Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

Sivas katliamı -3

ÖRSELENMEK VE UNUTMAK ÇELİŞKİSİNDE "SİVAS OLAYLARI" - 3 -

DEVLET GÖREVLİLERİ VE SİYASİLER, YAPTIKLARI AKIL DIŞI İZAHLARLA KARA BİR SAYFA AÇTILAR

Bu ülke Sivas'ta kurulmuştu, Sivas'ta da yıkılacaktı
Devlet durumu biliyordu. Hicret koşusu gerekçesiyle yüzlerce insan Sivas'a taşınmış ve saldırıya hazırlanmıştı. Şehirde başka hiç bir yerde kaldırım çalışması yokken, otelin 50 metre uzağındaki kaldırım taşları sökülmüştü. Emniyet müdürü "Göstericiler dağıtılmadı ama kontrol altında tutuldu. Olayların bu duruma geleceğini tahmin edemedik, ne yapalım. Takdir-i İlahi" yorumunu yapıyordu.Sivas olaylarını inceleme amacıyla kurulan Meclis komisyonunun raporu da tarihe çok önemli ve her dönem tartışılacak saptamalar ve iddialar bırakmıştır. TBMM raporu; olayların sorumlusunun ölenler olduğunu ima eden belirlemeler içermekteydi...

Vali verdiği hiçbir kararın hayata geçirilemediği noktada "Sonumuz geldi", "Sonumuzun geldiğini düşündük" gibi ifadeler kullanmıştı. En yüksek mülki amir bile sonucu kabullendiğini itiraf ediyordu. Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu kitleyi sakinleştirmek adına "Gazanız mübarek olsun, bunların ruhuna bir fatiha okuyalım" diyordu, belediyenin yaptığı "Taleplerinizi sıralayın" anonsunun ardından. Ve taleplere göre, şenlikler iptal edilecek, şenlik için gelen yazarlar, şairler, sanatçılar kenti terk edip gidecek ve ozan heykeli kaldırılacaktı. Belediye, bu taleplerle aslında bu katliamın örgütlenmesinde ne denli güçlü bir sorumluluğu olduğunu itiraf ediyordu. Ama yargı ve idari mekanizmalar bunu hiç bir zaman göremeyecekti.

Otel içinde olan ve Aziz Nesin'i koruma görevini üstlenmiş olan polis memurlarına diğer polis arkadaşları "Bunların neyini kurtarıyorsunuz? Bırakın gebersinler" diyorlar, işini yapmak isteyen komiser Mehmet adlı meslektaşlarını kınıyorlardı. Yangın sonrasında yan binaya geçerek kurtulmaya çalışanlara Büyük Birlik Partisi İl başkanlığında bulunan parti üyeleri "Orospular gidin yanın, girdiğiniz kapıdan çıkın" önerisinde bulunuyorlardı. İtfaiye merdiveninden inmeye çalışan Aziz Nesin'e "Kurtarmayın onu, ölecek adam o. O insan değil hayvan. Ölmesi gerek..." diyen belediye meclis üyesinin talimatına itfaiye erleri uymakta tereddüt etmemiş ve saldırmaktan çekinmemişlerdi.

Saldırganların amacı açıktı. Cumhuriyet Sivas'ta kurulmuştu, Sivas'ta da yıkılacaktı. Vali gidecek ve şeriat gelecekti. Saldırıya maruz kalanlar ise Sivas'ta devletin olmadığını, devleti yargısız infaz yaparken gördüklerini ve devlet gözetiminde cinayet işlendiğini anlatıyorlardı.

Devlet durumu biliyordu. Hicret koşusu gerekçesiyle yüzlerce insan Sivas'a taşınmış ve saldırıya hazırlanmıştı. Şehirde başka hiç bir yerde kaldırım çalışması yokken, otelin 50 metre uzağındaki kaldırım taşları sökülmüştü.

EN DIŞARIDAN GELEN SESLER...
Peki en dışarıda neler vardı? Öncelikle başbakanın durum tespit girişimi hem etik, hem estetik ve hem de politik bir bomba olarak gündeme düştü. Başbakan Tansu Çiller: "Otelin etrafını saran vatandaşlarımıza hiçbir biçimde zarar gelmemiştir, oteli hissedarlarından biri yakmıştır" diyerek olaylardaki siyasal sorumluluğunun bir lapsus, yani dil sürçmesi olarak aşikar hale getirmişti. Diğer bir girişim olaylara bir meşruiyet kazandırma ve hedef şaşırtma çabasıydı. Dönemin Refah partisi Genel Başkanı Necmettin Erbakan "Sivas halkı doğal olarak reaksiyon göstermiştir. Bunun arkasından CIA çıkar" iddiasında bulunuyordu. Diğer bir eğilim ise günah keçileri yaratma uğraşısıydı. BP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu ..."Sivas'a Aziz Nesin'i getirenler olaylardan birinci derecede sorumludur..." diyerek 1.5 yıldır valilik yapan ve Sivas'taki dinci-gerici çevrelerle büyük sorun yaşayan Vali Ahmet Karabilgin'i adres gösteriyordu.

