Alevilikte Inanç - Seyyid Hakkı sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Ehli Beyt yazarı, Seyyid Seyfettin Ocağı evlatlarındandır. Aşk ile Canlar...
Seyyid Hakkı
Seyyid Seyfeddin Ocağı

ANASAYFA


Allah, insanı insana emanet etmiştir...
Bu ilke, Alevi inancında hangi ikrarla gerçekleştirilmiştir?  

Emanet maddi olabileceği gibi, manevi de olabilir. Mal, mülk veya bir insanı, güvenilir bir insana korunması veya sahip çıkması amacıyla teslim edilmesidir.  

Dolayısıyla emanet güvenmek, güvenilir, emin olmak gibi manalara gelmektedir. Diğer bir deyimle emanet, hiyanetin karşılığıdır.  

Alevi inancında birbirinden sorumlu olmak, birbirini korumak ve sahiplenmek ilkesi olan müsahiplik ikrarıyla gerçekleştirilmiştir. 

Musahiplik, Alevilerde yol kardeşliği anlamında kullanılır. Bu kardeşlik kan kardeşliği, kan yolu ile akrabalık dışında kurulan sosyal ve toplumsal bir akrabalıktır. Kan bağına dayanan akrabalık bir anlamda zorunlu akrabalık iken, ikrar türünde ki akrabalık tamamen gönüllülük esasına dayalı bir akrabalıktır.  

Müsahiplik ikrarı, namus hariç herşey ortaktır. Yani canı cana, malı mala katmaktır. Ayrısı gayrısı yoktur, hem benim hemde senindir.  

Musahipliğin inançsal değeri yüksek olduğundan dolayı, bu erkanda kendine güvenirse, aynı ateşte yanarsa, ancak öyle musahip olabilirler, bu doğrultuda kendine güvenen bu erkana girsin. Yoksa Ejdatlarımızın kemikleri sızlar. 

Bir bütün olarak müsahiplik ikrarı, otokontrol sistemidir. Yani öz denetimdir. Dolayısıyla toplumda barış, huzur, mutluluk ve dostluğun sağlanması müsahiplik ikrarıyla mümkündür. Çünkü karşılıklı denetim vardır, gözetim vardır, hataya ve yanlışa yer vermemek gayreti vardır.  

Daha önemlisi yolda verilen ikrarda, ikrarbend olmuş aileler arasında evlilikler söz konusu değildir. Gençlerin önünü tıkamamak için, olur olmaz ikrar verilmemelidir ve verilen ikrar, bir ailede kalmalıdır. Eğer bu ilkeye bağlı kalınırsa o zaman ikrarın önemi ve değeri korunmuş olacaktır.
Aşk ile, ikrarında duranların demine Huu… 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=



Bismişah, Allah Allah!
Hakk Muhammed Ali hakkı için
Şehvete kapılıp, kin tutmayın,
Şiddetten uzak, hoşgörülü olun,
Yalan söyleyip, iftira atmayın,
Küçüğe sevgi, büyüğe saygı gösterin,
Elinizle koymadığınızı, almayın,
Nefsinize uyup, kul hakkı yemeyin,
Sözün geçmediği yerde, söz söylemeyin,
Hakk’ı özde bilip, Hakk sözü söyleyin,
Mazlumdan yana, zalime karşı durun,
Ilimden, bilimden, irfandan ayrılmayın,
Ikrarınızda kalıcı, yolunuzu bilici olun,
Yolunu, Mürşüdünü, Pirini, Rehberini,
Talibini ve talipliğini bilenlerin, demine Huu.

Ya Cenab-ı Hakk!
Hasta olanlara şifa, sağlık dileyene sağlık, huzur dileyene huzur,
Okuyanlara zihin açıklığı, derdine derman dileyene derman,
Nasip isteyene nasip ve Hakikat alemine göçmüşlere rahmetini ihsan eyle.
Darda, zorda olanlara, yetiş carımıza diyenlere sen yetiş ya Bozatlı Hızır! 

