Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

Ensvane kadın, Mervan, Muaviye’nin cinayet ortakları, Korkunç teklif



Ensvane kadın

Medine’nin kenar mahlelerinden birinde, sazlardan yapılmış küçük bir kulübe içinde oturan Ensvane adında geçkin bir kadın vardı.

 

Bı kadın, gençliğinde birtakım adamlarla bin bir macera hayatı yaşamış ve yaşlandığı için, bu gibilerin iltifatından yoksun kalmıştı.

 

Sefil bir hale gelen ve günlerce midesinin ıstırabıyla inleyen bu kadın, sonunda birer avuç hurma karşılığında Medine evlerinde seyyar hizmetçiliğe başlamıştı ve yolunu bularak, imam Hasan’ın evine girmeyi de başarmıştı.

 

Bir sabah ensvane, henüz uykudan uyanmıştı... O gün de, kimlerin evlerine ne gibi işler göreceğini tasarlarken, kulübenin kapısı önünde bir erkek sesi: Ensvane... ya Ensvane!... diye bağırmıştı. Ensvane, derhalyerinden fırlamış, kapıyı açmış, bedevi kıyafetinde bir adamla karşılaşmıştı. O, önce bu adamı tanıyamamıştı. Çünkü, bu adam, kefiyesinin ucuyle yüzünün alt kısmını kapatmıştı. Onun için: Ya bedevi.... ne istiyorsun?... diye sormuştu.

 

Mervan

Ama bedevi cevap vermeden önce, Ensvane’yi iterek, kulübeye girmiş, yüzünü kapayan kefiyenin ucunu açmış: Nasıl... şimdi beni tanıdın mı, Ensvane? Seninle biraz görüşmek istiyorum... diye mırıldanmıştı.

 

Ensvane, büyük bir hayretle sarsılmış: Hey Allahım!... sen ha... Mervan... yıllar geçtikten sonra seni, karşımda görmek... diye bağırmıştı.

 

Mervan, sırtındaki deve yününden örülmüş maşlahı çıkarmış, bir tarafa atmış ve kadınla konuşmaya başlamıştı:

→Demek, beni unutmadın, Ensvane?

→Seni unutmak mı? bu, nasıl olur?... Hayatımın ilk günahımı seninle işledim... işte o günden beri de onun azap ve cezasını çekmekteyim.

→Niçin?

→Niçin olacak?... Beni baştan çıkardıktan ve bana o ilk günahı işlettikten sonra, belime bir tekme vurdun; beni derin bir çamuruniçine yuvarladın.. Belde de bana iğrenç bir ad kazandırdın.. Dünya mutluluğundan yoksun bıraktın.... İşte, bak!... görüyorsun ya, şu sefaletimi?... bunun başlıca sebebi sensin....

 

Mervan, teklifsizce bir köşeye oturmuş; Ensvane’nin söylediği bu acı sözlere karşı hissiz bir şekilde gülmeye başlamıştı.

 

Ya Ensvane!... hakkın var, vaktiyle ben sana uğursuzluk getirmiştim. Ama, işte bugün de mutluluk getiriyorum.... diye mırıldanmıştı.

 

Ama, kadın, başını sallayıp ellerini Mervan’a doğru uzatmıştı, şöyle konuştular:

→Senden bana değil, kimseye mutluluk gelmez!...

→Niçin?...

→Niçin mi?... çünkü sen... melun bir adamsın!...

→Melun mu?...

→Evet... Bunu bütün Medine halkı bilir... sen doğduğun zaman, bedenin adeti olmak üzere, baban Hakem, seni almış... doğrucaResul-ü Ekrem’e götürmüş... «Ya Resulullah!... benim oğluma da dua et» demiş. Ama Resul-ü Ekrem, seni görünce: «Bu nasıl çocuk? Yüzünde mel’anet (kötülük) akıyor...» demiş.

