Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

9-Osman’ın hilafeti, Hainlik, Ölüm


Osman’ın hilafeti

Osman; Emevilerin en gözde kişilerinden ve İslamiyet’i en önce kabul edenlerdendi. Onun için Hz.Muhammed’in sevgisini kazanmış, gözde eshap arasına geçmişti.

 

Osman’ın Hz.Muhammed’in sevgisini kazanmış ve ilk müslümanlığı kabul eden kişi olduğu için, pek çok kimse, Osman’ın hilafet makamına geçirilmesine karşı çıkmamıştı.

 

Ama Emevilerin takip ettikleri politikayı bilenler, derhal itiraz etmiş; Peygamber’in amcazadesi

Ve Haşimiler’in başkanı Ebu Talib’in oğlu imam Ali’nin hilafete geçmesini istemişlerdi.

 

İtiraz, birdenbire anlaşmazlık şekline girmiş ve büyümek istidadını göstermişti. Ama; ilmi, zekası, yeteneği ve bütün bunların üstünde, ahlaki faziletleriyle üstünlük gösteren imam Ali, derhal mescide giderek, Osman’ın halifeliğini kabul etmiş; kanlı bir olayın önüne geçmişti.

 

Gerçi Osman; bugüne kadar Emevi rekabetinden doğan davanın başına geçmemiş, bu davayı güdenlerle açıkça birleşmemişti.

 

Fakat, kendi ailesi erkanına karşı kalben mağlup ve zayıftı. Aynı zamanda, çok yaşlı olduğu için hükümet idaresinden de acizdi. Akrabalarının ve özelikleMuaviye’nin telkini üzerine, gene Emevilerin önemli kişilerinden Mervan’ı katip sıfatıyla yanına almış, hükümetin idaresini ona teslim etmiştir.

 

Mervan, denilen adam, Hz.Muhammed zamanında vahiy katipliğine atanmış. Ama yaptığı hile sebebiyle peygamber, onu Medine’den sürmüş ve Medine’ye girmesini yasaklamıştır.

 

Emevilerin bekledikleri gün, işte gelmişti. Ebu Bekir ve Ömer zamanında atanan valiler ve memurlar, azledilerek yerlerine hep Emevi memurları geçirilmişti. Bu yeni valiler ve memurların hemen hepsi de cahil, zalim ve servete haristi.

 

Ömer zamanında Asya’nın ortalarından, Afrika’nın büyük Sahrasına kadar dayanan İslam ülkesinde, derhal bir zulüm ve soygunculuk baş göstermişti.

 

Her taraftan şikayet sesleri yükselmişti. Ama halife, bunları işitecek ve Ömer’in adalet sistemini uygulayacak durumunda değildi.

 

Gerçi fütuhat devam ediyordu. İslam orduları, Afrika’nın kuzey kıyılarından batıya doğru ilerliyor, ilk İslam donanması kıbrıs adasını ele geçiriyor; Mısır’ı kurtarmaya gelen büyük Roma donanması, İskenderiye açıklarında tahrip ve perişan ediliyordu. Ama bütün bunlara karşı zulüm ve hakaret gören halkın şikayetleri dinmiyordu.

 

Bu şikayetlerin birçokları, Medine’ye geliyorlar; maruz kaldıkları faciayı, imam Ali’ye anlatarak ondan medet umuyorlardı.

 

İmam Ali, devlet işlerine karışmak istemiyordu. İmam Al, Medine’de; felsefe, mantık, tarih ve hukuka dair dersler ve vaizler vermekle halkın fikren ve ilmen yükselmesine çalışıyor: başka bir şeye karışmıyordu.

 

Onun için, önce bu şikayetçilere; öğütler vermiş, sabır ve tahammül göstermelerini tavsiye etmişti. Ama, bu şikayetler dayanılmaz bir hale gelince, artık mecbur kalıp Osman’a gitmiş: Hükümetin idaresini, ehliyetsiz ve zalim ellere bırakıyorsun. Halkı isyana mecbur edeceksin. Ve önüne geçilmeyecek kadar büyük felaketlere sebebiyet vereceksin... demişti.

 

Şikayetler artıkça, Hz.Ali’nin de Osman’a başvurması tekrarlanmışltı. Ama Osman, her defasında velilere halka, adaletle muamele hakkında emirler göndereceğini vaat etmişse de bunları yanlız katibi Mervan’a söylemekle yetinmişti.

 

Günler geçtikçe, durumdaki vahamet de artmaktaydı. Nihayet Mısır’dan, Kufe’den, Basra’dan şikayetçi halk murahhasları gelmişler, Medine sokaklarında, başlarındaki sarıkları çıkarıp yerlerde sürüklemişlerdi. Osman’ın sarayı kapısında döktükleri göz yeşlerı ve hıçkırıklara karışan feryatları ile Medine halkını galyana getirmişlerdi.

