Alevilikte Inanç - Seyyid Hakkı—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Seyyid Seyfeddin Ocağı

ANASAYFA



Alevi inanç yolunda, hizmet sayfalarımız...
YouTube, ilim kanalımız:
https://www.youtube.com/user/YediDeryaSohbeti62 
Facebook, Alevi Hizmet Dergah
ı grubumuz:
https://www.facebook.com/groups/244039227002241/  
Fcebook, Ehlibeyt İlim Mektebi sayfamız; 
https://www.facebook.com/Ehlibeyt-%C4%B0lim-Mektebi-194839911064876  
WEB sayfamız, Alevilikte Inanç;
https://www.alevilikte-inanc.de/ 
Facebook özel sayfamız;
https://www.facebook.com/SeyyidHakkiAL
*****************************************************







Saygı-hürmet başka, kula kulluk etmek başkadır...
Saygı ve hürmet baş eğmek, susmak, kula kulluk etmek değildir. Saygı ile hürmet; Akıl ve mantık ile özgür olan, özgür düşünen ve özgür fikir yürütenlerden beklenir fakat susan, boyun eğen, emir ile oturup kalkanlardan beklenemez. 

Sevgi, canlı varlıklara bağışlanmış ilahi bir duygu olgusudur. Muhabbetin, dostluğun, yakınlaşmanın, cana can olmanın yeğane sırr-ı sevgidir. Beşer ve ilahi olmak üzere iki çeşit sevgi vardır. Beşer sevgiler, gelip geçicidir fakat ilahi sevgi ise, kadimdir. 

Ilahi sevginin sırrına erişmek için sus, dinle ve itaat et, diyenlerin kölesi olmayalım...
Yerimize düşünenlerin, hayatımızı belirleyenlerin, dediğimize uy gerisine karışma diyen düzenbazların kölesi olmamak ve kendi öz güvenimiz için; Aileden, çevreden ve toplumdan aldığımızla yetinmek, kendimize ve insanlığa yapacağımız en büyük haksızlıktır, tembelliktir. Tabii ki faydaları da vardır ve olacaktır fakat sağlıklı olan dinlediklerimizi, gördüklerimizi, yaşadıklarımızı aklımızla, mantığımızla dartarak, ölçerek doğru olanı yaptığımızda kendimize, ailemize ve çevremize faydalı olabiliriz. 

Alimlere, bilim-ilim adamlarına, Mürşid-i Kamillere, kısacası cehaletin karanlığına ışık tutanlara büyük saygı gösterip hürmette bulunmalıyız. Yaratılanı yaratandan ötürü sevmek, hak bilmek, onlara karşı merhametli ve adaletli olmalıyız LAKİN birilerini putlaştırıp kendilerine kul köle olmamalıyız.    

Insanlar sevgiyi paylaştıkça etrafalarına umut ve mutluluğu saçabilirler. Hayatın her alanında, aile içerisinde, toplum içerisinde veya devlet boyutunda olsun; Ele ele, can cana, yan yana yaşamanın sırrı, sevgidir. Sevginin olduğu yerde, dostluk vardır, muhabbet vardır, güven vardır, huzur ve yaşam vardır.  

Dolayısıyla okudukça, araştırdıkça, akıl ve mantığımızla özgür düşündükçe, fikir ürettikçe, insanlığa-doğaya değer verdikçe ve sorumluluğumuzun farkında olduğumuz müdetçe saygılı ve hürmetkar olabiliriz.
Aşk ile, sevginin ve saygının demine Huu… 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Bismişah, Allah Allah!
Ya Cenab-ı Hakk!
Allah Allah diyen canların, zikrini kabul buyur.
Ya Muhammed Ali! Ehli Beyt’in eteğine tutunmuş ümmetinize, yardım eyleyin.
Ya On Iki Imam’lar! Ilim irfan diliyenlere, ilim irfanınızı nasip eyleyin. 

Yüz bin alemi, halk eden yüce Allah’ım!
Peygamberine ve O’nun Ehli Beyt’ine dua ile selam olsun.
Muhammed Mustafa, Ali’yyül Murteza,
Seyyidine Ali’yyen Veliyullah aşkına bizleri,
On Iki Imam arzu hürmetine bağışla. 

Fatma Ana, şefaat ve nuru hakkı için,
Cem geceniz mübarek, dualarınız,
Lokma ve niyazlarınız kabul ola.
Hastalarımıza şifa, dertlerine deva,
Göçmüşlerimize rahmet ola.
Dil bizden, yardım Hakk’tan,
Şefaat Hz.Muhammed Mustafa’dan,
Himmet Şahı Merdan Ali’den ola. 

