Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

26- Kufe’ye mektup, Kufe’de, Kays, Hür ibni Riyah



Kufe’ye mektup

İmam Hüseyin’in mektubu, şu yolda idi: «Ey Ehl-i Beyt’e sadık olanlar!... ve ey bizi mektuplarla davet eden dostlar!...

 

«Sizden aldığımız teminat üzerine bu tarafa geldik. Fakat İbni Ziyad’ın, Kufe’deki Ehl-i Beyt dostlarına karşı uyguladığı zulüm ve tazyiki haber aldık ve bu acı haberler karşısında kederlendik. Tabiidir ki, bu elım hal sebebiyle, sizleri isyana davet ederek, umum halkın başına bir felaket getirmek istemeyiz. Şu var ki, bize olan vaatlerinizi size hatırlatarak, Ehl-i Beyt’e bağlı olanları, bugün bizlere karşı yardıma davet ederiz. Maksadımız Ehl-i Beytimizle, emniyet ve selamet içinde çöle geçmektir.»

 

İmam Hüseyin’in kölesi Kays, bu mektubu almış, çevik bir hecine binmiş; Kufe’ye hareket etmişti.

 

 

Kufe’de

Kufe’de bulunan İbni Ziyad, imam Hüseyin’in Kufe’ye doğru ilerlediğini çarçabuk haber almıştı.

 

Kufe’de derhal bir telaş başlamıştı. İmam Hüseyin’in Kufe’ye kabul edilip edilmemesi hakkında halk arasında birtakım münekaşalar ve dedikodular canlanmıştı.

 

İbni Ziyad, derhal şehrin kapılarını kapatmış; imam Hüseyin’e en küçük taraftarlık gösterecek olanların ölümle cezalandırılacağına dair, tellalar bağırtmıştı.

 

Bütün Kufe’yi sıkıyönetim altına almıştı; sonra, maiyetindekileri Kufe etrafında önemli mevzilere yerleştirmiş ve en güvendiği komutanlarından Hür ibni Riyah’ı, bin kişilik seçkin bir suvari müfrezesi ile imam Hüseyin’i tutuklamaya yollamıştı.

 

 

Kays

İbni Ziyad’ın memurlarından Kadisiye komutanının etrafa gönderdiği müfrezelerden birisi, çabucak Kufe’ye yaklaşan Kays’a rastlamış ve derhal onun etrafını çevirmişti.

 

Ele geçeçeğini anlayan Kays, hayatından önce imam Hüseyin’in mektubunu düşünmüş; bu mektubu bir hamlede parçalamış yok etmişti.

 

Kays’ın bu hareketi, şüpheleri büsbütün kuvvetlendirmiş: derhal tutuklanarak Kufe’ye götürülmüş; İbni Ziyad’ın huzuruna çıkarılmıştı.

 

İbni Ziyad, onu sorguya çekmiş: O kağıdı niçin yırtın? demişti.

 

Artık hayatından ümidini kesen Kays, büyük bir soğuk kanlılıkla: Dostum sırrını, düşmandan saklamak, gayet tabiidir.... diye cevap vermiş ve imam Hüseyin’in sadık kölesi olduğunu itiraftan çekinmemişti.

 

Kays, yapılan bütün işkencelere rağmen, imam Hüseyin’in mektubunu kime getirdiğini söylememişti.

 

Bunun üzerine, İbni Ziyad emir vermişti. Kays’ın vucudu, bir tahta çarmıha gerilmiş, önce halka teşhir edilmişti. Sonra o çarmıhın üzerinde kılıçlarla parça parça edilerek Kufe mescidinin kapısı önüne atılmış, halka yeni bir dehşet sahnesi gösterilmişti (Kays öldükten sonra, cesedini kalenin hisarından hendeğe attıklarını da tarihler yazmışlardır).

 

 

Hür ibni Riyah

Hür, üçgün çölde gezmiş, ama imam Hüseyin’e rastlamamıştı.

 

Ertesi gün, akşama kadar beklemekle geçmişti. Hür’ün askerleri o kızgın çölde, hayvanların gölgelerine sığınarak, büyük bir sabırsızlık içinde imam Hüseyin’in kafilesini beklemişlerdi.

 

Akşama doğru, çölün sakin ve tenha ufuklarından, kervan baş göstermişti.

 

Hür’ün askerleri büyük bir sevinç içinde, atlarına binmişler, kervanı sarmak için harekete geçmek istemişlerdi. Fakat Hür, derhal bu hareketin önüne geçmiş: Aceleye gerek yok... Kervan, nasıl olsa geceyi burada geçirecek... Sabahı bekleyelim. Ortalık ağarırken Hüseyin’i tutuklayalım.... demişti.

 

İmam Hüseyin’in kervanı gelmiş; oradaki kuyunun başında durmuştu. Kervan halkı, Hür’ün askerlerini görür görmez, telaş göstermişlerdi. Fakat, bu atlıların kendilerine saldırmayacağını gören bazıları: Bunlar, bizi karşılamak için gelmiş olmasınlar?... diye garip bir ümide düşmüşlerdi.

 

İmam Hüseyin, meselenin niteliğini anlamak için: Biriniz gidin. Bu atlıların serdarını (baş komutan, sorumlu) çağırın.. bakalım, burada ne maksatla bekliyorlar... demişti.

 

Hür, imam Hüseyin’in bu teklifini kabul etmiş; derhal gelerek imam Hüseyin’in çadırına girmiş; saygı ile selam vermişti. O zaman imam Hüseyin’le Hür arasında şu kısa konuşma geçmişti:

 

→Ben.. Resulü Ekrem’in torunu, imam Ali’nin oğlu, Hüseyin’im.... sen kimsin?

