Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

ANASAYFA




Kul Tanrı’ya kırk makamda erer, ulaşır, dost olur.
Pir Hünkar’ın sözünün manası; Zahiri dünyada kendini bulmak, ikrar vermek, nefsini bilmek, Hakk’ı özünde bulmak ve Kamil-i Insan olmaktır yani Hakk’ın ilim mertebesine erişmektir.  

Dolayısiyle Kamil-i Insan, dört kapıya bağlı kırk makamdan geçerek Hakk’a ulaşır. Ve buda çerağ gibi durması, fitil gibi yanması, yağ gibi erimesi ve mum gibi ışık saçması gerekir. 

Aydınlanma ve Kamil Insan olma yolu, „Dört Kapı Kırk Makam“ mana yorumları;

Şeriat Kapısı’nda; Benimki benim, seninki senindir.
Kendini bulan, ne aradığının bilincine varan bir kişi, şeriatı yavaş yavaş aşarken kendisini tarikat makamına doğru ilerlemiş olarak bulur.  

Buyruk’a göre şeriat kapısı: Gemidir, bilmektir, kulluk etmektir, ilimdir, tendir, kapıdır, mumdur.  

Tarikat Kapısı’nda; Seninki senin, benimki de senindir.
Içe kapanma kapısıdırda. Kişi bu mertebede pirinin yardımıyla hayatın ve eşyanın zahiri yüzünü bırakarak batini yüzüne yönelmesidir. Bu yüzdendir ki, mürşid ve pir de yolun esaslarına uymalıdırlar.  

Buyruk’a göre tarikat kapısı; Denizdir, kendi özünü bilmektir, öğrenmektir, eşiktir, fitildir, ete kemiğe bürünmektir..  

Marifet Kapısı’nda; Ne benimki benimdir, nede seninki senindir.
Hakk’ı kendi özünde bulmaktır. Bu mertebeye gelmiş kişi neye yönelirse o alanda başarı elde eder. Eğer zahiri ilimlere verirse kendini öğrenme aşkıyla bir alim olabir, batını ilimlere verip, erdemlik yolunda ilerlerse bir mürşidi kamil olup insanları irşat edebilir.  

Buyruka göre marine kapısı: Dalgıçtır, sözün anlamını bilmektir, kendini eğitmektir, dindir, kandır, sövedir, yağdır…. 

Hakikat Kapısı’nda; Ne sen varsın, ne ben. Bir tek Allah vardır ve bütün mevcut varlıklar O’nundur.
=Seyyid Hakkı=



Alevi inancında, “Üçler” kimlerdir?
Alevi inancının temeli, Allah Muhammed Ali üçlemesidir. Dolayısiyle Alevilikte üçler, Hakk Muhammed Ali’dir. 

Allah; Her nesneyi yaratmış ve aynı zamanda hakim olan ilahi bir kuvvettir. Hz.Muhammed; Allah’ın resulü ve vahy yoluyla gelen Kur’an-ın tebliğcisi, islam dininin denetçisidir. Şahı Merdan Ali ise; Islam dininin uygulayıcısı ve koruyucusudur.   

Aleviler, Allah Muhammed ya Ali diye çağırdıklarında;
Allah ile yaradanı; Şüphesiz yer ile gögün, gece ile gündüzün, bütün canlı ve cansız varlıkların, nesnelerin ve en büyük sanat eseri olan evrenin, dünyanın, insanın sahibi ve dünyadaki bütün dengeleri sağlayan tek mimar ve illahi güçtür.
 

Allah’ın yer yüzündeki temsilcisi, elçisi olan Hz.Muhammed; Insanları dünyevi alemde doğru yola davet eden, doğru yolu gösteren, insanların üzerindeki dünya ve ahiret manevi işleri hakkında Allah ile kullar arasında elçilik yapandır. Dolayısiyle İlahi emirleri adalet sistemi içinde, ilahi irade ile;  Tebliğ etme, yaşama ve yaşatma sorumluluğu ile görevlendirilmiştir. 

