Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

20- Abdullah Abbas ve Abdullah Ömer’in Başvurmaları, Müslim ibni Akiyl, Şam’da verilen karar



Abdullah Abbas ve Abdullah Ömer’in Başvurmaları

(Abdullah Abbas, Peygamberin amcası Abbas’ın oğludur. abdullah Ömer, ikinci halife Ömer’in oğludur.)

 

İmam Hüseyin’in bu kararını duyan Abdullah Abbas, O’nu ziyarete gelmişti. Bunlar konuşurlarken, Abdullah Ömer de geldi ve imam Hüseyin’e: Ya Hüseyin!... Kufelilerin Ehl-i Beyt’e yakınlıkları fenalıkları bilmez değilsin... Onlar, baban Ali’ye ve kardeşin Hasan’a nasıl vefasızlık ettiler, elbette unutmamışındır. Seni davetlerine ve sana yardım edeceklerine önem vermemelisin!.... demiş ve imam Hüseyin’le aralarında şu sözler geçmişti:

 

→Ya Abdullah!... sen benim hakkımda ne düşünüyorsun?...

 

→Ben, senin hakkında daima iyilikten başka bir şey düşünmem. Sen, ceddin Resulullahın Ravzası bulunan Medine’ye dönmelisin. Medineliler, sana yardım etmekten çekinmezler.

 

→Ben Medine’de evimde oturmuş, hiç bir şeye karışmadığım halde, Yezid’in memurları beni tazik ettiler. yezid’e biat için bana cebir ve tehditte bulundular. Şimdi, Medine’ye gider, evimde oturur ve hiç bir şeye karışmasam bile, yine beni kendi halime bırakmazlar. Bir yerde gizlensem. Beni arar, bulurlar ve Yezid’e biat etmek için ölümle tehdit ederler. Ya Abdullah!... benim, Yezid’e biat etmemi doğru bulur musun? demişti.

 

→Abdullah Ömer de: Haşa... Sizin gibi yüksek ahlaka sahip bir zatın, Yezid gibi bir fasık ve facire biat etmesini asla teklif edemem..... demişti.

 

Abdullah Ömer, gittikten sonra, imam Hüseyin, Abdullah Abbas’a: Ya İbni Abbas, sen ne dersin, bir toplum hakkında ki; onlar beni doğduğum yerde ve akrabalarımın arasından sürüp çıkardılar, ceddeim Resullah’ın ziyaretinden beni yoksun ettiler ve beni öldürmek istediler. Benim ise bir yerde karar edecek halim yok.... Halbuki ben, kimseye fenalık etmemiş; hiç bir şeye karışmamış, kendi evimde oturmuştum.

 

→Ya Hüseyin!... Sen, insanların en iyisinin oğlusun. Senden uzaklaşanlar, hayatta nasip almazlar. Sana yardım edenlerse, borçlarını eda etmiş olurlar.

 

İama Hüseyin, İbni Abbas’ın bu sözlerini duyunca: Ya Rabbi!... Sen tanık ol... demiş! İbni Abbas da: Canım sana feda olsun. Senin bu senin bu sözlerinden anlıyorum ki, kendi şahadetini bana anlatmak istiyorsun ve benden yardım diliyorsun. Allah’a yemin ederim ki, senin önünde ölünceye kadar kılıç vursam ve ellerim de kesilmiş olsa; yine borcumu eda etmemiş olurum... demişti.

 

İbni Abbas, imam Hüseyin’in Kufelilerin çağrısına gitmeye karar verdiğini anlamıştı.

 

 

Müslim ibni Akiyl

 

Müslim, imam Hüseyin’den mektubu aldıktan sonra, yürük bir hecin devesine binerek bir sabah erkenden Kufe’ye hareket etmiş; fakat, akşama doğru tekrar Mekke’ye dönmüştü.

 

O’nu karşısında gören imam Hüseyin: Ya Müslim!... Niçin geri döndün?... demişti.

 

Müslim: Ya Hüseyin!... Yola çıktım. Hiç kimseye görünmeden devemi sürmeye başladım. Böylece bir hayli yol aldım. Lakin öğleye doğru yolumun sol tarafından birdenbire bir avcı belirdi. Tam yolumun önünde durarak, elindeki avı kesti. Bu yolculukta, selamet olmadığını anladım. Geri dönmek zorunda kaldım (Bazı tarihler: «Müslim, Mekke’den ayrıldıktan sonra, ailesini ziyaret için, Medine’ye gitti. Medine’den çıktığında, bu hadise zuhura geldi ve bu hadiseyi bir mektupla imam Hüseyin’e bildirdi. İmam Hüseyin de yine mektupla cevap verdi» şeklinde yazmışlardır.) diye cevap vermişti.

