Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

ANASAYFA



Görünüşte herkes insandır fakat gerçek insan, hal ehli olandır.
Saç sakal ağartmakla, pir olunmadığı gibi; Ikrar verilmeden, yol evladı olunmaz. Pir ilim, irfaniyle yol önderi olur ve talip ise, ikrar vermekle yol evladı olur. 

Pir: Ilmiyle talipleri irşad eder, eğitir doğru yola yönlendirir ve irfaniyle yani edep erkaniyle de topluma örnek teşkil ederek ahlak düzenini sağlar. 

Günümüzde bu sıfatları taşıyan pirlerin sayısı az olsa da, fakat vardırlar. Bir Ata sözü vardır; “Odur ki herkesin kurt olduğu bir zamanda sen koyun olasın, herkes koyun olduğu bir zamanda senin koyun olman neye yarar.” Dolayısiyle birilerine uymak, birilerin istediği gibi olmak, birilerine yaranmak, birilerinin yalakacısı olmak, birilerinin akıl cantacılığını yapmak, vs. insanı insan yapmaz. Görünüşte herkes insan sıfatı taşır fakat gerçek insan, hal ehli olandır. 

Din yol önderleri; Toplumun her haline derman olan, kötülüklerden, kötü alışkanlıklardan, arındıran, insan alemine faydalı olmayı sağlayan bir Pir, yol önderidir. 

Pir, talibini ehli hale getirebilmesi için; Talip o Pirin yolundan, çizgisinden, sözünden gitmeli, nasihatını, öğütünü dinlemelidir. Pir talibin cebine göre dua etmemelidär, talip ise parasiyle Pirini zan altında bırakmamalıdır. 

Pirin hizmet alanı, maneviyattır. Maneviyatta, paranın yeri yoktur. Para veya maddiyat dine hükmettiği andan itibaren, din paranın hizmetçisi olur. Paranın ve maddiyatın hükmü sürdüğü bir alanda manevi değerlerden, sevgi saygıdan, paylaşımdan, vs. bahis etmek mümkün olamaz çünkü orada nefsin hükmü söz konusudur. 

Sonuçta Din yol önderleri; Hakk Muhammed Ali yolunda, hizmetlerini para karşılığında yapması doğru değildir. Din maneviyat olduğu için, dine yapılan hizmet te manevi, fahri olmalıdır. Işte gerçek din önderleri, bu pirlerdir. 

Yola verilen ikrar; Manevi değerlere sahip çıkma, bağlı kalma amacını gütmektedir. Bu amaca hizmet eden bir ikrar, ikrardır. Çünkü ikrar, bir duruştur. Duruş ise, verilen sözün arkasında durmaktır. Ikrarında duran ve yolunu sürenlere selam olsun. 
=Seyyid Hakkı=

Şahı Merdan Ali'nin mübarek doğum günü ve Nevruz Bayramınız kutlu olsun...
Bismişah, Allah Allah!
Şahı Merdan Ali, ilmi hakkı için;
Cem geceniz mübarek, niyetiniz ve dilekleriniz kabul olsun... 

Şahı Merdan Ali; Sadece yaşadığı süre içerisin de değil, onu takip eden yüzyıllarda da zalimin korkusu, mazlumun dostu olmayı sürdürmüştür.   

1400 yıldır dünyanın pek çok farklı coğrafyalarından milyonlarca kişi “Medet ya Ali” diyor. Eşiğine yüz sürmek, kapısına kul olmak dileği ile feryad ve figan ediyor. Yalvarıyor, yakarıyor. O’na yakın olmanın hayali ve umudu ile çırpınıyor. O’nu anıyor ve okuyor. 

Deyişlerinde, semahlarında, ibadet erkanlarında ve muhabbetlerinde derin bir coşku ile yad ediyorlar. Bunun nedenlerine bakınca karşımıza pek çok olağanüstü özelliklerle donanmış bir deha ve ulu Evliya çıkıyor. Şahı Merdan Ali, hem din adamı ve hem de büyük bir din alimidir.  

