Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

Hz.Ali, 19 Ramazan, Pusu



Hz.Ali

Ramazanın ortalarına doğru Şam’dan Kufe’ye gelen bir tüccar, Ali’yi ziyaret etti ve konuşma sırasında:

 

Ya Ali!... Muaviye, saltanatını güçlendirmek için pek ileri gidiyor. Kendisinden şüphe ettiği adamları birer birer öldürtüyor. Halid ibni Velid’in oğlu Abdurrahman’ın Şam’da nüfuzve taraftar kazanmasını hoş görmedi. Tabibi, İbnilesal’e hazırlattığı bal şerbetini içirerek zehirletti. Size de bir suikastta bulunabilir. Tedbir ve ihtiyatı elden bırakmayınız..... dedi.

 

Ama Hz.Ali, bu sözleri gülümsemeyle karşıladı: Ecel, elinden kaçılmak ve kurtulmak mümkün olmayan bir kuvvettir. Canab-ı Hakkın takdirine engel olmaya çalışacak kadar cahil ve gafil değilim.... cevabını verdi.

 

Ama verilen bu haber, Hz.Ali’yi sevenlerin gözünden kaçmamıştı. Bunlar, derhal Ali’nin etrafında bir muhafaza şebekesi vücuda getirmişlerdi.

 

Hz.Ali, her gittiği ve bulunduğu yerde kendisine hissettirmeden uzaktan onu takip eylemeye karar vermişlerdi. Bu karar derhal uygulanmıştı. Birkaç gece böyle geçmişti.

 

Bir gece, Hz.Ali, ibadet için dışarı çıkarken kendisini muhafaza etmek için sokakta bekleşenlere rastlamıştı.

 

Karanlıkta bunların kim olduklarını tanıyamamış: Kimsiniz?.... Burada ne bekliyorsunuz? diye bağırmıştı.

 

Hz.Ali’nin bu heybetli halinden korkanlar, derhal geri sıçramışlar; kendilerini tanıtmışlar, konuşmaya başlamışlardı.

 

→Ya Ali, biziz.

→Burada ne işiniz var?

→Seni muhafazaya memuruz.

→Beni muhafazaya mı?

→Evet.....

→Beni, neden muhafaza edeceksiniz? Semavi afetlerden mi?....

→Haşa, ona muktadir değiliz.

→Peki, İnsan saldırılardan mı?.....

→Evet, düşmanlarınızın muhtemel suikastlarından.

 

Hz.Ali şu cavabı vermişti: şaşarım aklınıza..... demek siz, Canab-I Hakk’ın mukaddaratını değiştirecek kadar kendinizde bir kuvvet bulunduğunu sanıyorsunuz, öyle mi? bu yaptığınız, Allah’ın iradesine karşı isyandır. Çabuk, dağılın. Hz.Ali, onları yaptığı hatlarından dolayı, onlara, secde’ye kapanın, yaptığınız bu isyan ve günaha tövbe edin. Bir daha da, benimle Cenab-ı Hakk’ın arasına girmeyin.

 

Bu kesin emir karşısında, oradakiler derhal dağılmak zorunluğunu hissetmişler, artık artık Hz.Ali’yi mukkaderasta terk eylemişlerdi.

 

Bu olay, ertesi gün bütün Kufe’ye yayılmıştı. Hz.Ali’ye karşı sevgi ve bağlılık hissedenler, onun bu sözlerini büyük bir takdir ile  karşılamış, kalplerindeki meftuniyeti bir kat daha artırmışlardı. Düşmanları ise, onun bu pervasızlığı karşısında, hayrete kalmışlardı.

 

Verdan ile Şebib koşa koşa Kuttame’nin evine gelmişler, bu olayı haber vermişler: Ali’nin hayat ve mukadderatı artık kılıç ve hançerlerimizin ucundadır...... demişlerdi ve başarılarından emin olarak, iki gece daha geçmesini beklamişlerdi.

 

19 Ramazan

Ramazanın 18’ci günü sabahı, Hz.Ali’nin büyük oğlu Hasan, babasının odasına girdi. Hz.Ali, oğlunu görür görmez: Ya Hasan... bu gece tuhaf bir rüya gördüm. Bilmem bunu nasıl tabir etmeli.... dedi.

 

→İmam Hasan merak içinde sordu: nasıl rüya, baba.... bana anlatır mısın?

→Hay hay..... anlatayım. Otur da dinle....

İmam Hasan, babasının yanına oturmuş, dinlemeye başlamıştı.

