Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

ANASAYFA



Şahı Merdan Ali'nin mübarek doğum günü ve Nevruz Bayramınız kutlu olsun...
Bismişah, Allah Allah!
Şahı Merdan Ali, ilmi hakkı için;
Cem geceniz mübarek, niyetiniz ve dilekleriniz kabul olsun... 

Şahı Merdan Ali; Sadece yaşadığı süre içerisin de değil, onu takip eden yüzyıllarda da zalimin korkusu, mazlumun dostu olmayı sürdürmüştür.   

1400 yıldır dünyanın pek çok farklı coğrafyalarından milyonlarca kişi “Medet ya Ali” diyor. Eşiğine yüz sürmek, kapısına kul olmak dileği ile feryad ve figan ediyor. Yalvarıyor, yakarıyor. O’na yakın olmanın hayali ve umudu ile çırpınıyor. O’nu anıyor ve okuyor. 

Deyişlerinde, semahlarında, ibadet erkanlarında ve muhabbetlerinde derin bir coşku ile yad ediyorlar. Bunun nedenlerine bakınca karşımıza pek çok olağanüstü özelliklerle donanmış bir deha ve ulu Evliya çıkıyor. Şahı Merdan Ali, hem din adamı ve hem de büyük bir din alimidir.  

* O hem olağanüstü bir bilgi ile donamış bir filozof hem birikimini toplumu ile paylaşan bir bilge,
* O hem arı, hem de arıtıcı,
* O hem bir asker hemde bir kahraman,
* O hem zengin, hem de yoksul,
* O hem devletin başındaki Halife hem de bir işçi veya köylü, 
* O hem toplumsal hem de siyasal bir önder,
* O hem hatip, hem de bilgisine ve kalemine erişilmez bir yazar,
* O hem zahiri, hem de batini bir sır,
* O hem başta, hem sonda,
* O hem insan, hem nur,
* O hem yaratanın nuruna ulaşmış bir yaratıcı, hem de yaratılmış fakir bir kul,
* O hem gözlerin, hem de kalplerin görmeye çabaladıkları dehadır, 
* O, hakkında yüzyıllardır  “Sırrı hakikatına eremedik” denilen Veliullah’tır. 

Tarihler boyunca pek çok ünlü yazarlar, ünlü araştırmacılar derler ki:
Eğer denizler mürekkep, bütün ağaçlar kalem olsa, Adem oğulları yazıcı olsalar, cin tayfası da hesap tutsalar; Ya Ali, senin faziletlerini tamamlayamazlar. 

Yine alimler derler ki:
Imam-ı Ali’yi seven saadete erişmiştir, O’na düşman bulunan şakidir, her türlü günahı işleyen hayduttur. Imam-ı Ali’yi sevmek imandan gelir, ona düşmanlık küfür ve nifaktandır.” 

Alevilikte başka hiç bir isim ve kavram yoktur ki üzerinde Şahı Merdan Ali kadar geniş ve derin bir iz bırakmış olsun. Aleviler yüzyıllardır bu duygu ile sadece Ali ismi değil, onu başka şekilde çağrıştıran Türabi, Murteza, Haydar, Bin Ali, Ali Ekber, Ali Haydar, Ali Can ve daha nice isimleri çocuklarına takarak O’na bağlılıklarını sergilemektedirler.  

Şahı Merdan Ali; Yeniden dirilişin, yaşamın hayat bulduğu ve canlandığı günün sembolü olmuştur. Bu güne, Nevruz denilmiştir. Nevruz kelimesinin anlamı, Farsça’da yeni gün anlamına gelir. 21 Mart Evrenin dirilişi, hayat bulması; Bayram ve şenlik eşliğinde kutlanır.    

Nevruz Bayramı, kimi toplumlarda din ağırlıklı olurken, kimi toplumlardada tamamen siyasel veya sosyal içeriklerle kutlanır. Fakat, tüm toplumların birleştiği ortak bir nokta vardır; Barış ve hoşgörü istemleridir.  

Yeni gün gece ile gündüzün eşitlendiği, uzun ve çetin kış koşulları arasında Ilk Baharda bereketli toprakların sessizliğinde kardelen çiçeklerinin tomurcuklarını açtığı, tarım ve hayvancılığa dayalı toplumların yeni bir yıla umutlarla başladığı, yağmurların bereketlerini saçtığı günlere denk gelmesinin elbet etkileyici yanları vardır. 

