Alevilikte Inanç - Seyyid Hakkı—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Seyyid Seyfeddin Ocağı

ANASAYFA





 

Alevi inanç yolunda, hizmet sayfalarımız...
YouTube, ilim kanalımız:
https://www.youtube.com/user/YediDeryaSohbeti62 
Facebook, Alevi Hizmet Dergah
ı grubumuz:
https://www.facebook.com/groups/244039227002241/  
Fcebook, Alevi Ilim Dergahı sayfamız;
https://www.facebook.com/Seyyid-Seyfeddin-Oca%C4%9F%C4%B1-sayfas%C4%B1-194839911064876/ 
WEB sayfamız, Alevilikte Inanç;
https://www.alevilikte-inanc.de/ 
Facebook özel sayfamız;
https://www.facebook.com/seyyidhakkiii

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,

=Seyyid Hakkı=

******************************************
YouTube, Alevilikte Inanç -
Seyyid Hakkı kanalımız…

https://www.youtube.com/user/YediDeryaSohbeti62
 

*
De Pirim Pirim-Seyyid Hakkı, Video LİNKİ…

https://www.youtube.com/watch?v=uQBO6Ixntig

********************************************








Muhabbet-Irşad cemi…
Aleviliği bir bütün olarak anlamak ve kavramak için, cem ibadetini anlamaktan geçer. Cem kelime anlamı olarak; Birleşme, birlik olma, bir araya gelme ve gönülleri birleme demektir.  

Alevi inancında ibadet için cem olma, bir araya gelme amacından yola çıtığımızda bütünleşme anlamında kullanılır. Cemde gerçekleştirilen her ritüelin, söylene her kelamın inançsal, kültürel ve toplumsal olarak sembolik anlamları vardır. 

Muhabbet-Irşad cemi, genel anlamda yola girecek canlarımıza; Yolun edep erkanı anlatılır, gösterilir ve öğretilir. Günümüzde ikrar ve ikrarlığın önemi, nedeni anlatmak ve öğretmek amaçlı yapılan muhabbet-irşad cemlerinin önemi daha da artmış ve büyük bir önem arz etmektedir.  

Muhabbet-irşad ceminin amacı; Genelde gençlerin görgü-musahiplik cemine hazırlamak ve onları ikrar sahibi etmektir. 

Bağnazlığın, yoz ve yobazlığın meşrulaştırıldığı, manevi değerlerin anlamsızlaştığı, sosyal ilişkilerin yok denecek duruma gelindiği günümüz şartlarında muhabbet cemlerinin önemi daha da artmıştır. Gençliğin içine düştüğü kötü alışkanlıklardan, huylardan ve ahlaki çökütüden arınıp tekrardan özüne dönüp, insanlığın öz değerlerine sahip çıkma adresi ve kapısı olmuştur.  

Alevi inancı, cemsiz düşünülemez. Alevilerin yaşam biçimi, cem ibadeti ile iç içedir. Yola girmenin, musahip ikrarının verildiği, erkandan geçildiği, sorgu ve yargı mekanıdır. Hayatı anlamlandırmanın, geleceğe umut ile bakmanın, birlik ve beraberliğin sağlandığı, paylaşımın sığınanağı Muhabbet-irşad cemleridir. 

Baba ile üç oğlu cem erkanına katılırlar…
Cem erkanı bitiși eve dönerken baba çocuklarına sorar.
Çocuklar, cem erkanını nasıl buldunuz?
1. çocuk, çok güzel yemekler vardı. Bol bol doyasıya yedim der.
2. çocuk, iyi eğlendim, güzel bir gün geçirdim der ve
3. çocuk ise, ruhumu, kendi hal ve davranıșlarımı nasıl arındırabilirim onu düșünmüștüm. Bu yüzden cem erkanına katılmadan öce araștırdım, okudum, bilgi sahibi oldum ve istediğim huzura kavuștum der. 

Niyet ettiğimiz bir eyleme önceden konu hakkında bilgi edinmek, emek sarf etmek, fikir yürütmek insanı doğru sonuçlara götürecektir. Pirlerimizin de dediği gibi, önce hizmet sonra himmet. Istemeyince aranmaz, aramayınca bulunmaz. 

