Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

ANASAYFA





Bismişah, Allah Allah! 
Bu evreni, yaradan yüce Allah’ım!
Çıkar için yaratılan bölücülüğe, düşmanlığa,
Din adına kan dökmeye, insanlığa sefalet getiren savaşlara,
Rahman ve rahim olan ismin hakkı için barış ortamı içerisinde,
Son ver yüce Allah’ım! 

Bütün dünya insanlarına dostluk ortamı içerisinde,
Kardeşçe yaşamalarını nasip eyle.
Hırslarını merhamete, kinlerini sevgiye,
Düşmanlıklarını barışa çevir yüce Allah’ım!
Bizleri de görünür, görünmez, kazadan, beladan, ateşten, affetten,
Zalimin zülmünden, şeytan’ın şerrinden koru ya Rabbim! 

Evliyaların, embiyaların yüzü suyu hürmetine;
Merde, namerde muhtaç eyleme.
Rahmetini, bereketini bizlerden esirgeme.
Hastalarımıza şifa, dertlerine derman eyle. 

Hakk Muhammed Ali aşkına ibadet, dua eden ve çerağ uyandıran cümle canların dilde dilekleri, gönülde muradları kabul ola.
Dil bizden kabulü Canab-ı Hakk’tan ola. Allah Allah.
=Seyyid Hakkı=



Ilk ve son peygamber, kimlerdir?
Hz.Adem, ilk insan ve ilk peygamberdir. Topraktan var edilmiş anlamına gelen, Adem kelimesi; Kimine göre ibraniceden ve kimene göre de arapçadan geldiği söylenilmektedir.   

Canab-ı Hakk, Hz.Adem’i topraktan yaratıp ruhundan ruh, nefesinden nefes üfleyerek; Akıl, mantık, ruh, irade, sevgi, merhamet, ilim ve bilgi gibi vasıflarla donatılıp yeryüzüne gönderilmiştir.   

Hz.Adem, kendisine bağışlanan akıl, mantık ve diğer hikmetler sayesinde Allah’ın yeryüzüne bağışlamış olduğu nimmetleri işleterek yaşamını, geçimini sağlayabilecek konumda olan tek canlı varlık yani insandır.  

Kendisine verilen yetenekler sayesinde yeryüzündeki toprağı işletecek, imar edecek, yer altı ve yer üstü zenginlik kaynaklarını, maddelerini, kefiş edecek; Çıkaracak, işletecek ve bir takım yeni yeni maddeler elde ederek kendinden sonra gelen ümmetine yaşama imkanını sağlayarak medeni toplum yaratmaya ön ayak olan ilk düşünür, bilge ve mimardır.  

Hz.Adem’e aynı zamanda, “Ebul Beşer” yani “insanların atası-babası” ve yeryüzüne halife kılındığı için de “Safiyyullah (tertemiz)” diye isimlendirilmiştir. Insanlar için ise; Beni Adem yani Adem’in zürriyeti-çocukları anlamında tanımlanmışlardır.  

Beşer-madde aleminde insanların yaşam hayatlarında uyulması için Hz.Adem’e, on sahifelik bir manevi ahlak yasasını içeren bir kitap indirmiştir. Bu küçük kitaplara “Suhuf” denir. Dolayısiyle böylece medeni ahlak anayasası yani iyi ve kötü ahlak ilkeleri, pratikte uygulanmaya geçilmiştir. Bu manevi ahlak yasalarına hem Hz.Adem uymuş ve hem de çocuklarının uymalarını sağlamıştır.  

Hz.Adem’in başından geçenleri çocuklarına anlatarak madde aleminin geçici olduğunu, ölümden sonra tekrar dirileceklerini, asıl sonsuz haayatın ise ahirette olacağını öğüt etmiştir. 

Hz.Muhammed ise, son peygamber ve Kamil-i Insan’dır.
Allah’ın elçileri, her türlü günahlardan arınmış ve masumdurlar. Ve yüce ahlakın, erdemin, insaniyetin, güvenirliğin, yigitliğin, bilgeliğin, asaletin temsilcisidirler.   
 

Melek Cebrail’in kendisine bildirdiği ilk vahy ile, yola koyulan Hz.Muhammed; Yıllarca bütün zorluklara rağmen insanlara, „La ilahe illallah (Allah’tan başka ilah yoktur)“ inancını kabul etmeye çağırmıştır.

Tarihe baktığımızda, insanların önlerinde Canab-ı Hakk’ın gönderdiği bir Rehber olmadan, yanlış yollara saptıklarına şahit olmuşuzdur. Insanoğlu, kendisini yaratan ilahi bir kudretin var olduğunu aklı sayesinde anlamış ve idrak etmiştir. Fakat O’nu ve O’na giden doğru yolu bulamamıştır.   

Peygamberlerin devrinden önce insanlar, yaratıcıyı kendi ekseninde aramışlardır. Ve zamanla kendinde üstün güç ve kuvete sahip olan nesneleri Tanrı olarak kabul etmeye çalışmışlardır örneğin güneşi, yaratıcı sandılar ve ona tapmaya başladılar. Daha sonraları büyük tabiat-doğa güçlerini; Fırtınayı, ateşi, kabaran denizi, yanar dağları ve benzerlerini gördükçe bunları yaratıcının yardımcıları ve hatta ilahi kudretin kendisi olduğunu zannettiler. Rehbersiz insanlar, bir ezeli ve ebedi olan Canab-ı Hakk’ı kendi başlarına bir türlü tanıyamamıştır. Günümüzde dahi halen güneşe ve ateşe tapanlar vardır.   