Hakk'a göçmüşlerimize rahmet eyle, ruhları şad,
Ruhlarının mekanı Pir-u pak olsun.
Yaşıyan insanlar, selamet içinde olsunlar.
 

Hakk Muhammed Ali aşkına cem geceniz mübarek, ibadet ile dua eden,
Çerağ uyandıran cümle canların dilde dilekleri ve gönülde muradları kabul ola.
Dil bizden, kabulü Canab-ı Hakk’tan, inayet Muhammed Ali’den ola.
Allah Allah, Hakk eyvallah. Kabul ve makbul ola... 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Değerli Canlar,
02.03.24 Cumartesi günü Saat 16.00 da, Almanya-Bochum Cemevimizde Saygıdeğer Seyyid Hakkı dedenin Alevilik üzerine sunumuyla muhabbet akşamını bilginize sunar, cümle Canlarımızdan katılıp destek vermesini dileriz.

Bochum Cemevi, Yönetim Kurulu


Muhammed Ali yolumuz, ilim rehberimiz ve Kamil-i Insan kıblemizdir…
Yol, doğuş noktasından Hakk’a göçüş noktasına kadarki yaşam sürecidir. Bu zaman süreci inanç, ibadet, usul, düzen, adet, kültür, gelenek, görenek, vs. gibi olgularının tümüdür. Dolayısıyla insanoğlu, bu olgulara göre kendi manevi hayat tarzını geliştirip yapılandırmıştır.  

Alevileri, Hakk ile hakikate götüren yol, Hakk Muhammed Ali yoludur. Çünkü Muhammed Ali yolu, sevgi üzerine inşa edilmiş inanç ve ibadet pratikleri olan, kendine özgü yaşama tarzını geliştirmiş ilkeli bir yoldur.  

Yol, inancın özü ve inancın özü ise, yaşamın özüdür. Yolun temel esası Allah’ı bir, Hz.Muhammed Mustafa’yı resul, Kur’an-ı Allah’ın ilahi kitabı ve Şahı Merdan Ali’yi ise, Veliullah kabul etmektir. Kur’an, insanların zahiri alemde ki manevi ahlak anayasasıdır.   

Ilim, akıl gücüdür. Akıl gücüyle bütün nesnelerin, varlıkların diğer bir deyimle hayatımızda olan bitenlerin hakikatini yani iç yüzünü anlamak, kavramak, düşünmek veya idrak etme gücü ve yetisidir. 

Dolayısıyla ilim mutluluğun, mükkemel yaşamın, çağın medeni insanı olmanın kaynağı ve rehberidir. 

Kamil-i Insan’ın üstün kabiliyete, faziletlere, derin ilme sahip olması O’nu zahiri diğer bir deyimle görsel alemde Allah’ın konuşan dili konumuna getirmiştir. Allah’ın konuşan dili konumuna gelmenin yolu, kendi tanrısal içgüdüsüyle yani akıl boyutunda tanrısal sırların manasına varmakla mümkündür.  

Kamil-i Insan, Küçük Alem konumuna sahip akıl gücüyle, yeteneğiyle Kainattaki mevcudatın manasına ve sırrına ermiş ulu sıfatı temsil eder.
Aşk ile, Kamil-i Insan demine Huu… 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=



Insan, aklıyla mı yoksa yaşıyla mı büyüktür...
Akıl ve yaş dediğimizde, insanla alakalı iki farklı sıfat söz konusudur.
 

Akıl, insanı olgunlaştıran ateştir ve yaş ise, insanın geçirdiği zamandır. Akılın başarısı faydalı, yararlı, hala haldaş olma başarısıdır. Çünkü akıl, yaşamın mimarıdır. Iyi mimar yaşama huzur veren, mutlu kılan, barışık olmayı başaran mimardır.  