 

Osman, bu durumda fena halde telaş ederek şikayetçileri huzuruna getirtmiş ve imam Ali’ye haber göndermişti.

 

İmam Ali, halife Osman’ın sarayına geldikten sonra; Osman, imam Ali’nin huzurunda: «Kur’an ve sünnet üzerine icrayi hilafet» edeceğine dair bir ahitname yazarak şikayetçilere vermiş; buna kefil ve şahit olmak üzere de imam Ali’yi göstermişti.

 

Şikayetçiler, bu ahitnameyi almışlar; sevinerek memleketlerine dönmüşlerdi.

 

Hainlik

Muhammed, çok üzgündü. Elinde bulunan ve halifenin mührünü taşıyan mektubu göstermiş: bakınız! Halife, bir taraftan beni Mısır’a vali gönderiyor, öte yandan da beni öldürmek için emirler veriyor... demişti.

 

Mektubu okuyanlar, Muhammed’e hak vermişler: Artık, Osman’ın hilafet makamında kalması caiz değildir. Medine’ye dönelim, onu mevkiinden, zorla düşürelim... karşılığını vermişlerdi.

 

Osman’ın ölümüyle sonuçlanan bu mektup meselesi de, şundan ibaretti: Mısır valisi Abdullah’ı azli gerekmişti. O azledilirken, Medine’de bulunan ashap, Osman’a baş vurarak Mısır valiliğine, Ebu Bekir’in oğlu Muhammed’in tayinini rica etmişlerdi. Osman bu ricayı reddetmemişti, Muhammed!i Mısır’a vali atamıştı.

 

Muhammed, Mısır’a gitmek için yola çıkmış, tam Akabe dolaylarında biraz hastalanmış, Mısır’a girmesi gecikmişti.

 

O sırada, Medine’den gelen ve çabucak Mısır’a giden bir tatar gözüne ilişmişti. Muhammed’in kalbine birden bir şüphe girmiş, tatarı tutuklatarak üzerini arattığı zaman, bir mektup eline geçmişti.

 

Mısır valisine yazılan bu mektup, halifenin mühriyle mühürlü idi. Mektupta kısaca şu satırlar vardı: «Mısır’a gelir gelmez, Muhammed’i öldürün» (Bazı söylentilere göre, Osman’ın bu nitelikte haberi yoktu. Katibi olan Mervan, bu mektubu noktasız olarak yazmış, Osman'a mühürletmiş, sonra da bir noktanın yerini değiştirerek Ebu Bekir’in oğlunu öldürtmek istemişti.)

 

Bu mektup, büyük bir ihaneti gösteriyordu. Bu sebeple, Osman tarafından ellerine ahitname verilmiş olan halk murahhaslarının halifeye karşı emniyetleri kalmamıştı. Bunlar, Ebu Bekir’in oğlu Muhammed’le Medine’ye dönmüşlerdi.

 

Ama, garip bir rastlantı eseri olarak yolda üç tatara daha rastlamışlar, derhal bu tatarları yakalatıp üzerlerini aratmışlar. Basra, Kufe ve Suriyevalilerine hitaben yazılmış ve Mervan tarafından mühürlenmiş üç mektup bulmuşlardı. ... Bu mektuplarda da şu kısa satırlar vardı: «Halk namına buraya şikayetçi olarak gelen murahhaslar, bazı vaat ve teminat ile geri gönderilmişlerdir. Oraya geldikleri zaman bunları derhal öldürünüz.»

 

Bu mektupları okuyanlar, öfkelerinden çılgın bir hale gelerek, hainleri cezalandırmak üzere ahdetmiş ve medine’ye koşmuşlardı. Bu haber Medineler üzerinde fena bir etki yapmış ve halk ayaklanmıştı.

 

Osman’dan ahitname alanlarsa imam Ali’ye gelerek, gerek Osman’ın gerek Mervan’ın mektuplarını göstermiş: işte, senin kefalet ettiğin adamın yaptıkları.... Bize ahitname yazdıktan ve teminat verdikten sonra, öldürülmemizi emrediyor. Şer’an bu adamın katli lazımdır.... demişlerdi.

 

İmam Ali, bunları teskin etmeye çalışarak Osman’la görüşeceğini, bu işi hal edeceğini söylemiş ve Osman’ın sarayına gitmişti.

 

Osman, imam Ali’ye bu işlerden haberi olmadığını, Mervan’ın mektupları yazarak kendisine mühürlettiğini ve sonradan yazıları değiştirdiğini söylemişti.

 

İmam Ali: Öyleyse, Mervan’ı halka teslim et, sen de kurtul... demişse de, Osman bunu da kabul etmediğinden, imam Ali bir şey yapmadan geri dönmüştü.

