Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

ANASAYFA




Cem ve Cemevleri. 
Cem, birliğin ve beraberliğin adıdır. Cemevleri barış, özgürlük, eşitlik, ibadet, sevgi, ikrar verme, yargılama ve karar verme, aynı zamanda Hakk ve halka hizmet evleridir.  

Hakk Muhammed Ali muhabbetlerin yapıldığı, dirlik ve birliğin korunup sergilendiği, edeb ve erkanın öğretildiği, güvenin ve sevginin verildiği, Hakk'a temenna ve Hakk’ın tecelli edildiği ibadet evleridir.  

Kırklar Cemi’nden günümüze kadar Alevilerin ibadet ettiği yere “Cemevi” adı verilmiştir. Geçmişte ise tekke veya dergah olarak adlandırılmıştır. Farsça’da, dayanma anlamına gelen tekke sözcüğü inançsal etkinliklerin yürütüldüğü yapıyı anlatmak için ifade edilir. Örneklersek; Hace Ahmet Yesevi dergahı, Hünkar Hace Bektaş-ı Veli dergahı vesayre... Bu dergahların da “Kırklar Meydanı” veya “Meydan Evi” olarak bilinen cemevleri vardı.  

Cemevleri, ibadet meydanıdır. Kırklar Meclisi’nde olduğu gibi er, bacı meydanıdır. Bacıların katılıp görev aldığı ve can birliğinin sağlandığı sevgi ve birlik meydanıdır. İbadette ve ibadet evinde yön-kıble aranmaz. 

Allah, mekan ve yönden uzaktır. Çünkü mekan ve yön olmadan O, vardı. Dolayısiyle her yerde hazır ve nazırdır. Bu konu Kur’an da şöyle ifade edilmiştir; “Doğuda, batı da Allah’ındır. Ne yana dönerseniz Allah’ın cemalinin görüldüğü meydandır” bakara suresi ayet 115”.  

Cemevi’nin yeri ve önemi.
* Cemevi; Ibadet, edeb ve erkan yeridir.
* Cemevi; Sorgu, sual, karar kılma ve dar meydanıdır.
* Cemevi; Semah yeri ve kırklar meydanıdır.
* Cemevi; Ikrar yeri olarak er, bacı meydanıdır.
* Cemevi; Müsahiblik ikrarının verildiği birlik meydanıdır.
* Cemevi; Ortak kararların alındığı uludivandır.
* Cemevi; Pirin, yol ilkelerini tebliğ ettiği kutsal mekandır..
* Cemevi; Tasavvuf-zahir ve batın ilminin irşad edildiği eğitim mekanıdır.
* Cemevi; Hakk'a ve halka sığınma mekanıdır.. 
* Cemevi; Ölmezden evvel ölmenin mekanıdır.
* Cemevi; Maneviyette yeniden doğma mekanıdır.
* Cemevi; Mevki ve makam ayrılığı olmayan eşitlik meydanıdır.
* Cemevi; Herkesin lokmaları ile katıldığı paylaşım mekanıdır.
* Cemevi; Kamil insanların irfan meclisidir.
* Cemevi; Hakk Muhammed Ali muhabbetlerinin yapıldığı mekandır.
* Cemevi; Kabem insandır, dost cemalidir diyenlerin mekanıdır.
* Cemevi; Din, dil ve ırk ayrımının yapılmadığı ınsanlık mekanıdır.
* Cemevi; Arınma ve gerçeğin dile getirildiği meydanıdır. Bu meydanda yalnızca “gerçeğe Hu” denir.  

Cemevleri ibadetle beraber temiz vijdanlı insanların karşılıklı Hakk Muhammed Ali muhabbeti yaptıkları toplumsal bir ruhani mekandır, ortamdır. Kutsal olan ibadettir, semahtır, niyazdır, kısacası ilahi aşktır. Cemevi, ibadet mekanına gidip oturarak rahatlama yeri değildir. Aksine ilke olarak vicdanı rahat olanların vicdanlarıiyle gidebileceği, tevhit yapılabileceği, semah edilebileceği ibadet evidir.  