* O hem olağanüstü bir bilgi ile donamış bir filozof hem birikimini toplumu ile paylaşan bir bilge,
* O hem arı, hem de arıtıcı,
* O hem bir asker hemde bir kahraman,
* O hem zengin, hem de yoksul,
* O hem devletin başındaki Halife hem de bir işçi veya köylü, 
* O hem toplumsal hem de siyasal bir önder,
* O hem hatip, hem de bilgisine ve kalemine erişilmez bir yazar,
* O hem zahiri, hem de batini bir sır,
* O hem başta, hem sonda,
* O hem insan, hem nur,
* O hem yaratanın nuruna ulaşmış bir yaratıcı, hem de yaratılmış fakir bir kul,
* O hem gözlerin, hem de kalplerin görmeye çabaladıkları dehadır, 
* O, hakkında yüzyıllardır  “Sırrı hakikatına eremedik” denilen Veliullah’tır. 

Tarihler boyunca pek çok ünlü yazarlar, ünlü araştırmacılar derler ki:
Eğer denizler mürekkep, bütün ağaçlar kalem olsa, Adem oğulları yazıcı olsalar, cin tayfası da hesap tutsalar; Ya Ali, senin faziletlerini tamamlayamazlar. 

Yine alimler derler ki:
Imam-ı Ali’yi seven saadete erişmiştir, O’na düşman bulunan şakidir, her türlü günahı işleyen hayduttur. Imam-ı Ali’yi sevmek imandan gelir, ona düşmanlık küfür ve nifaktandır.” 

Alevilikte başka hiç bir isim ve kavram yoktur ki üzerinde Şahı Merdan Ali kadar geniş ve derin bir iz bırakmış olsun. Aleviler yüzyıllardır bu duygu ile sadece Ali ismi değil, onu başka şekilde çağrıştıran Türabi, Murteza, Haydar, Bin Ali, Ali Ekber, Ali Haydar, Ali Can ve daha nice isimleri çocuklarına takarak O’na bağlılıklarını sergilemektedirler.  

Şahı Merdan Ali; Yeniden dirilişin, yaşamın hayat bulduğu ve canlandığı günün sembolü olmuştur. Bu güne, Nevruz denilmiştir. Nevruz kelimesinin anlamı, Farsça’da yeni gün anlamına gelir. 21 Mart Evrenin dirilişi, hayat bulması; Bayram ve şenlik eşliğinde kutlanır.    

Nevruz Bayramı, kimi toplumlarda din ağırlıklı olurken, kimi toplumlardada tamamen siyasel veya sosyal içeriklerle kutlanır. Fakat, tüm toplumların birleştiği ortak bir nokta vardır; Barış ve hoşgörü istemleridir.  

Yeni gün gece ile gündüzün eşitlendiği, uzun ve çetin kış koşulları arasında Ilk Baharda bereketli toprakların sessizliğinde kardelen çiçeklerinin tomurcuklarını açtığı, tarım ve hayvancılığa dayalı toplumların yeni bir yıla umutlarla başladığı, yağmurların bereketlerini saçtığı günlere denk gelmesinin elbet etkileyici yanları vardır. 

Şahı Merdan Ali’ye, bayram nedir diye sormuşlar; „Günahsız geçen her gün, bayramdır“ demiştir. Her gününüz, bayram olsun.
=Seyyid Hakkı=

Inancımız sevgi, kıblemiz dost cemalidir...
Hararet nardadır sacda değildir,
Keramet baştadır tac’da değildir
Her ne arar isen, kendinde ara,
Kudus’ta mekke’de hac’da değildir 

Hünkar Hace Bektaş-ı Veli 

Pir Hünkar’ın ifade ettiği gibi; Allah’a yakın olmak ve ibadet etmek için illahiki Suudi Arabistan’a, gitmeye gerek yoktur.  

Suudi Arabistan’a gitmek, Suudi kralların milyonlarına milyon kamaktan başka birşey değildir. Suudi Krallarına verilen parayı ülkedeki hayır kurumlarına bağışlamak, fakir fukaraya maddi yardımda bulunmak Hakk katında, daha fazla sevap işlenmiş olunur. Insan her şeyi kendisinde aramalıdır, başka ülkelerde değil. 

Gurbete gidenler azığın alır,
Kimisi giderde kimisi kalır,
Kimi sevap için Kabeye varır,
Kabe kapınızda bilmez misiniz?

