Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

22- Muhammed Kesiyr ve oğlu, Muhammed Kesiyr’in sonu



Muhammed Kesiyr ve oğlu

Müslim, bir süre böyle koştuktan sonra birdenbire İbni Ahnef ile karşılaşmış ve onu görür görmez: Ya İbni Ahnef!.... Gördün mü, hal ne şekil oldı!... diye bağırmıştı.

 

İbni Ahnef’te, Ehl-i Beyt’e karşı sarsılmaz bir aşk ve iman vardı. Derhal Müslim’i gögsünün üstüne bastırmış: Söyle, ya Müslim.... sana nasıl yardım edebilirim? diye ağlamaya başlamıştı.

 

Müslim, acı acı gülerek cevap vermişti: Bana yardım zamanı geçmiştir. İbni Ziyad tarafından, benim öldürülmem mukarrerdir. Ancak benim düşündüğüm biri varsa o da imam Hüseyin’e haber göndermek.... O’na, Kufe’nin hal ve ahvalini bildirmek... Büyük bir felaketin önüne geçmekten ibarettir.

 

İbni Ahnef, kısa bir düşünce geçirmişti. Sonra Müslim’e dönerek: Arkamdan gel!.... deyip, çabucak lerlemişti.

 

İbni Ahnef, Müslim’in önüne düşerek onu Muhammed Kesiyr’in konağına getirmişti. Bu zat, Ehl-i Beyt sevenlerdendi. Kendisi birkaç büyük kabilenin başkanı olduğu halde bazı mevsimlerde gelir, Kufe’de otururdu.

 

İbni Ahnef, Müslim’i, Muhammed Kesiyr’in huzuruna çıkararak durumu kısaca anlatmıştı. Muhammed Kesiyr, bütün bunları düşündükten sonra: Ya Müslim!... Müsterih ol, ben sağ oldukça senin bir kılına bir hata gelmez... Hele şu durum biraz sükün bulsun, imam Hüseyin’e adam göndeririz.... demişti.

 

Müslim, bu vaat karşısında büyük bir sevinç hissetmişti. Fakat, daha bu hislerini Muhammed Kesiyr’e söylemeden işin rengi değişmişti.

 

Müslim’i şiddetle takip eden İbni Ziyad’ın adamları, derhal Muhammed Kesiyr’in konağını sarmışlar; kapılara dayanarak: Emirülmümine karşı halkı isyan ettiren Müslim’i isteriz!... demişlerdi.

 

Muhammed Kesiyr, derhal yerinden fırlamış, pencereye giderek: Ey İbni Ziyad’ın adamları!... Geldiniz, efendinize söyleyiniz... Ben Hani değilim. Bana sığınan bir adamı şimdiye kadar kimseye teslimetmedim ki, şimdi size Müslim’i vereyim... diye bağırmıştı.

 

Muhammed Kesiyr’in bu sözleri, çarçabuk İbni Ziyad’a bildirilmişti. İbni Ziyad, bu çöl kahramanının gönderdiği bu tahkir edici cevap karşısında acele etmeden dikkatle hareket etmek lüzumunu hissetmişti: Konağı sımsıkı kuşatın... Müslim’in kaçmasına meydan vermeyin. Fakat Muhammed Kesiyr’in adamlarına sakın saldırmayın... diye emir vermişti.

 

O gece böyle geçmişti.... Fakat, ertesi gün birdenbire çöl tarafından bir toz bulutu yükselmişti. Darül’amere’de, büyük bir telaş baş göstermişti.

 

İbni Ziyad: Koşun... Gidin. Bakın gelenler kimlerdir? demişti. Bir kaç dakika sonra İbni Ziyad’a şu haber gelmişti: Ya Emir!.... Muhammed Kesiyr’in bu dolaylarda yerleşen kabileleri, onun konağının sarıldığını haber almışlar, silahlarını kapmışlar; onu kurtarmaya geliyorlar.

