Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

Cemel savaşı, Saffeyn savaşı, Muaviye’nin hilesi, Mütareke



Cemel savaşı

Haşimiler’in ezeli düşmanı olan Emeviler, imam Ali’nin iş başına geçtiğini görür görmez  Osman’ın Osman’ın ölümünü bahane ederek derhal harekete geçmişlerdi.

 

İmam Ali, vilayetler halkını tedirgin eden zulüm ve suüstimalleri ortadan kaldırmak için ıslahata başlar başlamaz, bütün Emevi memurlar isyan etmişlerdi.

 

Asilerin başına Suriye valisi, Ebu Sufyan’ın oğlu Muaviye geçmişti. Muaviye, bütün Emeviler gibi, zengindi. Uzun yıllar, Suriye gibi mamur ve ticareti çok bir vilayete bulunduğu için, serveti büsbütün artmıştı.

 

Muaviye , bu serveti sayesinde kendisini büyük bir taraftar topluluğu sağlayabildiği gibi, üçretli askerlerden kurulu bir ordu da hazırdı.

 

Muaviye’nin bu isyanı imam Ali’yi çok üzmüştü. İslam arasında kan dökmekten son derece sakınan imam Ali, Muaviye’nin isyanıteskin edecek tedbirler düşünürken, başka bir zorluk da baş göstermişti.

 

Kufe ve Basra halkı, imam Ali’ye baş vurarak valilerin azillerini ve onların yerine Kureyş kabilesinin en ünlü erkanından Talha ve Zübeyr’in atanmalarını istemişlerdi. (Talha ile Zübeyr, imam Ali’nin yakın akrabaları idi. Onlar, Osman zamanında, Osman’ın akrabalarının iş başına geçtiğini görmüş, kendileri de imam Ali zamanında birer vilayete vali olacaklarını sanmışlardı. Ama, imam Ali, akrabalarından ziyade, halkın menfaatinidüşündüğü için bunları vali yapmıştı.)

 

İmam Ali, bu imtizamkarane isteği redetmişti. Bununüzerine derhal durumlarını değiştirmişlerdi. Önce Mekke’ye, sonra da Irak’a kaçan bu iki adam; halkın imam Ali’ye olan sevgisini düşmanlığa ve isyan şekline çevirmeye çelışmışlardı.

 

Aynı zamanda eski bir ayrılık ve kızgınlık dolayısıyle, Hz.Muhammed’in zevcelerinden, Ebu Bekir’in kızı Ayşe de asilere katılmış ve onların başına geçerek, imam Ali’nin hilafetten düşürülmesi için faliyete başlamıştı.

 

İmam Ali, bu suretle üç kuvvetli isyan cephesiyle sarsılmıştı.bütün bu isyanları doğuran hırs ve menfaat olduğu için bunları teskin etmek kolay değildi....

 

Nitekim, bu hareketlerden vaz geçilmesi ve boş yere İslam kanının dökülmemesi için; imam Ali tarafından verilen öğütlerin bir yararı görülmemişti. Müttefik asiler, büyük bir ordu toplayarak, imam Ali’ye karşı saldırıya geçmişlerdi.

 

İmam Ali, öğüt kar etmeyen düşmanlara karşı savaşmaya mecbur kalmıştı. Derhal topladığı bir ordu ile, Huzeybe mevkiinde muhalif orduyu karşılamış; fakat, birdenbire savaşa kalkışmamıştı. Yeniden birtakım anlaşma çareleri aramaya başlamıştı. Düşman ordusunun karşısına geçerek, Talha’yı çağırmış: ya Talha!... Ben, hilafet makamına zorla geçmedim. Hatta geçmekte istemedim. Benden daha ehlisini bulursanız, o makama onu geçirin; önce ben biat edeyim, dedim. Ama, sizler ısrar ettiniz. Bu ağır yükü, omuzlarıma yüklettiniz. Bana en önce biat eden sen değil misin? (imam Ali’ye en önce Talha biat etmişti. Talha’nın bir kolu Uhud savaşı’nda aldığı yaradan çolak kaldığı için, ilk biatın sakat bir adam tarafından yapılması, bazı kimseler tarafından uğursuz addedilmişti.) Şimdi neden bana muhalefet ediyor, boş yere İslam kanının dökülmesine sebebiyet vermek istiyorsun? diye bağırmıştı.

