Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

37- Ali Ekber, Ali Asgar, imam Hüseyin’in şahadeti



Ali Ekber

İmam Hüseyin’in büyük oğlu Ali Ekber, henüz on sekiz yaşında bir gençti. Babasının karşısına dikilmişti: Ya baba!... Benden başka eli silah tutan kalmadı. Sıra benim... diyerek babasından müsade almış ve derhal atına atlayarak, düşman saflarına ilerlemiş: Ey Allah’ın korkmaz, Resulü Ekreminden haya etmez insanlar!... Babamın yanında bir tek ben kaldım. Bari, beni de öldürünüz de, babamın felaketini görmeyeyim... diye seslenmişti.

 

Ali Ekber’in yas ve acıyla söylediği bu sözler, düşmanlar üzerinde bile, etki meydana getirmişti. Hiç kimse, onunla çarpışmaya çıkmak istememişti.

 

Ömer’in teşvik ve tekdirleri mübarizler üzerinde etki göstermiyordu. O zaman Ömer, muhariplerden Tarık bin Şeyt’e seslenmiş: Hüseyin’in oğlunu öldürürsen, seni Musul valisi yaparım, demişti.

 

Tarık, Musul valiliğini işitince, atını meydana sürmüş ve Ali Ekber’in karşısına geçerek, kendi adını, sanını, soyunu, sopunu birer birer saymaya başlamıştı.

 

Tarık’ın gururla söylediği bu sözleri işitince, Ali Ekber de: Beni, bilenler bilir, bilmeyenler de bilmelidir ki; ben, Muhammed Resulullahın torunu, Ali Murtaza’nın oğlu Hüseyin’in oğluyum. Benim büyük anam Hatice-tül Kübra’nın kızı, fatime-tüz Zehra’dır. Benim dedem, babam, dünyanın en hayırlı ve kahraman adamlarıdır.... sözleriyle başlayan uzun bir recez okumuştu.

 

Ali Ekber sözünü bitirir bitirmez, Tarık ona saldırmıştı.

 

Ali Ekber, onun saldırısını savdıktan sonra, karşı saldırıya geçmiş ve onu atından devirmişti. Ömer’in gönderdiği bir kaç mübarizi daha devirdikten sonra, çadırlara dönerek babası, annesi ve akrabalarıyle son bir veda yapmak istemişti.

 

İmam Hüseyin, oğlunun geldiğini görünce, onu karşılamış: Oğlum, son bir diyeceğin var mı? demiş; o da, kollarını babasının boynuna dolayarak: babacığım, susuzluk beni öldürecek... cevabını vermişti.

 

İmam Hüseyin, önce yüzüğünü, Ali Ekber’in ağzına koymuş, onu emmesini söylemişti. Sonra da kendi dilini oğlunun ağzına koymuştu.

 

Ali Ekber, babasının dilini ağzına alınca, onun kendi dilinden daha kuru olduğunu görmüş ve yeniden meydana dönmek istemişti. Ali Ekber’in etrafını alan kadınların feryadı yükselirken o, atına atlamış; acıklı manzaradan uzaklaşmıştı.

 

Ali Ekber, bir taraftan susuzluktan, bir yandan da aldığı yaralardan büyük bir acı içindeydi. Biran önce ölmek ve bu dayanılmaz acıdan kurtulmak için, tekrar düşman üzerine hücum etmmişti. Ömer’in, büyük para vaatleriyle harekete geçen muhafızları, zavalı Eli Ekber’i parçalayıvermişlerdi.

 

 

Ali Asgar

İmam Hüseyin, Ali Ekber’in, parça parça cesedini çadırlara götürdükten sonra, atına binmiş, ağır ağır Zülcenah’ı düşman saflarına sürmeye başlamıştı.