 

İbni Ziyad, bu haberi alır almaz, derhal kendi hazinedarını Muhammed Kesiyr’e: Madem, Müslim kendisine sığınmıştır; onu bize teslimetmemekte haklıdır. Ancak şu var ki; Müslim, koca bir ülkeyi, Emirülmüminin aleyhine isyan ettirmiştir. Onu büsbütün cezasız bırakmak da, kitap ve sünnete uymaz. Şu halde, kendisi buraya gelsin. Durumu müzakere edelim. Emirülmümi’ne bir mektup yazıp gönderelim Müslim’in, ya hafifçe cezalandırılmasını, yahut da tamamıyla affını Yezid’den rica edelim.... diyerek haber göndermişti.

 

Mert, cesur ve pervasız bir adam olan Muhammed Kesiyr, İbni Ziyad’ın bu hilesine aldanmış ve oğlunu yanına alarak evini kuşatan casuslar arasından geçmiş, Darül’emare’ye gitmişti.

 

İbni Ziyad, Muhammed Kesiyr’i büyük bir iltifatla karşılayarak, üst köşeye geçirmişti.

 

«Ya Kesiyr!... Gösterdiğin temiz yürekliğe cidden meftunum. Emirülmüminine karşı muhalefeti çok büyük bir hata olmakla beraber, Müslim bin Akiyl, sahiden kahraman ve himayeye layık bir zattır. Özelikle, Resuli Ekrem’in de akrabalarındandır. Onun için bu zata yardım etmek hepimiz için bir borç hükmündedir.

 

«Şu var ki, bu zat, büyük bir ihtiyatsızlık etmiş; ortalığı boşu boşuna velveleye vermiştir. Bilirsiniz ki, Kefeliler de garip insanlardır..... Emirülmümünin Yezid’e tamamıyla biat verdikleri halde, Müslim’ü görür görmez, bu biatlerini unutarak imam Hüseyin tarafına dönüvermişlerdir. Bu da, Şam’a akseder etmez, Müslim aleyhinde büyük bir galeyan meydana gelmiştir. Bilirsiniz, ben özelikle bu galeyanı teskin etmek ve Müslim’i bu hareketlerden menetmek için buraya geldim. Hiç kimsenin burnunu kanatmadan bu meseleyi hal ve fasletmek istedim. Fakat, Müslim, yenidene birtakım kanlı olaylara sebebiyet verdi; işi bu raddeye getirdi.

 

«Böyle olmakla beraber ben, hala Müslim’in mensup olduğu hanadana saygı besliyorum ve onu uygun bir yola, bu olaylardan kurtarmak istiyorum. Ama ona karşı açıktan açığa göz yumamam. Bunun için, seninle birleşelim. Müslim’i affettirmek için, bir şeye teşebbüs edelim.» diye söze girişti.

 

Kahraman ve doğru özlü Muhammed Kesiyr; İbni Ziyad’ın bu sözlerine inanarak: Pekala... İbni Ziyad.... bana sığınan bu adamı nasıl kurtarabiliriz? demişti.

 

İbni Ziyad, Muhammed Kesiyr’i yumuşatabildiğine memnun olarak, derhal cevap vermişti: Sana haber gönderdiğim gibi, derhal seninle ortak bir mektup yazalım, Emirülmümine yollayalım. Yezid’in sana ve senin kavim ve kabilene saygısı vardır. Hay hay... mektup yazalım. Altını ben de mühürlerim.

 

Evet ama, bilirsin ki, Yezid’in burada bir takımcasusları vardır. Hiç şüphe etmiyorum ki, onlar, şimdi senin adamlarının kent kapılarında biriktiklerine ve hükümeti tehdit ettiklerine dair birer mektup yazmış. Yezid’e yollamışlardır.

 

→O halde ne yapalım?...