 

Talha, bu sözlere verecek cevap bulamamıştı. Boynuna asılı olan kılıcını çıkarıp bir tarafa fırlatarak, derin bir üzüntü içinde, ordunun gerisine çekilmek zorunda kalmıştı.

 

İmam Ali, Zübeyr’e de seslenmiş; onu da üzecek sözler söylemişti. Zübeyr de bu sözlerden çok üzülmüş: Pekala.... Ben davamdan vazgeçiyorum. Mekke’ye dönüyorum, demiş ve hemen devesine binerek Mekke yolunu tuymuştu. (Talha,  bir taraf çekildiği zaman, “Ayşeénin adamlarından Mervan: Asileri, Osman’ın öldürülmesine teşvik edensendin. Sonra da onun kanını dava ederekbizi buralara getirdin. Şimdi Ali’nin sözleri üzerine, bir tarafa çekildin. Bu dönekliğin cezasını görmelisin, diye uzaktan onun üzerine bir ok çekmiş, Talha’yı öldürmüştü.

 

Zübeyr’e gelince; o da meydanını terk ederek, üzgün bir halde, Medine’ye dönerken, yolda eski hasımlarından Amr bin Cürmur kendisini bastırarak başını kesmiş; bu kesik başla kılıcı, imam Ali’ye getirmişti. İmam Ali, Zübeyr’in kanlı başını görünce, son derece üzülmüş; katilin başını bir kılıç darbesiyle uçuruvermişti.)

 

Ayşe ordusundaki Emeviler, Talha ile Zübeyr’in üzülerek ayrıldığını görünce, bunun asiler üzerinde fena bir etki yapmaması için: imam Ali’nin sözlerine kapılmayan.... Osman’ın ölümüyle ilgilidir. Katilleri,kitap ve sünnet üzerine öldürmesi gerekirken, bunu yapmadı ve onlara göz yumdu.... gibi sözlerle halkı çoşturmaya başlamışlardı.

 

Artık iki ordu birbirine girmişti. Kısa bir savaştan sonra, imam Ali’nin ordusu büyük bir üstünlük kazanmıştı. Muhalif ordunun merkezinde ve bir deve üzerinde esir edilen Ayşe, imam Ali’nin huzuruna getirilmişti. (Bu savaşta Ayşe, deveye bindiği için, bu savaşa Cemel (deve) savaşı denildi.)

 

İmam Ali, Ayşe’yi saygı ile karşıladıktan sonra: ya Ayşe!.... Sen Resul-ü Ekrem’in sevgili eşlerindensin. O, ümmetinin bir kılına bile hata gelmesini istemezdi. Halbuki sen, O’nun, bunca ümmetinin kanlar içinde can vermesine sebebiyet verenlerle birleştin. Yarın mahşer gününde O’nun huzuruna hangi yüzle gideceksin? demişti.

 

Ayşe, ellerini yüzüne kapatarak: keşke Ümmi Selme’nin öğütlerini dinleseydim. (Ayşe, muhalefet meselesine”Ümmi Selme’yi de katmak istemişti. Bu akıllı kadınsa, Ayşe’ye katılmak şöyle dursun; onu bu fikirden vazgeçirmek için bir hayli öğüt vermişti. Ama Ayşe, İmam Ali’ye olan eski bir kırgınlığına mağlup olarak intikam hislerinden vazgeçememişti.) bu anda kalbimi ateşler içinde yakan şu acı pişmanlığı duymazdım...  diye feryat etmiş ve bir daha böyle işlere katılmayacağına dair imam Ali’ye söz vererek Medine’ye çekilmişti.