Aleviler; Yolun ilim ve irfanını cemevinde alır. Aleviliğin aslı doğruluk, kemali dostluk, cevheri marifet, görüşü eşitlik, hazinesi bilgi, meyvesi sevgi, inancı insan sevgisidir. Her şeyi insanın mutluluğu, güvenliği ve güzelliği içindir. Bu değerlere sahip olan kişi ibadetin içindedir.  

Hz.Muhammed; “Yeryüzü benim mabedimdir” diyerek, her yerin ibadet mekanı olması gerektiğini belirtmiştir. Allah, sevgisini özünde belirlemek ve onunla bir olmak için mekana ihtiyaç yoktur. Çünkü, “Allah’ın evi müminin gönlüdür. Allah, Adem’i yaratmakla da kendisine en güzel mekanı yaratmıştır. O mekanın mimarı da bizzat kendisidir. 

Yukarda da belirtildiği gibi cemevleri; Iyiliğin,  güzelliğin, arınmışlığın, temiz kalp ve iyi niyetli yüreklerin yeridir. Kötü niyetli insanların girmemesi ve kötü niyetli insanlardan arınması için de; Kul hakkı yiyenler, dedi kodu edenler, yalancı şahitlik yapanlar, nefsi için eşini boşayanlar, insana kast edenler, insanı incitenler, haram kazanç sağlayıp kul hakkı yiyenler, eline, diline, beline sahip olmayanlar, ana baba hakkı bilmeyenler, komşu hakkı bilmeyenler, verdikleri ikrardan dönenler, gönlünde ikilik taşıyanlar, kısacası yaramaz fiiller içerisinde olanlar ceme alınmayarak, zararlı insanlardan uzak tutulmalıdır. En güzel ibadet riyasız yapılan ibadettir.
=Seyyid Hakkı=



Alevi inancında Mürşid, Pir, Rehber ve Talibin konumu.
Mürşid
Irşad eden, doğru yol gösterendir. Alevi tasavvufunda manevi hizmet rehbersiz yapılmaz. Çünkü tasavvuf  hem nefsi hem de ruh terbiyesidir. 

Alevilikte en üst dini kapı Mürşidlik kapısıdır, bir sonrası Pirlik kapısıdır, bir sonrası Rehberlik kapısıdır ve bir sonrası Taliplik (yol evladı) kapısıdır.

Mürşid, toplumun her türlü halinden genel sorumlu kişidir. Her soruna çözüm bulan ve çözendir. Mürşid’in soyu, Şahı Merdan Ali’den ve dolayısiyle Hz.Muhammed’de dayanmaktadır.

Alevilikte mürşidlik kapısı, kişileri yargılayan bir cemaat mahkemesi olduğu gibi aynı zamanda Alevi toplumunu bireysellikten kurtararak kuvvetli bir dayanışma meydana getiren manevi bir otoritedir. Bundan başka mürşidler, özellikle cem erkanları ile taliplere cemaat kültürünü, muhabbetini öğreterek, benimseterek, kültürleme ve eğitim fonksiyonlarını da yerine getirmektedirler. 

Pir
Farscada, Ihtiyar demektir. Arapcada, Şeyh demektir. Alevi inancında ise; Hz.Muhammed ve Şahı Merdan Ali’nin soyundan gelen, cem yürüten din önderidir. 

Pir, toplumun manevi hizmetiyle yükümlüdür. Taliplerin, toplumun sorunlarını her haliyle çözen ve cevap bulandır. Toplumu, yaptığı muhabbetiyle hoş eden, eğiten, doğru yolu gösteren, Hakk’ın doğru yolunda yürümelerini sağlayandır. Önderdir, yapıcıdır, muhabbetçidir ve adaletli davranandır. 

