Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

Hz.Ali’nin şahadeti, imam Hasan’a biat, İhtirasın nedenleri



Hz.Ali’nin şahadeti

İbni Mülcem’in kastına uğrayan Hz.Ali, derhal ölmemişti. Başından aldığı yaranın derinliğine ve kılıçtaki zehrin yavaş yavaş vücudunu zehirlemesine rağmen, iki gün ecelle pençeleşmişti.

 

Hz.Ali’nin yatağının etrafı, onun eshabıve sevenleri tarafından çevrilmişti. Onun ölüm döşeğinin bulunduğu bu basit döşeli ve basık tavanlı evde, hazin hıçkırıklar birbirini takip ederken, Kufe sokakları da bir matem bayrağı haline gelmişti.

 

Kapının önüne büyük bir halk zümresi birikmişti. Bunlar, yerlerden aldıkları toprakları yüzlerine sürerek: Ya Ali, ya imam, ya Emirülmüminin.... bizi emevilerin eline bırakıp nereye gidiyorsun? diye feryat etmektelerdi. Hz.Ali, bir aralık gözlerini açmış, etrafındakilere gülümsemişri: kendinize boş yere acı vermeyin. Mukadderat ne ise, o olur..... Hüküm, Allah’ındır. Beni öldürmek isteyen adamı getirin, görmek isterim. .... demişti.

 

Elleri arkasına bağlı olan İbni Mülcem’i, Hz.Ali’nin huzuruna getirmişlerdi. Hz.Ali, İbni Mülcem’i görür görmez, acı acı gülümsemiş: Tanıdım. Evet; ben, seni tanıdım. Sen Mekke’de bir kaç kere bana, baş vurmuş, yardım istemiştin.

 

İbni Mülcem, gözleri dolarak başını önüne eğmiş; cevap vermişti: Evet... ya imam....

→Hatta bir defa da benden bir at istemiştin.

→Evet... ya imam. Ben senin bir hayli lütuf ve keremini görmüşümdür. ...

→Şimdi anladım... demek ki, benden gördüğün bu iyiliklere bu suretle karşılık verdin, öyle mi? (İmam Ali’nin bir sözü: «İyilik ettiğin adamın, sana fenalık yapmasından kendini sakın.» dedikten sonra, gözlerini başucunda duran imam Hasan ve Hüseyin’e çevirmişti: Bu adama, eza ve cefa etmeyiniz. Sonucubekleyiniz. Bana verdiğiniz yemeklerden ona da verin. Ben sağ kalırsam, onunla bizzat hesaplaşmak isterim.... yok, ölürsem, şeriat’ın hükmünü yerine getirin... ama, bu hükmü yerine getirirken, sakın ona acı çektirmeyin.... O, bana bir darbe vurdu. Siz de bir kılıç darbesiyle onu öldürün.... demişti.

 

Hz.Ali’nin hayatına kasteden bir katil hakkında bile bu derece temiz bir düşünce göstermesi ve adeletle hareket etmesi, orada bulunanların kalplerine büyük bir üzüntü vermişti. Bu büyük mertlik karşısında çoşan kalplerden, bir hıçkırık tufanı yükselmişti.

 

Abdullah bin Abbas, kendini tutamamıştı: Ya Rab!.. İnsanlığın bu büyük nurunu, nasıl södüreceksin? diye feryat etmişti.

 

Bir başkası: Yanlız bilimin Medine’si değil... Fazilet aleminin göğü de çöküyor... diye bağırmış, Hz.Ali’nin yatağına kapanarak kendinden geçmişti.

 

Bütün bunlar, boşuna idi. Bu büyük facianın gidişini hiç bir kuvvet durduramazdı. Hz.Ali, rüzgara karşı tutulan bir mum gibi erimekteydi. Yarasından sızan kanlar, bir türlü dinmemişti... Başındaki bezler; al kandan, kızıl bir taç haline gelmişti. Göz kapakları ağırlaşmış, nefesi seyrelmişti. Ölümün acı sekeratı bütün korkunçluğu ile baş göstermişti. Hiç şüphesiz ki beş, on dakika sonra, Allah’ın hükmü yerine gelecekti.

 

O zaman, Abdullah oğlu Cendip, Hz.Ali’nin yanına diz çökerek son bir görev yapmak istemişti. Onun; soğumaya başlayan elini, yüzüne, gözüne sürdükten sonra, hıçkıra hıçkıra: Ya Emirülmüminin!... Allah göstermesin, sana bir hal olursa, büyük oğlun Hasan’a biat edelim mi? demişti.