Dolayısiyle Canab-ı Hakk, kullarına verdiği akıl ve düşünme kuvvetinin nasıl kullanılacağını onlara öğretmek ve kendi varlığını onlara tanıtmak, iyi ve kötü alışkanlıkları birbirinden ayırmak için, dünyaya peygamberler-elçiler göndermiştir.   

Peygamberler beşeri sıfatlarda bizim gibi insandırlar. Onlar da yer, içer, uyur ve etkinliklerde bulunurlar. Diğer insanlardan farkları üstün zeka, ilim, irfanla donatılmış masum ve kusursuz olmalarıdır; Tertemiz ahlaklı, adaletli, her soruna cevap bulabilecek güce sahip ve Allah’ın ilim irfanını insanlara tebliğ edecek bir güçte bulunmalarıdır.
=Seyyid Hakkı=



Vahdet-i Vücud ve Tasavvuf, bilgi teorisi... 
Vahdet-i Vücut-Nesnelerin Birliği...
Vahdet sözlük anlamı, birlik’tir. Çoğulu, tevhit ederek yani bir, haline getirilerek vahdete erişilmiş olur. 

Vahdet-i Vücut, Varlıkların Birliği ve Varlıkta Birlik anlamında kullanılan bir Tasavvuf kavramıdır. Yaratan ile yaratılanların arasındaki ilişkiyi anlatan düşünce teorisidir. Başka bir deyimle yaratan Allah ile yaratılan nesnelerin kaynağının bir olduğu, aynı kaynaktan geldiğini savunan gizemci teoridir. Bu teorinin kaynağı, Allah’ın gizli bir hazine olup ve bu gizli hazinenin bilinmesi için zahiri(dünyevi) görünüş alanına çıkma ihtiyacı duymasına dayanır.   

Allah, henüz tecellinin ortaya çıkmadığı ve Küntü Kenz(zuhursuzluk) aleminde gizli bir hazine iken, bilinmeyi istedi. Bunun için de Allah’ı kavramaya, idrake layık, kabiliyetli Kamil-i Insan’ı yarattı. Yokdan var olma teorisine göre kainat, sevgi ve aşk temeli üzerine yaratılmıştır.  

Dolayısiyle yaratılan, yaradanın görünüş alanına çıkışıdır. Bu görünüş alanının merkezinnde ise, insan vardır. Insan, evrenin „künt’ü kenz’idir“(gizli hazinesidir); Kainatın bir aynasıdır. 

Insanın sadece küçük bir bedenden oluşmadığını, Şahı Merdan Ali şöyle ifade etmektedir; „Sen kendini küçüçük bir bedenn sanıyorsun; oysa ki koskoca bir evren sende gizlidir. Sen ey insan, açıklayıcı bir kitap gibisin; harfler içteki sırları açığa vuran vasıtalardır. Derman sende, ama senin haberin yok. Insan tanrının konuşan dili ve ağzıdır.„ sen seni bilirsen yüzün Hüda’dadır; sen seni bilmezsen, Hakk sende cüdadır.“ 

Muhyiddin Ibn Arabi’nin buyurduğu gibi, Vahdet-i Vücud’un özü; “Varlık, birdir o da Allah’ın varlığıdır.” 

Bu düşüncenin genel hatlariyle, Vahdet-i Vücud; Allah’ın tek varlık olması ve yaratılanların Allah’ın yansıması olduğu ve dolayısiyle Kainatın-Evrenin özü, Allah’ın taa kendisidir. 

Tasavvuf...
Tasavvuf Canab-ı Hakk’a, kalben ulaşmaktır. Kendi benliğinden siyrilip, O’nun benliğinde erime sanatıdır-ilmidir. 

Allah’ın benliğinde erimenin şartı Dünyevi hırslardan, nefsani beklentilerden, tüm kötü davranış ve alışkanlıklardan uzaklaşmak; Ilim irfan, edep erkan ile olgunluğa, kemalete erişip gönül evini paklamaktır yani kötü huylardan, temizlemek ve iyi huylarla doldurmaktır. 

Bu durum Alevci inancında Tasavvuf yorumu ile Vahdet’i Vücud-Mevcudatın Birliği anlayışı ile yaşamında Eline Diline Beline sahip çıkarak sevgi, dostluğu egemen kılarak kendisiyle, çevresiyle barışık olmasıdır. 

Marifet ilmine erişmiş bir ulu er, marifet kapısından geçip Sırr-ı Hakikat kapısına ulaşmayı hedefler. Ve bu kapıda Kamil-i Insan ilmini elde ettikten sonra Allah’ın benliğinde eriyip O’na, dost olur. Dolayısiyle her halükarda rıza göstererek Allah ile daima, dost kalabilme marifetidir.
=Seyyid Hakkı =



Muhammed Ali yolu, ikrar yoludur. Ikrar verilmeden, Alevi olunmaz. 
Alevi olmayıp da Alevi gibi görünmek ve ikrarından dönmek, iki yüzlülüktür. Çünkü Alevilerin ikrarı, Tevella ve Teberra ikrarıdır. 

Alevi olup da ikrarından dönmüş, asimile olmuş, alevi ilim irfaniyle bağdaşmayan, ezberlenmiş bir kaç ayet ile kendini alim sanmak, oldu bittiye getirmek, daldan dala konup bilgi fukaralıklarını gizlemek, vs. Alevi duruşuyla bağdaşmaz.  

Aleviler, Hakk ve hakikate ikrar verenlerdir. Hakk meydanında, Pir huzurunda verilen ikrarın amacı, kendini bir pire teslim etmektir ve O Pir tarafından tüm kötü alışkanlıklardan, huylardan; Yıkanmak, yunmak, arınıp temizlenmek ve yolun ilim irfanı ile doyrulmaktır. 