Dualarımız, hasta olan canlarımızın derdine derman ile şifa ola.
Zorda, darda olanlara, sağlıklı ve huzurlu günler nasip ola.
Hakk’a göçmüş canların ruhu şad ve mağrifeti bağışlanmıș ola.
Okuyan insanların zihni açık, başarıları daim ola,
Zorda olanlara, Yetiş carımıza diyenlere sen yetiş ya Bozatlı Hızır!  

Hakk Muhammed Ali aşkına cem geceniz mübarek, niyazınız, duanız, ibadetiniz,
Çerağ uyandıran cümle canların dilde dilekleri ve gönülde muradları kabul ola.
Gerceğe Huu... Müminsin ya Ali... 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan…
Pir Sultan Abdal’ın kendi dönemindeki çıkarcı, soyguncu, halkı sömürüp kavuran, makam, şan ve şöret peşinde koşan, yola verdiği ikrarından dönmüş Hızır Paşa ve O’nun gibilerine vermiş olduğu cevaptır.   

 

Hakk ve hakikatın, mazlum ve yoksulun safında yerini alıp, zalime karşı bir duruş ifadesidir. Ne pahasına olursa olsun ikrardan dönülmeyeceğinin bir ispatıdır.   

Yola verilen ikrar; „Gelme gelme döneme dönme, Gelenin malı gider dönenin canı gider.“ Dolayısıyla „öl fakat ikrar verme, Öl ikararından da dönme“ sözüdür, yeminidir. Işte Pir Sultan Abdal, Hızır Paşa ve Hızır Paşa gibilerine verdiği cevap da budur.   

Hızır Paşa, verdiği ikrardan dönerek haram zadelerin yanında yerini almış ve Hakk dostu, Pir Sultan Abdal’ı ikrarından dönmesini istemiştir. Bunun üzerine kendisinden “Şah” ismi geçmiyeceği bir dörtlük okursan seni bağışlarım demisine karşın Pir Sultan Abdal; Altı dörtlük okur ve her dörtlükte Şah ismi geçmek üzere, ölümü evet demiş fakat ikrardan dönmeyeceğine dair kesin HAYIR cevabını verip, dar ağacını boylamayı kabullenmiştir.  

Karşıda görünen ne güzel yayla, 
Bir dem süremedim giderim böyle. 
Ala gözlü pirim sen himmet eyle, 
Ben de bu yayladan Şah'a giderim. 

Eğer göğerüben bostan olursam,
Şu halkın diline destan olursam, 
Kara toprak senden üstün olursam, 
Ben de bu yayladan Şah'a giderim.

Bir bölük turnaya sökün dediler,
Yürekteki derdi dökün dediler, 
Yayladan ötesi yakın dediler,
Ben de bu yayladan Şah'a giderim. 

Dost elinden dolu içmiş deliyim, 
Üstü kan köpüklü meşe seliyim, 
Ben bir yol oğluyum yol sefiliyim, 
Ben de bu yayladan Şah'a giderim. 

Alınmış abdestim aldırırlarsa, 
Kılınmış namazım kıldırırlarsa, 
Sizde şah diyeni öldürürlerse,
Ben de bu yayladan Şah'a giderim. 

Pir Sultan Abdal'ım dünya durulmaz, 
Gitti giden ömür gelinmez,
Gözlerim de Şah yolundan ayrılmaz,
Ben de bu yayladan Şah'a giderim.  

Hakk Muhammed Ali yolu, bedel ödenerek bugünlere gelmiştir. Hızır Paşa gibi makam, şan, şöhret pahasına ikrarından dönelere yazıklar olsun, Allah islah etsin diyoruz.
Aşk ile, yolun dcemine Huu…

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Önce kendimizle, sonra birbirimizle barışık olalım…
Ey dost! Bu Dünya, hepimize yeter…
Bölüșmesini, sahiplenmesini bilirsek,
Karșılık beklemeden, yardımlașırsak,
Senlik, benlik kavgasını yapmazsak,
Ey candost! Bu Dünya, hepimize yeter. 

 

Sağlıklı bir yaşam ve yaşamın ahenk içinde olabilmesi için, insanoğlunun kendi içinde bir yolculuk yapması gerekir. Bu yolculuk, kendi içinde ki huzuru yakalamak olmalıdır. Çünkü birey mutlu olmazsa Aile de mutlu olmaz; Aile mutlu olmazsa, çevre de mutlu olmaz; Çevre mutlu olmazsa, toplum da mutlu olmaz ve eğer toplum mutlu değilse, Dünyada da mutluluk olmaz.  