Çok az sayıda siyasetçi, sorumluyu arama çabası ve önerisi içindeydi. Bu yönde dikkat çeken çaba Aydın Menderes'ten gelmişti. Menderes "Devletin temel görevi vatandaşının can ve mal emniyetini sağlamak olduğundan olayların sorumlusu idaredir. İşin ucu Vali'den İçişleri Bakanlığı'na kadar dayanıyor..." diyerek asıl sorumluluk alması gereken kişilerin kimler oluğunu vurgulamak istiyordu.

Sosyolojik açıklamalar da ardı sıra gelmeye başladı. Aziz Nesin ve diğer kurtulanlar, olayların Alevi-Sünni çatışması olduğuna vurgu yaparken Başbakan Çiller bu olayların Alevi-Sünni çekişmesi' olmadığında ısrarcıydı.

Sosyolojik açıklamaları psikolojik yorumlar izledi. İçişleri bakanı Mehmet Gazioğlu kendi sorumluluğunu görmezden gelerek, "Yangın önceden planlanmış değildir. Kitle psikolojisi ile ortaya çıkmıştır" açıklamasında bulunuyordu. Abdüllatif Şener, akademisyen edasıyla "Kitle psikolojisi denen bir olay vardır. Halk tahrike uğramıştır..." iddiasını sürdürüyordu. Erdal İnönü ise tüm izleyenlerine dudak ısırtacak bir saflık ve kayıtsızlıkla "Güvenlik güçlerimiz vatandaşlarımızın zarar görmemesine dikkat ederek olayları kontrol etmeye çalışmışlardır" cümlesini kuruyordu.

Emniyet müdürlüğünün açıklamaları, sanki olayda izledikleri örtük teşvik edici rolü uygun bir rasyonele giydirme çabasıydı. Emniyet müdürü "Göstericiler dağıtılmadı ama kontrol altında tutuldu. Olayların bu duruma geleceğini tahmin edemedik, ne yapalım. Takdir-i İlahi" yorumunu yapıyordu. Bölgenin MİT yöneticisinin ifadesi ise hem gülünç hem de içler acısı bir durumu resmediyordu. İlgili kişi protesto yapılacağı ihbarı ile ilgili olarak: "Telefon ettim. Emniyette hiçbir yetkiliye ulaşamadım, karşıma çıkan görevli bir polise şifaen söyledim" demekteydi.

Süleyman Demirel'in "Devlet güçleri ve halk karşı karşıya getirilmemelidir..." ifadesi ise, unutturma çabalarının ve bu olayın muhasebesini yapmama planlarının en üst düzeydeki girişimini temsil etmekteydi. Daha sonra basında yer alan "Süleyman Demirel bazı politik manevralar adına aydınları feda etti" yorumunu doğrulayan net bir ifadeydi aslında bu.

Bazı aydınlara göre, olayların yorumu yalıtık ve duygusuzdu; "Yerleşik düzenin, kurulu dizgenin her zaman ayrıksı, tartışan, eleştiren, soran ve sorgulayan yaklaşımlara kapalı kaldığı" biçimindeydi. Olayların düşünce özgürlüğüne bir tehdit olduğunu belirten dönemin Kültür Bakanı Fikri Sağlar'a yanıt çok gecikmeden olaylardan siyasal bir kazanç elde etme çabasında olan Mesut Yılmaz'dan gelmişti. "Devletin valisi halkımızın dini duygularını rencide eden, dini değerlerle alay eden bir konuşmacıya tepkisiz kalmışsa milletin o valiye güvenmesini bekleyemezsiniz. Fikir özgürlüğü halkımızın mukaddes değerleri karşısında geçersizdir" açıklamasını yapıyordu.

