Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

18- Yezid’in hilafeti, Hükümet konağında, Velid’in muamelesi



Yezid’in hilafeti

Yezid, saltanat makamını hükümet idaresinden ziyade, bir safahat kaynağı telakki etmişti. Onun düşündüğü şey, hükümet işlerini bir heyete bırakarak, av eğlenceleri, kadın ve içki alemleriyle vakit geçirmekti. Fakat, Emevi erkanı, o gece sarayda bir meclis toplamıştı. Yezid’i de o meclise davet ederek: Baban Muaviye gibi hükümetin başında bulunmalısın; muhaliflerine göz açtırmamalısın. Her şeyden önce Medine Hakimi Velid’e bir emirname göndermeli, oradaki muarızlarını itaate davet etmelisin..... Eğer onları bu suretle sindirmeyi başarırsan, ne ala.... bunu başaramadığın takdirde hem kendin zorluk içinde kalırsın, hem de Emevi hanedanının mevkiini güç bir durumda bırakırsın, demişlerdi.

 

Yezid; Medine’deki dört kişinin itaatini sağlamak için bir emirname yazmış; Velid’e göndermişti. Velid, bu emirnameyi okur okumaz; vicdanında bir acı hissetmişti: Ya Rab! .... Ne zor bir durumda kaldım. Bu emre itaat etsem, bu dört kişiyi cebir ve tazyike girişsem, manevi azap ve ıstıraba düçar olacağım. Bu emri dinlemesem, onlara müsamaha göstersem, Yezid’in elinden kurtulamayacağım.... demişti.

 

Velid, uzun uzadıya düşündükten sonra; o sırada Medine’de bulunan Mervan’a haber göndermiş; Yezid’in emirnamesini göstermiş: Sen benim yerimde olsan, bu hal karşısında ne yaparsın?... diye sormuştu.

 

Mervan, Yezid’in emirnamesini okuduktan sonra: Bugün ortada bir geçimsizlik kıvılcımı var. Bunu, vaktinde söndürmek gerek... Eğer söndürülmezse, yarın etrafa alev saçan bir ateş meydana gelebilir. Tereddüt etme... Yezid’in emrini yap.... diye cevap vermişti.

 

Velid, Mervan’ın bu sözlerini dinlemiş, Yezid’in öfkesine uğramamak için, o dört zata haber göndermiş, onları Darül’emare denilen hükümet konağına davet etmiş.

 

Velid’in bu daveti, dört zatı da şüphelendirmişti. Zübeyr’in oğlu Abdullah, doğruca imam Hüseyin’in evine gitmiş, kendisiyle buluşmuş ve: Ya Hüseyin!... Velid’in bizimle ne işi var? demişti. 

 

İmam Hüseyin gülümsemiş: ben bu gece rüyamda, Şam’daki caminin mimberini yıkılmış gördüm. Bana kalırsa, Muaviye öldü. Yerine Yezid geçti. Velid de bizden Yezid’e biat isteyecek... diye cevap vermişti.

 

Abdullah’a derin bir düşünce gelmişti ve aralarında şu sözler geçmişti:

→Ya Hüseyin!... Böyle bir teklif karşısında kalırsak, ne türlü hareket edelim?...

→Ben, Resulü Kibriyanın torunuyum.... Ben Yezid gibi fasık ve facir bir adama biat edemem... Bize gelince, kendiniz için selamet noktasını nerede görürseniz, onu ihtiyar edin.

 

İmam Hüseyin ile Abdullah böylece konuşurken, hükümet dairesinde bulunan Velid ile Mervan, sabırsızlıkla o dört kişiyi beklemektelerdi.

 

Mrevan, tabiatında mevcut olan arabozuculuğunu göstermiş: Ya Velid... Hüseyin gelmiyecektir! demişti. Velid, büyük bir emniyetle: Hayır!... Ali’nin oğlu yalan söylemez. Ben umarım ki, o hepsinden önce gelecektir... diye karşılık vermişti.

 

Fakat aradan biraz daha geçip de, yine bu dört kişiden hiç biri ortada görünmeyince, Velid onlara tekrar adam göndermişti.