Ahenklik, uyum sağlamaktır. Uyum sağlamak için önce kendimizle, sonra birbirimizle barışık olalım ki huzurlu bir Dünyaya merhaba diyebilelim. 

Medenice yaşamanın, hakca bölüşmenin, birlik ve beraberliğin yeğane sırrı saygı, hürmet, hosgörü ve sevgi olduğuna göre; Gelin dostca, kardeșce huzur içinde yașıyalım.  

Ey dost! Bu Dünya, hepimize yeter…
Bölüșmesini, sahiplenmesini bilirsek,
Karșılık beklemeden, yardımlașırsak,
Senlik, benlik kavgasını yapmazsak,
Ey candost! Bu Dünya, hepimize yeter.


Seyyid Hakkı sevgi, muhabbet insan için,
Sevmek, sevilmek ve gülmek insan için,
Dostluk, barıș ve huzur hepisi insan için,
Ey dost! Bu Dünya, hepimize yeter.


Ey dost!
Insanlık yoluna gönül verdin ise, insanlığa hizmet etmeyi kendine prensip eyle. Insanlığa hizmet etmeyi kendine prensip edindin ise; Hata, kusur aramadan önyargısız gönülden selam verip muhabbet, dost elini uzatıp kötülüğe lanet eyle. 


Savaşların olmadığı, bombaların patlamadığı, çocukların ölmediği, canlı varlıkların yok edilmediği, insanların yurtlarından sürülmediği, tecavüzlerin olmadığı, inancından dolayı ötekileştirilmediği, demokrasi ve insan haklarının varlığı tüm Dünyada hisedilmesi için; Gelin birbirimizi sevelim, kabullenelim ve tahammül etmeyi birlikte başaralım. 

Gönlünüzün kapısını çalana kapınızı, umut için kapınıza gelene umut kapınızı, muhabbet için muhabbet kapınıza varana muhabbet kapınızı kapatmayın ki kalbinizde huzur ve kalbinizde ki huzur, Dünyanın huzuru olsun. 

O zaman, önce kendimizle barışık olalım. Umutsuzluğu ve karamsarlığı bırakıp kendimizden ve aile fertlerinden işe başlayarak herkesi şefkatle kucaklayalım.

Aşk ile, gerçeğin demine Huu...


Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,

=Seyyid Hakkı=


Alevi inancında, kadere inanmak veya kadercilik var mıdır?
Kendi iyiliklerinden, kötülüklerinden insanoğlu kendisi sorumludur. Her türlü kötülüğü yapacaksınız sonrasında, Allah’ı veya başka birini yaptığınız kötülüklerden sorumlu tutacaaksınız. Dinde, böyle bir ilke yoktur. Çünkü ibadet, kötü alışkanlıklardan arınmak içindir ve yalvarış, bilerek veya bilmeyerek yaptığımız hataların bağışlanmasını Canab-ı Hakk’tan dilemektir. 
 

 

Bir gün kader hakkında Hz.Muhammed Mustafa’ya sorarlar, “ey Allah’ın elçisi kaderiye nedir?”

Hz.Muhammed Mustafa; “Kaderiye önceden yazılmış, çizilmiş diyerler kabahatlerini Allah’a yükleyenlerdir. Işte bunlara rahmet okumayınız, selam dahi vermeyizin” buyurmuştur. 

Kader kelime anlamı; Ölçü, ölçmek, denge, miktar, düzen,  plan ve proğram gibi anlamlara gelmektedir. 
Şu bir gerçek ki, biz herşeyi bir takdir-ölçü ile yarattık. Kamer Suresi, Ayet 49. 

Demek ki Allah insanoğluna ölcüde kalabilmek, dengeyi sağlıyabilmek için akıl ve mantık vermiştir. Aklın dengesi bozulunca evet insan her türlü yanlışı yapar, her türlü belaya bulaşabilir. Diğer bir anlamda kader, kendi haddini bilmektir. Hadini bilmek bir ölçüdür, bir dengedir. 