 

İbadetten sonra, yatmıştım. Henüz içim geçmişti. Rüyamda, latif bir ses geldi. Dikkat ettim. Bu ses, kardeşim Muhammed Mustafa’nın sesi idi. (Hz.Muhammed, Hicretten sonra Medine’de bütün müslümanları birbiriyle ahret kardeşi yapmıştı. Kendisi de Hz.Ali’yi ahret kardeşi olarak kabul etmişti). Derhal o sese doğru ilerledim. Resulullah ile karşı karşıya geldim. Mübarek elini bana verdi: «Ya Ali!... Ümmetimden bir şikayetin var mı?» dedi. O anda aklıma, İslamiyeti delalete sürükleyenler geldi: «Evet, ya Resulullah... Onlara söz geçiremiyorum. Bunun için de kalbime pek acı ağırlıklar hissediyorum. Sırtıma yüklediğim ağır yükü taşıyamayacağımdan endişe ediyorum......» dedim. Muhammed Mustafa, buyurdu ki: «Ya Ali, onlara beddua et....» Ben de: «Ya resulullah.... Beddua etmeye dilim varmaz. Ümmetin için söylenmesi gerekli olan sözleri sen söyle...» dedim. O zaman, Muhammed Mustafa, yüzünü göğe çevirdi: «Ya Rab!.... Artık Ali’yi bize ver. Ol asilerin başlarına da, bir beterini gönder....» dedi. Bu sözlerin dehşet ve heybetiyle uyandım. Rüyada olduğumu anladım. Aradan bir saat geçtiği halde, kendimi hala bu rüyanın etkisinden kurtaramadım.

 

İmam Hasan, kalbinden derin bir acı hissetti. Bu rüya, bir felaketi bildirmekteydi. Hayırdır inşallah.... Rüya tersine çıkar. Şu halde asilerin de size itaat edeceklerini ümit edebiliriz.... dedi.

 

Hz.Ali, acı bir gülümseme ile: Ya Hasan!... bu rüya, aynen vaki olacak sahih bir rüyadır. Resulü Ekrem’in karıştığı bir rüya başka şekilde tevil edilemez. Bu rüyaya bakılacak olusa, artık ben, sizlere misafirim.... cevabını verdi.

 

İmam Hasan, birdenbire kalbine bir avuç kızgın ateş atıldığını hissetti. Vücuda zangır zangır titriyerek, derin bir usanç ve acı içinde odasına çekildi.

 

Hz.Ali, ibadete hazırlanıyordu. Emektar cariyelerinden biri, ibrikle eline su döküyordu. Hz.Ali, sakal ve bıyığını yıkarken, cariye; Ya Emirülmüminin!..... Sakal ve bıyığın günden güne güzelleşiyor.... dedi.

 

Hz.Ali, derin derin içini çekerek cevap verdi: O sakalla o bıyık; yakında al kan ile boyanacak....

 

Cariyetitredi. Bu sözlerin dehşeti karşısında nutku tutularak bir şey söleyemedi. Fakat, -o da, imam Hasan gibi- kalbine düşen bir ateşle, içeriye gitti. Göz yaşlarıyla hıçkırarak bu olayı anlattı.

 

O gün Hz.Ali’nin evinde, muhtemelen bir felaketin uğursuz havası esmekteydi. Herkesin kalbine meçhul bir hüzün ve acı girmişti. Her büyük olaydan önce insanların ruhu üzerine çöken ağırlık Peygamberin Ehl-i Beyti (Ehl-i Beyt: Ev halkı demektir. Peygamberin Ehl-i Beyti şunlardır: Muhammed, Ali, Fatime, Hasan ve Hüseyin) üzerine de siyah kanadını germişti.

 

Pusu

Hz.Ali’nin evinde çarpan saf ve inançlı kalpler, bu gizli acı ile titreşirken Kuttame’nin evinde de, kılıçlar ve hançerler bilenmekteydi.

 

Kuttame, bu büyük cinayete hazırlananları, cesaretlendirmek için mutfağa giderek, onlara kendi elleriyle yemekler hazırlamış, cesaretlerini artıracak birçok şiirler okumuş, menkıbeler söylemiş..... sahur vaktine kadar onları eğlendirmişti ve tam, Kufe camilerinin minarelerinde münacat sesleri yükseldiği zaman: Ey kahramanlar!.... Rakka çöllerinin topraklarını alkanlara boyayan, babam, kardeşim, kocamın ruhu; şu anda sizi görüyor. İntikam saati gelmiştir. Gidiniz, onların ruhu şad etmek için; kılıçlarınızı ve hancerlerinizi işletiniz. Ele geçmeyiniz. Bana başarı müjdesini getiriniz.... demişti.

 

Sokaklar zifiri karanlıktı. Sokak kapısını Kuttame açmış, bu üç kişi, üç hayal gibi karanlıklar içine kaymıştı.

 

Duvar diplerinden sine sine gitmişler. Hz.Ali’nin evi dolaylarında birer köşeye gizlenmişlerdi. Bu arada minarelerde salatlar veriliyordu. Sokak aralarında dolaşan bir münadi uyuyanları uyandırmak için: Namaz vakti, ey müslümanlar! Haydi namaza! diye bağırıyor ve bu ses, Kufe’nin tenha ve karanlık sokaklarında uzayıp gidiyordu.