 

İmam Hüseyin, tekrar gelen bu haberden sıkılarak: Velid’e git, söyle: Bu kadar aceleye ne sebep var? hiç kimse gelmezse, ben gelirim... demiş ve sonra adamlarını evinde toplamış: Ben, Velid’in yanına gidiyorum. Siz de arkamdan gelin. Beni kapının dışında bekleyin dedikten sonra Resulü Ekrem’in örtüsünü boynuna sarıp asasını da eline alarak Darül’emareye gitmişti.

 

 

Hükümet konağında

Velid: imam Hüseyin’i görür görmez karşılamış, izzet ve ikram ile sedirin baş köşesine geçirmişti. Sonra da Yezid’in emrini göstermişti.

 

İmam Hüseyin, bu emirnameyi okuduktan sonra, Velid’e vermiş: Hayatımı feda ederim. Fakat Yezid’e biat etmem... demişti.

 

Velid’in mevkii çok sarsılmıştı: Ya Hüseyin!... Hakkınız var. Sizin mevkiinizde bulunan bir kişinin, Yezid’e biat etmesi, kolayca kabul edilir bir şey değildir. Halk arasında birçok dedikoduya sebebiyet verebilir. Hiç olmazsa bu biatı sadece bana söyleyin. Ben de Yezid’e bildireyim.... diyerek bir anlaşma çaresi bulmak istemişti.

 

Fakat imam Hüseyin, bu teklifi de reddetmişti: Mümkün değil, ya Velid. Ne gizli, ne de açık bir surette YezidE biat etmem. Ceddim Resülullahın, babam Ali’nin ruhlarına azap çektiremem... Bu sözlerimi Yezid’e bildirmek senin için mümkün değilse, yarın ben halkı davet edeyim. Orada, bu söylediğim sözleri bir daha tekrar edeyim, demişti. Mervan ise, bitişik odanın kapısı arasında durarak, bu sözleri dinlemekteydi.

 

İmam Hüseyin’in son sözleri üzerine, Velid’in güç bir durumda kaldığını görür görmez, derhal içeri girmiş; imam Hüseyin ile aralarında şu sözler geçmişti:

 

Ya Hüseyin!... Sen Yezid’e biat etmekten niçin sakınıyorsun? Kardeşin Hasan, Yezid’in babası Muaviye’ye biat etmedi mi?

 

Kardeşimin biatı gerçek değildi. Hilafeti bırakması da ancak cebir ve ikrah sonucuydu. Ben, öyle güç bir durumda kalsam bile, Yezid’e biat edemem ve artık sizinle de fazla konuşmak istemem.... deyip, ayağa kalkarak kapıya doğru ilerlemişti.

 

Mervan, derhal imam Hüseyin’in önünü kesmişti. Aynı zamanda Velid’e dönerek: Ya Velid!... Hüseyin biat vermedikçe buradan çıkmamalıdır. Çıkarsa, muhakkak bir arabozuculuğu olacaktır... Onun hapsedilmesine emir ver. Yoksa, seni Yezid’e şikayet ederim... diye, tehdide girişmişti.

 

İmam Hüseyin, fena şekilde öfkelenmişti ve bu öfkenin etkisiyle sesini yükselterek: Ya İbni Zerka!... Sen, zaten ceddim Resulü Ekrem’in lanetine uğramış bir adamsın. Aklım ermiyor; utanmadan, arlanmadan nasıl karşıma çıkarsın? Kardeşim Hasan’ın ölümünden dolayı senin üzerinde toplanan şüphelere, şimdi hak veriyorum ve anlıyorum ki, sen gerçekten en büyük Ehl-i Beyt düşmanısın.... demişti.

 

Mervan, Velid’in yanında imam Hüseyin’in İbni Zerka diye ettiği hakareti hazmedememişti. Çünkü zerka denilen bu ünlü fahişe, Mervan’ın büyük validesiydi.

 

Bu hakaret karşısında sarsılan Mervan, imam Hüseyin’in üzerine yürümek istemişti. Fakat imam Hüseyin, elindeki Resulü Ekrem’in asasıyla onu itmiş, heybet ve vakarla odadan çıkarak Darüle’mareyi terk eylemişti.

 

İmam Hüseyin, çıktıktan sonra Mervan, Velid’e karşı saldırıya başlamış: ya Velid!... Sen ona göz yumdun.... Bu hatan büyük felaketlere sebebiyet verecek. Belki Yezid, senin hayatına kast eyleyecektir... diye bağırmıştı.