 

İmam Hüseyin, Müslim’in hissetiği uğursuzluktan üzülmüş: Ya Müslim!... Sen kuruntuya kapılmışsın... ve Hakk’ın takdirinden ayrı bir yola sapmışsın. Şu halde, senin yerine bir başkasını gönderelim... demişti.

 

İmam Hüseyin’in bu sözleri, Müslim’in kalbine bir ok gibi, işlemişti. Ağlamaya başlayarak: Ya Hüseyin!... Bu ana kadar nefsim için hiç bir korku hisetmedim ve hiç bir zaman, ölüm kaygısı çekmedim. Ceddim Resulü Kibriya üzerine yemin ederim ki, hissettiğim uğursuzluk kendim için değil, ancak senin içindir. Madem bana, Hakk’ın takdirinden söz ediyorsun; şu halde, takdir ne ise, yerini bulsun. İşte ben gidiyorum.... diye cevap vermiş ve derhal devesine atlayarak tekrar Mekke’den hareket etmişti.

 

Müslim, garip bir hisse kapılarak Ehl-i Beyt’in etrafını korkunç bir felaketin sarmakta olduğuna inanmıştı. Onun için Kufe’ye gitmeden önce Medine’ye uğrayarak ailesiyle halallaşmak istemişti.

 

Müslim, Yezidilerin dikkatini çekmemek için, Medine’ye gizli girmişti. Önce Ravzai Mutahharay’ı ziyaret ettikten sonra evine gitmişti.

 

Evinde bir saatten fazla kalmıştı. Ailesiyle helallaştıktan sonra, devesine binmek için hazırlanmıştı. Fakat iki sevgili oğlu, Mehmet ve İbrahim ona sımsıkı sarılmışlar; bir türlü babalarının kollarını bırakmamışlardı.

 

Müslim, çocuklarının bu hareketini manevi bir irşat ve işaret telakki etmişti. Bunun için onları da devesine bindirerek; gecenin zifiri karanlıkları içine karışı vermişti.

 

Müslim, çok garip bir etki altında idi. Kalbine meçhul bir ateş girmişti. Ortada hiç bir neden olmadığı halde, kalbinde o garip hüzünü ve bu hüzünün verdiği göz yaşlarını bir türlü dindirememekte idi.

 

Bu gizli yolculukta, çöllerde bin türlü sıkıntıya katlanarak: Müslim ve iki suçsuz yavrusu; sonunda pek yorgun bir halde Kufe’ye gelmişler, Ehl-i Beyt’i sevenlerden birinin evine inmişlerdi.

 

İmam Hüseyin tarafından, Müslim’in geldiğini haber alan Kufe eşrafı, ertesi gün, Muhtar’ın evinde toplanmışlardı.

 

İmam Hüseyin’in mektubunu okuyup Müslim’in söylediklerini de dinledikten sonra, önce mektuplarla verdikleri ahdü peymanı, Müslim’in huzurunda tekrar ederek, Allah’ın huzurunda yeminlerini kuvvetlendirmişlerdi.

 

Birkaç gün içerisinde, Kufelilerin önemli bir kısmı Ehl-i Beyt’e sadakat yeminini. Hatta, imam Hüseyin tarafından Müslim’in Kufe’ye gönderildiğini haber alan Basralılardan bazıları da Kufe’ye gelerek: Hz.imam, bu tarafa gelirse, bizde kendisine biat ve hizmet etmeye hazırız... demişlerdi.

 

Bütün bu hareketler, gizlice olmakla beraber, kulaktan kulağa yayılmaya başlamıştı ve sonunda bunları Kufe valisi Numan da haber almıştı.

 

Numan, ertesi gün, Kufe halkını mescide toplamış: Ey nas... işitiyorum ki, Ali’nin oğlu Hüseyin buraya bir adam göndermiş; sizleri gizlice fesada tevşik etmekte imiş... şunu bilin ki, bu hareket, yanlız Hüseyin ile taraftarlarını değil, bütün Kufe halkını da büyük bir felakete sürükleyecektir. Emirülmüminin olan Yezid, bu hali haber alırsa, buraya bir ordu gönderecek.. bu ordu kimseyi ayırmadan hepinizi kılıçtan geçirecek. Kufe’yi de Hakk ile yeksan edecektir. Size ihtar ediyorum: Bu fesaada sebep olanları, derhal aranızdan atın. Ali gibi zorba bir adamın oğlu Hüseyin için, başınızı belaya sokmayın!.... diye bağırmıştı.