Şahı Merdan Ali’ye, bayram nedir diye sormuşlar; „Günahsız geçen her gün, bayramdır“ demiştir. Her gününüz, bayram olsun.
=Seyyid Hakkı=

Inancımız sevgi, kıblemiz dost cemalidir...
Hararet nardadır sacda değildir,
Keramet baştadır tac’da değildir
Her ne arar isen, kendinde ara,
Kudus’ta mekke’de hac’da değildir 

Hünkar Hace Bektaş-ı Veli 

Pir Hünkar’ın ifade ettiği gibi; Allah’a yakın olmak ve ibadet etmek için illahiki Suudi Arabistan’a, gitmeye gerek yoktur.  

Suudi Arabistan’a gitmek, Suudi kralların milyonlarına milyon kamaktan başka birşey değildir. Suudi Krallarına verilen parayı ülkedeki hayır kurumlarına bağışlamak, fakir fukaraya maddi yardımda bulunmak Hakk katında, daha fazla sevap işlenmiş olunur. Insan her şeyi kendisinde aramalıdır, başka ülkelerde değil. 

Gurbete gidenler azığın alır,
Kimisi giderde kimisi kalır,
Kimi sevap için Kabeye varır,
Kabe kapınızda bilmez misiniz?

Aşık Sümmani 

Mevlana Celaleddin Rumi ise, Hac konusunda şöyle diyor:  “Ey hacca gidenler, nereye gidiyorsunuz, nerdesiniz? Sevgili burada gelin, buraya gelin, sevgiliniz, duvar-duvara bitişik komşunuzdur. Iş böyleyken siz, çöllerde serseri bir halde  ne havaya uyup gezersiniz ki? Sevgilinin suretsiz suretini gördünüzse hacı da sizsiniz, Kabe’de sizsiniz. Kaç defadır bu Kabe’den kalktınız O, Kabe’ye gittiniz, Bir kerecik de şu evden kalkın de şu dama çıkın bakalım. Hac’ca gidenler orada evi değil, evin sahibini arasınlar. Bunu öğrendikten sonra Kabe’yi her yerde bulabilirler. Çünkü Allah her yerdedir. (A. Gölpınarlı, Mevlana Celaleddin), (Nureddin Topçu, Mevlana ve tasavvuf)”  

Gerçek odur ki kabe maddi bir yapıdır, bir semboldür. Dolayısiyle asıl kabe, gönüldür. Bu yüzden gönlü kırmak, incitmek düşkünlüktür-suçtur. 

Şems-i Tebrizi: „Nihayet Kabe, dünyanın ortasındadır. Onun etrafında halka olan dünyanın hepsi yüzünü ona çevirir. Bu kabeyi ortadan kaldırınca onlar, birbirlerinin kalplerine secde ederler. Onun secdesi bunun, bunun secdesi de onun gönlüne karşıdır.“  

Yol erenlerinin belirttiği gibi; Allah’a yakın olmak için, önce bir gönüle girmektir. Gönüle girmek paylaşmayla, yardımlaşmayla, hizmet etmekle mümkündür.
=Seyyid Hakkı=

Ehli Beyt, Şeriflik ve Seyyidlik, kavramları hakkında...
Ehl-i Beyt dini bir kavram olarak, sadece Hz.Muhammed’in cennet ile müjdelenmiş pak neslini (ev halkını) tanımlamak için kullanılan bir hitaptır. Bunlar; Şahı Merdan Ali, Fatma Ana, Imam Hasan ve Imam Hüseyin’dir. Ve aynı zamanda; “Pençe-i Ali Aba”da denir.

Alevi inancının temelini, Ehl-i Beyt sevgisi ve bağlılığı oluşturur. Hz.Muhammed „Ey halk! Biliniz ki bende insanım. Allah’ın daveti, bana yakında gelecektir. Bende onu kabul edeceğim. Işte ben size iki mühim ve en değerli emaneti miras bırakıyorum. Bunlardan birincisi Kur’an-ım, ikincisi ise benim Ehli Beyt’im. Allah’ın huzurunda size Ehli Beyt’imi tavsiye ediyorum“ demiştir. Kur’an-da „Ey Ehl-i Beyt, Allah sizi her türlü kirden arındırdı ve sizin tertemiz kalmanızı diler" (Ahzap suresi 33. Ayet) söylenmektedir. 