„Akıl, yaşta değil baştadır“ Atasözü, sorumuzun bel omurgasını oluşturmaktadır. Çünkü insanoğlu, hangi yaşta olursa olsun yaşça kendinden büyük olan veya saç sakal ağartmış kişilerden daha mantıklı düşünüp konuşabiliyorsa demektir ki akıl baştadır yaşta veya saç sakal ağarmakta değildir. 

Dolayısıyla akıllı, mantıklı konuşmak ve düşünmek yaşla alakalı değil aklın zekasıyla alakalıdır. Yani insanın, büyümesiyle birlikte aklı büyümez veya olgunlaşmaz.  

Bilindiği gibi bir insanın bedenen, belli bir yaştan sonra büyümesi duraklar. Ancak fiziki olgunluk evreleri büyümeye devam eder. Aklın olgunluğu ise, yaşam süresince devam eder. Dolayısıyla bu devamlılığı yani aklın olgunluğu, kişinin istemesine ve göstereceği gayrete bağlıdır.  

Sonuçta işin doğrusu, insan yaşıyla değil aklıyla büyüktür. Siz, siz olun aklınızla, düşüncenizle, mantığınızla, zekanızla büyüklük yapın.  

Dolayısıyla canlı varlıkların içinde insana bağışlanan en faydalı nimet, akıldır. Insanı, diğer canlı varlıklardan ayıran temel niteliktir. Insanoğlu, aklı sayesinde iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı ayırabiliyor ve hakikatleri kavriyabiliyor. 

Ilmin kaynağı akıl olduğu için, bilgisizliğin karanlığını aydınlatan nurani ışıktır. Aklın zekası sonucu bilgisizliğin perdesi aralanıp, olgunluğun hidayetine erişmek mümkündür.
Aşk ile, ilim muhabbetimizin demine Huu… 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Alevi ınancı ve tarihi konumu...
Alevi inancının ana kaynağı, islam dininin batıni boyutu, yansıması ve özüdür. Diğer bir deyimle islam dininin batıni boyutunu doğru algılama, yorumlama ve yaşama yoludur.
 

Alevi inancını ve verilen ikrarı, süreçleme olarak üç süreçte ele alabiliriz.
Birici süreç, Kal-u Bela’dan Hz.Muhammed Mustafa’nın Hakk’a göçtüğü süreçtir,

Ikinci süreç, Hz.Muhammed Mustafa’dan sonra Şahı Merdan Ali ile On Iki Imamların sürecidir ve

Üçüncü süreç ise, Kal-u Bela’dan günümüze kadar ki süreçtir.
 

Alevi inancı ile tanış olan veya arıştıran canlar ve bazı art niyetli şahıslar bilinçli bir yaklaşımla, Aleviliğin 1400 senelik bir tarihe sahip olduğunu dile getirmiş ve getirmekteler.  

Maalesef bu akıl fukaraları, diğer bazı inanç akımlarının tarihlerine işaret ederek bunların; 2000, 3000, 5000 gibi tarihlerinin varolduğunu öne sürmekteler. Ve dahası Aleviliğin, bu inanç akımlarından hayat bulduğunu, varolduğunu iddia etmekteler veya sonucuna varmaktalar ki, evet canlar asıl yanılgı da burada başlamaktadır. 

Söz konusu olan 1400 senelik tarih, Hz.Muahmmed Mustafa’nın Hakk’a yürümesinden günümüze kadar gelen süreçtir. Bu süreç, ikinci süreçtir. Ancak Alevi inancının süreci değildir. Çünkü Alevi inancı, Allah’ın insanlara bağışlamış olduğu manevi ahlak anayasası olan islam dininin özünü oluşturduğu için üçüncü süreç söz konusudur. Ve bu süreç, Kal-u Bela’dan günümüze kadar ki süreçtir. 