Sonuç itibariyle Eğer kula kulluğun, merhametsizliğin yani tek kelimeyle ahlaki çöküntünün yaşanmasını istemiyorsak, özgürce yașamayı ve yașatmayı istiyorsak; Gençlerimiz duyarlı davranıp, o bilinç içinde cemevlerine gitmeli ve Muhabbet-irşad cemlerine katılmaları gerekir. 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=



Bismişah, Allah Allah!
Himmet eyle ya Muhammed Mustafa,
Medet, mürvet ya  Ali’yyel Murteza! 

Fatma Anamızın, çektiği acıların hakkı için;
Elimiz gönlümüzde, dilimiz zikrimizde,
Dilde dileğimiz, gönülde muradımız kabul ola. 

Fatma Anamızın, Ehli Beyt’i hakkı için;
Ellerimizi açtık, boynumuzu büktük,
Ellerimizi boş çevirme, ya Canab-ı Hakk!
Tevhid, ibadet ve dualarımızı kabul buyur. 

Fatma Anamızın, çiğer parelerinin hakkı için;
Allah’ım, gönlümüzde olanı hakkımızda hayırlı eyle,
Hakkımızda hayırlı olanı da, gönlümüze razı eyle. 

Fatma Anamızın, darı hakkı için;
Dar çeken didar göre,
Didar gören Hakk’a ere,
Hakk muradına erdire. 

Fatma Anamızın hakkı için;
Cem gecemiz mübarek, ibadetimiz, dualarımız, niyet ve niyazlarımız kabul ola.
Dil bizden, kabulü Canab-ı Hakk’tan ola. Allah Allah… 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=



Kızılbaşlık, Hakk ve hakikat yolunda; Kan ve can ile, verilen ikrardır...
Kızılbaşlık, Alevilik içinde ayrı bir mezhepmiş gibi algılıyanlar vardır. Bu tamamen yanlıştır, yanılgıdır ve yanıltmaktır. Bir tek yol vardır o da, Hakk Muhammed Ali yoludur. 

Ozanımız Aşık Gülabi, kızılbaşlara iftira atanlara şu cevabı vermiştir;
Kızılbaş diyormuş bize imansız,
Kızılbaş ne demek bilir misin sen?
Ali'den geliyor bizim soyumuz,
Kızılbaş ne demek bilir misin sen?
Alevi ne demek bilir misin sen?
Aşık Gülabi 

Osmanlı Imparatorluğu tarafından art niyetli ve bilinçli olarak Aleviler için, kullanılmış genel bir tanımdır. Tarih boyunca ve hatta insanların medenileştiği günümüz asrında, halen Kızılbaşlık; Tıpkı zındık, kafir, ana bacı tanımaz, mum söndü gibi kavramlarla Alevileri karalamak, aşağılamak, küçük düşürmek için söylenmiş hitaplardır. Zihniyete lanet olsun. 

Kızılbaşa boş iftira edenler,
Helal değil haram lokma yiyenler,
Ömür boyu çirkeflere girenler,
Oniki imamdandır soyumuz bizim.
Kızılbaş ne demek bilir misin sen?
Alevi ne demek bilir misin sen?
Aşık Gülabi 

Yol, Muhammed Ali yoludur. Kızılbaşlık, Şahı Merdan Ali’den kaynaklanmıştır. Şahı Merdan Ali kendini, Uhud savaşında Hz.Muhammed Mustafa’ya siper etmesi ve başından aldığı yara ile başı, kızıl kana bulanmıştır. 

Emevi ordusu hanedanlarından biri, bu kızıl başlı kim diye sorar. Bu sorma üzerine Muhammed Ali taraftarları „kızılbaşlılar“ diye tanımlanmış ve Mekkeli müşriklerin taraftarları ise, karabaşlar diye tanımlanmışlardır. 

Tarih sürecinde, Muhammed Ali taraftarları; Yeşilin yanı sıra en çok kırmızı ile kendilerini ifade etmeye başlamışlardır. Bu ifade, mazlumların başı olan Şahı Merdan Ali’den yana ve zalime karşı olmak hedefllenmiştir. 

Daha sonraları Kızılbaşlık; Şah Ismail Hatayi hükümdarlığı zamanında „12 börklü külah-başlık“ taşımışlardır. 

