Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

ANASAYFA





Bismişah, Allah Allah!
Niyet ettik vaktin hayrına,
Ikrarımız Hakk Muhammed Ali yoluna.
Sevgimiz Muhammed Ali sevgisi ola.
Pirimiz Seyyid Saadet Evlad-ı Resul ola.
Ikrarımız Ibrahim peygamberin ikrarı ola.
Birlik ve beraberliğimiz, Kırkların nişanı ola. 

Kulluğumuz Allah’a, ümmmetimiz Hz.Muhammed’e,
Talipliğimiz Şah-ı Merdan Ali’ye ola.
Er Hakk Muhammed Ali aşkına,
Birlik beraberliğimiz daim ola.
Aramızdaki tüm kötülükler def ola.
Şeytanın şeri, kötünün izi bizden uzak ola. 

Hakk Muhammed Ali,
Dilde dileklerinizi, gönülde muratlarımızı vere.
Görünür görünmez kazalardan, belalardan, iftiralardan,
Münkir münafıkın şerinden bekleye saklaya göre gözete,
Neyleyim nideyim dedirtmeye.
Bütün evliya, enbiyaların şefaatı üzerimizde hazır ve nazır ola.
Lanet münkire, lanet Yezide, rahmet mümine,
Allah eyvallah. 

Hakk Muhammed Ali aşkına ibadet, dua eden ve çerağ uyandıran cümle canların dilde dilekleri, gönülde muradları kabul ola.

Dil bizden kabulü Canab-ı Hakk’tan ola. Allah Allah.
=Seyyid Hakkı=



Alevi hukuku ve düşkünlük...
Alevilikte; Yol kurallarını koruyan, toplum barışını sağlayan, düzenin bozucularına uygulanan kimi yaptırımlar vardır. Yol kurallarına uymayanlara “düşkün”lükle adlandırılırlar. Düşkünlere uygulanan yaptırımlar geçici ve sürekli olmak üzere iki türlüdür. Sürekli uygulunanına „yoldan düşme“ adı veriliyor. Böylesinin oraları terk etmesinden başka seçeneği yoktur. Geçici olanı ise, ister istemez katlanacaktır. Ancak katlanması çok zor olan bir yaptırımdır.

Bu kurum, Alevi toplum düzeninin yaşatmak için getirilmiştir. Halkın, suç işliyene karşı tam bir boykotudur. Kimseler suçlunun, selamını almaz, hiçbir eksiği, ihtiyacı giderilmediği gibi evine de gidilmez, ziyaret edilmez, düğünlere gidemez, düğünlere çağrılmaz. Bayramlaşılmaz, hal hatır edilmez. Yani tamamen toplumdan soyutlanır. 

Yoldan düşme ise, en ağır bir yaptırım olup bu duruma düşen bir kimse artık ömrünün sonuna değin Alevi topluluklarında bulunamaz. Yoldan düşme, şu bicimde olur:
* Haksız yere insan öldürme,
* Ikrardan dönme,
* Zinada bulunma durumu. 

Bu durumlar kesinlikle yasaklanmıştır. Herhangi bir biçimde bu üç duruma düşenler Alevilikte yoldan düşmüş, kovulmuş ve mervan sayılırlar. Ölümleri halinde bile cenazeleri yıkanmaz, namazları kılınmaz. Öylece defnedilirler.
 
Buyruka göre; Bu yolda üç sünnet, yedi farz vardır.
Üç Sünnet;
a) Dilden tevhid sözcüğünü bırakmamak,
b) Kalpten düşmanlığı atıp kimseye karşı, kibirlenmemek ve kin tutmamak,
c) Gönül kırmamak ve kimseye düşmanlık etmemektir. 

Yedi Farz;
a) Sırrını saklamak,
b) Inançdaşları ile birlikte olmak,
c) Yalan ve gıybetten kaçmak,
d) Hizmette bulunmak,
e) Mürşidine, Pirine itaat etmek,
f) Musahibini görüp, gözetmek.
 
Yola grime: Yola ikrar verilerek girilir.yani and-yemin içilir. Bu tören, tövbe ile başlar. Bir takım ögütler verilmeden önce de kendilerine sorulur ve bu yol güçtür, ateşten gömlektir, giyilmez. Demirden leblebidir, çiğnenmez. Kıldan ince köprüdür, geçilmez. Kılıçtan keskindir, dayanılmaz. Demirden yaydır, çekilmez. Gelme gelme! Dönme dönme! Gelenin malı, dönenin canı vs. diye yol hakkında bu uyarılar yapılır. 