Hz.Muhammed Mustafa, Ehli Beyt hakkındaki beyanları.
1- Bana ve Ehli Beyt’ime dua ile selam getirmeyenin duası kabul olmaz.
2- Ehli Beyt’ime eziyet eden, Allah’a eziyet eder.
3- Ehli Beytim Nuh’un gemisine benzer, ona sarılan ebedi kurtuluşa erer. Kim binmezse helak olur.
4- Ey insanlar, Allah’ı kendi nimeti ile sizi beslediği için seviniz. Beni de Allah’a olan muhabbetinizle seviniz. Ehli Beyt’imi de bana olan muhabbetle seviniz.
5- Kuran ve Ehli Beyt ikizdir.
6- Her şeyin bir esası, bir temeli vardır. Dinin esası da Ehli Beyt’imdir ve onlara muhabbettir.
7- Benim şefaatim, ümmetimden Ehli Beyt’imi sevenleredir.

Allah’ın kelamı olan Kur’an-da ve Hz.Muhammed’in beyanlarından da verilen ilahi mesaj; Ehli Beyt’e uyulması gerettiği vurgulanmıştır. Lakin islam ümmetinden bazıları bırakın ilahi emre uymayı, dünya malına tamah gösterip Ehli Beyt’e olmadık düşmanlığı yapmışlardır. 

Hz.Muhammed Mustafa, Ehli Beyt’inin başına geleceklerini biliyor ve dolayısiyle ümmetine şu uyarılarda bulunmuştur: "Yahudiler 71 fırkaya bölündüler, Hıristiyanlar 72 fırkaya bölündüler, sizlerse (Müslümanlar) 73 fırkaya bölüneceksiniz. Ama bu 73 fırkanın içinde sadece bir tanesi doğru yolu bulacaktır. O da benim Ehli Beyt’ime uyanlar olacaktır" demiştir. Ve Örnekler daha da çoğaltılabilinir. 

Alevilikte inanç, ibadet, kurum ve sosyal ilişkiler doğrudan Ehli Beyt ilim irfanı üzerine kurulmuştur ve bütün bunlar Ehli Beyt üzerinde cisimleşmiştir. Bu bakımdan da Ehli Beyt, Aleviliğin bütününü teşkil edecek kadar belirleyicidir. 

Alevilikteki, Ehli Beyt inancının merkezinde “Şahı Merdan Ali” bulunmakta ve Şahı Merdan Ali de „Muhammed Ali” ikilisiyle birlik oluşturmaktadır. Muhammed Ali, ikilisinin bütünlüğü tanrısal nurdur ve bu nur, On Iki Imam’a ve onların soyundan olan seyyidlere intikal etmiştir. Temel kurumlardan olan cem, musahiplik ve seyyidlik, Muhammed Ali ikilisi üzerine kurulmuştur. Bu kurumlar, Alevi olmanın temel şartları arasında yer alır ve de yerine getirilmesi zorunludur. Aynı zamanda kurumlar içerisindeki konumları da, kendi soylarından gelen Ehli Beyt’e miras kalmıştır. 

Dolayısiyle Ehli beyt, Islam alemine ayet ve hadislerle Hz.Muhammed’in bir vasiyeti ve takip edilmesi gereken nurdur. Ehli Beyt, Aleviliğin temel taşlarıdır. Ehli Beytsiz, bir islam ve Alevilik düşünülemez. 

Şeriflik ve Seyyidlik, kavramları hakkında…
Şerif ve Seyyid, genel anlamda soyu Hz.Muhammed’e dayanır. Şeriflik, soyu Hz.Muhammed’in sevgili torunu Imam Hasan’dan ve Seyyidlik soyu ise, Imam Hüseyin’den gelenlere denir. 

Şeriflik, kelime manası; Şerefli, kutsal, soylu ve temiz anlamındadır.  

Seyyidlik, kelime manası ise; Sıkıntıları kolaylıkla aşan, hafızası güçlü, yılmayan, yıkılmayan, zihin gücü ve ilim gücü zengin olan manasındadır. Kadınlar için Seyyide, sıfatı kullanılır. 

Imam Hasan, askeri yönüyle yetkinken Imam Hüseyin ise, genelde ilim irfan yoluyla yetkindir. Dolayısiyle ümmetin(toplumun) ileri gelenleri, dini önderleridirler. 

Şahı Merdan Ali, kendisinden sonra pirlik makamına geçecek kişiyi belirlemek için bir gün çoçuklarını topluyor ve soruyor; Kim yol ve erkanı iyi tanımlar? 