 

Kentteki galiyan artmış, binlerce kişi tarafından Osman’ın sarayı sarılmış. Her tarafta: kitap ve sünnet ayaklar altında çiğnendi. Zalim ve hilekar Mervan’ı bize teslim et. Sende hilafetten çekil!... feryatları yükselmişti.

 

Mervan, halkın bu galeyandan korkarak bir tarafta gizlenmişti. Fakat Osman ondan daha cesur davranarak bir yere saklanmadığı gibi, hilafetten de  istifa etmiyeceğinisöylemişti.

 

Osman’ın bu sözleri, halkı bir kat daha heyecan ve galeyana getirmişti. Ellerinde yalınkılıçlar parlayan halk, birkaç kere sarayın kapılarına saldırmışlardı.

 

İmam Ali, bunu haber alır almaz, Osman’ı korumak için oğulları Hasan’la Hüseyin’i kendi mensuplarından bir kafile ile Osman’ın sarayına göndermişti.

 

Ölüm

İmam Hasan ve Hüseyin, halkı teskin edip dağıtmak için ellerinden geleni yapmışlarsa da, bunu başaramayınca, sarayı silahlarıyla zoruyla savunmak zorunda kalmışlardı.

 

Bu aralık, atılan oklardan imam Hasan yaralanmış ve imam Ali’nin kölesi Kamber’in başı parçalanmıştı.

 

Saldırıcılar, imam Hasan’ın yaralandığını görünce, işin büyümesinden korkmuş ve hücumdan vazgeçer gibi görünmüşlerdi.

 

Ama, mukadderatın acı sonucunun önüne geçmek mümkün değildi. Sarayın arka duvarından atlayan birkaç kişi, çabucak Osman’ın odasına girmiş. Üçüncü halife Osman’ın hayatıyle Medine’deki Emevi saltanatına kanlı bir darbe ile son vermişlerdi.

 

Osman’ın katledilmesi, imam Ali’yi çok üzmüştü. Onu layıkiyle savunup koruyamadıkları için imam Hasan ve Hüseyin’i şidetle tekdir ederek: Siz de onun yanında düşüp ölmeliydiniz.... diyecek kadar mertlik ve fedakarlık göstermişti.

 

Medine eşrafiyle Medine’de bulunan ashap, derhal toplanmış: içlerinden bir tek muhalif ve itiraz eden çıkmadan, imam Ali’nin hemen hilafet makamına getirilmesine karar vermişlerdi.

 

Bu karar, tabii idi. Çünkü, ilk üç halife zamanında imam Ali, resmi bir görev kabul etmemekle beraber, daima üç halifeye fikren ve fiilen yardım etmiş, adeta hükmet şurasının en kıymetli rükmü gibi, hizmetten çekinmemişti.

 

Ebu Bekir, imam Ali’nin pek çok yardımlarına mazhar olduğu gibi, Ömer de en bunaldığı zaman ona baş vurur, fikirlerinden ve oylarından yaralanırdı.

 

İmam Ali, halk heyeti tarafından yapılan hilafet teklifini kabul etmeden: halka hitaben, durumu anlatmış ve Osman’ın katillerini şidetle kınamıştı. Sonunda da: Ey nas(halk, cemaat, ahali)..... Bana hilafet teklif ediyorsunuz. Bu süretle de, omuzlarıma ağır ve sorumlu bir yük yükletiyorsunuz. Ben, bunu kabul edersem, yanlız birşey için kabul edeceğim ki, o da Hakka ve halka hizmetten ibarettir. Şimdi bende size bir soru soracağım: içinizde, bu makama benden daha ehil(layık), benden daha muktedirbir kimse yokmu? demişti. halk, hayır.... bu mevkiye ancak sen ehilsin.. cevabını vermişlerdi.

 

İmam Ali, bu soruyu üç kere tekrar ederek, aynı cevabı aldıktan sonra: Pekela.... Ben de hilafeti kabul ediyorum. Fakat, şu şartla ki: Benden daha ehli birini bulursanız, derhal bu makamdan çekilerek ona biat etmeye amadeyim.... demiş, bu suretle de kalbinde zerre kadar mevki ve makam hırsı olmadığı ispat etmişti.

 

İsyan, derhal yatışmış; işler çarçabuk yoluna girmişti. İmam Ali’nin maddi ve manevi faziletlerini bilen ve takdir edenler, artık Medine’den başlayarak bütün İslam ülkelerinde bir sükün ve mutluluk devri açılacağına hükmetmişlerdi.

 

Ama, olaylar bunun büsbütün tersini göstermişti.

 

Kitap: Kerbela Vakası –Ziya Şakir

Ekleyen: Seyyid Hakkı

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı(uludivan.de) önerelim-yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı–Ehlibeyt Evladıyız ve Şah Haydar => YouTube Kanalımız: Seyyid Hakkı-Yolumuz Ehlibeyt yolu(YediDeryaSohbeti62) Aşk ile, Can ile canlar...