Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

16-Hükümsüz kalan antlaşma, Emevilerin endişeleri, Ayşe ve Muaviye



Hükümsüz kalan antlaşma

İmam Hasan’ın bu suretle şehit edilmesi ve ortadan çekilmesiyle, Muaviye’nin verdiği ahitname de hükmünü kaybetmişti. Artık, Muaviye hilafet meselesi üzerinde istediği oyunu oynayabilecekti.

 

Ama, Muaviye yine mevkiinden emin değildi. Vakit vakit gözlerinin önünde canlanan dört kişininhayali, ona, ciddi endişeler vermekteydi.

 

Bu dört kişiden biri imam Hüseyin idi. İmam Hasan’ın haince  bir surette zehirlenmesi üzerine, Irak halkının bir kısmı ile hepsi Ehl-i Beyt’e dost olan Horasan ve Türkistan halkı; kalplerindeki bütün sevgiyi imam Hüseyin’e vermişlerdi.

 

Öteki üç kişiye gelince: bunlar da birinci halife Ebu Bekir’in oğlu Abdurrahman ile ikinci halife Ömer’in oğlu Abdullah ve bir de Zübeyr’in oğlu idi. Bu üç kişi de Muaviye’nin hilafetini kabul ve tasdik etmişlerdi. Mekke’ye ve Medine’ye çekilmişler, orada kendilerine birer çevre yaparak sakin ve münzevi bir surette vakit geçirmektelerdi.

 

Ama Muaviye’nin inanışına göre, bunlar üzeri kül tutan birer ateşe benzemektelerdi. Kuvvetli bir rüzgarla, bu kül tabakası birer tehlike teşkil edebilirdi.

 

Muaviye, bu tehlikeli kişileri birer birer yok etmeyi düşünmüş, hatta bazı teşebüslere de girişmişti.

 

Ama, artık Şam  saraylarında düzenlenen cinayetler, Arap kabileleri arasında fene yankılar meydana getirmişti. Muaviye’nin aleyhine bir hoşnutsuzluk cereyanı baş göstermişti. Bununüzerine Muaviye derhal fikrini değiştirmişti. Çünkü onun politikada tek meslek ve ustalığı, her meseleyi, sessiz sedasız haletmek, hiç bir sızıntıya meydan vermemekti.

 

 

Emevilerin endişeleri

Muaviye’nin bütün maksadı, oğlu Yezid’i resmen veliaht tayin etmekti. Ama bu, o kadar kolay bir şey değildi. İmam Hasan’ın ölümünden doğan dedikodular, birdenbire tehlikeli bir cereyan alabilirdi. Bunun için Muaviye, bir süre tereddüt etmiş, ortalığa sükün gelmesini beklemişti.

 

Ama öteki Emevi başkanlar da, başka türlü bir endişe içindelerdi. Günden güne yaşlanan Muaviye, birdenbire ortadan kayboluverirse, Emevi saltanatı göçecek, istikbalden beklenen ümitler yok olup gidecekti.

 

Onun için, Ebu Süfyan’ın gayri meşru oğlu Ziyad ile Mugayre gibi nüfuzlu Emeviler, Muaviye’ye baş vurmuşlar, veliahtlık meselesinin bir an önce hallini istemişlerdi.

 

Muaviye, Mekke ve Medine’ye adamlar göndermiş; halkın çoğu, bu meseleye karşı kayıtsız bulunmaktaydı. Yanlız adları yukarda  sayılı dört kişi, böyle bir şeye şiddetle muhalefet göstermişler: Biz, Muaviye’nin hilafetini tanımıyoruz ki oğlu Yezid’in veliahtlığını kabul edelim. Muaviye’nin bu hareketi, İran Kesra’larını taklit etmektir. Bu ise, bid’attır. (Bid’at: Sonradan uydurma ve fenalık için yapılan icat demektir.). Resulü Ekrem, saltanat kurmayı hiç bir zaman aklından geçirmemiştir.

 

İslamiyet, bir Cumhur’dan ibarettir. Bu da, birçok olaylarla sabittir.  Hal böyle iken, Muaviye kim oluyor da saltanat kurmak ve oğlunu yerine geçirmek istiyor? Muaviye’nin bu hareketi, İslam topluluğuna karşı açık bir ihanettir.

 

Muaviye, bir süre böyle vakit geçirmişti ve bu süre içinde de her tarafa adamlar göndermiş; bol paralar ve vaatlerle, bu dört kişinin taraftarlarını elde etmişti ve artık hiç bir mualefet karşısında kalmıyacağına emin olduktan sonra, harekete geçmişti.

 

Yine Şam saraylarında, politik bir komedyaya karar verilmişti. Her tarafta tellallar bağırmış, halk camiye davet edilmişti.

 

Muaviye’ mimbere çıkmış, uzun bir hutbe irat etmişti ve bu hutbede, birçok uzun sözlerden sonra; «Emirülmüminin olan zatın emirlerine itaat etmek aynen farz» olduğunu söylemişti.