Alevilerin ikrarı, Kal-u Bela’da yani Bezm-i Elest’e verilen ikrardır. Bundan dolayıdır ki ikrar, bir kereye mahsus verlir ve verilen ikrar dil ile verilip kalp ile tasdiklenmesi gerekiyor. 

Muhammed Ali yolu, ikrar yoludur. Ikrar veren ve ikrarında duranlar ancak Alevi olabiliyor. Ikrarında dönenler ise, yol düşkünüdürler.  

Kal-u Bela / Bezm-i Elest; Bu sözler, Yaratanın, yarattıkları ile yani insanlarla olan mukavele hususiyetine ait bir kısım sözlerdir ki, bu mukavelede:
* Ayet 172: Hani Rabbin Adem oğullarının bellerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine şahit tutarak: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sormuştu. Onlar da: “Evet, şahitlik ederiz ki sen bizim Rabbimizsin” demişlerdir. Böyle yaptık ki, kıyamet günü: “Doğrusu bizim bundan haberimiz yoktu!” demeyesiniz.
* Ayet 173: Veya “Çok önceden beri atalarımız, Allah’a şirk koşmuşlardı; Biz de, onların ardından gelip yapabileceği başka bir şey olmayan bir nesil idik. Şimdi kalkıp, o batıl, şirk yolunu başlatanların yaptıkları yüzünden bizi helak mi edeceksin?” şeklinde bir mazerette bulunmayasınız.
* Ayet 174: Işte biz Ayetleri böyle detaylı bir şekilde açıklıyoruz ki, belki onlar doğru yola dönerler. Araf Suresi, 172-174. Ayetler 

Yol düşkünü olanlar yani suç işleyip ikrarında durmayanlar artık Alevi değildirler çünkü ikrarından vaz geçmişlerdir, dönmüşlerdir. 

Cem erkanında, Pir huzurunda verilen ikrar, Kal-u Bela’da verilen ikrara göndermedir. Kal-u Bela’da verilen ikrar, yer yüzünde zuhur ettikten sonra o gerçeğe ve hakikate tekrardan geri dönme noktasında verilen söz, teslimiyet sözüdür. Bir insanın, Kamil-i Insan olabilmesi için arınması gereken bütün ilkelere söz yani ikrar veriyordur. Çünkü o ikrara, teslim olmadıktan sonra zaten Hakk ve hakikat yolunu sürmek, mümkün değildir. 

Kur’an, ikrarından dönenlere; Tüm bunlardan sonra yüz çevirenler, sapıkların ta kendileridir. Ali Imran suresi 82. Ayet 

 Ve yine Kur’an; O seninle el tutuşup sözleşenler var ya, onlar gerçekte Allah ile beyatleşiyorlar. Allah’ın eli, onların ellerinin üstündedir. Kim ahdi bozar, döneklik ederse kendi aleyhine döneklik etmiş olur. Ve kim Allah’a verdiği sözde vefalı davranırsa, Allah ona büyük bir ödül verecektir. Fetih Suresi, 10. Ayet 

Hz.Muhammed ve Şahı Merdan Ali de Allah’a, ikrar vermişlerdir.
Allah ile Hz.Muhammed, arasında ki ikrar; Vahiy yoluyla kendisine ulaştırılmış olan ilahi emirleri insanlara eksiksiz, katkısız bildirmek ve tebliğ etmektir. 

Şahı Merdan Ali’nin, ikrarı; Hz.Muhammed’den sonra Velilik mertebesi gereği O kutsal öğretiyi ve ilahi emirleri koruyup devamını sağlamaktır. 

Bu kutsal yolda, taliplerin görevi ise; Hz.Muhhammed ile Şahı Merdan Ali’nin ikrarını kendilerine klavuz, çerağ tutarak verilen ikrara bağlı kalarak edep erkan ile Tevella ve Teberra ilkeleri doğrultusunda yolunu yol, halini hal etmektir. 

Dolayısiyle ikrar, söz demektir. Allah ile peygamber arasındaki söz, ilahi tebliğ etmesidir yani insanların doğruya, gerçeğe, hakikate sevk edilmelerini sağlamaktır. Peygamberin vasisinin sözü ise, Peygamberin tebliğ ettmiş olduğu ilahi emirlerin korunarak devam etmesidir. 

Bu kutsal yolda, taliplerin görevi; Peygamber ve Veliullah’ın ikrarını kendilerine klavuz, çerağ tutarak verilen ikrara bağlı kalarak edep erkan ile tevella ve Teberra ilkeleri doğrultusunda yolunu yol, halini hal etmektir. 

Alevilerin ikrarı Kufelilerin ikrarı değildir ve olmamalıdır. Çünkü Kufeliler, Imam Hüseyin’e; „Ya Hüseyin kalbimiz senden yana fakat Yezidin kılıcı güçlü“ deyip iki yüzlülük yaparak Hz.Muhammed’in torunlarını Yezid gibi bir zalime peşkeş çekmişlerdir. 

Muhammed Ali yolu, bedel yoludur. Canını seven bu yola gelmesin, rahatını düşünen mazlum ve zalimin kavgasına girmesin.  

Dolayısiyle dil ile ikrar, kalp ile tasdik olmayınca ikrar, ikrar olamaz. Bir çok insan yola girmek ister, ikrar vermek ister fakat verdiği ikrar gereği Teverra ve Teberra ilkesine bağlık kalarak yola devam etmesidir. 