Ve Şahı Merdan Ali ise, Allah’ın yeryüzündeki veliullah’ı-dır. On iki Imam’ın başı ve ilk halife olması gereken kişi yani Veliyullah-vasi ifade etmekteler. Peygamberlik devrinin kapanmasından sonra insanlara klavuzluk-önderlik eden, Allah’ın dünyevi alemde ki temsilcisi, temsil eden ulu kişi demektir. Insan alemine kol kanaat germek, yardım etmek, sevgi-dostluk ve muhabbet göstermek, yakınlık duymak, bütün manevi işlerin hükümlülüğünü üstlenmek, ilahi adalet çerçevesi içinde yürütmek, insanların dini önderi ve mazlumların koruyucusudur.  
=Seyyid Hakkı=



Balın bal olduğunu anlamak için, balın tadına bakmak gerek.
Birgün Hz.Muhammed Hz.Ali ve Ömer, Osman, Ebubekir oturmuş sohbet ederlerken vatandaşın biri yanlarına gelir ve kendilerine tas içinde Bal ikram eder.
Ömer bakar bu bal demiş.
Osman da bal demiş ve
Ebu Bekir de bu baldır demiş.

Şahı Merdan Ali ,Hz.Muhammed'in yüzüne bakıp parmağını tasa banarak tadına bakmış, evet bu baldır demiş. 

Olayın gerçeği Ömer, Osman, Ebubekir tasın içine bakarak bal demişler fakat Şahı Merdan Ali ise, tadına bakarak ve emin olduktan sonra bal demiştir.
Alıntıdır. 

Sonuç itibariyle demek ki ezberci olarak bakarsak sadece onun ne olduğunu tahmin edebiliriz, Oysaki tadına bakarsak ne olduğundan emin oluruz. Dolayısiyle ne olduğunu anlıyabilirsek tadına varabiliriz.
=Seyyid Hakkı=


Çocuklarımızı dünya malı ile değil, sevgi ve şefkatle tatmin edelim.
Sevgili Yunus Emre; Mal, mülk ve para hırsına kapılarak insanlıktan, insani değerlerden uzaklaşanlar için; „Mal sahibi, mülk sahibi, hani bunun ilk sahibi? Mal da yalan mülk de yalan, var biraz da sen oyalan“ uyarısında bulunarak asıl önemli olan; Dünyevi maddiyatın bir yere kadar önemli olduğunu vurgulamıştır. 

Dolaysısiyle önemli olan çocuklarımızı dünya malı ile değil, sevgi ve şefkat ile tatmin edelim, bu insani değerlerle büyümelerini sağlıyalım.
=Seyyid Hakkı=



Şahı Merdan Ali’ye, nerede suikast yapıldı ve katili kimdir?
Şahı Merdan Ali, 28.01.661) gecesi (Hicri 40, Ramazan 21), Hakk’a yürümüştür ve katili, Harici kabilesinden İbn Mülcem’dir. Türbesi ise, Necef şehri-Irak’tadır.

Şahı Merdan Ali’nin ölümü hakkında bir çok iddia vardır. Bu iddialardan bazıları; 
1- Şahı Merdan Ali, (cami’de, mescit’te) namaz kılarken, saldırıya uğradı.
2- Şahı Merdan Ali evinde (ibadet ederken) namaz kılarken, saldırıya uğradı.
3- Şahı Merdan Ali camiye (mescid’e) giderken yolda, saldırıya uğradı. 

Bu üç iddianın hiç biri de doğru değildir ve art niyetlerlen öne sürülmüş iddialardır. Burdaki maksad da Alevileri, camiye cekmektir.  

Olayın gerçek yüzü şudur
Hakem olayından sonra, sözde Mülcemoğlu, Haccac ve Temim boyundan Amr; “Halkın kurtulması için Şahı Merdan Ali’nin, Muaviye’nin ve Asoğlu Amr’ın ortadan kaldırılması” gerekli olduğu kanaatine varmışlardır. Bu işi yapacak kişilerin, üçüde haricilerden olmasıdır. 

Sözüm ona müslümanlık alemine barış getirmek, müslümanlar arasındaki çekişmelere son vermek için, Hz.Muhammed’in “Allah’ın Arslanı” dediği Şahı Merdan Ali’yi öldürmeye karar verirler. Bu üçlü infazın içinde sadece Şahı Merdan Ali’nin infazı gerçekleştirdilir. Muaviye ve Amr’ın hayatta kaldıkları gibi aynı zamanda Muaviye halifeliğe laik görülür. 