Alevi toplumu, ahlak kurallarını kendi içerisinde yaşar ve bundan dışarı çıkanlara yine kendileri ceza verirler. Bu cezalar Mürşid, Pir, Rehber tarfından verilir ve uygulanır. Aleviler, kendi aralarında olan bir anlaşmamazlık için, hükümete veya devlet mahkemelerine baş vurmazlar.

Alevilik bir Tanrısal inanç içinde bu dünyanın hakkını burada vererek, bugünkü hal ve gidişlerimizden dünya ötesi yaşamda da bir sorumluluk bulunduğuna inanarak „eline, diline, beline“ sahip olmak ahlak ve yasası içinde bulunmaktır. Bu ahlaka göre dikkat edilmesi gereken kural vardır. 1-Zulmetmemek, 2-Arkadan dedi kodu etmemek, 3-Üzerine düşen görevi yapmamak, 4-Birini başkasına gammazlamak, 5-Doğru yolda olan için kötü söylemek, 6-Uyarıcısı olmayan, 7-Emanete ihanet etmek, 8-Piri pirden ayrı görmek, kamili kamilden ayrı görmek, 19-Aşırı derecede içki içip huzursuzluk etmek, 10-Yalan söylemek, 11-Zina etmek, 12-Kumar oynamak. Bu gibi caydırma ve suç işlemeden geçirme önlemleri Imam Caferi Sadık Buyruğu’nda mevcuttur. Alevi Seyyidleri (Seyyid; Klavuz, Önder, Öncülük eden, tek kelime ile Hakk´a giden yolu gösteren.) genel anlamda Imam Cafer-i Sadık Buyruğu’nu kendine rehber alırlar. Bu buyruğa göre de hükümlerini verirlir. Görülüyorki gerek bireysel suçlar, gerekse toplumsal suçlar kendi basit çevreleri içerisinde ele alınıp yorumlanmış ve yaptırımları düzenlenmiştir. 

Alevilerde suç işleyen bir kişinin suçunu rehber cözemeyince, davayı Pire havale eder, Pirde çözemediği zaman, dava Mürşide havale edilir, Mürşid de çözemezse o zaman dava düşkünler ocağı’na havale edilir. Veya Buyruktaki deyimle „ancak onun davasını mahşerde Hakk Teala icra eder.“ Oysa küçük günahların (günah-i sagahir) cezalandırılmasına ve affedilmesine ilişkin koşulların belirlenmesi ve uygulanmasında Pir tam yetkilidir. Alevilerde amaç, kişiye ceza vermek değildir. Onu cezasından caydırıp tekrar topluma kazandırmaktır. Bu yargılamalar genelde cem ayınlarında toplumun huzurunda yapılır.
 
Düşkün kişinın yargılanması.
Düşkün edilmesine karar verilen bir kişi olunca Mürşid, bir düşkün cem´i yapar ve cezayı verir.

Cem erenlerinden  bir kimse, şikayeti varsa bunu gözcüye söyler. Bir “Muhabbet meydanı”açılacağında  çerağlar uyarılmadan önce gözcü, darda durup peymançeye geçer. Mürşide durumu açıklar. Mürşid veya Pir düşkün görülen kişinin durumunu, toplum önünde yarğılamadan önce, hazırlanmış veya ön görülmüş eve giderler. Mürşid ve diğer hizmetkarlar yol kurallarını yeniden gözden geçirirler, orada, aralarında konuşurlar. Meydana dönünce zakirler, bir duaz-ı imam çalar okurlar.