 

Velid, fena halde şaşırmıştı. Yüzünü kıbleye doğru dönerek: Ben kimim ki, Resulü Ekrem’in tornunu hapis ve tutuklayayım. Ona eza ve cefa eyleyeyim. Ya Rab!... Beni bu güç mevkiden sen kurtar.... diye, Canabı Hakk’a yalvarmıştı.

 

Aradan birkaç gün geçmişti. Şam’dan, Yezid tarafından Velid’e şu emirname gelmişti: «Medine amili Valisi, Velid bin Akabe’ye:

 

«Malumun olsun ki, bundan önce Hicaz eşrafının biatı hususunda sana bir emirname göndermiştim. Aradan günler geçtiği halde, bu emrimin yapıldığına dair senden henüz bir haber gelmedi.

 

«Bu önemli meselenin, böyle uzayıp gitmesinin nedeni de bilinmedi.

 

«Eğer biatı matlup olanlardan, şimdiye kadar biat alındıysa ne ala... Eğer hala alınmadıysa, bu emrimi aldığın andan itibaren bir saniye vakit geçirmeden bu meseleyi halletmelisin......

 

«Şayet, o dört kimse bana biat etmemek hususunda inat ve ısrar ederlerse, bunlardan öteki üçüncü (Abdullah bin Zübeyr, Abdullah bin Ömer, Abdurrahman bin Ebu Bekir.) ihmal ederek; Hüseyin’in biatını temine gayret göstermelisin.

 

«Verilen emirlerime rağmen, Hüseyin fikrinde inat ve ısrar ederse, derhal Hüseyin’i çağır ve tutukla... Bir tenha mahalede başını kestirip, bana gönder.....

 

«Bu emrimin icrasında da tereddüt ve müsamaha gösterirsen, Hüseyin hakkındaki hüküm ve kararın sana tatbik edileceğini bilesin......»

 

Velid’in muamelesi

Velid, büsbütün şaşırmıştı. Artık bu durum karşısında hem imam Hüseyin’in, hem de kendisinin bir felakete uğrayacağını anlamıştı. Derhal emirnamenin suretini çıkararak, bir mektupla gizlice imam Hüseyin’e yollamıştı. Bu mektupta şu kısa satırlar vardı:

 

«Ya Hüseyin!...

 

«Yezid tarafından bana gönderilen emirnamenin suretini ben de sana gönderiyorum. Ne kadar güç bir mevkide kaldığımı takdir edersin.

 

«Ben, Resulü Ekrem’in torununa karşı küstahlık edecek ve haşa, onun hayatına kasteyleyecek kadar mütecasir ve imansız değilim. Fakat, takdir edersin ki, ben, burada bir görev sahibiyim ve beni bu göreve atayan Yezid’in emrini yapmaya mecburum. Bu hususta gösterilecek ihmal ve göz yumma, beni hiç şuphesiz ölüme kadar sürükleyebilir. Çünkü, babası Muaviye gibi, Yezid’in intikamından da kurtulmak mümkün değildir.

 

«Onun için, hem kendine, hem de bana merhamet et... ya, Yezid’e biat ederek şu muhalefeti ortadan kaldır veyahut benim memur olduğum Medine çevresinden uzaklaş.

 

«Sen de kabul ve tasdik edersin ki; tehlikeden uzaklaşmak ceddin olan Resulü Kibriya’nın emirleri cümlesindendir. Nitekkim, bizzat kendileri de, müşrik ve münafıkların tecavüzlerinden kurtulmak için, göçü ihtiyar etmişlerdi (Peygamber’in, ellerinden kaçtığı müşriklerin başında: Yezid’in dedesi Ebu Süfyan bulunmakta idi).

 

«Yezid’in zulmüne karşı Canabı Hakk’ın selameti; senin, benim ve cümle ümmeti Muhammed’in üzerine olsun.»

 

Bu mektup Velid’in Ehl-i Beyt’e karşı beslediği sevginin bir belirtisiydi. Bunun için imam Hüseyin, Velid’in hüsniyet gösterdiğine hiç şüphe etmeyerek, onu zor mevkiden kurtarmak için, Medine’den ayrılmaya karar vermişti.

 

Fakat, nereye gidecekti?... henüz bunu düşünmemişti. Bir akşam, RavzaiResulüllah’a giderek geceyi orada geçirmek istedi. Ravzaya gitti.