Aşık Sümmani 

Mevlana Celaleddin Rumi ise, Hac konusunda şöyle diyor:  “Ey hacca gidenler, nereye gidiyorsunuz, nerdesiniz? Sevgili burada gelin, buraya gelin, sevgiliniz, duvar-duvara bitişik komşunuzdur. Iş böyleyken siz, çöllerde serseri bir halde  ne havaya uyup gezersiniz ki? Sevgilinin suretsiz suretini gördünüzse hacı da sizsiniz, Kabe’de sizsiniz. Kaç defadır bu Kabe’den kalktınız O, Kabe’ye gittiniz, Bir kerecik de şu evden kalkın de şu dama çıkın bakalım. Hac’ca gidenler orada evi değil, evin sahibini arasınlar. Bunu öğrendikten sonra Kabe’yi her yerde bulabilirler. Çünkü Allah her yerdedir. (A. Gölpınarlı, Mevlana Celaleddin), (Nureddin Topçu, Mevlana ve tasavvuf)”  

Gerçek odur ki kabe maddi bir yapıdır, bir semboldür. Dolayısiyle asıl kabe, gönüldür. Bu yüzden gönlü kırmak, incitmek düşkünlüktür-suçtur. 

Şems-i Tebrizi: „Nihayet Kabe, dünyanın ortasındadır. Onun etrafında halka olan dünyanın hepsi yüzünü ona çevirir. Bu kabeyi ortadan kaldırınca onlar, birbirlerinin kalplerine secde ederler. Onun secdesi bunun, bunun secdesi de onun gönlüne karşıdır.“  

Yol erenlerinin belirttiği gibi; Allah’a yakın olmak için, önce bir gönüle girmektir. Gönüle girmek paylaşmayla, yardımlaşmayla, hizmet etmekle mümkündür.
=Seyyid Hakkı=

Ehli Beyt, Şeriflik ve Seyyidlik, kavramları hakkında...
Ehl-i Beyt dini bir kavram olarak, sadece Hz.Muhammed’in cennet ile müjdelenmiş pak neslini (ev halkını) tanımlamak için kullanılan bir hitaptır. Bunlar; Şahı Merdan Ali, Fatma Ana, Imam Hasan ve Imam Hüseyin’dir. Ve aynı zamanda; “Pençe-i Ali Aba”da denir.

Alevi inancının temelini, Ehl-i Beyt sevgisi ve bağlılığı oluşturur. Hz.Muhammed „Ey halk! Biliniz ki bende insanım. Allah’ın daveti, bana yakında gelecektir. Bende onu kabul edeceğim. Işte ben size iki mühim ve en değerli emaneti miras bırakıyorum. Bunlardan birincisi Kur’an-ım, ikincisi ise benim Ehli Beyt’im. Allah’ın huzurunda size Ehli Beyt’imi tavsiye ediyorum“ demiştir. Kur’an-da „Ey Ehl-i Beyt, Allah sizi her türlü kirden arındırdı ve sizin tertemiz kalmanızı diler" (Ahzap suresi 33. Ayet) söylenmektedir. 

Hz.Muhammed Mustafa, Ehli Beyt hakkındaki beyanları.
1- Bana ve Ehli Beyt’ime dua ile selam getirmeyenin duası kabul olmaz.
2- Ehli Beyt’ime eziyet eden, Allah’a eziyet eder.
3- Ehli Beytim Nuh’un gemisine benzer, ona sarılan ebedi kurtuluşa erer. Kim binmezse helak olur.
4- Ey insanlar, Allah’ı kendi nimeti ile sizi beslediği için seviniz. Beni de Allah’a olan muhabbetinizle seviniz. Ehli Beyt’imi de bana olan muhabbetle seviniz.
5- Kuran ve Ehli Beyt ikizdir.
6- Her şeyin bir esası, bir temeli vardır. Dinin esası da Ehli Beyt’imdir ve onlara muhabbettir.
7- Benim şefaatim, ümmetimden Ehli Beyt’imi sevenleredir.

Allah’ın kelamı olan Kur’an-da ve Hz.Muhammed’in beyanlarından da verilen ilahi mesaj; Ehli Beyt’e uyulması gerettiği vurgulanmıştır. Lakin islam ümmetinden bazıları bırakın ilahi emre uymayı, dünya malına tamah gösterip Ehli Beyt’e olmadık düşmanlığı yapmışlardır. 