Dede ayağa kalkınca herkes sayğıdan kendisiyle ayağa kalkar. Dede, traık değneğini (Erkan-i Evliya, Zülfikar) eline alarak, değneğin bir ucunu ocağa dayayarak şikayetçiye; “Altında geçen, suyundan içen, Hakk önünde yolda uzaklaşmış olsun mu?” der, Şikayetçi de “olsun” diyerek erkan değneğin altından bir defa geçer. Ikinci defasında Dede, “altından geçen, suyundan içip kötü dile gıybet eden Hakk önünden uzak olsun mu?” der. Şikayetçi; “olsun” diyerek değnek altından geçer. Üçüncü defasında Dede; “Kardeşine bilmeden kemlik eden Yezid kanına kanım olsun mu?” der. O da , “olsun” diyerek değnek altından bir defa daha geçer. Böylece şikayetciye, kesin olarak yalan söyleyip söylemediği, meydanda bulunan canların huzurunda bir defa daha yemin ettirilerek tekrarlatılmış olur. Ondan sonra da tanıklara aynı şekilde yemin ettirilir. 

Sıra şikayet edene gelmiştir. O kimse, önceden gözcü tarafından bilindiğinden zaten ceme alınmamıştır. Şikayetçi, rızasız ceme girse bile Dede’nin eline niyaz olması gerekir. O sırada, Dede elinin içini değil, elinin dışını kendisine verirse o kişi durumu anlar ve tekrar dışarı çıkar. Bunun nedeni ise; Birbirlerinde alıp verenler, alıp verecekleri neticeye varıncaya dek ve birbirlerine rızalık verdikten sonra ancak ceme katıla bilirler. Bunun aksisi mümkün değildir.

Şikayetçi, gözcüye nedenini sorar. Gözcüde, “görülecek günahın var, sabret” der. Şikayetçi dışarda bekler. Sonunda şikayetçi de meydan odasına çağrılır, meydan odasına niyaz ederek ayakda durur. Ançak içeriye geçmeden orda dara geçer. Dede, buyurur, Meydancı, davayı anlatır. Şikayetçi savunmasını yapar. Kendisinin tanıkları var ise onları söyler. Bu tanıklar da erkan değneğinden geçilerek yemin ederler ve ayakta ifadeleini verirler.

Bundan sonra Dede, bütün hizmet sahipleri ile birlikte tekrar ön görülen eve giderler. Durumu inceler ve konuşurlar. Bir karara varırlar. Meydana dönerek, dışarda beklemekte olan şikayetçi çağrılır. Bu defa şikayetçi diz çöker ve meydan odasının eşiğine başını kor. Bu defa, meydan odası rehberi tarafından boynuna tığ-bent (teslim kemendi) geçirilmiş, başı açık, yalın ayak ve sırtında kefen denilen düz, dikişsiz gömlekle getirilmiştir. Zakir, tekrar bir Duaz-ı Imam okur.
 
Zakir yüksek sesle,
Bismişah, Allah Allah!
Hakk kılıcı keskin olur, mümün kalbin incitme,
Bu meydanda ezel ebed gerçek vardır, yalan yok.
Bu meydana eğri bakan Mervan´lara aman yok.
Bu çerağın ışığını geçirene zaman yok.
Bu ocağın ışığını sürdürene ziyan yok.
Münkir iken ikrar verip erenlerden yaman yok.
Hakk kılıcı keskin olur, mümin kalbin incitme… diye seslenir.

Gülbengten(Dua) sonra Dede kararı bildirir. O kimse , suçlu bulunmuş ise, artık düşkün sayılır. Gözcü, onu dışarı çıkarırken oradakiler, “yuh, münkire” diye seslenirler. Bu düşkün olanın yol kardeşleri (eşleri, musahipleri, kefilleri) de iki dakika sonra Dede’den destur alıp onun yanına giderler. Düşkün olan, artık evine gidemez. Kardeşliği (musahibi) onu en yakın olan yaşlının evine sığındırır ve ertesi günü de düşkünün, toplumla ilişkileri kesilmeye başlar. Böylece verilmiş bir ceza varsa o da yerine getirilir (para cezası, sürgün, kurban v.b.).
=Seyyid Hakkı=  

Alevi inancında, Rızalık...
Hakk Muhammed Ali yolu; Bir rıza kapısı olarak, inanca taşınmıştır. Rıza kapısında, yapılan manevi hizmetlerin herhangi bir zorlama olmadan yerine getirilmelidir. 
 
 

Çünkü Rızalık;
* Tanrıdan gelen her şeyi gönül hoşluğuyla karşılama.
* Tanrının hoşnutluğunu, onayını kazanma.
* Kişinin kendisi ile barışması olarak algılanan Pir-Mürşid önünde başı secdede iken kendi özüyle hesaplaşması.
* Kişinin toplumla barışması olarak algılanan, diline sahip olması durumu. Vesayre...
 