Pirin, talibini irşad edebilmesi için yolun ilim irfanından haberdar olamsı gerektir. Önce kendisi her haliyle taliplerine örnek olmalı, her haliyle talibinin kalbinde yerini yapması gerekir. Bunu gerçekleştiren bir pir, kendi taliplerini irşad etmede zorluk çekmez ve talibi yanlışa yönlendirmediği gibi saptırması da mümkün değildir. Bu ilme eremeyen pirler, duyduklarıyla yetinmeleri; Hem yolu, hem de talibi saptırır ve sapkınlığa götürür.  

Rehber
Rehber Farsça Rahbar „yol gösteren, klavuz“ sözcüğünden gelmedir. Rah; „Yol“, Bar; „getiren“ demektir. Yani yolun ilim irfanından haber getiren, bildiren demektir. 

Cem erkanında talibi Mürşide-Pire götüren, Mürşid-Pir ile talip arasında ki illişkiyi kuran zattır. Rehber, Alevi yol ve erkanını bilen ve uygulayandır. Rehber de, ocakzadedir yani evlade Resul’dür.   

Rehber tüm çalışmaların alt yapısını şekillendiren, mürşide, pire genel ön biligiyi veren, talipleri yol konusunda bilgilendiren, hazırlayan, düzenleyendir ve ikrar kapısıdır. Dolayısiyle iyi bir Rehber; Mürşid veya pirin eksikliklerinin hataya dönüşmemesini önleyen ve tamamlayandır. 

Talip
Hakk’ın ilmin-irfanını talep eden, istekli, istiyen anlamına gelir. Muhammed Ali yoluna talip olmak, ikrar(yemin-söz) vermekle başlar. Talibin gideceği ilk kapı, Rehber kapısıdır. Rehber ön bilgilendirmeyi yaptıktan sonra cemde, Pir huzurunda ikrar vererek, yola talip olunur.  

Oçakzade olmayan, Isim şahtalibi, yani Peyğamber soyundan gelmeyen bütün Aleviler için kullanılan bir sözçüktür ve her talip Ocakzade olan bir dedeye bağlıdır. Talip isterse Pirini Ateşten alı koyar cümlesinden yola çıkarak, Talipler de öyle gerektir ki; çerağ gibi doğru duralar, fitil gibi yanalar, yağ gibi eriyeler, nur gibi ışık vereler, Erenler meydanından dönmeyeler, tarikat halinde duralar ve de Hakikat’ten çıkmayalar, mürebbiden-müsahipten dönmeyeler, onlar talip olalar, kalıp olmayalar. 

Sonuç itibariyle Mürşid, Pir, Rehber ve Talip ikrar üzerine kurulmuş olan Alevi inancının tamamıdır. Çünkü Pir olmadan talip olmaz, talip olmadan Pir olmaz. Dolayısiyle El ele , el Hakk’a distürü esastır. 

Mürşid, Pir ve Rehber Evlad-ı Resul soyundan gelen, Alevi inanç önderleridir. Talip ise, Evlad-ı Resul olmayan ve ikrar ile  Muhammed Ali yoluna gönülden bağlı olan manevi yol evladıdır.
=Seyyid Hakkı=



Alevilerde mezar ziyareti, adabı ve duası.
Malım, mülküm, servetim hepsi evde kaldı;
Eşim, dostum, akrabam geçtiğim yolda kaldı.
Dostlarımdan birisi benden hiç ayrılmadı;
Allah için yaptığım iyilikler bende kaldı.
Pir Hünkar. 

Mezarda yatan, insandır ve insan, Allah katında kutsal kılınmıştır. Dolayısiyle Alevilerde devriye inancı hakimdir. Ölen bedendir. Ruh ise, başka bir bedende ete kemiğe bürünerek yaşamaya devam eder yani don değiştirmiş oluyor. 