 

Bu sözler, sanki birdenbire Hz.Ali’ye kuvvet vermişti. Derhal gözlerini açmış, sağ elinin şahadet parmağını kaldırmış: Ben... Bu hususta size ne yapınız, ne de yapmayınız, derim. Kimi laik görürseniz, ona biat edin. Sizi doğru yola götüren adamı seçmekte serbestsiniz... diye cevap vermişti.

 

Hz.Ali’nin bu sözlerinden sonra susulmuştu. Ve hıçkırıklar arasında geçen bu derin susuştan sonra, Hz.Ai: gittikçe titreyen ve kuvvetini kaybeden sesiyle etrafındakilere şu vesiyette bulunmuştu: Ya Hasan! Ya Hüseyin!... ve ey, Allah’a ve Resulüne inananlar!... Ağlamayınız. Beni dinleyiniz!... bize mertlik ve faziletten ayrılmamanızı vasiyet ederim. Zalim düşmanlarınıza bile zulmmeyin. Hz.Muhammed ümmeti arasında ara bozuculuk çıkartmaktan sakının.... Size saldırmayanlara karşı, sakın kılıç çekmeyin. Ve artık beni de kendi halime bırakın....

 

Bütün başlar, yere eğilmiti. Nefesler cebredilmiş. Hıçkırıklar, zorla kesilmişti.... Hz.Ali’nin dudakları titremiş ve inler gibi derinden gelen bir tekbir sesi, bütün kalpleri titremişti ve bu tekbir sesi yavaş yavaş sürüklenirken, Emirülmüminin de gözleri ağır ağır kapanmış, dudakları hareketsiz kalmış, geniş ve henüz ağarmaya başlayan bir sakalla çevrilen muhteşem yüzü bembeyaz kesilmişti. (İmam Ali altmış üç yaşında dünyasını değiştirmişti. (Hicretin 40’ncı yılı, Ramazan’ın 21’inci, miladi, 661 yılı, Ocak ayının 27’nci günü).

 

İmam Hasan’a biat

Kufe’yi baştan başa bir feryat ve inilti kaplamıştı. Hz.Ali’nin yeşil bir örtüye sarılmış olan tabutu; bu feryat ve inilti içinde kabrine götürülmüştü.

 

Aynı zamanda da halk arasında bir mesele baş göstermişti: Hz.Ali, vesiyet etmeden dünyesını degiştirmişti. Kime biat edeceğiz? Durum, çok önemliydi. Muaviye’nin taraftarları derhal harekete geçmişler; kuş gibi uçan hecinlerle Şam’a haberciler göndermişlredi.

 

Hz.Ali’nin faziletine perestiş eden ve Ehl-i Beyt’e saygı ve sevgi besliyenler, derhal Hz.Ali’nin büyük oğlu Hasan’ı hilafet makamına geçirerek biat eylemişlerdi.

 

Bu suretle, babasından imamet sıfatını ve halkın seçimiyle de (Hilafet) makamını alan «imam Hasan», derhal Kufe sokaklarına tellallar çıkarmış, Kufeliler’i büyük bir toplantıya çağırmıştı. Sonra da, halka şu sözleri söylemişti: «Ey ahali!... Bu gece, sizin aranızda öyle bir kişi çıkıp gitti ki, sizden önce gelenler onun bir mislini görmemişlerdi. Sizden sonra gelenler de onun bir mislini görmeseler gerektir. O da, gerçi herkes gibi bir insandı. Ama, Canab-ı Hakk, ona bazı üstünlükler ihsan etmişti. O, Resul-ü Ekrem’in ammizadesi, sevgilisi, varisi ve vasisi idi. Rersul-ü Ekrem, onun için: «Benim etim, onun eti’dir... Benim kanım, onun kanı’dır... Benim cismim, onun cismi’dir» demişti. O ilimde olduğu gibi yiğitlikte de en üstün mertebeyi kazanmıştı. Onun için ki, Resul-ü Ekrem, onun İslamiyet aleyhine isyan ve tuğyan edenlere karşı gönderdi.

 

«Onun kılıcı hiç bir düşmanın karşısında geri dönmemiş; onun pazılarındaki kuvvet hiç bir düşman tarafından yenilmemişti.»

 

«Haiz olduğu sıfatlar dolayısıyla: (Şah-ı velayet) denilmişti.»

 

«Çünkü O, Peygamber’in bütün iyi sıfatlarının en güzel huylarının varisi idi.... İşte bakın; öyle mübarek bir gecede şu fani cihana veda etti ki,  beni İsrail’in Peygamberi olan Musa bin İmran da, bu gecede ölmüştü. İsa ibni Meryem de bu gece semaya uruç eylemiş.»