 

İmam Hüseyin, Ali Ekber’den başka kimsenin kalmadığını, ölüm sırasının kendisine geldiğini görmüştü. O, tarihin kendisine hiç bir suç bulmaması için, son görevini yapmak istedi. Yezid’e biat etmediği için, kendisine asi (Başkaldırıcı) diyorlardı. Etrafındaki erkekler eli silah tutan insanlardı. İleride tarihi yanlış bir muhakemeden kurtarmak için, bir yaşındaki oğlunu da kurban vermeye karar verdi ve meydanın ortasına gelince, atının dizginini çekti, eteğinin altına alarak meydana götürdüğü Ali Asgar’ı sağ eliyle kaldırdıktan sonra, dedi ki: Halifeniz Yezid’e biat etmediğim için, benim kanımı helal biliyorsunuz. Ama bu, bir yaşındaki çocuk suçsuzdur. Özelikle sizin Peygamberinizin torunudur. Ona olsun acıyınız ve bir yudum su veriniz.

 

Sabahtan beri geçen olaylar, askerin maneviyetını sarsmıştı. Her biri birer valilik, birer mansıp (Makam, yüksek memuriyet) almak ameliyle oraya gelen komutanlarla, onların yakın adamlarından başka, hiç bir askerin bu halden hoşnut olmadığı görülüyordu. Hele imam Hüseyin’in şu hareketi; asker üzerinde pek fena bir etki yapmıştı. Bunu gören Ömer, yanında duran ve en usta nişancılarından sayılan Harmele’ye döndü: Ya harmele;... Hüseyin’i sustur.... emrini verdi.

 

Harmele’nin, yayına sıkıştırdığı bir okun, vızıldayışı duyuldu. İmam Hüseyin’in eli üzerinde tuttuğu Ali Asgar’ın başı kaymış beyaz boynu meydana çıkmıştı. Harmele, buraya nişan almış ve oku bu minmini boynu; bir taraftan öbür tarafa delmişti. İmam Hüseyin, Ali Asgar’ın da bu suretle öldürüldüğünü görünce: İnna lillah ve inna ilahi racıün... diyerek çadırlara dönmüştü.

 

 

imam Hüseyin’in şahadeti

imam Hüseyin, Ehl-i Beyt’ini etrafına topladı: Sıra bana geldi. sonunda ben de ecel şerbetini içmeye gidiyorum ve sizden de şunu rica ediyorum: Mümkün olduğu kadar üzülmemeye ve düşmanları güldürmemeye çalışın. Sağ kalan tek oğlum Ali Zeynel Abbidin’i ölümden kurtarmak için ne mümkünse yapın... diye vasiyet ettikten sonra, herkesle ayrı ayrı helallaştı.

 

İmam Hüseyin, kılıcını aldı. Atına binerek, görenlere hayret veren bir sükün ve vakar (ağırbaşlılık) ile ölüm meydanına geldi. ömer’in karargahına karşı durarak, Ceddi Muhammed ile babası Ali hakkında söylemiş olan bir recezi okumaya başladı.

 

Bu sırada, en hareretli Emevi taraftarları, Ömer’in yanında toplanmışlardı. İmam Hüseyin’in okuduğu recezin asker üzerinde yapacağı etkiden çekiniyorlar; onu bir an önce öldürmek için çare düşünüyorlardı.

 

İmam Hüseyin, okuduğu recezi bitirmişti. Atının üzengilleri üzerinde dikilerek: Ey Muhammed’in ümmetiyim, diyenler!... Onun, henüz ana sütü emen son torununu da şimdi kucağımda şehit ettiniz. Allah’ın ve Resulün laneti sizin emiriniz İbni Ziyad’ın ve efndiniz Yezid’in üzerine olsun.... Gidin, efendinize söyleyin; «Ali’nin oğlu Hüseyin, sana biat etmemek için, en sevgililerini feda etti. Kendisi de güle güle ölümü  tercih etti ve bir gün gelip Ehl-i Beyt’in katillerinden ayrı ayrı intikam alınacağını söyledi, deyin...» dedi.