Canlı varlıkların cümlesi için doğmak ne kadar hak ise, ölümde bir o kadar haktır. Çünkü Allah’tan geldik yine O’na döneceğiz. Varlığın birliğini Allah olarak kabul eden Alevi inancında ölüme; “Don değiştirdi, “Hakk’a yürüdü”, “ruhu revan oldu”, “O hak dünyasına yürüdü biz ise nahak dünyasındayız” gibi deyimler kullanılıyor. Hiç bir varlık yoktan var olmadığı gibi, ebediyen de yok edilemez. Sadece don değiştirir. Yani ruhun sürekli olarak tekrardan bedene bürünmesidir. 

Mezar ziyaretleri sonbahar mevsiminde onuncu ayının ikinci haftası, Perşembe günü ziyaret edilir. Hakk’a göçenleri anma günleri yörelere göre değişik olmakla birlikte; Ölümünün üçüncü, yedinci, kırkıncı, elli ikinci günlerinde ve ölüm yıl dönümünde ruhuna; Yemek verilir, ağıt yakılır, lokma dağıtılır ve dua okunur. Bunların dışında, her Perşembe akşamı ve bayramlarda da ziyaret edilebilinir. 

Mezar ziyaretleri, önemli olduğu kadar da anlamlıdır.
Mezarları ziyaret edilen insanlar; Hayat yolunda doğru olanı öğretmiş, sağlıklı yetişmemizi sağlamış, gönlümüzde sevgi ve muhabbet ışığını yakmış, iyi ile kötüyü birbirinden ayırmamıza yardımcı olmuş ve arınma ile arıtmanın öğretmenleri olmuşlardır.  

Bir bütün olarak ulularımız, erenlerimiz, büyüklerimiz, vs. hayat yolumuzda; Eğitmenlerimiz, aydınlatan çerağ ve yol gösteren rehberlerimiz olmuşlardır. 

Mezar ziyaretlerinin faydaları.
* Ölümlü dünyada yaşadığımızı ve ahireti hatırlatır,
* Mezarda zatın da yaşadığını ve ölümün onu bizden ayırdığını hatırlamak,
* Manevi huzur verir, ruhen rahatlattır,
* Verdiği emeği, desteği hatırlamak ve hayatta imiş gibi ziyaret etmek, huzurunda olmak,
* Bu dünyada baki olmadığımızı idrat etmek, bilincine varmak,
* Dünaynın gelip geçici olduğunu yani fani olduğunu fark etmek ve
* Tekrar öze dönmenin esas olduğunu, kabul etmektir. 

Ey mal sahibi, mülk sahibi,
Hani bunun ilk sahibi!
Mal da yalan, mülk te yalan,
var biraz da sen oyalan.
Yunus Emre 

Bir an olsa da bütün bu gerçeklerin farkına varmak ve gerçeklerle yüzleşmeye bir fırsattır. Erenlerin huzurunda yapılan iyilik ve kötülükleri hatırlayıp kötülüklerden arınmak ve iyilik yapmayı, rahmetli davranmayı, sevgi tohumu ekmeyi, hoşgörlü olmamıza bir fırsattır. Görüldüğü gibi büyüklerimiz, yaşamlarında olumlu veya olumsuz örnek oldukları gibi ölüm halinde de bu görevi yerine getirmektedirler. 

Özetlersek mezar ziyaretleri; İbret almak, ölümü hatırlamak, dünyaya olan nefsi bağlılığı azaltmak ve kötülüklerden sakınıp iylik yapanlardan olmaya sebeptir.

Ziyaret adabı.
* Mezarlığa varıldığında, „ey gerçek dünya halkı! Size selam ve dua olsun” deyip selamlamak,
* Mezarların üzerine oturulmaz ve üzerine basılmaz,
* Edep erkana sığmayan şaka ve boş sözler söylemekten kaçınmak,
* Saygı ve hürmetli davranışlar içinde olmak,
* Aydınlığı, aydınlanmayı sembolize eden mum yakılmasına dikkat edilmeli. Yangına sebebiyet verilmemesi için, mumların yanmasını beklemeli veya söndürülmelidir,
* Mezarlığın temizliğine, yeşilliğine dikkat edip, kurallara göre davranmak,
* Mezarlıktaki ağaçları sulamak, ağaç dikmeye dikkat etmek, vs. 