→Ya imam! Ben, Hür ibni Riya’yım. Kufe’den geliyorum.

→Bize yardıma mı geldin; düşmanlık göstermeye mi?...

→Ya Hüseyin!.. Basra ve Kufe valisi İbni Ziyad tarafından gönderildim. Ne yazık ki, seni tutuklamaya mecburum. Yarın sabah doğruca Kufe’ye gideceğiz.

→Ya gitmek istemezsem?

→Üzülerek söyliyeyim ki, o zaman zor kullanmaya mecburum.

 

İmam Hüseyin, bu sözleri büyük bir üzüntüyle dinlemiş: Lahavla vela kuvvete illa billah... dedikten sonra: pekala... şimdi ibadet vaktidir. İbadetimi yaptıktan sonra, gereken şeyleri konuşalım... diye cevap vermişti.

 

Hür, imam Hüseyin’in gösterdiği bu sükünet ve tevvekül karşısında hayrette kalarak O’nun ibadetini bitirmesini beklemişti.

 

İmam Hüseyin, ibadetini yaptıktan sonra, ayağa kalkmış; ordusunun başında bulunan Hür’ün karşısına gelerek, kılıcına dayanmış, vakur bir sesle söze başlamıştı: Ya Hür!... Ya Muhammed ümmeti... İbni Ziyad, beni niçin tutuklamak istiyor? Benim suçum nedir? Yezid’e biat etmediğimizi bir suç sayıyorsa ve maksadı beni zorla Yezid’e biat ettirmekse, İbni Ziyad bundan çok aldanıyor. Çünkü ben, Yezid gibi, fasık ve facir bir sarhoşa biat edemem. Ben bunu yapamam. Ceddim Resulü Ekrem’in ve babam Ali’nin şerefini ayaklar altında çiğnetemem....

 

Ya Hür!... soruyorum sana: Ben, Yezid ile rekabete mi kalkıştım? Ona karşı bir isyan bayrağı mı açtım? Halkı isyana teşvik mi ettim? Haşa... Bunları aklımda bile geçirmedim. Mukadderata boyun eğdim. Mekke’de, Medine’de bir köşeye çekilerek yıllarca Muaviye’nin ve Yezid’in haksız saldırılarına büyük bir sabır ve sükunetle gögüs gerdim. Yezid’in zulmü dayanılmaz bir hal alınca, artık sabredemedim; Arabistan diyarında barınmama imkan olmadığını hissettim. Bundan haberdar olan Kufeliler, bana baş vurdular, yüzlerce mektup gönderdiler. Vaktiyle babama ve kardeşime yaptıkları hareketten pişmanlık göstererek, bana biat etmekistediler. Şimdi cevap ver bana, ya İbni Riyah!... Elini kalbine ve vicdanının üzerine koy da bana cevap ver. Benim yerimde sen olsaydın, ne yapardın?... demişti.

 

Hür, bu sözler karşısında başını eğmiş; susmuştu.

 

İmam Hüseyin, kısa bir susuştan sonra, yine o etkili lisaniyle sözlerine devam etmişti: Ya Hür!.. Hiç çekinmeden söyle: Benim sana söylediğim şu gerçeklere rağmen, beni ve benim tamamıyle suçsuz olan Ehl-i Beytim’i  tutuklayarak İbni Ziyad’a götürme fikrinde isen, açıkça söyle.  O zaman sen ve ben, talih ve mukadderatımızı şu kılıca havale edelim. Davamızı mertlikle hal ve fesleyleyelim. Yok, Hakk’a ve gerçeğe saygın varsa, söyle de, başka bir çare düşünelim.... dedikten sonra, Hür’ün cevabını beklemişti.

 

Hür, birdenbire cevap vermemişti. Gözlerini dalgın dalgın etrafında gezdirmişti. Bu dalgın gözler, çadırlar arasındadolaşan kadınlar, oynaşan çocuklar üzerinde ayrı ayrı durmuştu.

 

Güneşin yarısı, çölün derin ufkuna girmişti. Kıpkızıl bir renk, bu kadınların ve bu çocukların yüzlerine aksetmişti.

 

Hür, bir rüyadan uyanır gibi silkinerek: Ya İmam!.. Ben, size mektup yazanlardan ve davet edenlerden değilim!... Ben, beni tanıyanlar arasında, yiğitlik ve mübarezedeki şiddetiyle ünlü bir adamım ve İbni Ziyad tarafından sizi tutuklamaya memurum. Fakat şu anda, kendimde büyük bir aciz hissediyorum. Sana ve şu suçsuz yavrulara kılıç çekmeyeceğim. Fakat, İbni Ziyad’a karşı sorumluluktan kurtulmam için de bir çare bulmanızı rica ederim... demişti.

 

İmam Hüseyin, Hür’ün bu mertçe teklifinden memnun olmuş: Ya Hür!... Baban sana tam layık olduğun adı koymuştur. Sen, sahiden hür bir adamsın... cevabını vermiş ve aralarında yaptıkları müzekereden sonra, şu kararı vermişlerdi: Kervan, o geceyi orada geçirerek, ertesi gün, ne Hicaz, ne de Kufe yoluna gitmeyecek; Irak’tan dışarı gitmek üzere, üçüncü bir yol takip edecekti.   

 

Kitap: Kerbela Vakası –Ziya Şakir

Ekleyen: Seyyid Hakkı

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı(uludivan.de) önerelim-yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı–Ehlibeyt Evladıyız ve Şah Haydar => YouTube Kanalımız: Seyyid Hakkı-Yolumuz Ehlibeyt yolu(YediDeryaSohbeti62) Aşk ile, Can ile canlar...