 

Kufe halkını gizli bir telaş almıştı. İmam Hüseyin’e taraftarlık edenlerin bir kısmı, metanet göstermekle beraber, ötekiler korkmaya başlamışlardı.

 

Numan’ın maksadı, böyle bir gözdağı ile halkı korkutmak ve imam Hüseyin lehinde propağanda yapanları Kufe’den kaçırmaktı. Fakat, koyu Emevi taraftarları Numan’ın bu tarzda hareketini pek basit bulmuşlardı.

 

Yezid’e hitaben: «Hüseyin buraya adamlarını göndermiş. Bütün Kufe’nin eşrafını elden etmiştir. Yakında büyük bir fesat başgösterecektir. Vali Numan bu hususta çok gevşek hareket etmektedir....» diye bir mektup yazmışlar; en çabuk araçla Şam’a yollamışlardı.

 

 

Şam’da verilen karar

Yezid, Kufe’den gelen bu mektubu görür görmez, fena halde öfkelenmişti. Derhal hükümet meclisini toplayarak: Ben size, Medine’ye bir kuvvet göndererek, Hüseyin’in tehlikesini yok etmenizi söylemiştim. Tereddüt ve aciz gösterdiniz; şimdiye kadar bu hususta hiç bir karar vermediniz.... Hüseyin bundan cesaret aldı. İşte şimdi de Kufe’ye adamlar göndererek orada da fesat çıkarmaya başladı. Artık bizzat harekete geçeceğim. Medine, Mekke ve Kufe valilerini azledeceğim, demişti.

 

Emeviler’den bazıları, Yezid’in bu şiddetli hareketinden doğacak sonucu düşünerek, onu bir süre daha sabır ve sükünata teşvik etmişlerdi: Mekke ve Medine valilerini azledelim. Onların yerine o havalinin zaptü raptına muktedir, başka valiler gönderelim. Aynı zamanda, Kufe’nin idaresini de, Basra hakimi İbni Ziyad’a verelim. Oradaki fesat vasıtalarını yok ettirelim. Fakat, Hüseyin hakkında açıktan açığa şiddet ve düşmanlık göstermekten sakınalım; bir süre daha sabır ve sükün gösterelim...... demişler; imam Hasan’ın ölümünden dolayı babası Muaviye’ye karşı halkoyunda meydana gelen kızgınlık ve gücenikliği ileri sürerek, Yezid’i imam Hüseyin aleyhine hareketten güçlülükle vazgeçirmişlerdi.

 

Verilen bu karar üzerine Mekke ve Medine valileri değiştirilmiş, Mekke’ye Amr As atanmıştı.

 

Basra valisi İbni Ziyad’a da bir ferman gönderilmiş: «İmam Hüseyin’in amcası oğlu Müslim’in Kufe’ye geldiği ve imam Hüseyin adına halkı biate tevşik ederek, bir fesat çıkarmak istediği işitilmiştir. Derhal Kufe’ye hareket et. İdareyi eline al. Müslim’i ele geçir, kafasını kes, buraya gönder...» diye emir vermişti.

 

Müslim, Kufe eşrafının verdikleri teminatı, imam Hüseyin’e bir kaç mektupla bildirmiş, temas ettiği Basralıların da Ehl-i Beyt’e karşı besledikleri sevgi ve bağlılıktan söz ederek, onların da tamamen Ehl-i Beyt taraftarı olduğunu ve bunları taltif için, Basra’ya da bir, iki mektup gönderilmesini tavsiye etmişti.

 

İmam Hüseyin, bu tavsiye gereğince, Basra eşrafına da meektuplar yazarak, en inandığı kölelerinden Selman adında bir Habeşi ile Basra’ya göndermişti.    

 

Kitap: Kerbela Vakası –Ziya Şakir

Ekleyen: Seyyid Hakkı

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı(uludivan.de) önerelim-yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı–Ehlibeyt Evladıyız ve Şah Haydar => YouTube Kanalımız: Seyyid Hakkı-Yolumuz Ehlibeyt yolu(YediDeryaSohbeti62) Aşk ile, Can ile canlar...