Aleviler, Imam Hüseyin’in izinde yürüyenlerdir; Gerektiği zaman Hakk ve hakikat için, insanlık onuru için serini kurban etmekten kaçınmazlar ama hiç bir zaman mazlumdan yana görünüp, zalimin safında yer almazlar. Alevilik; Karanlığa ışık olmak için, ateşte semaha durmaktır.
=Seyyid Hakkı=



Kur’an, uydurma hadis ve sünnetler...
Kur’an, Allah’ın kelamında değişikliğin olmadığını bildirirken; Uydurma hadis ve sünnetler ne diyor? 

Hz.Muhammed yaşadığı yıllarda, “Benden Kur’an dışında hiçbir şey yazmayın. Kim benden Kur’an dışında bir şey yazmışsa imha etsin” (Sahihi Müslim, Kitab-ı Zühd). 

Emeviler ve Abbasiler döneminde bazı Hadis bilginlerine göre iki milyon hadis yazılmıştır. En doğru olarak kabul edilen Buhari’nin Kitabının altı yüz bin hadis arasından, Müslim’in üç yüz bin hadis arasında, Ebu Davut’un beş yüz bin, Ibni Hambel’in yedi yüz bin hadis arasından seçildiği söylenir. Oysa gerçek hadis Yaşar Nuri Öztürk’e göre elliyi geçmemektedir. 

Efendim şundan duydum, bundan duydum şeklinde ki uydurmalar, gün geldi karşımıza Dinin esasları olarak çıktı. 

Mehmet Akif Ersoy bu konuda;
“Nebiye atf ile binlerce herze uydurdun,
Yıktın da dini mübini yeni bir din kurdun” diyor. 

Kur’an: “Kimin sözü, Allah’tan daha doğru olabilir.” Nisa süresi, 87. Ayet diye sorarken neden bu kadar hadis çıkarıldı?
* Dini bozmak ve dejenere etmek için,
* Siyasi ayrılıklardan dolayı,
* Dini eksik zanedip, kendilerince dini kurtarma gayretine düşmüş olmaları,
* Zorlama, dayatma sonucu yapılmış uydurmalar,
* Maddi çıkar sağlamak için,
* Arap gelenek ve göreneklerini dinselleştirmek amacının yatması. 

Işte bu amaçlar doğrultusunda bu kadar uydurmalar, hadis olarak karşımıza çıkarıldı. Oysa gerçek hadis sayısı 50’yi geçmemektedir. Imam Azam’a göre, 17 dir. “Hadis diye ortaya sürülen bu sözlerin büyük kısmı uydurulmuş söz yığınlarıdır.” Yaşar Nuri Öztürk, “Tasavvufun Ruhu ve Tarikatlar” s. 71

Uydurma hadislere devam edelim.
Kur’an der ki: “Dinde, zorlama yoktur.” Bakara süresi, 256. Ayet
Hadis der ki: “Dinini değiştireni, öldürün.” Sahih Buhari 12/883

Kur’an der ki: “Gerçekten Allah, kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında kalanı ise, dilediği kişi için bağışlar.” Nisa süresi, 48. Ayet
Hadis der kik: “Cehenemde en şidetli azaba uğratılacak kişiler, Resamlardır.” Sahih Buhari–tevasir, 89 

Işte bu uydurmalar yüzünden buna inanmış bazı saf insanlar ibadethanelere geldiklerinde secde etmezler. Sebebini sorunca resimler var, resimlerde günah olduğundan dolayı secde etmeyiz diyorlar. 

Peki günah olduğu nerde yazıyor?
Kur’an da değil, Hadislerde yazıyor. 

Hadislerden örneklere devam edelim.
Kur’an diyor ki: “De ki; Allah’ın kulları için çıkardığı süsü ve temiz rızıkları kim haram etmiş.” Araf süresi, 32. Ayet
Hadis diyor ki: “Cehenemde en şidetli cezaya satranç oynayanlar çarptırılacaktır.” Büyük günahlar, Hafız Zehebi s.96-97 

* Hadis diyor ki: “Altın ve ipek ümmetimin kadınlarına helal, erkeklere ise haramdır.” Müslim, 2/16
* Hadis diyor ki: “Musiki dinleyen bir kişiye cennette ruhanileri dinlenme izni verilmez.” Kurtibi, 14/53
* Hadis diyor ki: “Şarkı, kalpte nifak bitirir.” Ebu Davut
* Hadis diyor ki: “Ümmetimden bir topluluk, bulunacak saf ve yünlü ipeği ve çalgı aletlerini helal edinecektir.” Sahih Buhari
* Hadis diyor ki: “Allah şarkıyı, alışverişini, parasını, öğretmeyi ve dinlemeyi haram kılmıştır.” M. Gazelli/Nebevi Sünnet s.111
* Hadis diyor ki:Kim resim yaparsa, Allah onu kıyamet günü yaptığı resim sebebiyle, resimlerdekilere ruh üfleyinceye kadar azap eder. Hiçbir zaman resimdekilere, ruh üfleyemez.” Sahih Buhari, Taberi 45 

Uydurmacıların sanata olan düşmanlıklarının en yoğun olduğu konulardan biriside, resim ve sanattır. 

Oysa Kur’an diyor ki: “O’na dilediği şekilde kaleler, heykeller, havuzlar gibi çanaklardan, yerinden kalmayan kazanlardan yaparlardı.” Sabe süresi, 13. Ayet
Hadis diyor ki: “Köpek ve resim bulunan evlere melekler giremez.” Tırmızi, 4 cilt No: 2955 

Hadise göre evde, köpek beslemenin meleklerin girmemesine sebep olacaksa sormazlarmı: “Azrail’de bir melektir. Eğer evde köpek besler veya eve resim asılırsa, Azrail’de o eve girmeyeceğine göre evde iken ölmemek garanti olur mu?” köpeği de yaratan, Allah değil midir? 