Rızalık, üç türlüdür.
1. kişinin kendisi ile rızası: Pir huzurunda başı secde de iken kişinin kendi özüyle hesaplaşmasıdır, kendi kendini yargılamasıdır. Bu anlamda secde de bir aynadır sufi kendini aynada görecek, kendisiyle baş başa kalaçak, eğer bir suçu, hatası, eksikliği varsa kendini ele vereçektir.
 

Ali’nin sırrına ereyim dersen,
Bir Mürşid-i Kamil’i bul da öyle gel.
Küfrünü imana sayayım dersen,
Var kendi Küfrünü bilde anda gel.
Aşık Esrari 
  

2. Kişinin toplumla rızası: Eline beline diline sahip olmakla gerçekleşir. Kısacası edep olarak algılanan bu üç mühür kişiyi kötülükten uzak tutar. Bunu gerçekleştirmeyen can hiç bir zaman kendi özüyle doğru yolda buluşamaz.     

3. Kişinin Hakk Muhammed Ali yoluna Hüsnü rızası: Kişi bu yola, inanç ve itikatle zorlanmadan kendi rızası ile girer. Yola rıza ile giren can, yolun gereklerini severek, inanarak yerine getirmek durumundadır. Yola giriş malı mala, canı cana katmak anlamına gelen musahiplikle başlar. Toplumda razı olursa, kişinin kendi özüyle rızası gerçekleşir. Böylece üç rıza birleşmiş, el ele, el Hakk’a ulaşmış olur.  

Pişirde öyle gel kendi sözünü,
İki Bab’dan ayırma sakın gözünü,
Mürşide teslim eyle bütün özünü,
Musahip kapısını bulda anda gel. 

Inanç kapısında yapılan hizmetler, verilen lokmalar, yapılan yardımlar, gönül muhabbetleri, yani hizmetlerimizin tümü gönül rızalığı ekseninde olması gerekir. Bu rızalık; Allah’ın Hüsni rızasını kazanmak ve insanların gönlüne taht kurmakla mümkündür. Dolayısiyle kul kuldan razı olursa, Canab-ı Hakk'ta kuldan razı olur.
=Seyyid Hakkı=


Hakk Muhammed Ali ve Ehli Beyt hürmetine, duamız;
Cenab-ı Hakk, iyi niyetli insanların yardımcısı olsun ve kötü niyetli insanları da islah etsin.
Allah Allah...  

 

Cenab-ı Hakk yolunuzu, arsızın, pirsizin, ikrarsızın, insan sevgisinden mahrum insanlık değerlerine düşman yoz ve yobazların yoluna uğratmasın.  

 
Muhammed Ali, Fatma Ana, Ehli Beyt ve On Iki Imam hakkı için;
Yolunuz, On Iki Imam yolu, Muhammed Ali ilim irfanı ile aydınlansın.  

Yolunuz Erenlerin, Evliyaların ve Kamil-i Insan yüzü suyu hürmetine; Elesti Bezm’de verilen ikrarın yolu olsun. 

Yolunuz Ulu Ozanlarımızın, yol önderlerimiz olan Mürşid, Pir ve Rehber’in yolu olsun.  

Yolunuz Cem erkanında, Hakk meydanında, canların huzurunda özünü dara çekenlerin yolu olsun. 

Yolunuz; Dar-ı Fatma Ana, Dar-ı Mansur, Dar-ı Fazlı ve Dar-ı Nesimi yolu olsun.  

Yolunuz; Tevella ile Teberra  ilkesine bağlı, Dört Kapı Kırk Makam diyenlerin yolu olsun. 

Yolunuz; Kul hakkını yiyenlere, Mazluma ah çektiren zalimlere lanet okuyanların yolu olsun.  

Yolunuz; Ikrarından dönmüş, Hakk Muhammed Ali yolunu kör bıcakla kesmeye çalışanlara lanet okuyanların yolu olsun. 

Yolunuz; Ölmeden evvel nefsini öldürenlerin yolu olsun.  

Allah eyvallah. Dil bizden, kabulü ol Cenab-ı Hakk’tan olsun.
=Seyyid Hakkı=



Aleviler, neden Afiyet olsun demezler.
Aleviler, Afiyet yerine hangi hitabı kullanırlar? 