Ali'nin askeri kızıl giyerdi,
Hiç korkmadan düşman üstüne giderdi,
Yezidler bunlara kızılbaş derdi,
Kızılbaştan gelir adımız bizim.
Kızılbaş ne demek bilir misin sen?
Alevi ne demek bilir misin sen?
Aşık Gülabi 

Kızılbaşlıktaki esas mana kanıyla, canıyla Hakk ile hakikati savunmak; Zalime karşı, mazlumdan yana olmak;  Hakk ile hakaniyet ilkesi doğrultusunda barış ve özgürlüğe sahip çıkmaktır. 

Diğer bir deyimle Kızılbaşlık, özünde ikrarlıktır, ikarar vermektir. Şahı Merdan Ali bu ikrarı, Hz.Muhammed Mustafa’ya canı ve kanıyla vermiştir. Mana olarak, kanım ve canım Hakk yoluna feda olsun ya Muhammed Mustafa demektir. 

Hz.Muhammed Mustafa; Ya Ali; „Etin etimdir, kemiğin kemiğimdir; kanın kanımdır, canın canımdır. Cismin cismimdir, ruhun ruhumdur“ buyurmuştur. Dolayısiyle Allah’ı Hz.Muhammed’den ve Hz.Muhammed’i Şahı Merdan Ali’den ayırmak mümkün değildir. 

Kerbela'da şehit düşen veliler,
Bunu bilmez cahil ve deliler,
Horasan'dan müslimler yeseviler,
Ehli Beyt’ten gelir soyumuz.
Kızılbaş ne demek bilir misin sen?
Alevi ne demek bilir misin sen?
Aşık Gülabi
 

Kızılbaşlık, Hakk Muhammed Ali yolunda; Insanlık onuru için, Imam Hüseyin gibi ölümü göze almak demektir. Bu duruş, Alevilerin ikrar duruşudur… 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=



Kendi gerçeklerini, yaratmaya kalkan ikrarsızlar...
Alevi din önderlerini bir yerlere yamalama, Aleviliği başkalaştırma, Alevi toplumunun kafasını mantıkla bağdaşmayan uyduruk safsata bilgilerle karıştırmaya kalkan ikrarsızların çabaları boşadır. Çünkü dün başaramadılar ve bugün de başaramayacaklardır.  

Hakk Muhammed Ali diyenler,
Zamanla ikrarından dönenler,
Kendini adam oldum sananlar,
Şah’ım Ali’ye dil uzatır oldular. 

Doğruyu yanlıştan ayıramayanlar,
Menfaati için ikrarından dönenler,
Ikrarsızların sofrasına meze olanlar,
Şah’ım Ali’ye dil uzatır oldular. 

Bazen aslan, bazen tilki sıfatında,
Bazen alim, bazen yobaz ortamında,
Bazen mazlum, bazen zalim safında,
Şah’ım Ali’ye dil uzatır oldular. 

Seyyid Hakkı, diyar diyar gezenler,
Para pul için çokca nefes tüketenler,
Şu helal lokmayı, harama katanlar,
Şahım Ali’ye dil uzatır oldular. 

Yol ulularımızın, Erenlerimizin, Ulu Ozanlarımızın ilim irfanı baz alarak bilgilerin, şiirlerin içindeki sözleri çarpıtarak, işine  gelen ve algıladıkları manaları yükleyerek insanlara sunup kendi hayali gerçeklerini yaratmaya çabalamaktadırlar. Bu çabalar, bugünün çabaları değil 1400 senenin çabalarıdır. 

Yüzyıllardır baskı, sürgün, katliam ve başkaca her türlü yol kullanılarak sindirilmek istenen Alevilik, daha da güçlenerek; Insanlık onuruna, değerlerine sahip çıkma mücadelesine devam etmektedir. Dolayısıyla kim ne derse desin günümüzde Alevilik açısında tam bir hareketlilik-gelişim yaşanıyor ve de bu gelişime ihtiyaç duyulmaktadır. Bu hareketi-gelişimi engellemek artık hiç bir biçimde mümkün değildir. Ancak yine de Alevilik karşıtların, son bir hamle ile ona kendi inançsal ve siyasal kimlikleri doğrultusunda yön verme cabalarının yaşanmakta olduğu da gözardı edilemez. 

Biz buna “Aleviliği başkalaştırma çabaları” diyoruz. Söz konusu başkalaştırma çabalarının dayandığı en önemli gerekçelerden biri de Aleviliğin insancıl olmadığı ve birden fazla Aleviliğin olduğu mantığıdır. Bugüne kadar yapılan “başkalaştırma” çabalamalarda olduğu gibi bu cabalarında da başarılı olamıyacaklardır. Çünkü Aleviliğin sarsılmaz kimliği kendini her çeşit yozlaşmanın olumsuz etkisinden korunma potensiyeline sahiptir.
 