Hz.Muhammed Mustafa, Ehli Beyt’inin başına geleceklerini biliyor ve dolayısiyle ümmetine şu uyarılarda bulunmuştur: "Yahudiler 71 fırkaya bölündüler, Hıristiyanlar 72 fırkaya bölündüler, sizlerse (Müslümanlar) 73 fırkaya bölüneceksiniz. Ama bu 73 fırkanın içinde sadece bir tanesi doğru yolu bulacaktır. O da benim Ehli Beyt’ime uyanlar olacaktır" demiştir. Ve Örnekler daha da çoğaltılabilinir. 

Alevilikte inanç, ibadet, kurum ve sosyal ilişkiler doğrudan Ehli Beyt ilim irfanı üzerine kurulmuştur ve bütün bunlar Ehli Beyt üzerinde cisimleşmiştir. Bu bakımdan da Ehli Beyt, Aleviliğin bütününü teşkil edecek kadar belirleyicidir. 

Alevilikteki, Ehli Beyt inancının merkezinde “Şahı Merdan Ali” bulunmakta ve Şahı Merdan Ali de „Muhammed Ali” ikilisiyle birlik oluşturmaktadır. Muhammed Ali, ikilisinin bütünlüğü tanrısal nurdur ve bu nur, On Iki Imam’a ve onların soyundan olan seyyidlere intikal etmiştir. Temel kurumlardan olan cem, musahiplik ve seyyidlik, Muhammed Ali ikilisi üzerine kurulmuştur. Bu kurumlar, Alevi olmanın temel şartları arasında yer alır ve de yerine getirilmesi zorunludur. Aynı zamanda kurumlar içerisindeki konumları da, kendi soylarından gelen Ehli Beyt’e miras kalmıştır. 

Dolayısiyle Ehli beyt, Islam alemine ayet ve hadislerle Hz.Muhammed’in bir vasiyeti ve takip edilmesi gereken nurdur. Ehli Beyt, Aleviliğin temel taşlarıdır. Ehli Beytsiz, bir islam ve Alevilik düşünülemez. 

Şeriflik ve Seyyidlik, kavramları hakkında…
Şerif ve Seyyid, genel anlamda soyu Hz.Muhammed’e dayanır. Şeriflik, soyu Hz.Muhammed’in sevgili torunu Imam Hasan’dan ve Seyyidlik soyu ise, Imam Hüseyin’den gelenlere denir. 

Şeriflik, kelime manası; Şerefli, kutsal, soylu ve temiz anlamındadır.  

Seyyidlik, kelime manası ise; Sıkıntıları kolaylıkla aşan, hafızası güçlü, yılmayan, yıkılmayan, zihin gücü ve ilim gücü zengin olan manasındadır. Kadınlar için Seyyide, sıfatı kullanılır. 

Imam Hasan, askeri yönüyle yetkinken Imam Hüseyin ise, genelde ilim irfan yoluyla yetkindir. Dolayısiyle ümmetin(toplumun) ileri gelenleri, dini önderleridirler. 

Şahı Merdan Ali, kendisinden sonra pirlik makamına geçecek kişiyi belirlemek için bir gün çoçuklarını topluyor ve soruyor; Kim yol ve erkanı iyi tanımlar? 

Ve kimisi ben bir haftada, biri der bir ayda, biri der iki haftada v.s. Imam Hüseyin der ki ben bir saniyede tarifini yaparım. 

Şahı Merdan Ali sorar ya Hüseyin nasıl yaparsın? Ve babası Şahı Merdan Ali’ye sorar ya baba! “Yolmu ulu yoksa sen mi ulusun?” Şahı Merdan Ali dara kalkarak şu cevabı Imam Hüseyin’e verir; “Tabiki yol uludur ya Hüseyin” der. Ve bu cevap üzerine Imam Hüseyin pirlik makamına laik görülmüştür.
=Seyyid Hakkı=


Rafızilik, anlamı ve suçlaması hakkında...
Rafızi, kelime anlamı; Terk eden, ayrılan, red eden, sapan, bırakan kimse anlamındadır. 

Sözüm ona sünni alimler, geçmişten günümüze Rafizilik kelimesini; Kendileri gibi inanmayan Alevileri, anlatmak ve tanımlamak için kullanmışlardır. 