Tarihten günümüze intikal eden, iki olay vardır;
Birinci olay; Yezid’in, kızı ile alakalıdır.
Ikincisi olay ise, Imam Hüseyin’in Kerbela’da şehit olması ve Yezid’in sarayı ile alakalıdır.  

Birinci olay.
Rivayete göre, Yezidin bir kızı olur ve bu kızana oldukça düşkün olan Yezid; „Kızıma öyle bir isim koyacağım ki, herkes kendisine rahmet okuyacaktır“ der. Ve kızına, Afiyet ismini koyar. Bu adet, Araplar’da oldukça yaygın bir adettir. 

Eğlenceye, alem yapmaya düşkün olan Yezid; Saltanat sarayında, yandaşları için hazırlattığı görkemli sofralarda; Şükranlarını sunmak için, kendilerinden „Afiyet olsun“ demelerini ister. Böylece her sofraya oturmalarında ve kalkmalarında, „Afiyet olsun“ demişlerdir. 

Dolayısiyle Afiyet ismi, dini anlamda hiç bir mana taşımamaktadır. Zamanla sağlık, sıhhat, bedende hastalık bulunmaması, vs. gibi manalar yüklenmiştir. 

Ikinci olay.
Hz.Muhammed ve Ehli Beyt düşmanı olan Ebu Sufyan’ın torunu ve Muaviye’nin oğlu Yezid; Babası Muaviye’nin ölümünden sonra, Emevi hanadanlığı son verilmesini isteyen halkı dinlemeyip zor ilen devam ettirmiştir.  

Imam Hüseyin’in kendisine biat etmemesi ve Medine’den Kufe’ye göç etmesi Yezid’e, rahatlık vermemiştir. Çünkü Imam Hüseyin’in, iktidar yönetiminde talepte bulunacağı korkusu yatıyordu. Dolayısiyle Kufe Valisi Ibn-i Ziyad’a, bir emirname göndererek; „Hüseyin, ya biat edecek yada ölecek“ emri verilmiştir.  

Ibn-i Ziyad bu gelen emirname üzerine, onun önderliğinde Yezid’in zalim ordusu Fırat suyunu abluka altına alarak; Imam Hüseyin, O’nun aile fertleri ve yakın dostlarının biat etmesi için, Aç ve susuzluğa mahküm edilmişlerdi. Zalim Yezid’in ordusu, çölün kavurucu sıcaklığı karşısında Imam Hüseyin ve Ehli Beyt’in huzurunda kana kana su içerek birbirlerine afiyet olsun demişlerdir.  

Sonuç itibariyle Imam Hüseyin ve 72 yarenleriyle, şehit edilirler. Yezid’in emri üzerine Imam Hüseyin’in mübarek başı gövdesinden ayırarak, Mızrakların ucuna takarak Şam’a götürülmüştür. Imam Hüseyin’den kurtulduğu için, görkemli sofralar kurdurarak Ibn-i Ziyad’ın gelmesini beklemiştir. Ve Ibn-i Ziyad’ın gelmesi üzerine sofrayı göstererek “Afiyet olsun“ demiştir. 

Dolayısiyle Aleviler, Muhammed Ali ve Ehli Beyt’ine duydukları muhabbetten ötürü, Onlar’a düşman ve kin besleyen Ebu Sufyan’a, Muaviye’ye, Yezid’e ve onların zalim yandaşlarına lanet okurlar. Onların kendi sofralarında söyledikleri Afiyet olsun ismi yerine; Helalihoş olsun, yarasın, bereketli veya şifa olsun derler.   

Helalihoş olsun manası, “rızalık” olayıdır.
Kendi rıskımızla, kazancımızla aldığımız, yedirdiğimiz içirdiğimiz, soframıza koyup insanlara ikram ettiğimiz, boğazından geçen bu lokmalar size helalihoş olsun deyip ordaki hüsnü rızalığımızı ve severek ikram ettiğimizi göstermektir.
=Seyyid Hakkı=



Alevi gençliği ve önemi... 
Gençlik, bir toplumun geleceğidir. Gençliğini doğru bir temelde geliştirmeyen toplumlar, yok olmaya mahkümdürler. Bu doğru tespit, Alevi toplumu içinde geçerlidir. Bu tespitin, bize verdiği mesaj; Bir toplumun, bir milletin geleceği, kendi gençliğinin elindedir. 