Dolayısıyla hakikatler, balçık ile sıvazlanamaz. Unutulmasın ki hakikatleri inkar edenler varoldukça, o hakikatlere sahip çıkanlarda varolacaktır... 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=



Kutsal mekan –Türbe, ziyaretleri...
Kutsal mekanlar(Türbeler), asıl anlamıyla dini kişilerin; Allah’ın bir çok mucizeleri başta olmak üzere, doğaüstü özelikleri, gücü bulunduğuna ve insanlara yardım ettiğine inalınan ulu zatların(evliya, enbiya, ermiş) içinde yatırlarının(mezar) bulunduğu yapıdır. 

Bu özeliklerle donanımlı olan ulu erlerin; Dünyevi hayatında insanlara manevi huzur, güç, umut, uğur getirdiklerine ve  aynı zamanda adaletli davrandıklarına inanılan; Allah’a dua edip ve dualarının bu ulu zatların yüzü suyu hürmetine kabulüni dilemektir.     

Duaların, gülbangların, dileklerin, yalvarışların yanlızca Allah’a yapılması gerektiği bilinmekle birlikte evliya, enbiya, ermiş kişilerin Allah’ın bir çok özeliklerine dolayısıyla maneviyetine ulaşmış olmalarının, Allah’ın temsilcileri olduklarına ve dileklerinin Allah tarafından bu kutsal kişilerin yüzü suyu hürmetine kabul edildiği inancına dayanır. 

Kutsal mekanlarda yatan ulu zatlardan medet umma, yardım dileme görüşlerinin arkasındaki asıl temel neden ise, insanların ölümünden sonraki yaşamla ilgili inançlardır. Dini inançların birbirinden bir çok konuda farklı olsalar da, temel olarak ölümden sonraki yaşamla ilgili temel benzerlikler aynıdır. Bu temel benzerliklerde insanın öldüğünde, ruhun bedenden ayrılarak ruhlar aleminde yaşamın devam ettiği inancıdır. Ve aynı zamanda zahiri alemle(yakınlarıyla) sürekli iletişim halindedirler. Ölümden sonraki ruh halli Alevilerde ise “don değiştirdi” denilmektedir. 

Canlı varlıkların cümlesi için doğmak ne kadar hak ise, ölümde bir o kadar haktır. Çünkü Allah’tan geldik yine O’na döneceğiz. Varlığın birliğini Allah olarak kabul eden Alevi inancında ölüme; “Don değiştirdi”, “Hakk’a yürüdü”, “ruhu revan oldu”, “O, Hakk dünyasına yürüdü biz ise nahak dünyasındayız” gibi deyimler kullanılıyor. Hiç bir varlık yoktan var olmadığı gibi, ebediyen de yok edilemez. Sadece don değiştirir. Yani ruhun sürekli olarak tekrardan bedene bürünmesidir. 

Hz.Muhammed Mustafa; “Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz, nasıl ölürseniz öyle dirilirsiniz” der. 

Yunus Emre ise; “Ete kemiğe büründüm, Yunus olarak göründüm (....) Her dem yeni doğarız, bizden kim usanası.” 

Özetlersek; Benim ruhum, Allah’tan gelmektedir. Ben de Allah’ım, lakin ete kemiğe büründüğüm zaman yunus oldum. Allah’ı arıyorsanız Yunus’a ya da kendinize bakmanız yeterlidir(Bu deyim her beşeri kuloğlu için söylenmemiştir, sadece ulu, kamil, erenler, evliyalar için geçerlidir). Hepiniz Allah’ın birer suretisiniz. Ondan geldiniz ve yine ona döneceksiniz demektedir. 

Islam inancına mensup bazıları “Kutsal mekanlar(tübeler) için, “Dine” aykırı olduğunu söylemekteler. Islam’ın 5 farzından biri olan hac ibadetlerini gerçekleştirmek için milyonlarca hacı adayının her yıl ziyaret ettikleri kutsal mekanlar: 1- Mekke, 2-Safa tepesi, 3-Merve tepesi, 4-Arafat, 5-Müzdelife, 6-Mina, 7-Hz.Muhammed’in doğduğu ev, 8-Cennetül mualla, 9-‘Hacun’ ve ‘Malat’ diye anılan mezarlık, 10-Nurdağı, 11-Hira mağarası, 12-Sevr mağarası, 13-Hacerül esvet, 14-Makam-ı Ibrahim, 15-Cin mescidi, 16-Medine, 17-Cennetl Baki, 18-Kuba Mescidi, 19-Mescidi Cuma, 20-Mescidül Kıbleteyn, 21-Okçular tepesi ve Uhud şehitliği. 