Asıl günah, Kur’an da hiç yasak yokken insanlar musiki, heykel ve resim gibi Allah’ın kulları için yarattığı güzelliklerden mahrum bırakmaktır. 

Kur’an diyor ki: “Ey iman edenler, Allah’ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Allah, haddini aşanları sevmez.” Maide süresi, 87. Ayet 

Kadınlar ile ilgili Hadisler’e gelince:
* Hadis diyor ki: “Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir.” Sahih Buhari
* Hadis diyor ki: “Doksan dokuz kadından biri cennette, diğerleri ise cehenemdedir” Sahih Buhari
* Hadis diyor ki: “Kadınların, dinleri ve akılları eksiktir.” Sahih Buhari
* Hadis diyor ki: “Namazı, bozan şeyler; Kara köpek, eşek, domuz ve kadındır.” Sahih Müslim
* Hadis diyor ki: “Uğursuzluk, üç şeyde vardır: Kadında, evde ve atta.” Ebu Davut, C. 4 No: 3922
* Hadis diyor ki: “Takma saç takan, taktıran, kaşlarını incelten, dövme yapan ve dövme yaptıran lanetlenmiştir.” Ebu Davut, Tereccul 5
=Seyyid Hakkı=



Hakk ve hakikate varmak için, iman ve akıl gerek.
Şahı Merdan Ali; “Dinle bağdaşmayan bir akıl akıl değildir, akıl ile başdaşmayan bir din din değildir“ demiştir. 

Demek ki Eğrilip doğrulmakla iman sahibi olunmadığı gibi, saç sakal ağartmakla Kamil-i Insan olunmazmış. 

Manevi mutluluğa giden yolda, insanoğlunun; Her türlü makam ve rütbeye sahip olması kolaydır fakat erdemli, onurlu bir insan olması kolay değildir. Çünkü erdemli, onurlu bir insan olmanın yolu; Dört kapı kırk makam aşamalarından geçerek, eline diline beline sahip olmakla mümkündür diğer bir deyimle Imam Hüseyin’in, duruşuna sahip olmaktır. 

Ey insanoğlu!
Mümin ol.
Halim selim ol.
Ahde vefa et.
Musibete sabret.
Sözü düşün, sonra söyle.
İbadete, malına güvenme.
Yalan söyleme.
Hakk divanından ayrılma.
Bilmediğin kişiye yar olma.
Vaktini zayi etme.
Kimsenin uğradığı kötü duruma gülme.
Kendinden ulu kimse ile mücadele etme.
Dünya için gönlünü mahzun etme.
Mevki sahibi kimseye yüz suyu dökme...
Abdal Musa Sultan 

Ruhen arınıp kalben itaat, iman sahibi ve
ilim irfan ile Kamil-i Insan olunur. 

Sonuç itibariyle insanoğlu akılla Pir olur, saç sakalı ağartmakla değil.
Insan olmak için, insan sıfatında olmak yetmez; Insan değerlerine, duruşuna sahip olmakla mümkündür. Dört Kapı Kırk Makamdan geçmek gerek, sevgiyle, ilimle, irfanla donanmak gerek ve 72 milleti bir nazarda görmekle mümkündür. Işte insanlığın yolu, buradan geçer. 

Aksi takdirde insanları hor görmek, aşağlamak, incitmek, hakir görme gibi insanlık suçu işlemek ve sonrasında elhamdülüllah ben müslüman demek akıl, mantık, erdemlik, olgunlukla hiç bir alakası olmadığı gibi düşkünlüktür ve bir insanlık suçudur.
=Seyyid Hakkı=



Islamda, Kandil veya Özel gecelerin yeri var mıdır?
Islam dini ile alakası olmayıp dine sonradan sokulan bir çok Suudi Arap gelenek göreneklerinden biri de „Kandil geceleri“dir. Kandil geceleri; Mevlid, Reğaib, Mirac, Beraat ve Kadir gecesidir.

Bu gecelerin anlam ve önemleri şunlardır.
1- Mevlid kandil gecesi: Hz.Muhammed’in doğduğu gecedir.
2- Reğaib kandil gecesi: Hz.Muhammed’in anne rahmine düştüğü sanılan gecedir.
3- Mirac kandil gecesi: Hz.Muhammed’in Allah ile buluşmak için semaha(Allah’ın huzuruna) yükseldiği gecedir.
4- Beraat(Beraet) kandil gecesi: Yapılan duaların kabul edildiği, günahlarının bağışlandığı ve amel defterinin yazıldığı gecedir.
5- Kadir kandil gecesi: Kur’an Ayetleri’nin Hz.Muhammed’e inmeye-gönderilmeye başladığı gecedir. 

Bu gecelere kandil denmesinin sebebi ise; Geceleri Cami minarelerinde kandiller(Çerağlar) yakılarak aydınlanması sağlanılan gecelere verilen adlandırmadır. 

Kandil veya Özel gecelerin, tarihçesi.
Verilere göre Hicretten tahminen 300-350 yıl sonra ilk olarak Mısır’da Fatimi(Şii) Devleti(909-1171) döneminde Mevlid kandil gecesi ve takriben 400 sene sonra da Kudüs’te; Mirac, Regaib ve Beraat kandil geceleri kutlanmıştır. Bu kutlamalar Eyyübiler(Selahaddin Eyyubi) hükümdarlığı döneminde kaldırılmıştır. Fakat Hicri 628/miladi 1232 yılında Erbil Atabeği Muzafferüddin Kökböri(629/1232) tarafından Mevlid kandil geceleri görkemli şenliklerle tekrardan kutlanmaya başlanmıştır. 