 

Saffeyn savaşı

Bu savaştan sonra imam Ali, asi Muaviye’ye bir ders vermek için, Şam’a doğru ilerlemiş Muaviye de imam Ali’ye karşı büyük bir ordu ile hareket ederek, iki hasım ordu, Şam yolu üzerinde, Fırat nehri kenarında Saffeyn mevkiinde karşı karşıya gelmişti. (Muaviye ordusu, imam Ali’den daha önce, Saffeyn’e gelmiş ve Fırat suyu kıyılarını işgal ederek imam Ali ordusu’nun su içmesine engel olmuştu. İmam Ali suya engel olmaması için Muaviye’ye haber göndermişse de, Muaviye bunu da kabul etmediği cihetle, imam Ali’nin gönderdiği asker, Muaviye askerlerini yenerek, Fırat kıyılarını zaptetmişti. İmam Ali, suyu ele elegeçirdikten sonra Muaviye gibi yapmamış, düşman ordusunun serbestçe su içmesine müsade etmişti.)

 

İmam Ali, burada dabirdenbire savaşa girişmemiş ve isyandan vazgeçmesi için, Muaviye’ye mektup göndermişti. Ama Muaviye, bu teklifi redetmişti.

 

İmam Ali, ikinci defa olarak: Ben biliyorum ki, Muaviye’nin bize olan düşmanlığı tamamen şahsidir. Şu halde, ümmeti Muhammed’in boş yere kanını dökmekte ne anlam var? ikimiz de meydana çıkalım. Bir birimizle çarpışalım. Aramızdaki anlaşmazlığı, bu suretle fasletmiş olalım... demişti. Muaviye, bu teklifi de katiyen kabul etmemişti.

 

İmam Ali’nin bu alicenabane hareketi, Muaviye’nin ordusunda bazı dedikodular meydana getirmişti. İşte fenaya varacağını gören Amr As, şu hileyi düşündü: Bir gümüş sandık içinde savaş meydanına getirilmiş olan Osman’ın kanlı gömleği ile zevcesi Naile’nin kesilmiş parmakları orduya karşı teşhir edilecek ve halkın taassubu körüklenecekti. (Naile: Osman’ın üzerine saldıran ihtilalcilere karşı eşini savunurken, kılıçla parmakları doğranmıştı. Bu doğranan ve kopan parmaklar, Osman’ın adamları tarafından, onun kanlı gömleği ile Muaviye’ye yollanmıştı.)

 

Amr As’ın söylediği gibi yapılmış ve Muaviye ordusunda, intikam ateşleri alevledirilmişti. Bir çok savaşlardan sonra, sonunda imam Ali’nin ordusu zaferi kazanmış, Muaviye’nin askerlerinde de bozgunluk başgöstermişti.

 

Muaviye’nin hilesi

Muaviye artık mavolmak derecesine gelmişti. Ama Amr’ı As’ın keskin zeka ve hilesi, bu sefer de imdadına yetişmiş ve şu çareyi bulmuştu: Muaviye’nin kaçan askeri, mızraklarının uçlarına Kur’an’ın yapraklarını takarak: Sizle bizim aramızda Allah’ın kitabı hakem olsun... diye feryada başlamışlardı.

 

Amr As’ın bu hilesi de etkisini göstermişti. İmam Ali, ordusundaki birtakım mütaassıplar: Bu adamlar, Kur’an’ı araya koyuyor ve Kur’an’la hükmedilmesini istiyor... Artık kan dökmek doğru değildir... Bunları dinleyelim... Yolunda muhalefete koyulmuşlardı.

 

İmam Ali, her ne kadar : Ne Amr As, ne de Muaviye şimdiye kadar Kur’an’la hareket etmişlerdir. Onların bu yaptıkları sırf  bir hiledir. Yenildiklerini görünce, bu hileye koşmuşlardır.... demişse de, bu sözlerin bir etkisi görülmemiştir. (Şimdi “Kur’an’ı dinleyelim” diyerek imam Ali’yi mütarekeye sokmuşlar. Sonra da: “Niçin sonuna kadar savaşmadın?” diyerek imam Ali’ye Nehrivan’da isyan etmişlerdi. Bunların başında Mis’ab ibni Fedek ve Zeyd ibni Hasin gibi kimseler vardı.)

 

İmam Ali, ister istemez, sağ kanat komutanı Malik eşter’e, geri dönmesi için haber göndermişti. Malik Eşter ise, düşmanın sol sol kanadını parçalamış; bütün kuvvetleriyle Muaviye’nin çadırına saldırmıştı. Bu nedenle, geri dönmediğini ve biraz sonra düşmanın büsbütün perişan olacağı haberini göndermişti. Fesatçılar ise, orduyu isyana kışkırtıyorlardı.