Şahı Merdan Ali, „Çocuklarınızı yaşadığınız çağa göre değil, onların yaşayacakları çağa göre yetiştirin“ diyor. 

Dolayısiyle geleceği gençliğinin elinde olan bir toplum gençliğini, hiç bir zaman ihmal etmemelidir. Gençliğini iyi yetiştirmiş bir toplum, kendi geleceğini garanti altına almış demektir. 

Alevi inancı evrensel olduğu için de, evrenin tümünü kucaklar ve tümünden sorumludur. Hal böyle olunca da Alevi gençliğine, büyük sorumluluk düşmektedir ve tarihi örgütlenmesini de bu sorumluluk ekseninde yapması gerekir. 

Aleviler, bir dönüm noktası içine girmişlerdir. Alevi gençliği bu kritik dönemde Alevi toplumunun; Istem ve beklentilerini yerine getirmekle beraber önderlik kabiliyetini yaşama geçirmek sorumluluğuyla karşı karşıyadır. 

Gençlik, değişen ve değiştirendir. Öğrenen ve öğrentendir. Yaşam mücadelesinde, üretimde, motor gücü gören, paylaşımda öncü olan ve emek ortamında, öncü konumundadır. 

Küreselleşen hayat ortamında, Dünyanın her bir yanına dağılan gençlik, büyük bir tehlikeyle karşı karşıyadır. Bu tehlike, asimilasyondur. Gelenek göreneklerine, kültürüne, manevi değerlerine sahip çıkmadığı andan itibaren ortak değerlerini kaybeden bir gençlik, asimilasyona uğrayıp bir başkasının değirmenine su taşımak zorunda kalacaktır. Işte bir toplumun yok olup gitmesi, uğradığı asimilasyonun ürünüdür. 

Asimilasyonla tarumar olmuş bir Alevi gençliği, Alevi toplumunu yarınlara taşıması mümkün değildir. Kendi toplumunun aynası olması, motor gücü olması ve öncülük rolünü yerine getiremesi mümkün değildir. 

Bir toplumunun gençliği, asimilasyona ve o toplumun yok olmaması için Alevi gençliği; Allah’ın birliğine inanıp, Muhammed Ali’nin felsefesine bağlı kalıp, Imam Cafer-i Sadık’ın Buyruğu’nu kendine rehber alarak, Alevi öğretisi ve inancı doğrultusunda laik, demokratik, çağdaş, değer ve düşüncelerle donatılmış kadrolar yetiştirerek ve  kendi kurumlarını oluşturarak Aleviliği, dünya alemine taşıya bilir. Bu, bir tarihi sorumluluktur. 

Bu değerlere bezenen gençlik; Konum ve rolü gereği bencil, çıkarcı, menfaatçı ve daha önemlisi kendisine duyulan güveni sarsmadan iyi niyet doğrultusunda kendi ve toplumun sorunlarına sahip çıkarak tarihi rolünü yerine getirmelidir. 

Gençliğin önünde bireysel, ailevi, toplumsal ve bunun gibi bir yığın sorunları vardır. Bu sorunların çözümü gençliğin kendisidir. Sorunlardan kaçmak yerine, bütün zorluklara rağmen çözüm olmalıdır. Bu çözümü toplumunu kucaklayarak, birlik ve beraberlik içinde çözüm bulmalıdır. 

Muhammed Ali yolu; Insanlığın yoludur, ilim ve irfan yoludur. Şahı Merdan Ali; „Cehaleti ilimle geri çevirin“ diyor. Ve Pir Hünkar ise; „Ilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır“ diyor. 

Dolayısiyle Insani değerlerin yaşatılması için başta Aile olmak üzere, hayatımızın her alanında çocuklarımızı; Alevi ilim irfanı ile, gelenek görenekleri ile, Dört Kapı Kırk Makam öğretisi ile, eline diline beline sahip olma ahlakı ile yetiştirmeliyiz. 

Çünkü kendi değerleri ile yetişmemiş bir gençlik, asimilasyona en uygun olan gençliktir. Gençlik, ekilmemiş bir tarlaya benzer kim ne ekerse onu biçer.
=Seyyid Hakkı=


ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı SH ve Seyyid Hakkı EK. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...