Mezar başında okunan dualar.
Ihlas Süresi ( Kulüf Allah)
Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla
Söyledik gündüz gece
Tanrı tek Tanrı yüce
O doğmaz, doğurmaz, kimse ona denk olmaz. 

El Fatiha Süresi
Rahman ve rahim olan Allahın adıyla.
Bütün alemlerin rabbi olan, O Allaha hamd olsun.
O rahman esirgeyici, O rahman bağışlayıcıdır.
Din gününün malikidir.
Yanlız sana kulluk ederiz, yanlız senden yardım dileriz.
Bize doğru yolu hidyet et, yüce Allahım.
Nimetlerine kavuşanların yolunu, gazabına uğuğrayanlara,
Delalete düşenlerin gayrı yoluna,
Doğru yoldan ayırma bizi yüce Allahım. 

Rahmetlinin ruhuna, okunan dua.
Bismişah, Allah Allah!
Allah’ım sana gelmiş olan sevgili annemin/babamın,
Günahlarını bağışla ve rahmet buyur.
Ruhunu azaptan koru ve huzur eyle.
Toprağını bol, mekanını Pir-u pak eyle.
Hüseyin-i Kerbela acısına bağışla,
Katarın, didarın hakkı için bağışla,
Mürşid, Pir, Rehber hakkı için bağışla,
Bozatlı Hızır aşkına bağışla,
Aşk için, muhabbet için bağışla,
Hikmet için, hizmet için bağışla,
Dua, şükür, kerem aşkına bağışla,
Bu dem, bu meydan hakkı için bağışla,
Bercemali Muhammed Mustafa hakkı için bağışla,
Şahı Merdan Ali Velayet hakkı için bağışla,
Berkemali Imam Hasan, Imam Hüseyin hakkı için bağışla,
Gerçeğin demi için bağışla,
Yaptığım dua rahmetli annemin/babamın ruhuna değsin,
Duası biz beşer kullarından, kabülü senden ola yüce Allah’ım.
Gerçeğe demine Huu, Müminsin ya Ali.
=Seyyid Hakkı=



Sevginin bittiği yerde, nefret başlar.
Insanları birbirine yaklaştıran, kaynaştıran, hayata bağlayan ve yaşama hayat veren sevgidir. Sevgi; Dostluktur, sohbettir, ışıktır, umuttur, huzurdur, barıştır, rahmettir, ilimdir, irfandır, edep erkandır, yerini(haddini) bilmektir ve eline diline beline sahip olmaktır.  

Yaşamın temeli sevgi ise o zaman herkesin yaşama hakkına sahip çıkıp, saygı göstermeliyiz. Sahip çıkmak karşılıksız olsa da, yine de sahip çıkmalıyız. Dolayısiyle yaşamı kolay kılacak unsurları yerine getirmek zorundayız.  

Sevginin anlam ve manasını tam olarak ifade edilmesi zor olsada, insanların ruhuyla alakalı bir yetenektir. Lakin günümüzde insanlar, bu yeteneği gerçek manada kullanmamaktalar. Karşılık beklenmeden, kendinden fedakarlık etmesi gerekirken ne yazık ki bu gerçekler sadece laflarda kalmaktadır. 

Bencil ve egoist duygulara sahip olan insanoğlu; Bu yüce duyguyu sahiplenip uygulamada zorluk çekmektedir çünkü karşılıksız fedakarlık yapması, kendinden bir şeyler vermesi gerekiyor.   