Aleviler Kal-u Bela, Bezmi Elest, Yeşil Kube gibi kavramlara sıkca göndermeler yaparlar. Bu kavramlar, incelendiğinde ancak gerçek Alevilik ile tanış olmak mümkündür. Bunun aksisi kafa karışıklığından öteye geçmez.  

Öncelikle Kal-u Bela, Bezmi Elest ve Yeşil Kube kavramlarını inceleyelim ve sonrasında Alevi inancının tarihsel sürecini ele alarak yanılgıları ve kafa karşıklığını ortadan kaldırmaya çalışalım. 

1- Alevilik, nedir?
2- Kal-u Bela nedir?

3- Bezmi Elest, nedir? ve

4- Kubbe-i rahman veya Yeşil kube, nedir?
 

Alevilik nedir?
Allah Muhammed Ali kutsallığını, kalbinde taşımak ve bağlı kalmaktır. Büyük bir itikat ve inançla Allah’a, Hz.Muhammed Mustafa‘ya, Şahı Merdan Ali’ye, Hz.Muhammed Mustafa’nın iki kutsal emaneti olan Kur’an ile Ehli Beyt’ine, Aleviliğin edebiyatı ve felsefesi olan islamiyetin özü; Özde yapılmak istenen değişikliklere evet demeyen, doğruları esas alıp mazlumla bir olup zalime karşı koyan, Hakk’ın emirlerine gönülden sadık kalan, her türlü karanlık ve bağnaz düşünceye karşı koyan; Kırklar Meclisi’nde, “büyüğümüzde bir küçüğümüzde bir” tezi ile bir nazarda görülen insanı, inanç merkezine oturtup, insan hakları temelinin atıldığı ve bugünkü Dünya insan hakları cemiyetine de ışık olmuş bu güzel düşünceye sahip çıkarak, Allah’ın cemalinden yaratıp kutsal kıldığı insanı ve bu kutsallık Kırklar Cemi’nde daha da pekiştirilmiş, Dört Kapı Kırk Makam ile Kamil-i Insan şeklini veren felsefeyle tevalla ve teberra ikrarına bağlı kalmaktır.
 

Kal-u Bela nedir?
Kal-u Bela Arapça bir kelimedir. Anlamı ise; RUHLAR Aleminde Hakk mertebesine ulaşmış Kamil-i Insanların Allah’a ikrar verip, teslim olunduğu “an, zaman birimidir. Batın manası, benliğini Allah’ın benliğinde yok etmektir. Yani Allah ile beraber olmaktır.
 

Özetlersek...
* Allah’ın ruhları yarattığı “an ve zaman” birimidir.

* Yaradan ile yaradılanın arasınnda, ilk ikrar erkanının gerçekleştiği “an ve zaman” birimidir.

* Yaradılanın, kendini bilme, bilinme “an ve zaman” birimidir,

* Inancın yaradılanda zuhur ettiği “an ve zaman” birimidir.

* Varoluş ötesinin, kabul edildiği “an ve zaman” birimidir.

* Allah ile Ademoğlu arasında gerçekleşen ilk cem “an ve zaman” birimidir.

* Allah’ın huzurunda Ademoğlunun ilk duruşu, sorgu ve sualin gerçekleştiği “an ve zaman” birimidir.
 

Alevi inancında, ikrar vermedeki amaç; Kal-u Bela’dan beri verilen ikrarı hatırlamak, tazelemektir. Dolayısıyla insan oğlunun verdiği ilk ikrarına bir göndermedir. 

Bezm-i Elest nedir?
Farsça Bezm kelimesi, Bezm-i Elest şeklinde ifade edilir. Manası;  Ezelde yapılan toplantı, Ruhlar Meclisi-Alemi demektir. Ezelde Ruhlar meclisinde; Yaradan ile yaradılan arasında yaptığı ve yaradılanların da kabul ettiği “ilahi ikrar” erkanı hakkında kullanılan terimdir.
 

