Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

Nehrivan savaşı, Muaviye ordusu, Muaviye’nin başarısı



Nehrivan savaşı

Amr As ile Muaviye’nin hilesi, her tarafta anlaşılmıştı.

 

İmam Ali’nin ordusundan, beş kişilik bir zümre ayrılmıştı. Bunlar Nehrivan taraflarına çekilerek, şidetli bir isyan bayrağını kaldırmışlardı.

 

Kendilerine Harici adı verilen bu adamlar, hilekarlığından dolayı da Muaviye’ye isyan ediyorlar ve bu hileye kapıldığından dolayı da imam Ali’ye karşı protestoda bulunuyor; bütün İslam alemi’ni kışkırtmaya çalışıyorlardı.

 

İmam Ali, onlara haber göndermiş: Siz, Muaviye ile aramızdaki işi hakeme bırakalım, diyerek ısrar ettiniz. Ben ise, bunun hile olduğunu söyledim. Sonra da Musel’eş’ari’nin hakem olmasını istediniz. Ben, Musa’nın bu işi yapamayacağını anlattım ve sizin ısrarınız üzerine onu hakem yapmak zorunda kaldım. Şimdi de: «Niçin hakem usulünü kabul eyledin ve Musel’eş’ari’yi hakem seçtin?» diyerek bana hata yüklüyorsunuz... Muhalefetten vazgeçiniz ve doğru yolu kabul ediniz.... demişse de, yararı görülmemişti.

 

İmam Ali, bir aralık Muaviye’ye karşı koymak için yenidene ordu topluyordu. Ama, etrafındakiler: Ya Ali... Önce bir fesatçıları yola getirelim de sonra Muaviye’yi düşünelim demişler; imam Ali de bu sözü benimsemiş ve Hariciler’in üzerine yürümüştü.

 

Nehrivan olaylarında toplanan bu haricilerden bir kısım, yaptıklarına pişman olarak dağılmış; bir kısmı da savaşa karar vererek, saldırıya başlamışlardı (imam Ali, Eba Eyyübül’ensari’yi bir aman bayrağıyle meydana göndermişti. Bu bayrağın altına gelenler, asilerden ayrılıp evlerine gidenler aman’da olacaktı. Hariciler’den bir kısmı, ayrılarak evlerine gitmiş: bir kısmı da imam Ali’nin ordusuna katılmıştı. Kalan 1500 kişi, saf çekerek savaşa başlamış olduklarından, imam Ali de savaş emrini vermişti).

 

İmam Ali’nin bunlara verdiği öğütler kar etmediğinden, O da karşı koymaya mecbur olmuştu. Bu savaştan Hariciler’den ancak yedi kişi kurtulabilmişti. İşte bunlardan biri İbni Mülcem, öteki Berek, üçüncüsü de Amr idi. Bunlar da önce yazdığımız gibi, Mekke’de birleşerek, Nehrivan intikamını almak için imam Ali’yi, Muaviye’yi ve Amr As’ı öldürmeye karar vermişlerdi.

 

Muaviye’ye gelince; imam Ali’nin şidetli darbeleri altında ordusu kuvvetini kaybettiği için, Şam’a çekilmişti. Ama Muaviye, çok geçmeden Mısır’ı istila ederek, imam Ali’ye karşı kuvvetlenmek istemişti.

 

Kendisine bu fikri veren de, yine Amr As idi. Muaviye, bu arzusunu başarabilmek için önce Mısır’daki Emeviler aracılığıyle halkı isyana teşvik etmiş, sonra da, imam Ali’nin bu isyanı bastırmaya gönderdiği Malik Eşter’i, yolda kendi adamları aracılığıyle bal şerbeti içirterek zehirlemişti.

 

Bu karışıklık arasında, Amr As’da bir ordu ile Mısır’a girerek, Mısır’ı Muaviye adına istila etmiş ve vali sıfatı ile oraya yerleşmişti.