Insanlar sevgiyi paylaştıkça etrafalarına umut ve mutluluğu saçabilirler. Hayatın her alanında, aile içerisinde, toplum içerisinde veya devlet boyutunda olsun; Ele ele, can cana, yan yana yaşamanın sırrı, sevgidir. Sevginin olduğu yerde, dostluk vardır, muhabbet vardır, güven vardır, huzur ve yaşam vardır.  

Sevginin karşıtı ise, nefrettir.
Nefretin olduğu yerde; Dostluk, sohbet, umut, huzur, barış, rahmet diye birşey yoktur. Orada sadece korku, şiddet, baskı, yok etme, tarumat etme hesabı vardır yani şeytanın hakimiyeti söz konusudur.  

Kötülük yapanları cezalandırmak, bir çözüm müdür? Elbetteki hayır. Alevilerde suç işleyenlerin cezalandırılmaları yerine suçtan caydırmak için irşad edilirler yani tekrardan topluma kazandırmak amacı vardır. 

Sevgi, birleştirici ve bütünleştiricidir. Nefret ise, bölücü ve parcalayıcıdır. Dolayısiyle sevginin bittiği yerde, nefret başlar. Dini sevgi, kabesi Şahı Merdan Ali olan mümin canlara selam olsun.
=Seyyid Hakkı=



Alevilerin, oruç günleri.
Oruç, iradenin imtihanıdır. Nefsin imtihanı da oruç ile yapılır. Açlığın had safaya çıktığında nefsini gözetleyip, iradeyi kullanmaktır. Buda aklın vücuda hükmüdür, kendi kendine nefsine söz geçirmektir.  
 

İbadette olduğu gibi oruç da, Allah ile kul arasındadır. Gönül rızalığına, kendi irademize bağlıdır. Ve yeter ki bedeni ibadet olan oruç, şuurlu ve aşk ile yapılsın. Eğer birilerine göstermelik olsun veya adet yerini bulsun diye yapılıyorsa yani manası gayesi anlaşılmadan yapılıyorsa, niyetten ve hizmetten uzaktır.   

Alevilerin, oruç günleri;
1- Fatma Ana, orucu,
2- On Dört Msum-u Pak, orucu,
3- On İki Imam, orucu,
4- Bozatlı Hızır, orucu ve
5- 48 Perşembe, orucu. 
 

Bununların haricinde, niyete göre; Isteyen orucunu tutar ve ibadetini yapabilir. Oruç ve ibadet, tamamen rızalığa dayalıdır. Çünkü dinde, zorlama yoktur. Dayatma ve zorlamaya dayalı bir din, din değildir.  

Oruç, ibadet, muhabbet, vs. bütün bunları kendimiz ve kendi maneviyatımız için yapıyorsak,  o zaman riyasız ve kalben yapılması gerekir. Dolayısiyle riyasız ve kalben yapılan ibadetler, tutulan oruçlar Hakk nazarında kabul görür. Öyle yapalım ki Allah’ı, Allah ile kandıranlardan olmayalım.
=Seyyid Hakkı=



Bilmeyenler bilsin bizi, Muhammed Ali diyenlerdeniz biz...
Bilinmesi gereken gerçek şudur ki, Muhammed Ali ve Ehli Bayt’i ne kadar islam ise, Alevilerde bi o’kadar islamdır. 

Dünyevi alemde, hiyerarşik olarak;
* Hz.Muhammed, bizim mürşidimiz,
* Şahı Merdan Ali, bizim Pirimiz,
* Oniki Imam, bizim Rehberimiz,
* Fatma-tüz Zehra, bizim anamız,
* Kırklar, bizim özümüz, kaynağımız, 
* Zülfikar, bizim adaletimiz,
* Cemevi, bizim ibadethanemiz,
* Semah, bizim ibadetimiz,
* Bağlama, bizim dilimiz,
* Alevilik ise, bizim yolumuzdur