→yapılacak şu vardır: Kent kapılarına biriken adamlarına haber gönderelim. Senin hiç bir tehlikede olmadığına teminat verelim. Yezid’e yazdığımız mektubu da, “Yanlış bir haber üzerine Kufe dolaylarına toplananlar yerine dönmüşlerdir” diyelim. Eminim ki, bu sözler üzerine Yezid’in öfkesi geçecek ve ricalarımızı kırmayarak Müslim’i de affedecektir.

 

Muhammed Kesiyr, İbni Ziyad’ın bu sözlerine inanmıştı. Kent kapılarına adam yollayarak, orada toplananlar arasından bir heyet getirtmişti: Benimle ilginize teşekür ederim. Görüyorsunuz ki, İbni Ziyad’ın yanında büyük bir saygı görmekteyim. Bunun için, hiç bir tehlike içinde değilim. Yerlerinize gidiniz, rahat ediniz!... demişti.

 

Muhammed Kesiyr’in adamları, onu, İbni Ziyad’ın yanında ağırlanır gördükleri için, bu sözleri gayet tabii telakki etmişler; atlarına ve develerine binerek, yerlerine gitmişlerdi.

 

Muhammed Kesiyr’in taraftarları gittikten sonra İbni ziyad, onu türlü bahanelerle yanında alıkoymuştu ve bu sırada kendi adamlarına gizlice emirler vermiş, onun konağını bastırarak, Müslim’i ele geçirmek için teşebbüslere girişmişti. Bu düzeni haber alan Muhammed Kesiyr’in kölesi, Kesiyr’i durumdan haberdar etmişti.

 

Bu mert adam, İbni Ziyad’ın yaptığı bu namertlikten fena halde öfkelenerek, yerinden fırlamış: Ya İbni Ziyad!... Yazık bana ki, senin sözlerine kandım. Hatta adamlarımı da bu sözlere inandırdım. Meğer sen, gerçekten Mercane’nin oğlu imişsin... diye bağırmıştı.

 

Kufe eşrafından bazılarının huzurunda söylenen bu söz, İbni Ziyad’ı öfkelendirmişti. Bütün o debdebe ve haşmet arasında, bir piçin oğlu olduğu yüzüne çarpılır çarpılmaz, birdenbire fenalaşmıştı.

 

Mercane, Mekke’nin en güzel fahişelerinden biriydi. Muaviye’nin babası Ebu Sufyan onunla kısa bir ilişkiye girmişti; bu ilişkiden de İbni Ziyad dünyaya gelmişti.

 

Bu hal, herkesin az çok bildiği bir gerçekti. Fakat, İbni Ziyad, bu gerçeği ortadan silmek için pek çok gayret göstermiş ve yüksek mevkii sayesinden bu gerçekten kimseyi söz etmeyecek bir hale getirmişti.

 

Muhammed Kesiyr’in pervazsızca onun bir piç oğlu olduğunu yüzüne karşı söylemesi İbni Ziyad’ın kalbine çılgınca bir öfke vermişti.

 

İbni Ziyad, Muaviye’nin yetiştirdiği adamlardan biriydi. Ruhundan taşan bu öfkeyi meydana vermamış ve soğukkanlılığını takınarak: Ya Muhammed Kesiyr!... Gereksiz öfkelere kapılmakta anlam yok.... Sana tavsiye ederim, daha sakin ve daha makul düşün. İnsanlar, dünyaya bir defa gelirler ve insanı kamil olanlar da hayatlarını boş yere heder etmezler. Soruyorum sana: Senin için, Müslim’in hayatı mı, yoksa kendi canın mı azizdir?....

 

Bu sözler, Muhammed Kesiyr’i büsbütün öfkelendirmişti. Böyle bir soruyu bana ne diye soruyorsun?..... Yoksa tehdit için mi? Müslim’in hayat ve Mukadderatı Canabı Hakk’ın elindedir. Benim hayatıma gelince.... Bir kılıma dokunmak bile, İbni Mercane’nin haddi değildir!... diye bağırmıştı.