Her yıl bunca kutsal mekanlar ziyaret edeceksiniz, salavat, dua, ibadet, medet, mürvet deyip, şeytan taşlamalar yapacaksınız ve daha sonra kalkıp Kutsal Mekanlar’ı ziyaret etmek din gereği haramdır diyeceksiniz. Bu iddiaların nekadar  inandırıcı, samimi olduğunu siz okur canlara bırakıyoruz. 

Insan, özünde bütün alemleri toplamış bir küçük kainat’tır. Yaratıcı kemalini, insanı yaratışta bulmuştur. Bu konuda Pir Hünkar Hace Bektaş-ı Veli, bunları şöyle özetlemiştir: „Kul Tanrı’ya Kırk Makam’da erer, ulaşır, dost olur.“  Ulaşmak ve dost olmak manası: Kendi benliğinden siyrilip, Allah’ın benliğinde erimek ve O’nunla bir olamak. 

Yine Hallacı Mansur, Enel Hakk dediği zaman Hakk’tan gayrı değilim, Ben Hakk’tan ibaretim demektedir. Hakk’ın varlığının onda yüz bulmasıdır. Şunu da belirtelim ki kutsal mekanları ziyaret etmek, her inançta vardır. 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=



Kerbela insanlık tarihinde bir dönüm noktasıdır... 
Alevi toplumu, tarihleri boyunca yaşadıkları acıları, katliamları adeta kerbela ile özdeşleştirmişlerdir. Kerbela olayı, islam tarihinde bir dönüm noktasıdır. Bu vahşet, insanlık tarihinde eşine az rastlanılacak bir nitelik taşımaktadır. 

Matemindir ah çekerim,
Yezid‘e lanet okurum,
Nasıl kıydı Yezid sana,
De pirim pirim pirim.
Ah pirim pirim pirim,
Can pirim pirim pirim.  

Kufe halkı çağırdılar,
Seni yanlız bıraktılar,
Ikrarında durmadılar,
De pirim pirim pirim.
Ah pirim pirim pirim,
Can pirim pirim pirim.  

Kerbela‘ya vardılar,
Her bir yanını sardılar,
Zulme sessiz kaldılar,
De pirim pirim pirim.
Ah pirim pirim pirim,
Can pirim pirim pirim.  

Ker-u Bela har içinde,
Masumlar alkan içinde,
Intikamdır kin nefretle,
De pirim pirim pirim.
Ah pirim pirim pirim,
Can pirim pirim pirim.  

Masum yürek sana ağlar,
Seyyid Hakkı yasın tutar,
Klasın davamız mahşere,
De pirim pirim pirim.
Ah pirim pirim pirim,
Can pirim pirim pirim.  

Mersiyenin, Youtube Linki:
https://www.youtube.com/watch?v=uQBO6Ixntig 

Resulun göz nuru, şehitler Şahı Imam Hüseyin’e selam ile duamız olsun.  
Allah’ın laneti, bu zülmü Imam Hüseyin’e ve O’nun Ehli Beyt’ine reva görenlerinin boynuna olsun.  

Yezid ve Yezid gibileri, kötülüğü ve kötü zihniyeti temsil etmektedirler. Dolayısıyla Yezide lanet okumak, kötülüğe ve kötü zihniyete lanet okumaktır.  

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=



Kulun miracı, insana hizmettir...
Insanoğlunun yaşarken ulaştığı en yüce yükseliş, miraçtır. Miraç Allah elçisinin, Allah’a eriştiği andır. Orada “an, zaman” var mıdır yok mudur? Onu soru işasretine bırakıyoruz. Bilinen gerçek odur ki, Hz.Muhasmmed Mustafa’nın, elçisiz ve aracısız Allah ile görüşmesidir. 

Aracısız diyoruz çünkü, Kur’an ayetlerini kendisine getirmekte aracılık yapan melek Cebrail dahi o araya sığamamıştır. Niçin? çünkü “yanarım” demiştir. 