 

Bu münadi, elindeki değneğini yerlere çarpa çarpa ve böylece bağıra bağıra, Hz.Ali’nin evi’nin önüne geldi ve burada da dik diye bir sada ile: Ya Emirülmüminin!..... ibadet vakti.... Haydi ibadete! diye seslendi.

 

Bu, eski bir usul ve gelenek idi. Bu münadi, her sabah bağırarak gelir, Hz.Ali’ye seslenir; sonra, önüne düşerek yine bağıra bağıra, Hz.Ali ile mescide kadar giderdi.

 

Şimdi, münadi seslenince, Hz.Ali içerden: Biz, Canab-ı Hakk’ın her emrine hazırız.... Geliyorum.... diye cevap verdi.

 

Avludan ayak sesleri ve şöyle bir konuşma işitildi:

→Ya Hasan!... sen demi geliyorsun?

→Evet. Baba.... bu sabah, ibadete seninle gideceğim.

→Fakat senin başka bir yerde ibadet hizmetin var...

→Bu sabah, o hizmeti Hüseyin yapmak istedi.

→Pekala.... yürü....

 

Kapının yanında bir kümes vardı. Bunun içindeki kazlar, Hz.Ali’ye doğru koşarak bağırmaya başlamışlardı.

 

Hz.Ali’ye kapıyı açmak için önden giden çariye, kazları susturmak istedi; yerden küçük bir değnek parçası alarak, onlara doğru ilerledi: Hz.Ali; ya Hind!.... onlara ilişme... ne diye feryat ettiklerini bilir misin? Belki onların da bir bildikleri vardır..... dedi ve cariyenin açtığı kapıya ilerledi.

 

Kapıdan çıkarken önce, yüksek ve heybetli sesiyle Besmele çekti; sonra münadiye selam verdi:

→Selam.....  ya malik!...

→Selam, sana olsun; ya Emirülmüminin.....

→Haydi bakalım... düş önümüze....

Münadi, elindeki değneği yere çarparak: İbadet vakti ey müslümanlar!... diye bağırdı. Yürümeye başladı. Onu takip eden Hz.Ali de kapıdan henüz beş, altı adım kadar uzaklaşmıştı. O anda, karanlıklar içinden üç gölge fırladı ve bu üç gölge, Hz.Ali’nin üzerine saldırdı. Hz.Ali hiç beklemediği bu saldırı karşısında bir an şaşırarak elindeki asayı ileri uzattı. Fakat asa, şidetle inen bir kılıç darbesi altında parçalandı.

 

Hz.Ali, derhal kılıcına davrandı. Lakin elini kılıcının kabzasına koymaya vakit bulamadan şidetli bir darbe başına indi. Hz.Ali, korkunç bir sesle: Hay melunlar!... diye bağırdı, canilerin üzerine atıldı. Karanlıkta bunlardan birini yakaladı. Şiddetle yere çarptı. Fakat o anda, başındaki yaranın etkisiyle dayanamıyarak, kendisi de baygın bir halde, yere yuvarlandı (Bazı kitaplar: «Bu olay camide oldu ve Hz.Ali secdeye vardığı zaman, İbnimülcem kılıçla başına bir darbe indirdi» diye yazmaktadırlar. Taberi, Hadika).

 

Henüz kapıdan çıkan Hasan, karanlıkta bu boğuşmayı görür görmez: Melunlar. Allah’ın Kabesini yıktınız!... diye bağırdı ve kılıcını sıyırarak, kaçanların üstüne saldırdı.

 

Bunlardan en geride olana bir kılıç savurarak yere yuvarladı. Ötekilerin de arkasında koşarak, üzerine atılacaktı. Ama Babasının iniltisini duyunca, elinden kılıcını attı: Baba..... ya, baba!.... kıydılar mı sana?.... diye, babasının üzerina kapaklandı; hüngür hüngür ağlamaya başladı. Sonra acı bir sesle: Hüseyin.... ya Hüseyin!.... koş, babamız gitti.... diye bagırdı.

 

Cariye Hind, henüz kapıdan uzaklaşmamıştı. Fakat kazların acı acı feryat etmelerinden, imam Hasan’ın bu acıklı imdat isteme sedasını duyamadı.

 

İbadete uyanan komşular, bu gürültüyü duyar duymaz kapılarından fırlamışlar, başından sızan kanlardan baygın bir hale gelen Hz.Ali ile onun üstüne kapanmış imam Hasan’ın etrafını almışlardı.

 

Evet hüküm Allah’ındır... dedikten sonra kendisini kaybetti....

  

Kitap: Kerbela Vakası –Ziya Şakir

Ekleyen: Seyyid Hakkı

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı(uludivan.de) önerelim-yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı–Ehlibeyt Evladıyız ve Şah Haydar => YouTube Kanalımız: Seyyid Hakkı-Yolumuz Ehlibeyt yolu(YediDeryaSohbeti62) Aşk ile, Can ile canlar...