 

İmam Hüseyin’in bu sözleri üzerine Şimr, meydana çıktı: Ey Fatime’nin oğlu; bizden nasıl intikam alacağını söylermisin?... diyerek alaylı karışık bir soru sordu. Maksadı, imam Hüseyin’i mahçup etmekti.

 

İmam Hüseyin: Ey İbni Ziyad’ın köleleri... Allah, içinize anlaşmazlık sokacak ve sizi birbirinize düşürecek.... Hepiniz de, efendilerinizle beraber; aşağılık şekilde can vereceksiniz.... cevabını verdi.

 

Şimr, imam Hüseyin’in bu sözlerine cevap bulamamış ve geri çekilmişti. İmam Hüseyin: Artık size başka sözüm kalmadı. İçinizde beni öldürmek isteyen varsa, işte meydan.... karşıma çıkın!... dedi.

 

Mübarizler arasında hiç kimse yerinden kımıldamaya çesaret edememişti. Yanlız Ömer’in başına toplanmış olanlar arasında bir hareket görüldü. Ömer: Hüseyin, üç günden beri susuzdur. Kımıldayacak gücü kalmamıştır.... demiş ve etrafındakileri cesaretlendirmek istemişti.

 

Bu sözden cesaret alan Temim, meydana gelerek, imam Hüseyin’e hamle etti. İmam Hüseyin, Temim’in bu hamlesini savdıktan sonra, «Allah-u Ekber» (Allah uludur, yücedir) diyerek, Temim’e hamle etmişti.

 

Askerler arasında bulunan eski muharipler (Savaşcılar): İşte, Ali’nin hamlesi... diye mırıldanmışlardı. Temim; imam Hüseyin’in üçüncü hamlesinde, kanlar içinde yere yuvarlanmıştı. Onun intikamını almak için Zeyd adında bir mübariz ortaya atılmıştı. İmam Hüseyin, kılıçla onun da kalkanını paralatmış; atının bir gögüs darbesiyle Zeyd’i de yere çalmıştı. Bundan sonra, imam Hüseyin’in karşısına gelmeye kimse cesaret edemiyordu. İmam Hüseyin, bir süre meydanda bekledikten sonra, karşısına kimsenin gelmediğini görmüş, atının başını Fırat kıyılarına çevirerek, sürmeye başlamıştı.

 

Ömer’in emriyle, komutanlarından Şimr, Nemir’in oğlu Hasin, Sinan Şebel, kendi adamlarıyle imam Hüseyin’in önüne atılmışlardı. Ama imam Ali’nin cesur oğlu imam Hüseyin, şiddetli bir hamle ile düşman safını yarmış; nehrin kıyısına varmıştı. Şimr, imam Hüseyin’in son nefesinde bile su içmemesi için; bir hile düşünmüş ve imam Hüseyin’in çadırlarına hücum emrini vermişti. Bir ynadan da: Ya Hüseyin!... Çadırlarını bastılar, feryadını yükseltmişti.

 

İmam Hüseyin, bunu duyunca: Ey namertler!... Sizden din imandan eser yoksa; erkeklik gayreti de yok mudur? daha ben sağken, kadınlara neden saldırıyorsunuz demiş ve bu sözleriyle askerin, o tarafa hücumunu men etmişti.

 

İmam Hüseyin, su almaktan vaz geçmiş; yine meydana dönmüştü. Vakit ikindiye yaklaşıyordu. İmam Hüseyin meydanda geziyor, askerin hiç birisi ona ne saldırmaya, ne de uzaktan ok atmaya cesaret edemiyordu. Herkes, bu işi başkası yapsın diye bakıp duruyordu. Askerin maneviyatının sarsıldığını gören Ömer Sa’d; yanında duran Harmele’ye: ne duruyorsunuz?...  ilk oku sen at, demişse de; Harmele de tereddüt göstermişti.