Türkiye’de ise, kandil geceleri; Osmanlı padişahı II.Selim(1566/1574) hükümdarlığı döneminde kutlanmaya başlanmıştır. 

Dinin kesin bir emri ve boyun borcuymuş gibi kutlanılan kandil geceleri araştırmalara bakıldığında islamın dini ile hiç bir alakası olmadığı gibi Kadir gecesi hariç Kur’an-da  da rastlanılmamaktadır. Dolayısiyle kandil geceleri tamamen insanların uydurması ve bu uydurmalar zaman içerisinde dinin esaslariymiş gibi lance edilmiştir. 

Türkiye’de her sene dinin kesin bir emri ve bir vecibesiymiş gibi kutlanılan „Özel geceler“ diye bilinen bu geceler hadi zatında islamın ana kaynağı Kur’an la bağdaşmadığı bir gerçektir. Çünkü dinde şekilcilik, göstermelik, yapmacık ve abartılı etkinliklerin yeri yoktur; Sükut bir atmosferde Allah ile baş başa olmak ve O’na karşı ibadetini, muhabbetini yerine getirmektir. 

Sonradan dine sokulan ve hakkında herhangi bir delil bulunmayan bu gibi özel gecelerle, etkinliklerle insanlar bilinçli bir şekilde yanıltılıp yanlışlıklara sürüklenmişlerdir. 

Insanları bu uyduruk özel geceler ve etkinliklerle yanıltmanın tek amacı; Din tücarlığı ve Din sömürücülüğüdür. 

Insanların kendi akıl ve mantıkları ile düşünme, idrak etme yerine günlük fetvalarla, uyduruk özel gece ve etkinliklerle insanları kendi çıkarlarına köle etmişlerdir. 

Bütün bu yanlışlara dur demenin tek yolu, Insanların kendi akıl ve mantıklarını devreye sokarak dini anladıkları dilde okuyup icra etmeleriyle mümkürdür. Aksi takdirde o din özünden uzaklaşır ve zulüm dini olur. Işte günümüz ıslam ülkelerinde de bu yanlışlıklar sonucu din adına terör estirilmektedir.
=Seyyid Hakkı=


Kadir gecesi, kutsallığı ve önemi... 
Kur’an ayetleri, Ramazan ayında vahiy yoluyla parça parça Hz.Muhammed’e indirilmiştir. Bu ayetler Ramazan ayının hangi gününde, ne zaman indirildiği meçhuldur. Lakin Hz.Muhammed kadir gecesini, Ramazan ayının son on gününde arayın buyurmuştur. Dolayısiyle Kadir gecesi, süreç içerisinde Ramazan ayının 26’yı 27’ye bağlayan gece öne çıkmıştır. 

Kadir gecesini kutsal kılan, Kur’an-dır yani Allah’ın kelamıdır, gecenin kendi kutsallığından değildir.  

Bilindiği gibi sevaplar veya fidyeler, yapılan iyilikler kadar mükafatlandırılır. Diğer bir deyimle iyi niyet ve samimiyete bağlıdır.  

Bir gecenin diğer bir geceden daha kutsal olması akıl ve mantıkla bağdaşmıyor. Örneklersek herhangi bir kişi diğer aylarda her türlü kötü ve haksızlıklar yapacak diğer bir deyimle suç işleyecek; Insanlara-canlı mahlukatlara akıl almaz zülümler, katliamlar yapacak, halden hale sokacak, kul hakkı yiyecek ve bütün bu suçlar bir gecede bir dua etmekle, bir salavat getirmekle, bir türbe ziyaretiyle bağışlanacak veya af edilecek olması Allah’ın adaleti ile bağdaşmıyor.  

Bu durumu akıl ve mantığa, nasıl anlatacaksınız? Bu adalet şekli, Allah’ın adaleti ile bağdaşır mı? Tabii ki bağdaşmaz. Bu gibi akıl dışı uydurmalar Emevi saltanatları tarafından kitabına uydurulmuş ifadelerdir. Çünkü Canab-ı Hakk “Bana kul hakkı ile gelmeyin, kul hakkı hariç diğer günahlarınızı bağışlarım” diyor.  

Başkasının Kadir gecesini, kendine mal etmek o kadar kolay mıdır? 

Sonuç itibariyle Kadir gecesinde inen Hakk kelamı, Hz.Muhammed’e inmiştir. Bu gece herkesin değil, yanlızca Hz.Muhammed’in kadir gecesidir. Çünkü Kadir demek hikmet, kudret demektir. Bu ilahi kudret, bu ilahi aydınlanma herkese mahsus bir durum değildir, sadece Hz.Muhammed’e mahsus bir olaydır. Bu ilahi aydınlanma, ilahi hikmet sadece Hz.Muhammed’e bağışlanmıştır. Dolayısiyle herkes kendi Kadir gecesini aramalı ve bulmalıdır.
=Seyyid Hakkı=


Aleviler ve 30 gün Ramazan orucu.
Orucun zahiri ve batıni boyutuna baktığımızda, zahiri boyutu yani madde aleminde; Allah’ın verdiği nimmetlerine şükretmek. Yoksul, yetim, çaresiz ve sağlığı kendisini geçindirmeye yetmeyen insanlarımızın çaresizliklerini, sıkıntılarını ve umutsuzluklarını hissedip, merhamet duygularının gelişmesi, vicdan mahkemesinin harekete geçmesiyle, çaresiz insanlara yardım elini uzatmak ve paylaşmaktır.  

