüm ve haksızlık yapmazlar, hatır için, fidye için  adaletden uzaklaşmazlar.
7- Peygamberliğin son halkası; Allah’ın insan alemine ilahi emirleri bildiren, doğru yolu gösteren dünyadaki son elçisidir, halkasıdır.  

Hz.Muhammed Mustafa bütün peygamberlerin aynası olduğu gibi, diğer ilahi kitaplar Kur’an-ı Kerim’le tamamlanıp, noktalanmıştır. 

Birilerinin iddia ettiği gibi “her millete bir peygamber” gönderilmemiştir. Allah’ın kelamı “tek” olduğuna göre din’de tekdir. Dolayısıyla bütün peygamberler, insan alemi için gönderilmişlerdir.  

Peygamberler, birbiriyle yarışmak için değil Hakk’ın kelamını(ilim ve irfanını) insanlara aktarmakla görevlendirilmiş ve birbirlerini tamamlamışlardır.  

Zamanla insanlar kendilerini belli kabile, aşiret, ırklar ile isimlendirdikleri gibi belli peygamberleri de kendilerine mal etmişlerdir. Allah, sadece insan yarattı ama ırklar yaratmamıştır ki bu ırklara da ayrı ayrı peygamberler göndersin.  

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=

Alevilikte Inanç - Seyyid Hakkı sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfamız: Seyyid Hakkı SH => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı => Facebook grubumuz: Seyyid Seyfeddin Ocağı - Dergah Aşk ile Canlar...