 

 

Muhammed Kesiyr’in sonu

İbni Ziyad, artık kendini zaptedememişti. Bu hakaret karşısında, öfke ile yerinden fırlayarak, önündeki altın diviti kaldırmış; Muhammed Kesiyr’in kafasına fırlatmıştı.

 

Muhammed Kesiyr, birdenbire sendelemişti. Ömründe hiç kimsenin saldırısına uğramamış olan bu soylu ve kahraman adam, İbni Ziyad’ın bu hareketine inanmak bile istememişti. Fakat, alnından, beyaz sakalına doğru sızan; sakalının ucundan da beyaz maşlahına damlayan al kanlar, ona bu hareketin bütün acılığını göstermişti. Derhal kılıcını çekmiş, İbni Ziyad’a saldırmıştı.

 

Muhammed Kesiyr, şiddetli bir hareketle Kufe eşrafının ellerinden silkinmiş; kendisine en yakın bulunan bir köleye hücum etmiş, bu köleyi bir kılıç darbesiyle yere sermişti. Bu köle, İbni Ziyad’ın en zeki ve kurnaz kölesi Muğfil’di (eski tarihlerden bazıları, bu ismi mukil diye yazıyorlar). O Muğfil ki, zavalı Hani’yi büyük bir şeytanetle tuzağa düşürerek, o suçsuz ihtiyarın kırbaçlar altında inleye inleye can vermesine sebep olmuştu.

 

İbni Ziyad, saklandığı ipek perdenin arkasından, sevgili kölesinin kanlar içinde yere serildiğini görür görmez; artık bütün iradesini kaybetmiş, dişleri birbirine çarpa çarpa: Çabuk şu kudurmuş ihtiyarı parçalayın!... diye emir vermişti.

 

Muhammed kesiyr’in cesur oğlu da derhal kılıcını çekmiş; babasının önüne gerilmişti. Fakat, yalın kılıçlı köleler, bu iki mert adamın etrafını çevirmişlerdi.

 

Korkunç bir çarpışma başlamıştı. Kölelerden birkaçı acı feryatlarla yerlere kapanmışlardı. Fakat, baba ile oğul, her taraftan üzerlerine inen kılıç darbelerine uzun zaman dayanamamışlar; sonunda onlar da kanlar içinde yerlere yuvarlanmışlardı.

 

O zaman, İbni ziyad, saklandığı yerden çıkarak, bu iki kanlu cesedinbaşucuna gelmiş: hain ve intikamcı bir gülümsemeyle birkaç dakika onları gözden geçirmiş: Başlarını kesin. Bir mızrağın ucuna geçirin. İbret olmak için her tarafta gezdirin.... diye emir vermişti.

 

Şans, İbni Ziyad’a yardım etmişti. Kahraman Muhammed Kesiyr ve onun cesur oğlu, darül’emare’nin renk renk kumaşlarla döşenmiş salonlarında, kölelerin kılıçları altında al kanlar içinde can verirlerken, müjdeciler koşup gelmiş; Ya Emir!... Şam’dan Emirülmüminin süvarileri geldi... diye haber vermişlerdi.

 

Irak’taki imam Hüseyin taraftarlarını esaslı bir surette yola getirmeye karar vermiş olan Yezid, İbni Ziyad’ın, Kufe’ye hareketini emrederken, onun maiyetine bir yardımcı kuvveti göndermeyi ihmal etmemiş, Muhkem bin Tufeyl’in kumandasında olmak üzere, çöllerde kuş gibi uçan heccinlerden mürekkep bir suvari müfrezesini oraya yöneltmişti.

 

Kitap: Kerbela Vakası –Ziya Şakir

Ekleyen: Seyyid Hakkı

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı(uludivan.de) önerelim-yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı–Ehlibeyt Evladıyız ve Şah Haydar => YouTube Kanalımız: Seyyid Hakkı-Yolumuz Ehlibeyt yolu(YediDeryaSohbeti62) Aşk ile, Can ile canlar...