Ve kimisi ben bir haftada, biri der bir ayda, biri der iki haftada v.s. Imam Hüseyin der ki ben bir saniyede tarifini yaparım. 

Şahı Merdan Ali sorar ya Hüseyin nasıl yaparsın? Ve babası Şahı Merdan Ali’ye sorar ya baba! “Yolmu ulu yoksa sen mi ulusun?” Şahı Merdan Ali dara kalkarak şu cevabı Imam Hüseyin’e verir; “Tabiki yol uludur ya Hüseyin” der. Ve bu cevap üzerine Imam Hüseyin pirlik makamına laik görülmüştür.
=Seyyid Hakkı=


Rafızilik, anlamı ve suçlaması hakkında...
Rafızi, kelime anlamı; Terk eden, ayrılan, red eden, sapan, bırakan kimse anlamındadır. 

Sözüm ona sünni alimler, geçmişten günümüze Rafizilik kelimesini; Kendileri gibi inanmayan Alevileri, anlatmak ve tanımlamak için kullanmışlardır. 

Maalesef sözde sünni alimler, yalnız sünni toplumunu islam dinine uyanların yanlız sünni toplumu olduğunu kabul etmiş ve kendileri gibi inanmayan Alevi tolumunu ise dine ters düşmüş, dinden sapmış, sapkın toplum olarak kabul etmişlerdir. Dolayısiyle bu toplum, rafizi olarak adlandırılmıştır. 

Oysa ki Imam Şafii; “Ali’yi sevmek Rafızilikse(sapkınlıksa), Bütün dünya bilsinki bende Rafıziyim.” demiştir.  

Ne ilginçtir ki Imam Şafii mürütleri, kendi dini liderinin beyan ettiği hakikate uymadıkları gibi ona ters düşmüşlerdir. Bizce asıl rafizilik, bu olmalıdır.  

Geçmişten günümüze Muhammed Ali ve Ehli Beyt'ine sevgi ile muhabbet duyan Alevi tolumu, Rafızilikle suçlanmış ve olmadık iftiralara maruz kalmıştır.  

Halk ozanı Aşık Yener’i, haksız yere yapılmış olan suçlamalara ve karalamalara şu cevabı vermiştir;
Kerbela'nın susuz çölü,
Eser durur bir sam yeli,
Ehli Beyt'e kıyan deli,
Kızılbaş mı, karabaş mı?

Muaviye hin oğlu hin,
Oğlu Yezid ondan hain,
Ibn-i Mülcem denen lain,
Kızılbaş mı karabaş mı?  (Karabaş kelimesi, sünni toplum için kullanılmıştır.)

Aşık Yener 

Din simsarlarının bu suçlaması, tek kelimeyle insanlık suçudur ve utanç vericidir. Allah bu akıl fukaralarını, islah etsin.
=Seyyid Hakkı=


El ele el Hakk’a, anlamı.
Hakk Muhammed Ali meydanında, Mürşid-Pir huzurunda, cemaatin şahitliğinde verilen ikrarı ifade eder. İkrar; Sözdür, bağlılıktır. Pire verilen ikrar, Hz.Muhammed‘e verilmiş ikrardır; Hz.Muhammed‘e verilen ikrar ise, Allah’a verilmiş ikrardır.  

Dolayısiyle el ele el Hakk’a demek; Talibin pire verdiği söz, Hz.Muhammed’e verilen sözdür, Hz.Muhammed’e verilen söz ise, Allah’a verilmiş söz demektir. Yani Hakk ve hakikat yolunda yürüyen cümle yol evlatlarının talip olduklarını ifade eder. Çünkü Evladı resul olmayanlar ikrarını Evlad-ı Resul olanlara verirken ve Evlad-ı Resul olanlarda kendi aralarında birbirlerine ikrarbend olmuşlardır.  

Hiyerarşik olarak; Talip, rehbere; Rehber, Pire; Pir, Mürşide; Mürşid, Muhammed Ali’ye ve Muhammed Ali ise, Allah’a ikrarbend olmuşlardır. Böylece verilmiş olan ikarar ile, taliplik Hakk’a ulaşmış olacaktır. Alevilikte buna, „el ele el Hakk’a“ denir. 

Diğer bir manada ise, Hakk yolunda verilen Rızalık lokmasını sembolize eder. Rızalık lokması; Manevi hizmet karşılığı talibin gönül rızalığiyle, pire verdiği lokmadır. 