 

Ensvane’nin bu sözlerinden, Mervan’ın simsiyah ve dört köşe cehresi, bembeyaz olmuş; bütün vucudu buz kesilmişti. Ama o, metanetinin sarsıldığını göstermemek için, dudaklarındaki gülümsemesini genişleterek cevap vermişti: Ben, bunun aksini ispat edeceğim... Vaktiyle sana uğursuzluk getirmeme karşılık, işte bugün de mutluluk getiriyorum. Al bakalım, şunu...

 

Mervan, bu sözleri söylerken, koynunda çıkardığı meşin bir keseyi Ensvane’nin önüne atmış; kese, şakırdayarak onun ayaklarının dibine yuvarlanmıştı. Hayatında beş dirhemlik para bile bir arada görmemiş olan kadın, hemen kesenin üstüne atılmış, onu yerden kaparak gögsüne bastırmış: Ne çok para... buna malik olan, her halde mutlu olur.... diye bağırmıştı.

 

Mervan, dudaklarındaki gülümsemeyimuhafaza ederek, birkaç saniye gözlerini Ensvane’nin gözlerine dikmiş ve sonra şöyle söylemişti:

→İşte!... kendinde itiraf ediyorsun, bu sefer sana mutluluk getirdim.

→Bu para benim mi?...

→Evet...

→Hepsi benim mi?....

→Bu, bir şey değil... eğer istersen, bu kese gibi beş kese paraya daha malik olabilirsin...

→İnanmıyorum, Mervan... bir ruya gördüğümü sanıyorum.

→hayır, Ensvane.... rüya görmüyorsun... tam anlamıyla bir gerçek karşısında bulunuyorsun....

 

Muaviye’nin cinayet ortakları

 Ensvane, keseyi daha kuvvetle gögsünde sıkıyor ve mırıldanıyordu: Bu para, ölünceye kadar beni açlıktan kurtarmaya yeter; ya Mervan!... bu parayı gerçekten bana veriyorsun, sana söylediğim acı sözlerin hepsini geri alıyorum....

 

→Ya Ensvane!... mutluluğa kavuşmak ve felakete uğramak... bunlar, biraz da insanların kendi elindedir... Ben, bana söylediğin acı sözleri, affediyorum ve şimdi, sana soruyorum: Bu paranın üç, beş, hatta on katını kazanmak ister misin?...

 

→Ya Mervan!... vaktiyle beni ilk günaha sürüklediğin gibi, bu günde aklımı başımdan alıp beni deli etmeye mi geldin?

 

→Hayır, Ensvane... sana hiç bir kastım yok... ben, sadece sana bir iyilik etmeye geldim. Yanlız şu var ki...bu iyilik karşılığında senden bir hizmet isteyeceğim....

 

→Benden bir hizmet mi?... şu halde sen çıldırmışsın, Mervan!...

 

→Niçin?...

 

→Benim koca bir günlük hizmetimin karşılığı, ancak bir avuç hurmadır.. beş yüz yıllık ömrüm olsa ve bu beş yüz yılı da sana hizmete ayırsam, gene bu paranın karşılığını ödeyemem...

 

→Hayır... hayır... senden beklediğim hizmet, büsbütün başka... öyle, yıllarca hizmete ihtiyaç yok. Ancak beş, on dakikalık bir iş...

 

→Hey Allahım! Aklımı sana amenet ediyorum... beş, on dakikalık hizmet için bir kese dolusu para?... bu, hiç inanılır şey mi?...

 

→Gel şuraya, karşıma oturda sana anlatayım. Ensvane, keseyi koynuna sokmuş, Mervan’ın karşısına oturmuştu...

 

Mervan ciddi bir durum alıp sesini hafifleterek sormuştu:

→Her gün, birçok evlere girip çıkıyorsun, değil mi?

→Evet...

→Bunlar arasında, tabii Hasan’ın evine de uğrarsın. Orada da bazı işler yaparsın?...

→Hangi Hasan’ın?...