Batıni boyutu ise; Gerçek müminlerin orucu ise bir ömür boyunca devam eder. Ve gece gündüz bütün azalarını kötü duygulardan sakınmak-korumak zorundadır; Kötülük etmemek, zulümkar olmamak, kimseye fenalık düşünmemek, duygularını kötüye kullanmamak, her daim için paylaşıcı olmak, yardım elini uzatmakdır. Ve asıl oruçla amaçlanan da budur. 

Ramazan ayının kutsallığı.
Hz.Muhammed daha kendisine peygamberlik nazil olmadan önce her zaman yaptığı gibi bir Pazartesi geçesi hira mağarasına çekilmiş, bütün varlığiyle Canab-ı Hakk’a ibadet ve dua ile meşkul olmuştur. Bu esnada melek Cebrail’in gelişi, Hz.Muhammed’e ayan olur.  

Melek Cebrail, Hz-Muhammed’e: Oku, demiş.
Hz.Muhammed: Ben, okuma bilmem.
Melek Cebrail; Hz.Muhammed‘i tutarak kendisine tekrardan oku demiş.
Hz.Muhammed; Tekrarliyarak ben, okuma bilmem diye cevap vermiştir. Çünkü O, gerçekten okumayı bilmiyormuş.
Melek Cebrail; Yine Hz.Muhammed‘i tutar, sirkeleyip bıraktıktan sonar kendisine oku demiş.

Hz.Muhammed; Ne okuyayım? diye cevap vermiş.
Melek Cebrail; „Insanı yaratan Rabbinin adıyla oku! Oku, Rabbin Ekrem’dir, en büyük çömertliğin sahibidir. O’dur kalemle öğreten!, Insana bilmediğini öğreten“, demiş. Hadislere göre böylece Alak suresinin ilk 5 ayeti 610 yılında, Ramazan’ın 27’ci gecesi Hz.Muhammed’e intikal edip, inmiştir.
 

Diğer bir neden ise; Şahı Merdan Ali miladi 661 yılı Ramazan ayının 19’cu günü kiralık katil Ibni Mülcem tarafından zehirli bir kılıçla evinden uzaklaştıktan sonra arkadan saldırıya uğramış, başından aldığı darbe neticesinde üç gün sonra yani Ramazan ayının 21’ci gecesi Hakk’a yürümüş olmasıdır.  

Muaviye, Şahı Merdan Ali’nin ölüm haberini alınca  „çok şükür, çok şükür Ali’den kurtuldum!“ diyerek üç gün üç gece bayram ilan etmiştir. Sokaklarda davul zurna çaldırıp, çocuklara şeker dağıtarak şenlikler yaptırmıştır. Her yıl tekrarlanan bu uygulama zaman içerisinde Ramazan bayramı, aynı zamanda „Şeker bayramı“ olarak da kutlanmaya başlamıştır.  

Yine Kerbela’da Imam Hüseyin ve Ehli Beyt’inin katledilmesinden sonra Yezid, Nisa Suresi 92’ci Ayet gereği; „Bir kişi eğer ki bir kişiyi öldürüse Allah’a tövbe olarak iki ay kesiksiz oruç tutması gerekir“. Ve Yezid bu Kefaret orucunu kendi ordusuna 60 gün ve halka ise 30 gün zorla tutturmuştur.  

Aleviler açısında en öenemli nokta; Akılla yanaşılmadığı gibi, birileri tarafından ön görülen şartlara ve koyulmuş kurallara şeklen uyma vardır. Bu da şekilciliğin ta kendisidir. Işte Alevilerin sorunu Emevi hanedanlarının uygulaması olan 30 güğnlük oruçtur yani şekilciliktir fakat orucun kendisi değildir. Dolayısiyle Ramazan Ayı; Aleviler açısından Şahı Merdan Ali’nin katledildiği bir matem ayıdır, Emevi hanedanları ve onlara uyanlar açısından ise, bayram günüdür.  

Ramazan ayında, oruç tutma meselesine gelince.
Ramazan orucu Kur'an-da bakara Suresi 183-184-185 inci ayetlerde geçmektedir.  

1- Bakara Suresi 183’cü Ayet’in Türkçe’si; „Ey iman sahipleri! Oruç sizden öncekiler üzerine yazıldığı gibi sizin üzerinize de yazılmıştır. Bu sayede korunmanız umulmaktadır.“ (Y.N. Öztürk)
2- Bakara Suresi 184’cü Ayet’in Türkçe’si; „Sayılı günlerdir. Sizden kim hasta olur veya yolculuk halinde bulunursa tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutar. Oruca zorlukla dayananlar üzerine düşen, fidye olarak bir yoksulu doyurmaktır. Kim bir mecburiyeti olmaksızın içinden gelerek iyilik yaparsa bu onun için daha hayırlı olur. Ve oruç tutmanız, eğer bilirseniz, sizin için daha hayırlıdır.“
3- Bakara Suresi 185’cü Ayet’in Türkçe’si; „Ramazan o aydır ki; insanlara kılavuz olan, iyi-kötü ayrımıyla hidayetten kanıtlar getiren Kur'an, onda indirilmiştir. O halde bu aya ulaşanınız onu oruçlu geçirsin. Hasta olan veya yolculuk halinde bulunan, tutamadığı gün sayısınca başka günlerde tutsun. Allah sizin için kolaylık ister; O sizin için zorluk istemez. Tutulmamış olan günleri tamamlamanızı, sizi doğru yola kılavuzladığı için Allah'ı yüceltmenizi ister. Ve sizin şükretmeniz umulmaktadır.“ 

Ehli Sünnet Vel Cemaat ve Şii/Caferiler bu ayetlerle Alevileri, töhmet altında bırakmaya çalışmaktadırlar lakin çabaları nafiledir. Şimdi de bu ayetlerle verilmek istenen mesaj, nedir? Ona bakalım. 