 

Ömer Sa’d, onu gayrete getirmek için: Ya Harmele!... Bir yaşındaki çocukları öldürmekten çekinmiyor da, Hüseyin’e ok atmaktan mı korkuyorsun? demesiyle, bu sözler Harmele’ye dokunduğundan, okunu yayına yerleştirmiş ve imam Hüseyin’in başına nişan almıştı. Ondan soraki oklar da onun vücuduna saplanmışlardı. Şimr’in de kendi maiyetindekilere: Ne duruyorsunuz?... Saldırın!... emrini vermesiyle adamlar, imam Hüseyin’in üzerine saldırdılar.

 

Şerik bin Zur’ onun sol eline, başka birisi de sağ omuzuna birer kılıç vurmuş; Sinan bin Enes de arkadan indirdiği bir mızrakla onu atından düşürmüştü. Sinan’ın arka taraftan soktuğu bu mızrak, imam Hüseyin’in vücudunu delerek, gögsünden çıkmıştı. Şimdi, dünyanın en vahşi ve en tüyler üpretici bir faciası başlamıştı. Her taraftan inen darbelerin etkisiyle imam Hüseyin’in, bitap ve takatsız yere yuvarlanmıştı.

 

Sinan, orada bulunan Havle bin Yezid’e imam Hüseyin’in başını kesmesini emretmiş; Havle de, elleri titrediği için, bu işi yapamadan geri çekilmişti. Sinan’ın emriyle, başka birisi hancerini imam Hüseyin’in üzerine kaldırmış, imam Hüseyin gülümseyerek: Benim katilim sen değilsin.... demesiyle o da geri çekilmişti. Bunun üzerine Şimr, hançerini onun gıtlağına dayamıştı.

 

İmam Hüseyin: İşte benim katilim... işte ceddim Muhammed’in söylediği ebres adam, demiş ve Şimr’e: haydi, ne duruyorsun kes! Tam, ceddim Muhammed’in öptüğü yerden kesiyorsun, demişti.

 

Şimr’in de maneviyetı sarsılmıştı. Oradan ayrılmayı da kibrine yediremiyordu. İmam Hüseyin’in gözlerini görmemek için O’nu yüzükoyun çevirmiş ve başını arkadan kesmişti.

 

İmam Hüseyin ile evlatları, kardeşleri ve sadık ashabı, öyle bir ayda şehit edilmişti ki, o aya Araplar arasında Şehri Haram (Muhterem ay) diyorlardı. Cahiliyet devrinden beri bu ayda savaşanlar, mücadelerden ve saireden (hareketler) sakınırlardı. Özelikle o gün Cuma akşamı idi. Cuma akşamı; müslüman ve müminlerin ibadet günü idi.

 

O gün de, düşmanlar birbirlerine düşmanlık etmezler; Allah’ın ve Peygamberin rızasını alacak hareketlerden başka, hiç bir işe girişmezlerdi.ne hazin ve ne ibrete şayandır ki, böyle bir günde: bütün İslam dünyasının, Resulü Ekrem’in Peygamberini tasdik ederek: “Allah size adalet ve ihsan emrediyor. Yani adaletten ayrılmamanızı; daima merhamet, şefkat ve ihsan ile hareket etmenizi; yakın ve uzak akrabalarınıza  ve bütün müminlere iyilik etmenizi emrediyor. Zulmetmekten, fena işler işlemekten, kötü şeylerden sakınmanızı emrediyor. Size öğüt ediyor ki; (Siz bunları bilesiniz)” diye feryat ederken; Kerbela çöllerinde de tarihin en hazin ve en tüyler ürpertici bir cinayeti işlemişti.

 

O derece büyük tekrim ve saygı göstermiş olan Hz.Muhammed’in en sevgili torunu da dahil olmak üzere, yetmiş iki can, kanlar içinde yerlere serilmişti.

 

Kitap: Kerbela Vakası –Ziya Şakir

Ekleyen: Seyyid Hakkı

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı Ek ve Seyyid Hakkı Can. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...