 

İmam Ali, bu durum karşısında, acı bir üzüntü duyarak önce Şam üzerine yürüyüp, Muaviye’yi yola getirmek, sonra da Mısır üzerine sefer ederek, orayı da istirdat eylemek istemişti. Ama, bu iş için çağrılan Basra ve Kufe vilayetleri halkı, gelmemiş: üç yıldan beri rahat ve huzur yüzü görmedik, savaşmaktan, ellerimizdeki silahlar tersine döndü. Hele biraz dinlenelim. Silahlarımızı temizliyelim... Ondan sonra geliriz... diye cevap vermişlerdi. (İmam Ali’nin etrafındaki ciddi ve samimi adamların çoğu, Saffeyn savaşında şehit olmuş, bir kısmı da Muaviye ve Amr As tarafından zehirlettirilmişlerdi. Kalanlar ise, ortada yağma edilecek mal olmadığını gördükleri için, savaşa girmek istemiyorlardı. (Ravza)

 

Bu cevap, imam Ali’yi daha ziyade üzmüştü ve artık, bütün olayları, muhakadderata terk etmekten başka çare görmemişti. İşte bu sırada idi ki, Mekke’de toplanan üç Harici tarafından o uğursuz suikast kararı verilmiş ve bu kararın sonucu olarak da, imam Ali’nin faziletkar hayatı İbni Mülcem’in zehirli kılıcı altında sönerek hilafet makamınına büyük oğlu imam Hasan geçirilmişti.

 

Muaviye, bu büyük ve kaadir düşmandan kurtulduğunu işittiği zaman, bu haberi getireni altına boğmuştu. Hatta, ünlü olan metanet ve soğukkanlılığına rağmen, itidalini muhafaza edemeyerek: artık, Haşimiler’in ocakları söndü. Meydan Emevilerin’dir... diyecek kadar sevinmiş; yani halife imam Hasan’ın kuvvetlenmesine meydan vermeden, onu bir hamlede ezebilmek için, derhal bir ordunun hazırlanmasını emretmişti.

 

Muaviye ordusu

İmam Hasan, hilafet makamına geçer geçmez, derhal işe girişmişti, hicaz’a, yemen’e, Basra ve dolaylarına, Horasan’a ve Mısır’a adamlar göndererek, hilafet makamına geçtiğini her tarafa bildirmiş; onların halkından da biat istemişti.

 

İmam Hasan’ın teklifini önce Horasanlılar kabul etmişler; biat için Kufe’ye bir heyet göndermişlerdi.

 

Çevik atlar üzerinde, etraflarına heybet saçan bir vakarla Kufe’ye giren bu heyet, imam Hasan’ı memnun etmiş, ve bu heyetin biatini kabul ederken: Ya Rab! Türk milletine zaval verme (Ehl-i Beyt)’in (Hz.Muhammed’in en sevgili kızı Fatime, yine en sevgili damadı imam Ali ile evlatları: Hasan, Hüseyin ve torunlarına Ehl-i Beyt denir.) hakkını, önce onlar kabul ve teslim ettiler.... demişti.

 

Horasan heyetini, Basra ve Yemen’den gelen heyetler takip etmişti. Hicazlar, tereddüt içindelerdi. Mısır’a giden haberci derhal tutuklanmış; Amr As tarafından kafası kesilmişti.

 

Mütevazi bir ruhu olan imam Hasan, kendine biat eden yerlerde yetinmişti. Şam’ın da kendisine biat etmesi için Muaviye ile mücadeleye girişmek fikrinde değildi. Hatta kendisini böyle bir çatışmaya teşvik eden Kufe eşrafına: Hele biraz zaman geçsin... Biz, Muaviye’yi, akıl ve hikmet ile yeneriz, diyordu. (İmam Hasan da babası gibi: Bizim maksadımız halkın mutluluğudur. Yoksa, post kavgası değildir. Biz, elimizden geldiği kadar halkın, barış ve selamet ile yaşamasını isteriz ve haksız yere bir damla kanın yer yüzüne düşmesine razı olmayız... demişti. (Ravza)

 

Ama, aradan bir ay geçer geçmez, Kurban bayramı’nın ilk günü, Kufe’ye şu korkunç haber gelmişti: Muaviye geliyor.....

 

İmam Hasan, önce bu habere inanmak istememişti. Ama iki gün içinde bu haber, acı bir gerçek şeklinde belirmişti.