Ibn-i Mülcem Kufe’ye gider, mezhepdaşlarıyla buluşur fakat yapacağı işi hakkında kimseye bilgi sızdırmaz. Mülcemoğlu bir gün mezhepdaşlarından birinin evinde pek güzel bir kadın görür, adeta kendisine vurulur. Kadına evlenme teklifinde bulunur. Kuttame adlı kadın, Mülcem Oğlu’na; “Benim mehrim pek ağırdır 3000 dirhem vermedikçe, bir köle ve halayık satın alıp bağışlamadıkça ve Ali’yi öldürmedikçe sana varmam” şartını koşar. 

Ve yapılan parzarlık sonucu, bir karar verilir. Abdurrahman Mülcemoğlu, Nehrevan savaşında babasını, kardeşini, akrabalarını kaybeden ve Ehl-i Beyt’e iyi bir düşman, kinle, intikamla dolu olan Kuttame’ye gönül verecek, sırımsıplak aşık olacak ve kendisinden Şahı Merdan Ali’nin öldürülmesi istenecekti. Böylece Şahı Merdan Ali’yi katledecek katil de bulunmuş olacaktır. 

Mülcemoğlu, daha önce Şahı Merdan Ali’ye biat etmek istemiş fakat Şahı Merdan Ali onu iki kere reddetmiştir. Şahı Merdan Ali, üçüncüsünde mübarek elleriyle başlarına ve sakallarına işaret buyurarak; “Buradan akacak kanla şunu boyayacak kişiyle ne işim var benim” demiş ve ona şöyle seslenmiştir: “Ölüm gelip çatınca kuşan kemerini sen; seninle buluşunca telaşa düşme, dayan. Ölüm, mahallene kondu mu, acıklanma, sızlanma dayan.”  

Çünkü Şahı Merdan Ali, Mülcemoğlu’na çok kere yardımı dokunmasına rağmen Mülcemoğlu kişilik yönünde zayıf, dönek ve güvensiz bir kişiliğe sahip ve sadık değilmiş. 

Kuttame’nin teklifine gelince, Mülcemoğlu ağzında geveleyip ve “ilk iki şartı kabul ederim” fakat Ali’yi öldürmek elimden gelmez benim“ der.  

Kuttame; Babası ve kardeşi, Nehrevan savaşında öldürülen haricilerdendir. “İmkanı yok” der. “Ali öldürülmedikçe yüreğim soğumaz benim. Ben, sana yardımcı bulurum” der. Mülcemoğluna, Şebib ve Verdan’ı tanıştırır. Bunlar da Mülcemoğluna yardım edeceklerdir.

Hicri 40 yılı, Ramazan’ın 19’cu günü sabahı karara varılır. Mülcemoğlu, üç gün kılıcını zehirle biler. Şahı Merdan Ali, o günden önceki akşam gördüğü rüyasında Hakk’a kavuşacağı kendisine ayan olmuştu. 

Şahı Merdan Ali, sabah evden çıkarken içinden ailesinden ayrılacağının hüznü, Hakk’a kavuşacağının mutluluğuyla, kendisini düşünceli bir hal alır.

Imam Hasan ve Imam Hüseyin’e hediye edilen kazlar Şahı Merdan Ali’nin, elbisesinin eteklerine gagalarıyla tutunarak her günden daha farklı olarak ötmüşlerdir. 

Imam Hasan ve Imam Hüseyin kazların bu haline şaşıp engel olmak isterlerken, Şahı Merdan Ali „bırakın onları onları benim arkamdan ağlayanlardır“ der ve karışmamalarını kendilerinden istemiştir. Ruhen ölüme hazırlanarak, yola koyulur.

Caniler ise, evinin yakınında yola pusu kurmuşlardır. Şahı Merdan Ali’nin geçtiği yoldan Şebib ve Verdan Şahın önüne çıkarak kendisine kılıç çekerler. Şahı Merdan Ali’yi bunlarla meşkulken Mülcemoğlu arkadan gelerek “Ya Ali! Hüküm ancak Allah’ındır” diye bağırarak Şahı Merdan Ali’nin mübarek başına bir kılıç darbesi indirir. Bu kılıç darbesi imameyi yararak, Hendek savaşında Amr’ın yaraladığı yere gelir. Suikastçılar kaçmaya başlarlar ve kaçış esnasında “Emir’ül-mümin’in şehit edildi!...” diye haykırmışlardır. 