 

«Ey ahali!... ben, onun şeksiz ve şüphesiz evladı, ceddim Resulullahın da en tabii varisiyim.... imamet ve hilafet, seçim ve istihkak ile bana geçti. Ceddim Muhammed, sizi Hakk’ın en tabii dinine davet etmişti. Babam da, size her şeyde doğru yolu göstermişti.»

 

«Şimdi bende babamın izlerini takip edeceğim ve sizlere yine aynı doğru yol üzerinde delalet eyleyeceğim....»

 

«Muhaliflerimizi, önce yumuşak ve tatlılıkla karşılayacağım. Hidayet ve itaat yoluna sokmaya çalışacağım. Onlar barış ile karşılık vermezlerse; ben de aynı çareye baş vuracağım...»

 

«Ey, bu sözlerimi dinleyenler... işte size meslek ve amacımı anlattım. Dedem Muhammed’in ve babam Ali’nin yolunda ne suretle yürüyeceğimi bildirdim. Sözlerim, aklınıza ve muhakeminize uygun geliyorsa; ceddim ve babama yaptığınız gibi, bana da biat ve itaat ediniz. Yok, benden akıl ve hikmet dışında işler bekliyorsanız; bırakın, sizin arzularınıza terk edeyim... ben de çıkıp medine’ye gideyim..»

 

İmam Hasan’ın beliğ bir lisanla söylediği bu hutbe, derhal etkisini göstermişti. Ama henüz halk buna cevap vermeden, Abbas oğlu Abdullah ayağa kalkarak: ey müslümanlar!... Malumunuzdur ki, size bu sözleri söyleyen zat, saygıdeğerPeygamberimiz’in gözbebeği ve o Peygamber’in vasisi ve damadı Şah-ı Velayet Ali’nin de büyük oğludur. o, bize gerk Peygamberimiz ve gerek Emirülmüminin Ali tarafından bir emanettir. Biz, kendisine imamet ve hilafetilayık ve müstahak gördük. Kendisine biat ve ikrar verdik. Fakat O, sizlerden de ikrar ve biat istiyor. Ne dersiniz? demişti.

 

Toplanan Kufe halkı, ellerini göğüslerine koyarak yerlere kadar eğilmişti: Biz de biat ediyoruz. Gerek kendisine ve gerek Ehl-i Beyt’ine itaat edeceğimize ikrar veriyoruz, dedikten sonra, önce Sad oğlu Kaya olduğu halde, birer birer imam’ı Hasan’ın önünden geçmişler, eğilerek biat ve ikrarlarını vermişlerdi. Bu tören son bulur bulmaz, imam’ı Hasan, katil İbni Mülcem’in getirilmesi emretmişti.

 

Elleri arkasına bağlı olan İbni Mülcem, meydana getirilmişti. İmam Hasan, aynı zamanda katilin kanlı kılıcını da istemişti. Kılıç getirildiği zaman, onu katile göstermiş: ya İbni Mülcem!... Emirülmüminini bu kılıçla mı öldürdün?... demişti.

 

İbni Mülcem, derin derin içini çekerek: Ya Hasan!... ben bu kılıcı, tam kırk gün biledim ve her bilerken de; bununla son defa olarak halkın en kötüsünün öldürülmesini Allah’tan diledim.... diye cevap vermişti.

 

O zaman, imam Hasan, bu kılıcı eline almış: ya İbni Mülcem!... duan kabul olunmuş... bu kılıç, son defa olarak halkın en kötüsünü öldürecek ve şimdi seni cezana eriştirecek... demiş ve bir vuruşta, İbni Mülcem’in kafasını kesivermişti. Hz.Ali’nin vasiyeti yerine gelmişti. Katil, hiçbir eza ve cefa görmeden, bir darbede kanlar içinde yere serilmişti.

 

İhtirasın (Aşırı-güçlü istek, tutku) nedenleri  

Hz.Ali’nin zehirli bir kılıç darbesiyle ölmesi ve imam Hasan’ın da Kufe’de hilafet mevkiine geçirilmesi, Emevilerin esasen var olan ihtiras ve rakabet ateşlerini birdenbire alevlendirmiş; Şam’da halifelik iddiasında bulunan Muaviye’yi, derhal harekete geçirmişti.

 

Muaviye’nin kapıldığı bu ihtiras, yeni bir şey değildi. Uzun zamandan beri başlayan, sonraları da, İslam unsuru arasında derin, kanlı bir uçurum açan ve milyonlarca suçsuz insanın kılıçlarla, oklarla, kementlerle, zehirlerle ve zindanlarda can vermelerine neden olmuştur

 

Kitap: Kerbela Vakası –Ziya Şakir

Ekleyen: Seyyid Hakkı

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı Ek ve Seyyid Hakkı Can. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...