 

Kufe’de büyük bir toplantı yapılmış, nasıl hareket edileceği müzakere edilmişti. İmam Hasan’ın: Birdenbire mukateleye girişmeyelim. Makul ve mantıki tedbirlere baş vurarak, Muaviye ile anlaşalım... demesine rağmen, Kufe eşrafı, Muaviye savaş fikrinde ısrar göstermişlerdi.

 

Derhal kırk bin kişilik bir ordu teşkil edilmişti. İmam Hasan, bu ordunun başına geçmiş; hareket etmişti.

 

İmam Ali’nin en sadık ve fedakar eshabından Sa’d’ın oğlu Kays, Muaviye ile daha önce karşılaşmak için on iki bin hafif süvari ile bir gün önce ileri göderilmişti.

 

İmam Hasan, ağır bir yürüyüşle Medayin kentine yakın Sebad mevkiine gelmiş, çadırlarını kurdurarak burayı karargah yapmıştı. Meydan savaşı bu civarda verilecekti.

 

Ama imam Hasan’ın ordusu burada durur durmaz derhal asker arasında bir dedikodu çıkmış: gene mi Ehl-i İslam arasında kan dökülecek? Muaviye, altmış bin zırhlı askerle geliyormuş. Eline geçene aman vermiyecekmiş. Hepimizi kılıçtan geçirecekmiş... sözleri baş göstermişti.

 

Bu dedikoduyu çıkaranlar da gizlice Muaviye tarafından gönderilmiş olan propagandacı ve casuslardı.

 

İmam Hasan, bu sözleri duyunca, bütün askerlerini toparlayarak bir hutbe okumuştu ve bu hutbede: «Ey İslam toplumu!... Ey Kufeliler!.. Canab-ı Hakk’ın kudreti üzerine yemin ediyorum ki: Maşrıktan Mağrıba kadar, şu yeryüzünde hiç bir fert ile, hiç bir mesele hakkında hiç bir dava ve nizam yoktur.

 

Ben ne kimseden incindim ve ne de kimseyi incitmek isterim. Kendi ihtiyarımla hiç bir kimseye düşmanlık göstermedim ve dünya saltanatı için de kavga aklımdan geçirmedim.

 

İnsanlara karşı kin ve düşmanlıktan nefret ederim. Sulh ve selamat içinde yaşamayı tercih eylerim. Onun içindir ki, buraya da kendi ihtiyarımla gelmedim, sizin aranızda verilen karara tabi oldum. Muaviye ile savaş edip zafer elde edilirse, ne ala... olmadığı taktirde. Bana düşmanlık göstermeyin....» dedi.  

 

İmam Hasan’ın bu sözleri, maneviyetı sarsılanların üzerinde önemli bir etki yapmıştı. Ama, henüz bu sözlerin münakaşası sırasında, orduya fena bir haber yayılmıştı: Muaviye’nin zırhlı süvarileri, Kays’ın on iki bin atlısına baskın etmiş, hepsini birden kılıçtan geçirmiş....

 

Bu korkunç haber, Kufelilerin, bütün düşüncelerini altüst etmişti. Gelen haberin aslı olup olmadığını incelemeye bile gerek görmemişlerdi.

 

Ordu derhal ayaklanmıştı. Her tarafı velveleye veren bir panik başlamıştı.bir kısım asker, Kufe’ye doğru kaçarken, geri kalanlar da imam Hasan’ın çadırını basmışlar: bu felaket senin yüzünden oldu. halife olmak itibarıyle ordunun önüne geçerek Muaviye’nin karşısına atılman gerekirken, bunu yapmadın. Burada bize hutbeler vererek oyaladın. Bu kadar Ehl-i İslam senin zaf ve aczine kurban oldu. keşke sana biat etmeseydik.... diye bağırmışlardı.

 

İmam Hasan, bu saldırı karşısında şaşırmıştı. Bu asilere, haksızlıklarını anlatmaya çalışmıştı. Ama, iş işten geçmişti. Asiler şuurlarını kaybetmişlerdi... imam Hasan’ın üzerine atılmışlar, arkasındaki elbiseyi parçalanmış, onu yere yuvarlamış, çadırını yağmaya başlamışlardı.