Ruhlar meclisi anlamına gelen Bezm-i Elest; Kal-u Bela, Bezm-i Ezel, Beli Ahdi diye de bilinir. Bu ulu meclis, Allah ile yaratılanlar yani yaratan ile yaratılanlar arasında ikrar verip nasip alma meclisidir. 

Allah, bilinmek istedi. Önce ruhları yarattı, daha sonra ikrar erkanını gerçekleştirdi ve daha sonra da bu ruhları bendenle buluşturup zahirileştirdi. Kendi cemalinden yaratığı Ademoğlu’nun görevi; Yaradanını bilmek, kendini bilmek ve ham ervahlıktan olgunlaşıp yani Kamil-i Insan olup tekrardan özü ile buluşmasıdır. Burada çıkardığımız mesaj; Ruhun kadim, sonsuz olduğudur. Ölen, yok olan bedendir. Dolayısiyle kadim olan RUH, sadece beden değiştirir. 

Kubbe-i Rahman nedir veya Yeşil kubbe?
Kubbe-i Rahman varoluşun, yaratılışın kapısıdır. Yaratılışın, varoluşun veya doğuşun kaynağı, Kubbe-i Rahman diğer bir ismiyle Yeşil Kubbedeki kadim olan ilahi nurdur.
 

Yer yok iken gök yok iken dolaştım,
Muallakda beyaz kuffar’a düştüm.
Kırkların ceminde engürü içtim,
Ol yeşil Kubbe‘ye konduğum zaman.
Seyyid Feyzullah
 

Rahim manası; Sahiplenen, koruyan, esirgeyen, besleyen, yetiştiren, ortaya gelmesini sağlayan gibi manalara gelmektedir.
Kubbe manası ise, dam veya çatı demektir.

O zaman Kubbe-i Rahman; Allah’ın takdiri ile ilahi kudreti sonucunda, batın ve zahir alemde yaratmış olduğu tüm varlıkların altında barındığı küre veya çatı diyebiliriz. 

Dolayısıyla bu çatı altındaki varlıklara baktığımızda, Allah’ın sanatını ve kudretini görmekteyiz. Bu da şu demektir yeryüğzündeki tüm nesnelerin varoluşu, Allah’ın takdiri ve ilahi kudreti sonucudur. 

Sonuç itibariyel Alevi inancında, Hakk Muhammed Ali üçlemesinin birlikte anılması yaradan ile yaratılanın mevcudatın tümünü simgeler.
Aşk ile, Kal-u Bela’da verilen ikrarın demine Huu...
 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Yol sürer, erkan gözetiriz...
Yol, sıradan bir niteleme değildir bir inanç sistemini ifade etmektedir. Inanç sistemi ise, insanların manevi ahlakın dünyevi anayasasıdır. Uyulması ve eksiksizce yerine getirilmesi gereken kural ile kaydeleri vardır. Dolayısıyla günlük hayat pratiğinde, yaşanılan kayde ve kuralların doğrultusunda Hakk ile hakikate götüren faktördür. 

Yol nedir?
Yol, doğuş noktasından Hakk’a göç noktasına kadar ki yaşam sürecidir. Bu zaman süreci inanç, ibadet, usul, düzen, adet, kültür, gelenek, görenek, vs. olgularının tümüdür. Dolayısıyla insanoğlu, bu olgulara göre kendi manevi hayat tarzını geliştirip yapılandırmıştır. 

Yol süreği…
Yaşam sürecinde, insanların olgunlaşması doğrultusunda akıl ile mantık neticesinde elde edilen güzel değerlerin tümüdür.  

Bu güzel değerler, ilke haline getirilmiş ve bu ilkeler, manevi anlamda insanların ortak manevi değerleri olmuştur. Bu manevi değerlerin nesilden nesile aktarılmasını sağlayan araç ise, yoldur. 