Hz.Muhammed Mustafa peygamberlikle görevlendirilmeden önce, yıllarca Hira mağarasında derin düşünceler içinde varlığın sırlarını sorgulamış ve mutlak varlığı aramıştır. Hz.Muhammed Mustafa’nın elçiliği, melek Cebrail ile görüşmesiyle gerçekleşmiştir. Hz.Muhammed Mustafa, emin ve güvenilir biri olması, doğru ve düzgün yaşamiyle topluma örnek olmuş ve putlara tapmamıştır. Yetimi, yoksulu, çaresizleri, köleleri koruyan ve tek Tanrı’ya inanmıştır. 

Miraç ise ulaştığı, ulaşabildiği ve ulaşabilecek en yüce değerdir. Alevi inancına göre o değer Kırklar Meclisi’dir. 

Kırklar meclisinde neler vardı, hangi değerlerle o kapıdan içeri girmiştir? Bu dereceye hangi hizmet, ibadet ve hangi eylemi ile ulaşmıştır? Allah elçisine, kendisi ile elçisiz doğrudan görüşme fırsatını niçin vermiştir? O’nu en yüce noktaya, melek Cebrail’in bile yücelemediği noktaya niçin yükselmiştir? 

Burda sorulması gereken soru: Alemlerin rahmetinin yolunda gidenlere, aynı yücelik verilecek mi? Yani, Allah’ın didarı, cemali, Allah ile kavuşma, O’nun yolunu sürenlere mümkün mü? Mümkünse nasıl?

Cevap hakkını pir Ahmet Yesevi’ye bırakalım:
Sözü söyledim, kim isterse Allah’ı görmek,
Canını canına bağışlasın, damarlarını eklesin,
Garip, yetim, fakirlerin gönlünü alsın.
Hace Ahmet Yesevi 

Bütün gücünü toplayıp çabalarını tek hedefe yöneltip gariplerin, yetimlerin, anasız, babasızların, fakirlerin, yoksulların yardımlarına koşanlar; işte onlar, Allah’a ulaşmak yoluna girmiş olanlardır. Allah elçisinin canından bir can olan Şahı Merdan Ali’nin yaşamını incelerseniz bu sırra vakıf olursunuz. 

Garip, fakir, yetimlerle elçi ilgilendi,
O gecede miraç oldu Allah’ı gördü,
Döndü geldi yine fakirlerin halini sordu.
Hace Ahmet Yesevi 

O yüceliğe erişen, orayı, o cemalı ve didarı bulan niye geri döndü? Niye tekrar çileye, zulme dönüp yaşamını sıkıntılarla tamamladı? 

Sorunun cevabı açık ve nettir. Allah elçisinin mirac’a ulaşması insanların garipleriyle, fakirleriyle, yetimleriyle ilgilenmesi ve o çileyi çekmesiyle Allah’a sürekli mirac haliyle olur. Ey dost! Sen de Allah’a sürekli mirac yapmak istiyorsan işte yöntemi bu: 

Nerde görsen gönlü kırık melhem ol!
Öyle mazlum yolda kalsa derman ol!
Mahşer günü dergahına mahrem ol!
Hace Ahmet Yesevi 

Akıllı insanlara pirimiz “Divan-ı Hikmet” lerinden seslenmeye devam eder: 
Akıllı isen gariplerin gönlünü al,
Mustafa gibi ülkeyi gezip yetimleri,
Ara.. Ara.. Ara.. 

Pirimiz Mirac’ına devam eder;
Garip, fakir, yetimleri sevindir,
Aziz canını parçalarcasına çalış,
Yemek bulursan canın ile konuk eyle,
Hakk’dan işitip bu sözleri söylüyorum.
Hace Ahmet Yesevi 

Pir Ahmet Yesevi’ye göre: “Hz.Muhammed Mustafa’nın yolunda Miraç yapa bilmenin yolu, “Insana hizmettir.” Yol önderi, seyyidlerimiz ne demişler? “Halka hizmet, Hakk’a hizmettir.” Öyleyse en büyük, en yararlı ve en çabuk erdirici ibadet, insana hizmettir. 

Pirimiz bunları buyururken, Hz.Muhammed Mustafa, ne diyor? Şimdi de ona bakalım.. 