 

İmam Ali, ikinci bir haberle Malik Eşter’i, geriye çağırmış ve iki taraf  hakem usulünü kabul etmişlerdi. Bundan sonra, Muaviye ordusunun Şam’a, imam Ali ordusunun da Kufe’ye dönmesi ve hakem seçiminden sonra da hakemlerin, birleşerek karar vermeleri uygun görülmüştü.

 

Mütareke

İki ordu, birbirinden ayrılmıştı. Hakemler birleştikten sonra, müzakereye başlamışlardı.

 

İmam Ali tarafından gönderilen hakem, Musel’eş’ari, Muaviye tarafından gönderilen hakem de Amr As idi. (Muaviye, hakem olarak Amr As’ı seçmişti. İmam Ali de kendi tarafından Abdullah bin Abbas’ın hakem olmasını istemişti. Asiler: «O, senin amcan oğludur, olamaz» diyerek muhalefet etmişlerdi. İmam Ali: Öyleyse, Malik Eşter’i gönderelim, demişse de, bunu da kabul etmiyerek, Musel’eş’ari’nin gönderilmesi için, ısrarda bulunmuşlardı.

 

İmam Ali: Mesul’eş’ari, becereksiz ve değersiz adamdır... demişse de sözünü dinletememişti.)

 

İki hakem, karşı karşıya gelmişlerdi. Amr As: Ya Ebul Musa!... Aradaki anlaşmazlık ve öldürüşme iki kişi yüzündendir. Biz, Ali’yi de, Muaviye’yi dehal’edelim ve bunların yerine bir halife seçelim, demişti.

 

Zayıf ruhlu bir ihtiyar olan Musel’eş’ari, Amr As’ın bu hilesine aldanmış ve bunu kabul etmişti. Bu karardan sonra iki hakem, iki tarafın komutanlarını ve başkanlarını tolayarak, verdikleri kararı onlara anlatmaya hazırlanmışlardı. Amr As, bu sefer de hile yaparak Musel’eş’ari’ye: Buyurun... Verdiğimiz kararı halka tebliğ edin... Siz dururken bana söz söylemek düşmez, demiş (Amr As, Musel’eş’ari’yi tuzağa düşürmüştü. Amr As, hile ile bir iş görebilmek üzere Ebu Musa’ya: «Sen, ashabı Resulullahsın, hem de benden yaşlısın» diyerek huzurunda diz çökmek ve söze başlamadıkça söze bulaşmamak gibi hareketlerle ona, sözde büyüklük gösterdi. Musel’eş’ari ise, Amr As’ın kendi sözlerini dinleyeceğini zanetmiş ve ona aldanmıştı), Musel’eş’ari: Ey Ümmet!.. iki kişi uğrunda bunca müslüman kanı dökülmektedir. Biz bu öldürüşmenin önünü almak için, Ali ile Muaviye’yi hal’etmeye karar verdik. Ben, parmağımdan şu yüzüğü nasıl çıkarıyorsam, Ali’yi de hilafetten öylece hal’ediyorum.... demiş ve yüzüğü yere bırakmıştı.

 

Bundan sonra Amr As, hemen yüzüğü eline almış; Ey nas!.. gördünüz ya... Musel’eş’ari, Ali’yi hilafetten hal’etti... Ben de şu yüzüğü nasıl parmağıma geçiriyorsam, Muaviye’yi de o suretle hilafet makamına geçiriyorum... demişti.

 

Hüsnüniyet sahibi adamlar heyecana gelerek, Amr As’a ağır sözler söylemişlerdi. Hatta bunlardan Şüreyh elindeki kırbaçla birkaç kere Amr As’ın başına vurmuştu.

 

Amr As’ın bu hilesine kapılan Musel’eş’ari, artık Kufe’ye gelmekten çekinmiş, Mekke’ye gitmişti.

 

Kitap: Kerbela Vakası –Ziya Şakir

Ekleyen: Seyyid Hakkı

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı Ek ve Seyyid Hakkı Can. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...