 

Muaviye, hutbesini bitirir bitirmez, kendi müşavirlerinden Dahhak ayağa kalkmış: ya Emirülmüminin!... İslam başkanlığında bulunmak, bir çeşit padişahlıktır. Padişahlara ise, bir veliaht lazımdır... Oğlun Yezid, yiğit ve kerem sahibidir. Halkın saygı ve sevgisini kazanmıştır. Sana bir emri hak vaki olursa, seni aratmayacaktır. Onu veliaht ataman gerekir... demişti.

 

Dahhak’ın bu sözlerine, Muaviye’nin adamlarından birkaç kişi daha katılmıştı. Muaviye ile Yezid’i methü sena ettikten sonra, onlar da Yezid’in veliahtlığını istemişlerdi.

 

Bunlardan sonra, yine Muaviye’nin hareretli taraftarlarından İbni Mukni yerinden fırlamış; belindeki kılıcı sıyırarak başının üstünda sallamış: Ey nas!... Her kim Yezid’in veliahtlığını kabul etmezse, layıkı budur!... diye bağırmıştı.

 

Bu heybetli hitap, halkı yıldırmış; herkes, başını önüne eğmişti. Görülen manzara, Muaviye’nin hoşuna gitmişti. Başını yanındakilere çevirmiş; gülümseyerek: İşte, en büyük hatip budur.... demişti.

 

Bu sırada gözü İbni Ahnef’e ilişmişti. Aralarında şöyle bir konuşma geçmişti: Muaviye: sen niçin, susuyorsun?... Bir şey söylemez misin? deyince, İbni Ahef şöyle cevap verdi: Ne söyliyeyim? Doğru söylesem, senden korkarım; yalan söylesem, senin tanrından korkarım.

 

Sen, oğlun Yezid’i hepimizden iyi bilirsin. Ona biat etmeye Hakkın rızası olacağını aklın kesiyorsa, hiç kimse ile meşveret etmeden onu veliaht tayin et. Bizim söyliyeceğimiz bir şey varsa, o da şudır: Dinledik ve itaat ettik.

 

Yezid’in veliahtlığı böylece kabul edilmişti. Ama halkın zeki ve aydın kısmı, kalplerinde derin bir acı ve üzüntü hissetmişlerdi. Hatta bazı şairler, Yezid aleyhinde birtakım hicivler söylemişlerdi.

 

Muaviye, dedikoduların önünü almak için yine bir plan düzenlemişti. Halkın gözlerini kamaştırmak maksadıyle yeni veliaht Yezid’i, muhteşem bir alayla Mekke’ye göndermişti.

 

Yezid, haccetmiş ve halka avuç avuç altın serpmişti ve bu altınların çınlayan sadaları, bütün kalpleri büyüleyecek dedikodular da sona ermişti.

 

Ama yukarıda adlarını yazdığımız dört kişiden Ebu Bekir oğlu Abdurrahman, bu hali hazmedememişti. Medine’de mimbere çıkarak Yezid’in veliahtlığı aleyhinde şiddetli tenkitlere girişmişti.

 

İmam Hasan’ı zehirletmesine mükafat olarak, Medine valiliğine atanan Mervan derhal mescide koşmuş, Abdurrahman’ı mimberinden indirmişti. Aralarında şiddetli mücadele baş göstermişti.

 

Halkın bazıları Ayşe’nin evine koşmuşlar; olayı haber vermişlerdi. Ayşe, derhal adamlarını toplayarak kardeşi Abdurrahman’ı kurtarmaya gelmişti.

 

Mervan, Ayşe’yi görür görmez, telaş etmişti. Koşarak onun önüne gitmiş: Ya Ayşe!... Sen, Resulü Ekrem’e zevcelik ettin. Hiç şüphesiz, her işte doğru söylersin. Emirülmümine itaat farz değil mi? demişti.

 

Ayşe, Mervan’ın bu sözlerine büsbütün kızmıştı. Halk karşısında Abdurrahman’ın hakarete uğraması, Ayşe’nin fena halde güçüne gitmişti. Onun için derhal Mervan’ın üzerine atılmış: Sen kim oluyorsun?... Sen kim oluyorun ki, Ebu Bekir’in oğluna ve benim kardeşime hakarette bulunuyorsun? Ya melün!... Resulü Ekrem, seni ve senin babanı tel’in etti. Buna, ben şahidim. Sen, kentten kovulmuş olan bir adamsın... diye bağırmıştı.

 

Mervan şaşırmıştı. Söyleyecek söz bulamamıştı. Derhal mescitten çıkarak evine gitmişti. Olayı bir mektupla Muaviye’ye bildirmişti.

 

 

Ayşe ve Muaviye

Muaviye artık kendisine karşı olanları yeneceğinden emindi. Meseleyi yerinde halletmek için yanına üç bin kişi almış, Medine’ye gelmişti.

 

Mervan’ın teşvikiyle bütün Medine halkı, Muaviye’yi karşılamıştı. Mescitte parlak bir surette biatı yenileme töreni yapılmıştı.