 

Bunu duyan Habia ve hemdan kabileleri halkı, derhal imam Hasan’ın etrafına toplanmışlar, O’nu yeni bir saldırıdan kurtarmışlardı.

 

İmam Hasan, bununla beraber Medayin kasabasına çekilmişti. Ama, tam kasabaya girileceği zaman, ileri doğru bir adam atılmış; elindeki yalın kılıçla imam Hasan’ın üzerine saldırmıştı. İmam Hasan, muhakkak bir ölümden kurtulmuş, sadece uyluğundan yaralanmıştı.

 

Cerrah adında olan bu adam, imam Hasan’ın maiyeti tarafından derhal öldürülmüştü.

 

Muaviye’nin başarısı  

İmam Hasan, aldığı yaranın ıstırabıyle inleyerek, Medayin kasabasına girmiş; Beyaz saray denilen yapıya konuk edilmişti. Kendilerine birçok izzet ve ikram gösterilmişti.

 

Ama, Hz.Muhammed’in sevgili torunu manen ve maddeten üzgündü. Kufelilerden gördüğü hakaret, uyluğuna yediği o derin kılıç darbesinden daha daha acı gelmişti.

 

Aradan bir kaç gün geçmeden, bu iki acıya bir ücüncüsü katılmıştı: Muaviye’nin komutanlarından Amir oğlu Abdullah, önemli bir kuvvetle gelerek, Medayin kasabasının etrafını çevirmişti.

 

İmam Hasan, pek üzgündü, Muaviye’nin askerlerinin en küçük bir karşılıkta ve mukavemette bulunmayı düşünmüyordu. Komutan Abdullah tarafından Muaviye adına yapılan teklifleri kabul etmiş: derhal müzakereye girişmiş ve sonunda şu şartlarla Muaviye; derhal müzakereye girişmiş ve sonunda şu şartlarla Muaviye ile anlaşabilmişti:

 

1-İmam Hasan, hilafeti Muaviye’ye bırakacak ve kendisi de Muaviye’ye biat eyliyecektir.

 

2-Hilafet bütün hayatı boyunca Muaviye’nin uhdesinde kalacaktır. Muaviye’nin ölümünden sonra imam Hasan halife olacaktır.

 

3-imam Hasan, Medine’de oturacaktır. Muaviye tarafından imam Hasan’a, her yıl beş bin dirhem tazminat verilecektir. Uzun müzakerelerden sonra, bu üç maddeye, dördüncü bir madde daha eklenmişti. O da: Camilerde imam Ali’ye sövmekten vazgeçilecekti. (O zamana kadar Emeviler, kendi hükümleri altında bulunan yerlerde, hutbeler arasında imam Ali’ye sövmeyi ve küfür etmeyi adet etmişlerdi. Dördüncü madde gereğince, artık bu çirkin adetten de vazgeçilecekti.)

 

İmam Hasan, bu ahitnameyi mühürleyerek, Muaviye’ye gönderdikten sonra, derin bir hüzün ve melal içinde Kufe’ye dönmüştü. Arkasından da büyük bir alay ile Muaviye gelmiş; ahitname gereğince kendisine biat etmesi içinimam Hasan’a haber göndermişti.

 

İmam Hasan, yaralı kalbi en acı üzüntülerle burula burula bu hazin törenin icrasında da tahammül göstermiş; Kufe camisinde, Muaviye’ye resmen biat eylemişti.

 

Bu olay, Kufelileri çok üzmüş, büyük bir pişmanlık meydana gelmişti. Kufe eşrafı: Keşke, Muaviye ile savaşa girseydik.... savaş meydanında ölüp gitseydik de, bu hali görmeseydik.... diye, göz yaşları dökmüşler, bütün bu işlerin imam Hasan’ın za’fı yüzünden olduğunu söylemişlerdi. (Daha doğrusu Emevilere partiyi kazandıran şey, Kufe ve Başrahların düzenbazlığı ve hilebazlığı idi (Hadika)

 

Ama, artık olan olmuş; iş işten geçmişti.

 

Kitap: Kerbela Vakası –Ziya Şakir

Ekleyen: Seyyid Hakkı

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı Ek ve Seyyid Hakkı Can. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...