Hakk yolunda yapılan hizmet, „el ele el Hakk’a“ olduğu için; Rızalık lokması bir elden alınır ve diğer elden de verilir. Buradaki mana; Pir, ihtiyacı kadarını alır ve geride kalan mevlayı da muhtaç kimselerin ihtiyaçları karşılanır veya hayır kurumlarına bağışlanır. Amaç; İhtiyacından fazlasına el uzatmamak, nefsini konrol altında tutmak ve eşit paylaşımcılıktır. 

Toparlarsak Rıza lokması; Talip, Pire; Pir, Mürşide; Mürşid, Serçeşmeye ve Serçeşmede ise, aş olup insanlara geri döner.
=Seyyid Hakkı=

Yeni Zelanda'da yaşanan ırkçı terör saldırısını, kıınıyoruz.
Dünyanın neresinde olursa olsun, kimin adına ve sebebi ne olursa olsun; Insanlığa karşı yapılan terörün her türlüsünü, lanetliyor ve kınıyoruz. 

Arzumuz; Halklar arasında barış olsun, dostluklar kurulsun.
Sevgi varken, nefret ne diye?
Yaşamak varken, ölüm ne diye?
Kardeşlik varken, düşmalık ne diye?
Gelin el ele verelim, birlik olalım ki,
Dünya da barış ve kardeşlik olsun.
Şah Haydar 

Insanların toplumsal özelliklerini, ırksal özelliklerine indirgeyen ve bir ırkın öteki ırklara üstün olduğunu öne süren zihniyeti kınıyoruz.
=Seyyid Hakkı=

Elif-Lam-Mim, sıfatları.
Elif – Lam – Mim üç sıfata, üç hükme işarettir. Bunlar, ilahi kelama yani ilahi ilme tekabül etmektedir. Elif, mana olarak; Bir veya tek anlamındadır. Allah’a ve sonsuz olan ilahi kelama yani Ilmi Ledüne işarettir.  

Elif, Allah’tır; Bilgi ve sırlarına ait, ledün ilmidir,
Lam, Şahı Merdan Ali’dir; Zahir, batın ve marifet ilmidir ve
Mim, Hz.Muhammed Mustafa’dır; Zahir, batın ve marifet ilmidir. 

=Elif=
„Elif“in makamı; Muhabbet, cem cemaat makamıdır, O’nu temsil eden isim ise „Allah“ ismidir. Sıfat ise; Kainattaki bütün herşeyi var eden ve bunları elinde, ayakta tutandır. 

Dört kitabın manası bellidir, bir elifte,
Sen elifi bilmezsin, bu nice okumaktır.
Yunus Emre 

Yunus Emre’nin şiirinden de anlaşıldığı gibi „Elif“ bilmek, idrak etmek sıfatıdır. Dolayısiyle Allah’ın ilim sıfatı ile vasıflanmıştır ve O’nun ilmi yaratıkların ilmi gibi basit ve sınırlı değildir, bütün kainatı kapsayandır, kadimdir. Kainattaki tüm olan bitenler Allah’ın bilgisi dailindedir.   

Allah’ın ilim, kudret ve hayat gibi sıfatları vardır. Sevgi, Adeletli, hikmetli ve kudretli, merhametli, inayetli, bağışlayıcı, cömert ve sabırlı olma sıfatlarıdır. O evvelidir, ahiridir, zahiridir ve batındır. O, herşeyi bilendir. Ve Allah’ın ilim sıfatı, O’nun ilmiyle beraberdir.  

Şüphesiz yer ile gögün, gece ile gündüzün, bütün canlı ve cansız varlıkların, nesneler ve en büyük sanat eseri olan evrenin, kainatın, insanın sahibi ve dünyadaki bütün dengeleri sağlayan tek mimar ve illahi güç olan yüce Allah’dır. 

=Lam=
Lam; zahir ve batın alemidir. İki cihan/alemin ilmine sahip olan ise Şahı Merdan Ali’dir. 

Zahiri(dış) ilmi: Insanlara aşikar olan dünyevi; Dini hükümler, esaslar, ilkelerdir.
Batın(içsel) ilmi ise: Tasavvuf ve ledün ilmidir. Tasavvuf/ledün ilmi; her ademoğlunun nail olamıyacağı, ulaşamadığı ancak edep ve ilmen Allah’ın zatına ulaşanlara verilen gizli bir ilimdir.  