Şahı Merdan Ali, yaralı halde eve götürülür. Yaranın şiddetinden evdekilerin kimi kendinden geçerken, kimi de çaresizlik içinde figan edermiş. Bir ara Şahı Merdan Ali, mübarek gözlerini açarak başucundakilere bakınarak şöyle buyurmuştur; “En güzel, en yüce arkadaşa, en hayırlı konağa, en güzel huzur ve istirahat yerine gidiyorum”demiştir. 

Sonra Mülcemoğlu’nu, elleri bağlı olarak Şahı Merdan Ali’nin huzuruna getirilir. Şahı Merdan Ali ve Mülcemoğlu arasında şöyle bir konuşma olmuştur;
Şahı Merdan Ali; Ey Allah’ın düşmanı, ben sana iyilik etmedim mi?
Mülcemoğlu; Evet, iyilik ettin.
Şahı Merdan Ali; Peki, bu yaptığın ne?
Mülcemoğlu; Üç gün kılıcımı zehirle biledim Allah’tan, onunla halkın en kötüsünü öldürmemi diledim der. 

Şahı Merdan Ali, Mülcemoğluna sende onunla öldürüleceksin; Halkın en kötüsü, görüyorsun ki sensin buyurarak ve yanındakilere hitaben; “Bunu götürün hapsedin ama eziyet etmeyin, aç bırakmayın; Siz ne yiyor, içiyorsanız buna da onu verin. Ben sağ kalırsam ne yapacağımı bilirim ölürsem; O bana bir kılıç vurmuştur siz de onu, bir vuruşta öldürün” diyerek telkinde bulunur.

Hakk’a kavuştuğu gece Şahı Merdan Ali’ye, bir bardak süt sunmuşlardır. Yarısını içtikten sonra, bardağı getirene uzatarak; “Bunu o esirinize götürün, onu sakın aç bırakmayın” der.  

Süt, Mülcemoğlu’na götürüldüğünde “zehirlidir” diye içmez. Bu olayda adaletle-zulüm, imanla-imansızlık, yücelikle-alçaklık, faziletle-hıyanet; Bir bardak sütle, insanlık tarihine geçmiştir. 

Şahı Merdan Ali Emir’ül-mümin’in, Ramazan ayının 21’ci gecesine kadar yaşamıştır. Şahı Merdan Ali bu fani dünyadan göçmeden önce, oğlu Imam Hasan ve Imam Hüseyin’i yanına çağırarak onlara; Vasiyyetini yazdırır ve imamlık emanetlerini Imam Hasan’a teslim etmiştir. 
=Seyyid Hakkı=



Din ve dinin amacı.
Din, doğa üstü özelikler ve ahlaki öğeler taşıyan; Çeşitli erkan, uygulama, manevi değer, kurumlara sahip inanç ve ibadetlerin bir bütünüdür. Din, arapça bir kelimedir; Usul, adet ve tutulan yol anlamına gelmektedir. Dolayısiyle insanların doğruya, iyiye, dünya ve ahiret mutluluğuna yönlendirmek için Allah’ın dünyadaki elçisi olan Peygamberlerin aracılığı ile bildirdiği maneviyetin ilahi ahlak anayasasının bir bütünüdür. 

Hz.Muhammed, “Ben sadece güzel ahlakı tamamlamak üzere yüce yaradan tarafından sizlere tebliğci olarak gönderildim” der. 

Hz.Muhammed’in bu uyarısından yola çıkarak DİNin amacı; Yaratılış gayesini, varoluş hikmetini, yaradana karşı sorumlu olduğumuz ahlaki görevlerini öğretip ve iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı birbirinden ayırıp ruhen, kalben huzur içinde doğru yola ulaştırmaktır.

Din ahlak anayasası insanı ruhen yükseltir, ahlaksal olarak da olgunlaştırır. Insanların birbirlerinin haklarına saygılı olmalarını, uyulması gereken hak ve görevlerini bildirir. 