 

Halkın gösterdiği bu iyi karşılayıştan mağrur olan Muaviye, mimbere çıkmış, bir hutbe söylemişti. Bu hutbenin sonunda: Oğlum Yezid’e biat etmeyenler, layık oldukları akıbeti beklesinler!... demişti.

 

Ayşe, bu sözleri haber alır almaz, derhal Muaviye’ye gitmiş: Ya Muaviye!... Sen bir hutbe söylemiş ve oğlun Yezid’in veliahtlığını kabul etmeyenleri tehdit etmiştin. Bu sözlerin, akıllı sözü değildir. Önce şunu iyi bil ki, sen hilafeti gesbettin. Bu uğurda işlediğin birçok cinayetlerden birine de kardeşim Mehmed kurban gitti. Sen onu Mısır’da katlettirdin ve cesedini de ateşler arasında erittidin....

 

Bu yetmedi mi ki, şimdi de buraya gelmiş; öteki kardeşim Abdurrahman’ı hapis ve katil ile tehdit edersin?... Şu anda, senin yakandan yapışsam, «Kısas isterim» diye bağırsam... Kardeşimin kanını almak için seni öldürmeye kalkışsam, bana kim engel olabilir? demişti.

 

Bu sözler, hem Muaviye’ye hem de onun yanındakilere fena bir ürküntü vermişti. Muaviye’ derhal yumuşamış ve: Ya Ayşe! Sakin ol, kerdeşin Mehmet’i öldürmeyi emretmedim. Mehmet, Mısır valisine karşı geldi, o da tutup kendisini öldürdü. Ya Ayşe! Sen beni kısas etmek istersin. Halbuki ben, şimdi Medine-i Resulullahta bulunuyorum, burada herkes amandadır, kimse Medine’de öldürülemez. Sertliği bırakınız da sizinle tatlı tatlı konuşalım!... demişti.

 

Ayşe’nin öfkesi kolayca geçmemişti: Mademki burada kimse öldürülemez; o halde, senin adamların, benim kardeşimi, ne cüretle hapis veya ölümle tehdit ederler?... Ya sen, buraya maiyetinde üç bin atlı ile niçin geldin? Burada sana muhalefet gösteren olursa, onu öldürtmeyecek misin? diye karşılık vermişti.

 

Ayşe, Muaviye’ye daha birkaç acı söz söyledikten sonra, tehditlerine devam etmişti: Ya Muaviye!... Bak, sana kesin olarak söylüyorum: kardeşim Abdurrahman’a, Resulü Ekrem’in torunu Hüseyin’e, Ömer’in oğlu Abdullah’a ve benim kardeşimin oğlu Abdullah ibni Zübeyr’e en küçük bir harekete kastedersen, karşında beni bulacaksın.

 

Sen ve herkes, şunu iyice bilmelidir ki, bu dört kişiden hangisine bir fenalık gelirse, Resulü Ekrem’in üzerine yemin ediyorum ki, onu sağ komam. Çünkü onlar, gözbebeklerimden daha aziz ve kıymetlidirler....

 

Bu tehdit karşısında, Muaviye’nin kalbine bir ürküntü gelmişti. Bu dört kişiye Yezid’in veliahtlığını tasdik ettirmezse, şimdiye kadar yaptığı fedakarlıklar boşa gidecek; başka yerlerde de yeniden muhalefet baş gösterecekti.

 

Onun için, Muaviye, Ayşe’yi iknaa girişmiş: Ya Ayşe!... Bu hususta ben de seninle beraberim. Emin ol ki, ben sağ kaldıkça onlardan birinin bir kılına hata gelmez....

 

Ancak şu var ki, İslam hükümetini sertlik ve arabozuculuktan korumak için bütün ülema ve rüesanın oylarıyle oğlum Yezid’i, veliaht tayin ettim. Maşrıktan Mağrıba kadar bütün müslümanlar bu emre itaat ettiler. halbuki bu dört kişi, muhalefet gösterdiler. Sen ki, Resulü Ekrem’in o kadar sevdiği ve inandığı pakize bir zevcesin. Bunların bu itirazları doğru mudur? Hak rızası içinsen söyle. Ben de, bu dört kişinin kıymetlerini takdir ederim. Kendilerine yumuşaklıkla muamele etmek isterim. Lakin onlar, sertlik gösterirler. Madem bana barış ve müsalemet tavsiye ediyorsun; şu halde sen de bu meseleye bir çare bul... demişti.

 

Bu sözler Ayşe’yi biraz yatıştırabilmişti: Pekala... Sen onlara şiddet gösterme... Ümit ederim zaman geçtikçe onlar da itiraz muhalefeti bırakacaklar. Yezid’in veliahtlığına karışmayacaklar... diye cevap vermişti.

 

Kitap: Kerbela Vakası –Ziya Şakir

Ekleyen: Seyyid Hakkı

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı(uludivan.de) önerelim-yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı–Ehlibeyt Evladıyız ve Şah Haydar => YouTube Kanalımız: Seyyid Hakkı-Yolumuz Ehlibeyt yolu(YediDeryaSohbeti62) Aşk ile, Can ile canlar...