Her türlü haltı işleyeceksin ve daha sonra, kalkıp bu benim kaderim deyip Allah’ı kendi yanlışlarına ortak edeceksin veya sorumlu tutacaksın. Dikkat edilirse Kader, iyilik için değil sadece kötülük için kullanılmıştır. Iyi ve güzeli yapınca kendi marifeti, kötülük yapınca Allah’ın suçu oluyor. Bu da bize şunu gösteriyor ki tembel insanlar, kendine kolay yolu seçmişlerdir. 

Canab-ı Hakk diyor ki; “Tedbir senden, takdir benden...
Tedbir hakkında, halk arasında sıkca kullanılan bir söz vardır; “Eşeğini sağlam kazığa bağla, sonra Allah’a emanet et.” Yani işimizi, kadere bırakmanın ve çaba sarf etmemenin yanlış olduğu vurgulanmıştır. 

Hayat ile ilgili bir örnek...
Hayat bir amaçtır, amaca ulaşmak mücadele ve azim ister. Geçimi sağlamak için bir iş bulmak, para kazanmak oldukça zordur lakin ekmek aslanın ağzındadır cümlesi halk arasında sıkca kullanılır.  

Demek oluyor ki bizler, geçimimizi sağlamak için bir iş bulmalıyız; O işi bulmak için çaba, uğraş, emek vermek gerekiyor bunca uğraştan sonra iş buluyoruz, çalışıyoruz ve parayı kazanıp yiyecekler alıp geçimimizi sağlamış oluyoruz. Dolayısıyla çabalamak, uğraşmak tedbirdir ve kazanmak, geçimi sağlamak ise takdirdir. 

Sonuç itibariyle Alevi inancında, kadere inanmak yoktur. Iyi işler Allah’tandır; Adeletli, hikmetli, kudretli, merhametli, inayetli, bağışlayıcı, cömert, sabırlı, vs. ve kötülük ise, insanların bizzat kendi eylemlerinden çıkmış, yaptıklarının karşılığıdır dolayısıyla kötülükler nefsin zaaflarından ve iradenin zayıf oluşundan kaynaklanır.  

Kim hayra ve barışa yönelik, bir iş yaparsa kendi lehinedir. Kötülük yapan da kendi aleyhine yapmış olur. Sonunda Rabbinize döndürülürsünüz. Casiye Suresi, Ayet 15
Aşk ile, gerçeğin demine Huu... 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Hz.Adem, Peygamber midir?
Dört kutsal kitaplarda kabul gören “insan”ın başlangıcı veya zuhur noktası, Hz.Adem ve Hz.Havva ile başlamıştır. Dolayısıyla Hz.Adem ve Hz.Hava, beşer insan aleminin atalarıdır. Yani Hz.Adem, yaratılmış ilk insan ve beşer insanın atasıdır.  

 

Ancak Hz.Adem, peygamber değildir. Çünkü Peygamberler, insanlara gönderilirler. Oysa ki Hz.Adem geldiğinde, insanlar yoktu. Insanlar, Hz.Adem ve Hz.Havva ile var oldular. Onun için de, ilk yaratılan insanın Atasıdır. 

Diğer bir deyimle Peygamber, Allah tarafından dinin öğretisini yaymakla görevlendirilmiş ve kendilerine doğa üstü güç ile faziletlerin atfedilmiş olan elçilerdir.  

Zaten peygamberlerin görevine bakıldığı zaman, Hz.Adem’in peygamberlik konusu netleşecektir. 

Peygamberin görevi; Allah’a giden doğru yolu bulmaları için, insanlara Rehber olarak tayin edilirler. Dolayısıyla insanları doğru yola davet etmek, dinin esaslarını bildirmek ve ahlaksal olarak onları irşad etmektir. 

O zaman, ilk Peygamber kimdir?
Hz.Şit diğer bir ismiyle Naci, insanlara rehber olarak gönderilen ilk peygamberdir. 

Melek Naci’nin diğer bir ismi ise, Şit’tir ve Şit, insan aleminin ilk peygamberidir. Şit ismi Arapça olup, Ibranice de “Şis” olarak geçer; Allah’ın hediyesi, armağanı anlamına gelmektedir.   

* Naci, temiz erkek insan; Kamil, erdemli, ilahi ilim sahibi olan anlamlarına gelmektedir.
* Naciye ise, temiz kadın insan; Hakk’ın hidayetine kavuşmuş, kötülüklerden arınmış, kurtulmuş manalarına gelmektedir.
* Güruh, insanlık topluluğu demektir.
* Güruh-u Naci ise, Hakk yolunda ve hakikatten sapmamış, Allah’ın razı-hoşnut olduğu temiz toplum demektir.