Hz.Muhammed de gelir eşitsizliğinden, cinsiyet ayrımcılığına, kadın sömürüsünden, haksız yere kazanç sağlayanlara kadar insanın, insan üzerindeki haksız hakimiyetini kaldırmış, tüm insanların eşit, bir olduğunu söylemiş ve tüm yaşamı boyunca ahlaklı yaşamanın esası olarak kabul etmiştir. 

Ne yazık ki tarihin her döneminde olduğu gibi ve gelecekte de olduğu gibi insanların din adına yaptıkları dayatmaların, katliamların, din yobazlığı ve tücarlığının; Din ile uzaktan yakından hiç bir alakası yoktur. Bazı art niyetli kimseler ya cahiliklerinden, art niyetlerinden ya da ön yargılarından dolayı yaşanan olumsuzlukları din ile ilişkilendirerek ve böylece dini karalamaya çaba göstermişlerdir. Oysa ki dinin temel amacı terör estirmek değil, insanlara dünyada ve ahirette mutluluğun yolunu göstermektir. 

Dinin temel amacı insana, manevi mutluluğa giden yolu göstermektir fakat dini kullananların temel amacı ise, kendi dünyevi çıkarlarıdır. Nitekim tarih boyunca ve günümüzde de bu din yobazlarının-tücarlarının eylemleri çok kötü sonuçlar yaratmıştır. Bilinmelidir ki; bütün bu olumsuz sonuçlar dinin temel gayesini inkar edilmesi anlamına gelmiyor. Asıl gayesi insanın huzuru ve mutluluğudur. 

Alevi toplumu din adına yapılan bu zülmü ve adaletsizliği bütün şiddetiyle yaşamış ve çok büyük bedeller ödemiştir. Bu bedeller „Dini sevgi, kabesi Kamil-i Insan“ olan Alevi toplumunun inancına daha da sahiplenmesini sağlamıştır. Insansız bir dünya, bir yaşam olmıyacağı gibi, insansız bir inanç da olamaz. Yeryüzündeki tek bir kul, insan olarak bir diğerinden üstün değildir. Yeryüzündeki yetmiş iki millete bir nazarda bakmak, yaratılmışlar arasında ayrım yapmamak Aleviliğin olmazsa olmaz ilkelerindendir. Dini insan merkezli olduğu için, insan da; “Eline beline diline” sahip yüksek ahlaklı olmalıdır.
=Seyyid Hakkı=



Dua ve duanın manası.
Dua, kelime manası olarak; Seslenmek, çağırmak, yardıma çağırmak, dilekte bulunmak, istemek, yalvarmak, davet etmek gibi manalara gelmektedir.

Dini manası ise, her şeyin yaratıcısı ve her şey emrinde olan yüce Allah'a karşı kulun acizliğini itiraf etmesi, O’na sığınması ve istekleri konusunda kendisinden ihsan ve yardım dilemesidir. 

Dua, yaratan ile yaratılanın arasında birebir kurulan iletişimdir yani ibadetin kendisidir. Hz.Muhammed’in deyimiyle „İbadetin özüdür“. Bu ibadetin en önemli özelliği zaman, mekan ve biçimsellikten arınmış olmasıdır, ayrıca yaratıcı güçle insanoğlunun birebir iletişimi olmasıdır. Fakat toplumsal gelişim açısından genel duaların bilinmesi ve zikredilmesi de önemlidir. 

Insanoğlu sıkıntı, zor ve çaresiz bolluk anlarında Allah’a sığınmışlar ve O’na karşı şükürlerini dua ile dile getirmişlerdir.

Alevi duaları olan gülbenklerde; Allah, Muhammet ve Ali ile On İki Imam, Ehli Beyt ve Hünkar Hace Bektaş Veli gibi yol ulularının isimleri geçer. Onlara sevgi ve saygı sözcükleri sunulur.   

Kendilerinden yardım ve destek istenir. Bu dualar Allah, Muhammet, Ali ile başlar, yine onlara saygı ve sevgi ile son bulur.
=Seyyid Hakkı=



ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı Ek ve Seyyid Hakkı Can. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...