→Canım... imam-ı Ali’nin oğlu... Sabık halife...

→Haftada iki, üç  gün oraya da uğrarım, yarın gidip çamaşırlarını yıkayacaktım...

→Ala... şu halde, Hasan’ın zevcesiyle görüşürsün, değil mi?...

→Tabii...

→Sanırım, bunlardan Eş’as’ın kızı Cude ile iyi görüşürsün...

→Zaten beni işe çağıran odur.... zavalı kadın, bana, hem iş gördürür, hem de derdini yanar.

→Derdini mi yanar?....

→Evet... Hasan’ın zevcesi Cude kadının bayağı derdi var....

→Çok ala... şu halde, senin işin çok kolaylaşıyor Ensvane:

→Hangi işim?...

→Dur, şimdi söyliyeceğim... Fakat, o işi söylemeden önce seni uyarayorum: sana sağlıyacağım servetin yanında, bir de şu hançer var... söyle bakalım, o serveti mi tercih edersin, yoksa bu hançeri mi?....

 

Korkunç teklif

Ensvane, Mervan’ın hançerli elini itmişti: Hançer düşmanlarımın bağrına girsin. Bu yaştan sonra, bana gereken, servettir.

 

→Şu halde, sana teklif edeceğim işi, ister kabul et; ister kabul etme... ama bundan kimseye bahsettiğin taktirde, bu hançeri kendi bağrında bil...

 

→Allah göstermesin; Mervan... Ben o kadar budala bir insan değilim. Söyle, hiç çekinmeden söyle. Ne teklif edeceksin?...

 

→Kıyafetime bakma... Ben, doğruca Şam’dan geliyorum.

→Ya!...

→Hem de halifenin emriyle hareket ediyorum.

→Allah, Allah... Öyleyse sen önemli bir adam olmuşsun, Mervan.

→Teklifimi kabul edecek olursan, sen de benim gibi olacaksın.... kim bilir? Belki de Şam saraylarının serin ve cennet gibi bahçelerinde yaşayacaksın...

→Meraktan çatlıyorum, Mervan.... çabuk söyle: Benden ne hizmet bekliyorsun?...

→Senden beklediğim hizmet, gayet kısa... Cude’yi kandıracaksın. Hasan’ın vücudunu ortadan kaldıracaksın.

 

Ensvane sarsılmıştı. Vücudunu biraz geri çekerek, dik ve sabit bir nazarla Mervan’ın yüzüne bakmıştı ve birkaç saniye sustuktan sonra: Hasan’ı mı?...

→Evet...

→yani... Tanrı’nın Aslanı Ali’nin oğlu... resul-ü Ekrem’in sevgili torunu Hasan’ın, öyle mi?

→Evet...

 

Ensvane, biraz gerilemişti ve başını iki tarafa sallıyarak sözüne devam etmişti: Ya Mervan!... böyle bir cinayeti işlemeye kim cesaret edebilir?..

→Hasan’ın eşi Cude. Bu kadın, kocasına karşı kinlenmiştir. Kocasına kinlenen bir kadın ise intikama haristir.

→Çok güç... çok zor... Çok tehlikeli bir teşebbüs...

→Evet, ama... bu işin sonunda kazanılacak serveti de düşün...

 

Ensvane, gözlerini o yoksul kulübenin bir köşesine dikmişti. Uzunca süren bir nefis mücadelesi geçirmişti ve sonra, başını Mervan’a çevirerek: Pekala, kabul ediyorum. Bugünden itibaren işe başlıyacağım.... demişti.

 

Kitap: Kerbela Vakası –Ziya Şakir

Ekleyen: Seyyid Hakkı

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı(uludivan.de) önerelim-yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı–Ehlibeyt Evladıyız ve Şah Haydar => YouTube Kanalımız: Seyyid Hakkı-Yolumuz Ehlibeyt yolu(YediDeryaSohbeti62) Aşk ile, Can ile canlar...