Velhasıl birilerinin iddia ettiği gibi Hz.Adem’in çocukları arasında ensest yaşanmamış yani kardeşler, birbirleri ile evlenmemişlerdir. Doğru olan Şit peygamber, Hz.Adem’in kızıyla ve Naciye Ana ise, Hz.Adem’in erkekoğlu ile evlenerek temiz insan yani Güruhu Naci nesli-fırkası varolmuştur. 

Şit peygambere, Allah tarafından 50 suhuf (50 sayfalı küçük kitap) indirilmiş ve beşer insan alemin ilk peygamberdir. Bu hakikat noktasından yola çıktığımızda, dört Resul ve diğer Nebi peygamberler, Şit peygamberin soyundan gelmişlerdir. 

Sonuç itibariyle Naci ve Naciye Ana’ın nesli, Canab-ı Hakk tarafından; Bütün kötülüklerden, pisliklerden arınmış ve nesli pak kılınmış insan topluluğudur.
Aşk ile, gerçeğin demine Huu… 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


 Bir insan için, önemli olan nedir?
Bir insan için önemli olan, aklı ve çalışkanlığıdır. Dolayısıyla akıllı ve çalışkan olan insanlar, takdir edilmelidir. 

Bu konuda Pir Hünkar;
Eğer bir insan, hem çalışkan hem akıllı ise takdir et.
Çalışkan fakat akıllı değilse dikkat et,
Akıllı fakat tembel ise ikaz et,
Hem akılsız hem tembel ise, onu terk et buyurmaktadır. 

Pir Hünkarın deyimiyle eğer bir insan, insanlık alemi için faydalı olmak istiyorsa önce aklını olgunlaştırmalı ve sonrasında olgunlaştırdığı aklıyla, insanlığa hizmet etmelidir. 

Aklın görevi; Neyin iyi veya doğru, neyin yanlış veya kötü, neyin faydalı veya zaralı, vs. yani gerçekle gerçek olmayanı birbirinden ayırma bilgisine ulaştıran bir yetenektir. Dolayısıyla aklın olgunluğu, ebedi bir süreçtir. Bu süreç sonuca, netliğe, hakikate ulaştırma sürecidir. 

Akıl, kelime manası: Düşünme, anlama, kavrama yetisidir.
O zaman aptal veya ahmak biri olmak istemiyen bir insan; Düşünme, kavrama ve anlama yetisine sahip olmalıdır. 

Insanlık alemine faydalı olabilmek için, önce kendini yetiştirmeli ve sonrasında insanların eğitimi için, gayret edip çalışmalıdır.
Aşk ile, ne mutlu insanlığa hizmet edenlere… 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Aşk ile Canlar! Ilim ışığı, rehberiniz olsun...
Insanlar ilimle donatılmayınca, duygusallıkla hareket ettikleri müdetçe yani aklıyla değil de hisleriyle hareket etikleri müdetçe, duygu sömürüsü devam edeçektir. Alevilerde parola olmuş, “Ilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” ilkesi tüm Dünya insanlarının parolası olacağını umud ediyoruz. 
 

Ilmin faydaları; Ham ervahlıktan olgunluğa, erdemliğe, kamilliğe ulaşmaktır. Dolayısıyla cehaletin önüne geçmektir, nefsini kötü isteklerden korumaktır, dünyevi davranış ve hareketlerimizde olgunlaşmaktır, konuşma-hitapta olgunlaşmaktır, güven ve itibardır yani kısacası insanın kendi kendini olgunlaştırıp mükkemel hale getirmesidir ve böylece de insanlara her haliyle faydalı, örnek olması ve aynı zamanda ilmiyle kendini ölümsüz hale getirmesidir. 

Dolayısıyla Ilim öğrenmek, her insanoğluna farzdır.
Ne mutlu ilme ilim, bilgiye bilgi katanlara… 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Şahı Merdan Ali’den üstün Veli, Zülfikardan üstün Adalet yoktur…
Şahı Merdan Ali, iki cihan ilimine sahip Veliullahtır. Dolayısıyla ilim makamının sahibi, Allah’nın prototipi ve O’nun, yeryüzündeki açılımıdır.  
 

Şahı Merdan Ali, hakkında yüzyıllardır “Sırrı hakikatına eremedik” denilen Veliullahtır. Tarihler boyunca pek çok ünlü yazarlar, ünlü araştırmacılar derler ki: “Eğer denizler mürekkep, bütün ağaçlar kâlem olsa, Adem oğulları yazıcı olsalar, cin tayfası da hesap tutsalar; Ya Ali, senin faziletlerini tamamlayamazlar. 