Maalesef sözde sünni alimler, yalnız sünni toplumunu islam dinine uyanların yanlız sünni toplumu olduğunu kabul etmiş ve kendileri gibi inanmayan Alevi tolumunu ise dine ters düşmüş, dinden sapmış, sapkın toplum olarak kabul etmişlerdir. Dolayısiyle bu toplum, rafizi olarak adlandırılmıştır. 

Oysa ki Imam Şafii; “Ali’yi sevmek Rafızilikse(sapkınlıksa), Bütün dünya bilsinki bende Rafıziyim.” demiştir.  

Ne ilginçtir ki Imam Şafii mürütleri, kendi dini liderinin beyan ettiği hakikate uymadıkları gibi ona ters düşmüşlerdir. Bizce asıl rafizilik, bu olmalıdır.  

Geçmişten günümüze Muhammed Ali ve Ehli Beyt'ine sevgi ile muhabbet duyan Alevi tolumu, Rafızilikle suçlanmış ve olmadık iftiralara maruz kalmıştır.  

Halk ozanı Aşık Yener’i, haksız yere yapılmış olan suçlamalara ve karalamalara şu cevabı vermiştir;
Kerbela'nın susuz çölü,
Eser durur bir sam yeli,
Ehli Beyt'e kıyan deli,
Kızılbaş mı, karabaş mı?

Muaviye hin oğlu hin,
Oğlu Yezid ondan hain,
Ibn-i Mülcem denen lain,
Kızılbaş mı karabaş mı?  (Karabaş kelimesi, sünni toplum için kullanılmıştır.)

Aşık Yener 

Din simsarlarının bu suçlaması, tek kelimeyle insanlık suçudur ve utanç vericidir. Allah bu akıl fukaralarını, islah etsin.
=Seyyid Hakkı=


El ele el Hakk’a, anlamı.
Hakk Muhammed Ali meydanında, Mürşid-Pir huzurunda, cemaatin şahitliğinde verilen ikrarı ifade eder. İkrar; Sözdür, bağlılıktır. Pire verilen ikrar, Hz.Muhammed‘e verilmiş ikrardır; Hz.Muhammed‘e verilen ikrar ise, Allah’a verilmiş ikrardır.  

Dolayısiyle el ele el Hakk’a demek; Talibin pire verdiği söz, Hz.Muhammed’e verilen sözdür, Hz.Muhammed’e verilen söz ise, Allah’a verilmiş söz demektir. Yani Hakk ve hakikat yolunda yürüyen cümle yol evlatlarının talip olduklarını ifade eder. Çünkü Evladı resul olmayanlar ikrarını Evlad-ı Resul olanlara verirken ve Evlad-ı Resul olanlarda kendi aralarında birbirlerine ikrarbend olmuşlardır.  

Hiyerarşik olarak; Talip, rehbere; Rehber, Pire; Pir, Mürşide; Mürşid, Muhammed Ali’ye ve Muhammed Ali ise, Allah’a ikrarbend olmuşlardır. Böylece verilmiş olan ikarar ile, taliplik Hakk’a ulaşmış olacaktır. Alevilikte buna, „el ele el Hakk’a“ denir. 

Diğer bir manada ise, Hakk yolunda verilen Rızalık lokmasını sembolize eder. Rızalık lokması; Manevi hizmet karşılığı talibin gönül rızalığiyle, pire verdiği lokmadır. 

Hakk yolunda yapılan hizmet, „el ele el Hakk’a“ olduğu için; Rızalık lokması bir elden alınır ve diğer elden de verilir. Buradaki mana; Pir, ihtiyacı kadarını alır ve geride kalan mevlayı da muhtaç kimselerin ihtiyaçları karşılanır veya hayır kurumlarına bağışlanır. Amaç; İhtiyacından fazlasına el uzatmamak, nefsini konrol altında tutmak ve eşit paylaşımcılıktır. 

Toparlarsak Rıza lokması; Talip, Pire; Pir, Mürşide; Mürşid, Serçeşmeye ve Serçeşmede ise, aş olup insanlara geri döner.
=Seyyid Hakkı=


ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı SH ve Seyyid Hakkı EK. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...