Aklın olgunlaşmasıyla birlikte elbetteki yaşamın kalitesi ve yöntemi de değişmektedir. Dolayısıyla insanların aklı olgunlaştıkça, insani değerler de olgunlaşır. Bu süreç içerisinde ister istemez insanlar yaşadıkları çağın ilim irfanına uygun kendini yenilemeli ve güncelleştirmelidir. 

Erkan nedir?
Bir inancın, yolun, pratik ve teorik olarak temel esasları olan kayde ve kralların tümüdür.
Bu esaslar cem erkanları, nikah erkanı, darda indirme erkanı, ikrar verme erkanı, dar erkanı, on iki hizmet, vs. vs… 

Erkan gözetmek…
Bir toplumun manevi değerlerine uymak, uygulamak veya yerine getirme haline erkan gözetmek denilir. Çünkü erkan toplumun yaşam felsefesini, tarzını ve yöntemini yansıtma halidir. 

Diğer bir deyimle erkan, manevi ahlak kurallarıdır. Toplumsal bir yaşama sahip olan insanların kendisine, ailesine, çevresine, toplumuna, vs. karşı bir bütün olarak yaradılışına uygun uyması gereken hal ve davranışlardır. 

Sonuçta akıl vematık kudretiyle, yolunu yol halini hal eylemektir.
Aşk ile, yolunu yol halini hal edenlerin demine Huu… 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Bir çiçek açmış dalında. Dal güzel, çiçeği güzel...
Çiçeğin canlı olması ve kendinde bir can taşıdığı için, çiçeğin de diğer canlı mahlukatlar gibi kendine has, özgü bir karekter yapısı söz konusudur. Insanlar gibi çiçeklerin de kendine özgü dilleri vardır, iletişim kurma yolları veya kanalları vardır. 

Çeçeklerin insanların hayatında önemli bir yere sahip oldukları gibi, yaşam tarihinde destanlaşmış, hikayeleştirilmiş çiçekler vardır. Dolayısıyla çiçeklerin de zahir ile batıni yani bilinen ve bilinmiyen alemlere sahiptirler. 

Zahiride insanları büyüleyen çiçeklerin renkleri, kokuları, özelikleri, hal ve davranışlarıdır. Bazen gözlerimizle görüp saptadığımız ve manasına varamadığımız gizemci halleri veya duyguları olduğu gibi bir de fark edemediğimiz, akıl erdiremediğimiz halleri vardır. 

Örneğin bir çiçeğin görünen dalı vardır bu yönü bilinendir ve birde çiçeğe dönüşen özü vardır bu da bilinmiyen tarafıdır. Insanları büyüleyen, etkileyen gülün dalı değildir onun açtığı çiçek ve çiçeğin verdiği koku veya güzel rekleridir. 

Dolayısıyla çiçek, iki alemden ibarettir. Zahiri olan dalıdır ve batın olansa, özünde taşıdığı meyvenin tohumu olan çiçek ve çiçeğin kokusudur. Çünkü dalı, çiçeği görebiliyoruz fakat çiçeği çiçek yapan o özü ve saçtığı kokuyu görmek mümkün değildir. 

Zahiri anlamda dal, ağaçtır ve çiçek ise, meyvenin özüdür. Diğer bir deyimle özün dışa yansıması veya zuhur etmesidir. Çiçeğin bu halini insanlarla karşılaştırdığımız zaman batıni yani akıl boyutunda dal, insandır, Çiçeği ise, insanın aklıdır ve onun güzel düşüncesidir. Insanı da güzel eden, hoş eden onun dış görünüşü değildir. Kendi düşüncesidir, karekteridir, duruşudur, hitabıdır, yaklaşımıdır, vs. vs. 

Çiçekte olduğu gibi insanın da bilinen ve bilinmeyen iki boyutu vardır...
Insanın biline boyutu fiziki yapısı ve bilinmeyen boyutu ise, onun aklıdır. Insanı insan gibi yapan onun olgunlaşmış aklıdır. 