Zülfikar Ilim ile bilimi, adalet ile hakkaniyeti, Hakk ile hakikati, mazlumdan yana zalime karşı durmayı, dolayısıyla tarihte hak arayanların ve hakkaniyetin sembolü olmuştur. 

Maalesef bazı art niyetli, Zülfikarın manasına erişmemiş, gerekli bilgi sahibi olmayanlar Zülfikar’ı; Insanları katleden, kan döken salt bir savaş aracı olarak algılayanlar büyük bir yanılgı içine düşmüşlerdir. Zülfikar’ı, dünyevi algılamalarımızla anlamaya kalktığımızda evet o algılama sıradan bir kılıç algısı olur ki buda manadan uzaklaşmış tamamen Zülfikar’ın dışında bir algılama ve yorumdur.Aşk ile, Şahı Merdan Ali demine Huu… 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Alevi inancında, Halka ibadeti…
Dava insanlık davasıdır, ne mutlu insanım diyebilene. 
 

Alaviler, cem erkanında duasını-yalvarışlarını yaparken; Hakk meydanında, Pir huzurunda her can bir birinin yüzünü görebilecek şekilde bir halka-daire halinde saf tutarlar. Bunun amacı cemalin cemale, gönlün gönüle karşı olmasıdır. Çünkü Canab-ı Hakk, insan gönlünü mekan edinmiş ve cemalinde ise, görünüş alanına çıkmıştır.  

Pir dua ederken duaya katılarak, Allah Allah deyip ele niyaz(öpmek) olunur ve sonrasında niyaz olunan el; Kalbin üzerine konulur yani niyazımız sanadır ya Canab-ı Hakk, sen kabul eyle ifadesidir.  

Pir secde duası okuduğu zaman canlar, yere kapanırlar. Bunun anlamı ise, teslimiyettir. Bizi var eden sensin; Sana inanır, sana dua eder ve senden medet dileriz.  

Dolayısıyla Allah’ın, cemalinde görünüş alanına çıkmış olan insana secde edilir.  Insana secde ise, onun yüzünde tecelli etmiş, kalbini mekan edinmiş Allah’a-dır.  

Halka biçiminde saf tutarak yapılan dua, yalvarış-yakarış, secde haline halka ibadeti denir. 
Aşk ile, yolun demine Huu…
 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=

Allah’ın, dostlarına dost, düşmanlarına düşman olmak...
Allah’ın, dostlarına dost, düşmanlarına düşman olmak  kavramlarını insanlar, nasıl anlamalı ve aynı zamanda Tevella ile Teberra noktasında; Allah’ın dostları, düşmanları kimdir ve kimler olabilir? 
 

O zaman Allah’ın dostları, kimdir ve kim olabilir?
Iyilikten yana olanlar, yüreğinde sevgi taşıyanlar, hoşgörüye sahip olanlar, insanları sevenler, birlik ve beraberliğe kucak açanlar yani genel anlamda Dünya’ya ve onun içindeki mevcudata sahip çıkanlar, sorumluluklarını yerine getirenler Allah’ın dostlarıdır.  

O zaman Allah’ın düşmanları, kimdir ve kimler olabilir?
Bilgiden, sevgiden, hoşgörüden, merhametten, muhabbetten, vs. mahrum; Bencil, sadece kendini düșünen, eline diline beline sahip olmayan, 73 milleti aynı nazarda görmeyen, kadını ikinci sınıf insanı gören, insanlık değerlerine saygısı olmayan, barışa, dostluğa, ilme, bilime, okumaya karșı olanlar, vs. Allah’ın düşmanlarıdır.  

Batıni anlamında Tevella, ilimdir ve Teberra ise, Cehl’dir yani Cahilliktir, bilmemezliktir, ilimden mahrum olmaktır. Diğer bir deyimle insanlara, kin beslemek veya düşman olmak anlamına gelmez. 

Sonuç itibariyle Alevilerin, Tevella ve Teberra ilkesi, cehalete karşı; Ilim bilim pirleriyle el ele verip insanlara, ilim bilim sunmak ve onların kendi ilim ışığını yakmalarına yardımcı olmaktır. 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=


Alevilikte Inanç - Seyyid Hakkı sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfamız: Seyyid Hakkı SH => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı => Facebook grubumuz: Seyyid Seyfeddin Ocağı - Dergah Aşk ile Canlar...