Allah’ın zatına ulaşmanın ancak gönül gözüyle erişilmesi mümkündür. Gönül gözü her ademoğlunda vardır ama ademoğlunun bütün dünyevi(Meşkuliyet, geçici, heves edici, tatmin edici ve geçici beklentilerden arınıp uzaklaştığı zaman Allah ile kul arasındaki gönül perdesi ortadan kalkmış olur ki o zaman da gönül gözüyle görebilir. Bu mertebeye ulaşmışlara „Gayp erenleri”, „ruhlar alemi“ denir. Dolayısiyle Ledün ilmine sahip olan bir kişi, Allah ile her an görüşme ve konuşma gücüne/yetkisine sahiptir. 

Elif-Lam-Mim dedim durdum,
Ayeti hak bildim ikrar verdim,
Sefil Ismail’im delilin gördüm,
Hakk’ın binbir isminde Ali görünür.
Sefil Ismail 

Bu dörtlükte de görüldüğü gibi “Ledün ilmi(derin bilgi)” Hakk’ı kendi özünde, kendi özünü ise Hakk’ta görmektir(Tanrısal özde ölümsüzleşmektir) yani Beka-billah mertebesine giden bu yolculuk dört kapı kırk makam, diğer bir deyimle aklen yakın(ilm-el-yakın), Hakki le Hakk(Hakk-el-yakın) aşamalarından geçerek mümkündür.  

Sonuç itibariyle Tasavvuf ilmi veya marifet veya ledün ilmi zahir ilmi gibi okuyarak öğrenilmez. Bir ilim vardır ki buna marifetullah ilmi denir. Kitap satırları arasında bulunmayan ancak, yüce Allah’a yakın olanların kalplerinin derinliklerinde bulunan ilahi sırlar ilmidir. Bu durum cisim alemindeki(dünyevi) akıl, mantık ve düşüncemize zıt gelebilir ama ledün ilmi sahibi olanlar, kainatta olan biten olaylardaki gizli sırrı ve hikmeti bilirler ve kendilerine ayandır. Çünkü “ledün ilmi”nin en üst mertebesi olan Allah’ın zatına ermek, ulaşmak ve görmekdir.  

Lam sıfatı, Elif ile Mim arasındaki sıfattır. Yani Allah ile Peygamber ilmine vakıf olan kişidir. Bu kişi, Şahı Merdan Ali’dir. Örnek verecek olursak, Hz.Muhammed’in “Veda yolculuğu” dur. 

İlmi ledün(derin bilgi) Allah’ın bilgisi yani batın ilmi(ilmi ledün) ve zahir ilmi ise Hz.Muhammed‘in yani nübüvvet ilmidir.  

=Mim=
Mim ve Lam sıfatları aynı hakikatın/nurun iki yüzüdür. Mim (zahir/cisim) ilmi; Insanlara aşikar olan dünyevi; dini hükümler, esaslar, ilkelerdir. Dinin esasları, hükümleri ve ilkeleri Kur’an-ı Kerim’de mevcuttur.  

Allah alemleri, insanı yarattı ve bütün herşeyin üzerinde yaşamın merkezine insanı koydu ve bu insanların manen ham ervahlıktan erdemliğe, olgunluğa ulaşabilmeleri için de maneviyatı ile ilgili kurallar, ilkeleri içeren kutsal kitaplar (Hz.Davud-Zebur, Hz.Musa-Tevrat, Hz.Isa-Incil ve Hz.Muhammed-Kur’an.) yeryüzündeki halifesi olan peygambere bağışlamıştır. Bu kitaplar aynı zamanda din ahlak anayasalarıdır. 

Hz.Muhammed “Ben ilmin şehriyim Ali kapısıdır. Ben kuran için savaştım. Ali, anlam vermek için” demiştir. Dolayısiyle Şahı Merdan Ali, Hz.Muhammed’in içidir yani gizli yanıdır ve Hz.Muhammed ise Şahı Merdan Ali‘nin zahiridir yani ilmini dışarıya vurandır, tebliğ edendir. 