O zaman diye biliriz ki aklın da iki buyutu vardır...
Birinci boyutu, ham yani olgunlaşmamış halidir ve
Ikinci boyutu ise, aklın olgunlaşmış halidir. Demek oluyor ki hal ve davranışları olgunlaştıran, güzelleştiren akıldır. O zaman iyi veya kötü eylemin sorumlusu da akıldır. 

Olgun akıl, düşünerek konuşur ve olgunlaşmamış bir akıl ise, düşünmeden veya hisleriyle konuşur. Dolayısıyla olgun akıl, Kamil Insan’ın yani adam gibi adamın ve ham yani olgunlaşmamış akıl ise, cahil insanın sıfatıdır. 

Özetlersek çiçekleri çiçek yapan onların renkleri, kokuları, özelikleri, hal ve davranışlarıdır.
Insanı insan yapan da onun olgunlaşmış aklıdır, düşüncesidir, karekteridir, ilim ve irfanıdır. 

Sonuç itibariyle bu durum tüm can taşıyan canlı varlıklarda mevcuttur. Onun farkına varmak veya varamamak insanların algısıyla, yaklaşımıyla alakalıdır.  

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Dervişin fikri ne ise, zikri de odur...
Cümlede vurgulanan fikir ve zikir, iki yönü vardır.

Birincisi olumlu, bu faydalı fikirdir ve ikincisi ise, olumsuz bu da zararlı fikirdir.
 

Olgunlaşmış, erdemleşmiş bir aklın düşüncesi, fikri faydalıdır ve olgunlaşmamış bir aklın düşüncesi ise, faydasızdır. Dolayısızla faydasız düşünce veya fikirler insanı incitir, üzer, hatta zarar verir. 

Toplumsal düşündüğümüz zaman, olgunlaşmamış akıl sahibi insanların topluma bir katkısı olmadığı gibi verimsiz bir toplum konumuna gelmiş olacaktır ki bu da insanlık için büyük bir tehlikedir. 

Dolayısıyla insan, kendi düşüncesiyle kendi yaşamını yönlendirdiği, yapılandırdığı için düşündüğü fikirleri konuşur ve dile getirir.  

Diğer bir deyimle ilgi alanına girmiş olgulaarı düşündüğünü, gönlünden geçeni sözlü veya hareketleriyle söyler veya belli ettirir veya güncel kalmasına gayret eder.  

Çoğu insanlar, düşündüklerinin ve söylemek istediklerinin sonuç olarak zarar getirip getirmiyeceğini dahi hesap etmeden söylemekten, açığa vurmaktan kendilerini alıkoyamıyorlar.  

Tüm bu açıklamaların ortak mesajı, kişi faydalı veya faydasız düşüncelerini söylemekten kendini alıkoyamaz anlamında söylenmiş bir sözdür.  

Sonuçta kişinin, iç düyasındaki gerçek düşüncenin dışa yansıması, eyleme dönüşmesidir.
Ilim muhabbetiyle kalın...
 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=

Alevilikte Inanç - Seyyid Hakkı sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. * YouTube, Alevilikte inanç-Seyyid Hakkı kanalımız: https://www.youtube.com/user/YediDeryaSohbeti62 * YouTube, Hakk Dergahı TV kanalımız: https://www.youtube.com/@hakkdergahitv8618 * Facebook, Hakk Dergahı muhabbet grubumuz: https://www.facebook.com/groups/244039227002241 * Fcebook, Hakk Dergahı Ilim Irşad sayfamız; https://www.facebook.com/profile.php?id=100057353323519 * WEB sayfamız, Alevilikte Inanç-Seyyid Hakkı; https://www.alevilikte-inanc.de/ * Facebook, Seyyid Hakkı özel sayfamız; https://www.facebook.com/SeyyidHakkiAL/ Aşk ile Canlar...