Dolayısiyle Alevilik;
Allah Muhammed Ali kutsallığını kalbinde taşımak, büyük bir itikat ve inançla; Allah’a, Hz.Muhammed’e, Şahı Merdan Ali’ye, Hz.Muhammed’in iki kutsal emaneti olan Kur’an-ı Kerim ve Ehli Beyt’ine, Aleviliğin edebiyatı ve felsefesi olan islamiyetin özü; özde yapılmak istenen değişikliklere evet demeyen, doğruları esas alıp, mazlumla bir olup, zalime karşı koyan, Hakk’ın emirlerine gönülden sadık kalan, her türlü karanlık ve bağnaz düşünceye-düzene karşı koyan, Kırklar Meclisi’nde, “büyüğümüzde bir küçüğümüzde bir” tezi ile, bir nazarda görülen insanı, inanç merkezine oturtup, insan hakları temelinin atıldığı kırklar meclisi, bugünkü dünya insan hakları cemiyetine de ışık olmuş bu güzel düşünceye sahip çıkarak, Allah’ın cemalinden yaratıp kutsal kıldığı insanı, kırklar ceminde, bu kutsallık daha da pekiştirilip, dört kapı kırk makam ile Kamil-i Insan şeklini veren felsefeyle, tevalla ve teberra ikrarına bağlı kalmaktan geçer.  

Bu insani değerlere sahip çıkan her bir kişi, iyi bir Alevidir aynı zamanda da iyi bir insandır. Çünkü Hakk Muhammed Ali yolu, insanlığın yoludur. Alevilik, insanlığın hizmetçisidir. Halka hizmet, Hakk’a hizmettir. Insanı yaşatan, değerli kılan sevgi ve  iyiliktir.
=Seyyid Hakkı=



Ehli Beyt ümmetini, yasa boğan kanlı Kerbela...
* Muhammed Mustafa’nın sevgili tornu Imam Hüseyin‘e, ihanet eden Kerbela. Fatma Ana kuzusu Imam Hüseyin’i, Yezid ordusuna peşkeş  çeken hain Kerbela.. Ehli Beyt ümmetini, yasa boğan kanlı Kerbela... 

* Bismişah, dedik darına durduk; Elimiz özümüzde, gönlümüz Hakk meydanında. Bir dileğimiz var senden ya Şahı Merdan Ali! Bizi, Imam Hüseyin‘in aşkına nail eyle... 

* Yezidlerin elinde biçareyiz, imdadımıza sen yetiş ya Ali..  İki cihanda sana saydılar bizi, darda koyma ya Ali’yyel Murteza.. İkrarımız sanadır, ikrarımızdan mahrum eyleme.. Eşiğine yüz sürmeyi nasip eyle ya Haydar-ı Kerrar… 

* Ah senin dertlerin ya Imam Hüseyin.. Fatma Ana kuzularına, kıyan emevi Yezidine ve soyuna lanet olsun.. Lanet olsun Ehlibeyt gönül dostlarına düşman olan yezidlere.. medet ya Hüseyin.. 

Ey Hoca!
* Sen yaranmak için çırpınırken biz, kul olmak için turab olduk.
* Sen gecim için yalanlarla fetvalar dizerken bizler, Hakk kelamı için deri yüzdürdük, dar ağaçlarını boyladık, Imam Hüseyin olup serden geçtik.
* Sen bağnaz şeriatınla boğuşurken, biz Hakk kapısında çilehaneye kapandık.
* Sen kula kulluk ederken, biz Kal-u Bela‘dan beri kulluğumuz sadece Allah’a deyip ikrar verdik.

Selam olsun Imam Hüseyin’e, Ehli Beyt’ine ve Allah’a kul olan mümin canlara...
=Seyyid Hakkı=


ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı(uludivan.de) önerelim-yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı–Ehlibeyt Evladıyız ve Şah Haydar => YouTube Kanalımız: Seyyid Hakkı-Yolumuz Ehlibeyt yolu(YediDeryaSohbeti62) Aşk ile, Can ile canlar...