Hz.Muhammed; „Peygamberlik devri benimle son bulmuş, velayet devri başlamıştır. Benden sonra insanlar Allah’ın emirlerini ve islamiyeti en doğru şekilde velilerden ögreneceklerdir. Benim velim ve vasim Ebu Taliboğlu Ali’dir, demiştir.“ 

Velayet ilmi iki cihan ilmini ifade eden tasavvuf ilmidir. Tasavvuf ilmi; Hakk’a giden doğru yolu halka gösteren ve halkı Hakk’a götürendir. Çünkü insanlar hem bilmezler ve hem de yanlışları müdefaa ederler. Bilen, sadece görendir. Gören ise, bu yetkinin sahibi değildir. Bu yetki sadece Allah’a mahsustur. Fakat Allah ona kalp gözünü açarak bu dünya hayatını yaşadığı sürece bu yetkiye sahiptir. 

Tanrı-insan ve evren birliğine (varlıkların birliğine), bilim, akıl, mantık, marifet ve sevgi temeline dayanan tasavvuf ilmidir, ariflik mertebesidir. Yaradan ile yaratılanın aynı kaynaktan geldiği ve „bir“ olduğu ilmidir. 

Şahı Merdan Ali’ye verilen bu Velayet ondan çocuklarına, onlardan da onların çocuklarına ve soy takip ederek kıyamete kadar sürecektir.
=Seyyid Hakkı=


Huzurlu ve mutlu bir hayatın sırrı, güzel ahlaktır.
Cenab-ı Hakk’ın, kullarından istediği ve onlara bağışladığı, takınması gereken güzel ahlak elbisesidir. 

Ahlakın insan hayatında, önemli bir yeri vardır. Çünkü Ademoğlunu, diğer canlı varlıklardan ayrıştıran vasıflardan biri de ahlaktır. Dolayısiyle birlikte yaşamış olduğumuz çevremizin düzenini bozmadan, dejerne olmadan yaşamak ve huzurlu olmak iyi bir ahlaka bağlıdır.  

Ademoğlu ruhen ve bedenen olgulaştıkça, erdemleştikçe üzerindeki ahlaki güzellikler daha da belirgin bir hala dönüşür. Bu ahlaki güzelliğe kavuşmuş olan erenler, Allah’ın ve insanların rızasını kazanıp, zahir ile batıni alemde saadete erişmiş olurlar. Insanların kendi nefsiyle mücadelesi, bu güzel ahlaka sahip olmaktan ötürüdür. 

Güzel ahlak, ilkelerinden bazıları;
* Hiç bir canlıya zarar vermemek, eziyet etmemek.
* Senin olmayana el uzatmamak.
* Bir dilden iki söz söylememek.
* Kimseye eziyet ve hile etmemek.
* Kimseyi aşağılamamak, küçük ve hakir görmemek.
* Yapılan tövbeyi bozmamak, verilen ikrardan dönmemek, yeminine bağlı kalmak.
* Kimseye kötü nazarla-gözle bakmamak.
* Gördüğünü örtmek, görmediğini söylememek.
* Haram lokma yememek.
* Yetim hakkı yememek.
* Anaya Babaya hürmetkar davranmak.
* Komşumuzu sevmek, saymak.
* Dedikodu yapmamak.
* Yalan Söylememek.
* Iftira etmemek.
* Kin ve kibirli olmamak.
* Ölçüde ve tartıda doğru olmak.
* Yalan yere yemin ve şahitlik etmemek.
* Büyüklere sayğılı, küçüklere şefkatli olmak.
* Haksızlığa boyun eğmemek, başkasının hakkına sayğılı olmak.
* Kimseye kötülük, fenalık düşünmemek.
* Elinin ermediği yere el uzatmamak, sözünün geçmediği yere söz söylememek.
* Incinsen de incitmemek.
* Bildiğinin daha üstününü öğrenmek ve herkese öğretmek. 26- Bin kere mazlum olsan da bir kere zalim olmamak.
* Aleyinde olsa bile doğruyu söylemek.
* Sevgi ve acıma insanlığın, şehvet ve hırs hayvanlığın vasfı olsuğunu unutmamak.
* Inanç sahibi olmak, ibadeti cennet için değil Hakk’a kavuşmak için yapmak. vs. vs. 

Alevi deyimiyle, Eline beline diline sahip olmaktır.
Bu güzel ahlaka sahip olmak; Kalpleri yumuşatır, ruhu kuvvetlendirir ve insanı yüce alemlere ulaştırır. Dolayısiyle ınsanın ilmen, aklen, kalben, ruhen iklikten arınıp hakikat ile bütünleşmesidir.
=Seyyid Hakkı=



ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı SH ve Seyyid Hakkı EK. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...