 

Ceddi Resulallahı ziyaretten sonra, kendi durumundan ve kendisine yapılan eza ve cefadan şikayete başladı. Bütün bu gece orada kalmış ve ertesi sabah evine dönmüştü. O gün küçük kardeşi Muhammed Hanefi gelmiş: Ya Hüseyin!.... Seni üzgün ve telaşlı görüyorum... demişti.

 

İmam Hüseyin, durumu ona anlattıktan sonra: Bir an önce Medine’den çıkıp gitmek istiyorum. Fakat nereye gitmenin uygunolduğunu kestiremiyorum... diye cevap vermişti. O zaman, iki kardeş arasında, uzun uzadiye bir müzakere cereyan etmişti.

 

İmam Hüseyin, önce Horasan taraflarına geçerek, Ehl-i Beyt’e karşı saygı ve sevgi besleyen Türklere sığınmak istediğini söylemişti.

 

Yezid, orda kendisine zafer bulamayacaktı. Orada da kendisine rahat vermeyecek olurlarsa, Türklerle birleşerek Yezid’e karşı koyacaktı.

 

Bu fikir ona pek cazip görünüyordu. Eğer türklerle birleşerek, Yezid’in üzerine yürüyecek olursa, hiç şüphesiz, İranlılar da kendisine katılacaklardı.

 

Çünkü imam Hüseyin, İranlıların gözünde, kutsal ve saygının en yüksek makamını ihraz etmiş olan bir kişiydi.

 

İmam Ali’nin fazilet ve kahramanlığına tutkun olan İranlılar, O’nun evlatlarına ve Ehl-i Beyt’ine karşı da sonsuz ve sınırsız bir sevgi beslemektelerdi.

 

Nitekim imam Hasan’ın zehirlenerek öldüğünü haber alan İranlılar, büyük bir hüzün ve üzüntü göstermişler; katilleri şidetle protesto etmişlerdi.

 

İmam Hüseyin’e karşı ise, daha büyük bir ilgi göstermektelerdi. Sebebi de, imam Hüseyin, İran’ın son hükümdarı olan Yezdicürd’ün kızı Şehrii Banu ile evlenmiş ve bundan Zeynel Abbidin adında bir oğlu dünyaya gelmişti.

 

Bundan dolayıdır ki, İranlılar, imam Hüseyine karşı çok büyük bir ilgi göstermektelerdi. İşte bunları dikkate alan imam Hüseyin, bütün ümitlerini Türkistan ve İran’a bağlamaktaydı. Bu iki bölgede kendisine büyük bir taraftar kitlesi temin edeceğinden emindi.

 

Muhammed Hanefi, imam Hüseyin’in bu mütalasını dinledikten sonra şu, cevabı vermişti:

«Fikriniz tamamıyle doğrudur. Fakat bu emelinize kavuşmak için pek büyük güçlükleri atlatmak gerekir. Önce Ehl-i Beyt ile bu uzun ve meşakkatli yolculuğa katlanmak çok güçtür.

 

«geçilecek o büyük çöllerde bu güçlüğe dayanılsa bile Yezid, bu seyahate derhal engel olacak ve göndereceği adamlarla da belki sana karşı bir suikastta bulunacaktır. Benim fikrime kalırsa, önce Mekke’ye çekilmeli, Mekkeliler, sana tabi olacaklardır. Bu olmadığı takdirde, oradan Yemen’e gitmelisiniz. Yemenliler, gerek ceddimiz Resulullahın, gerek babamız Aliyyül Mürtaza’nın sadık dostlarıdırlar. Onların sevgi ve sadakatine şüphe edilmez.... bundan sonra, düşündüklerin yapılabilir. Oradan Türkistan’a ve İran’a geçmek mümkündür...»

 

İmam Hüseyin, Muhammed Hanifi’nin sözlerini tasdik etmiş: Hakkın var... şimdilik Mekke’ye gidelim. Orada da Yezid’in adamlarından fazla bir tazyik görürsek, Yemen taraflarına geçer; geleceğe ait işlerimizi düşünürüz... diye cevap vermişti.

 

Kitap: Kerbela Vakası –Ziya Şakir

Ekleyen: Seyyid Hakkı

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı(uludivan.de) önerelim-yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı–Ehlibeyt Evladıyız ve Şah Haydar => YouTube Kanalımız: Seyyid Hakkı-Yolumuz Ehlibeyt yolu(YediDeryaSohbeti62) Aşk ile, Can ile canlar...