1- Ayet 183 ile anlatılmak istenen; Ademoğlunun kötülüklerden, yanlışlıklardan, şüpheli hallerden kendini korunması, nefsine sahip çıkmasıdır. Allah’a karşı kulluk vazifesini ve topluma karşı da ahlaki, sosyal sorumluluklarını yerine getirmesidir.
2- Ayet 184 ile anlatılmak istenen; Bazı sebeplerden (Hastalık, yaşlılık, yolculuk,vs.) dolayı oruç tutamıyorsanız bunun karşılığında ihtiyaç sahibi olanların ihtiyacını karşılamak, yiyecek almak, aç insanların karnını doyurmak gibi fedakarlık ve yardımında bulunmak aynı manadadır çünkü önemli olan niyettir.
3- Ve Ayet 185 ile anlatılmak istenen ise; Insan aleminin Allah’a, manevi huzura erdirici, şeksiz deliller, ispatlar, hakikati ve yanlışı birbirinden ayıran Allah’ın kelamı, ilmi, kanun nizamı olan Kur’an-ı Kerim, 610 yılında, Ramazan ayının 27‘ci gecesi inmiş ve insanoğlu müjdelenmiştir. 

Dolayısiyle insanları hidayete, huzura erdiren Allah‘ın manevi adaletine karşılık; Allah’ın yüceltilmesi, anılması, hatırlanması için oruç tutmak, dua etmek, muhabbet etmek, yardım elini uzatmak, olanların olmayanla nimetini paylaşılması istenilmektedir ve Canab-ı Hakk, bunları yaparken de kendinize eziyet etmeyin diyor. 

Lakin 30 gün oruç sayısı veya zaman limiti söz konusu değildir. Şöyleki; „Şehr-u Ramadan“ deniliyor. „Şehr-u“ = Ay-dolun ay demekdir. „Ramadan“ ise Ramazan(Kamer aylardan dokuzuncusu) yani Ramazan ayı demektir. Bu gerçeklikten yola çıkarak her insanın bilinci dailindedir ki bir ay, 30 gün dolun ay olarak geçirmesi mümkün değildir, üç veya 10 gün arasıdır. Üç veya beş vakit namazda da olduğu gibi 30 günlük orucun da Allah’ın hükmü değildir, Ehli Sünnet Vel Cemaat ulemalarının uygulamasıdır. Dolayısiyle 30 günlük oruç; Allah’ın hükmü değil, Emevi hanedanlarının uygulamasıdır. 

Diğer bir gerçek ise; Bakara Suresi, Hz.Muhammed’in hicretinden sonra Medine de inmiştir. Hz.Muhammed, 63 yaş yaşamıştır. Verilere göre Hz.Muhammed, Medine’ye 55 yaşında hicret etmiştir. Şimdi soruyoruz; Bundan önce Hz.Muhammed hangi orucu tutuyordu? 

Diğer bir yanlış mantık ise; Allah’ın kelamında az veya fazla kutsallık anlayış söz konusu değildir. Yani ayetin biri az, bir diğer ayet ise fazla kutsaldır mantığı tamamen yanlış ve suçtur. Çünkü Allah’ın kelamı tekdir ve açık kapıya yani soru işeretine yer bırakmaz. 

Neden Ramazan’ı tutmuyorsunuz, sahura kalkmıyorsunuz? Insanları oruca zorlayanlara Hakk aşığı Kul nesimi, şu cevabı vermiştir: 
„Biz bir oruç tutarız,
Ramazana benzemez“ diyor.

Ozan Ibreti’nin cevabı ise, şöyledir;
İlme değer verdim, uykudan kalktım, 
Sarık seccadeyi elden bıraktım, 
Vaazın her günkü vaazından bıktım, 
Ramazanı sele verdim de geldim, diyor. 

Ozanlarımızın da belirttiği gibi Alevilerin, oruç ile hiç bir sorunları yoktur. Sadece Emevi Arap örf adetlerini dinin esasları olarak algılayan Ehli Sünet Vel Cemaat’a suç ortağı olmamaktır. 

Alevilerin oruçları; Hızır Orucu, On Iki Imam orucu, On Dört Masum-u Pak orucu, Fatma Ana orucu ve 48 Perşembe oruçlarıdır. 

Günümüzde Ramazan ayı Allah’a yakınlaşmak, yalvarmak-yakarmak, ibadet yapmak, yardım elini uzatmak, fakirlere yardımcı olmak yerine kurum ve kuruluşlar tarafından; Eğlence, şenlik, göstermelik oruç iftar programları düzenleyerek tüketim ve para kazanma hedeflenmiştir yani ibadet ayı yerine karnaval ve festival ayı olmuştur. 

Bilindiği gibi Perşembe gecesi, Alevilerin ibadet gecesidir ve Alevilerin, 48 Perşembe orucu vardır. Dolayısiyle dileyen canlar Ramazan ayında da oruçlarını tutup, ibadet erkanlarını yerine getirebilirler. Çünkü bu ibadet ve orucun, Ramazan ayı ile hiç bir alakası yoktur.
=Seyyid Hakkı=


 

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı SH ve Seyyid Hakkı EK. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...