Allah ile insanoğlu arasında, geçen ilahi muhabbet…
* Allah, insanoğluna sordu:  Ey insanoğlu! Hasta oldum, ziyeretime gelmedin.
Insanoğlu, Allah’a cevaben: Ey Rabbim! Sen alemlerin Rabbisin... seni nasıl ziyaret edyim?
Allah, buyurdu: Bilmiyor musun? Falan kulum hasta oldu, fakat sen onu ziyaret etmedin. Eğer onu ziyaret etseydin, beni yanında bulacaktın… 

* Allah, insanoğluna sordu: Ey insanoğlu! Açtım, doyurulmamı istedim, fakat sen beni doyurmadın... 
Insanoğlu, Allah’a cevaben: Ey Rabbim! Ben seni nasıl doyurayım? Sen alemlerin rabbisin.
Allah buyurdu: Falan kulum senden yemek istedi; Sen yedirmedin. Bilemedin mi? Ona yedirseydin beni yanında bulacaktın. 

* Allah, insanoğluna sordu: Ey insan! Su istedim vermedin...
Insanoğlu, Allah’a cevaben: Ey Rabbim! Sana nasıl su vereyim? Sen alemlerin Rabbisin.

Allah buyurdu: Falan kulum senden su istedi, sen su vermedin. Ona su verseydin beni de yanında bulacaktın. Bunu da mı anlamadın? 

Yüce Allah bizlere böyle buyuruyor: Hasta, aç, susuz insanların gönlünü alsaydık “Allah’a yakın olmanın en kestirme yolunu” bulacaktık.

 Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=



Kal-u Bela ve Bezm-i Elest...
Kal-u Bela Arapça bir kelimedir. Anlamı, Ruhlar Aleminde insanların; Allah’a ikrar verip, teslim olduğu “an, zaman”dır.  

Özetlersek
* Allah’ın ruhlarımızı yarattığı “an ve zaman”dır.
* Yaradan ile yaradılanın arasınnda ilk ikrar erkanının gerçekleştiği “an ve zaman”ıdır.
* Yaradılanın, kendini bilme ve bilinme “an ve zaman”dır.
* Inancın yaradılanda zuhur ettiği “an ve zaman”dır.
* Varoluş ötesinin, kabul edildiği “an ve zaman”dır.
* Allah ile Ademoğlu arasında gerçekleşen ilk cem “an ve zamanı”dır.
* Allah’ın huzurunda Ademoğlunun ilk duruşu, sorgu ve sualin gerçekleştiği “an ve zaman”dır. 

Dolayısıyla Alevi inancında, ikrar vermedeki amaç da; Kal-u Bela’dan beri verilen ikrarı hatırlamak, tazelemektir. Ve insanın, ilk ikrarına göndermedir. 

Farsça Bezm kelimesi, Bezm-i Elest şeklinde ifade edilir. Manası;  Ezelde yapılan toplantı, Ruhlar Meclisi-Alemi demektir. Ezelde, Ruhlar meclisinde; Yaradan ile yaradılan arasında yaptığı ve yaradılanların da kabul ettiği “Ilahi Ikrar” erkanı hakkında kullanılan bir terimdir. 

Ruhlar meclisi, anlamına gelen Bezm-i Elest; Kal-u Bela, Bezm-i Ezel, Beli Ahdi diye de bilinir. Bu ulu meclis; Allah ile yaratılanlar arasında, ikrar verip nasip alma meclisidir. 

Allah, bilinmek istedi. Önce ruhları yarattı, daha sonra ikrar erkanını gerçekleştirdi ve daha sonra da bu ruhları bendenle buluşturup zahirileştirdi. Kendi cemalinden yaratığı Ademoğlu’nun görevi; Yaradanını bilmek, kendini bilmek ve ham ervahlıktan olgunlaşıp yani Kamil-i Insan olup tekrardan özü ile buluşmasıdır. Burada çıkardığımız mesaj; Ruhun kadim, sonsuz olduğudur. Ölen, yok olan bedendir. Dolayısıyla kadim olan Ruh ise, sadece beden değiştirir. 

Ehli Beyt yazarı ve Seyyid Seyfeddin Ocağı evlatlarından,
=Seyyid Hakkı=

Alevilikte Inanç - Seyyid Hakkı sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfamız: Seyyid Hakkı SH => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı => Facebook grubumuz: Seyyid Seyfeddin Ocağı - Dergah Aşk ile Canlar...