Eylemcilerin psikolojik durumu da en dışardan gelen seslerin içinde yer buldu. Olaylar öncesi oluşturulan gergin ortamın etkisiyle bazı kişilere tepki gösteren bireyler, "Tahrik edilen bireyler", "Merak edenlerin katılımıyla büyüyen eylemler", "Dağıtılabileceği halde dağıtılmayan grup" olarak adlandırıldılar. Diğer yandan kendi karanlık düşüncelerini egemen kılmak için insanlarımızı yakan saptırılmış kitleler oldular. Sivas olaylarını inceleme amacıyla kurulan Meclis komisyonunun raporu da tarihe çok önemli ve her dönem tartışılacak saptamalar ve iddialar bırakmıştır. TBMM raporu; olayların sorumlusunun ölenler olduğunu ima eden belirlemeler içermekte; PKK ve Amerika karşıtı sloganların varlığını eylemin meşruiyeti yönünde değerlendirme eğilimindedir. Ve eylemin meşru olduğu izlenimini vermektedir. Rapor, tek sıra ve 10-15 kişilik polis barikatı kurulmuş olduğunu belirtmiş ama emniyetin bu zaafı konusunda sağlıklı bir değerlendirme yapmaktan kaçınmıştır. Bu raporda da yerel basında ve ilgili çevrelerde yer bulan söylemleri destekler biçimde, gerçekte tahrik unsuru içermediği halde Aziz Nesin'e ve onun konuşmasının tahrik ediciliğine vurgu yapılmıştır. Raporda örgüt vurgusu yoktur. Bir gün önce dağıtılan 'Müslümanlara' başlıklı bildiri ciddiye alınmamış ve yeterince değerlendirilmemiştir. "Sivas olaylarının nedeni Müslümanlar imzalı bildiri değil, Pir Sultan Şenlikleri'nin düzenlenmesi ve buna izin veren mülki amir" olduğu iddiası yapılmıştır. Yine Pir Sultan Abdal ve kangal köpeklerini temsil eden 'Ozan' heykeli tahrik unsuru olarak gösterilmiştir. Gerçekte "Atatürk ve devrim şehitleri için yapılan saygı duruşunun" eksik yansıtılarak çarpıtıldığı da dikkat çekmiştir.

YANITLANMAMIŞ SORULAR...

  • » Bir gün önce yapılan protesto çağrısından sonra polis neden önlem almadı?
  • » Gösterici sayısı 10 bini aşarken neden iki manga asker ve 400 polis vardı?
  • » Neden askeri birlikler olaya müdahale etmedi?
  • » Belediye başkanı neden göstericileri yüreklendirdi ve destekledi?
  • » Valinin yardım talebi neden hükümet tarafından ciddiye alınmadı?
  • » Müdahale istekleri neden gerçekleştirilmedi?
  • » Göstericiler polis otolarının hoparlörlerini nasıl kullandı?
  • » Çevre kent ve kasabalardan göstericilerin geldiği doğru muydu?
  • » Milli Gençlik Vakfı, eylemi yönlendiriyor muydu? Kim organize etti?
  • » Tahliye etmek ile ilgili neden hiçbir girişim yoktu?
  • » İçerde kalanları korumaya yönelik neden hiçbir çaba gösterilmedi?
  • » İtfaiye neden müdahale etmedi?
  • » "Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz" diyen Demirel aydınları feda mı etti?

* * *


Sivas Katliamı konusunda yapılmış ve yurtdışında bilimsel bir dergide yayınlanmış bir psikiyatrik araştırma (2)

Sivas Olayları ve ruhsal sonuçları  
Tanımda belirtilen ruhsal travmaya maruz kalan bireyler TSSB tanısı için gerekli tanı ölçütlerinden herhangi birini karşılamazlarsa 'sınırda (borderline)' olgular olarak tanımlanmaktadırlar. Bu çalışmada da, sınırda TSSB olguları saptandı. 18 aylık uzunlamasına değerlendirme boyunca 79 olgunun 45'ine değerlendirme aşamalarının herhangi birinde 'sınırda TSSB' tanısı kondu. Üç olgu tüm değerlendirme aşamalarında 'sınırda TSSB' ölçütlerini karşıladı. Kimi olgular ise bazı değerlendirme aşamalarında 'sınırda' belirtiler sergiliyordu. Bu olgular TSSB belirtilerine sergilemekle birlikte sınıflama sistemine göre ruhsal bozukluk olmayan grupta yer alıyorlardı.

Kronikleşme (süreğenleşme), hastalığın uzun dönemdeki kalcılığını anlatan bir tanımlamadır. Kronikleşme ile hastalık öncesi ve sonrası değişkenlerin ilişkisine bakıldığında şunlar gözlenmektedir: Otel grubunda çok daha fazla konikleşme gözlenmiştir. Bu travmanın şiddetinin bu grup için en yüksek olması ile ilişkilidir. Daha önce benzeri olaylara maruz kalanlarda kronikleşmenin daha az olduğu dikkat çekmiştir. Bu bulgu daha önce benzeri stresörlere maruz kalmanın ve hazırlıklı olmanın bir tür bağışıklık kazanmaya neden olduğu biçiminde açıklanmaktadır. Otel grubu ile diğer gruplar arasındaki önemli bir fark, kişinin kendisinin veya bir aile bireyinin yaralanması ve ceset görme ile kronikleşme arasındaki ilişki ile ilgilidir. Otel grubunda ağır yaralanma, ceset görme, mal kaybı vb. etkiler daha fazla olmasına rağmen kronikleşmeyi artırıcı bir etkisinin olmadığı gözlenmiştir. Kültür merkezinde ise yaralanmalar daha seyrek ve hafif olmasına, daha az oranda ölü bedenlerle karşılaşmalarına rağmen, bu değişkenlerin kronikleşme üzerinde önemli düzeyde etkisinin olduğu görülmüştür. Araştırmacılar bu bulguyu yine travmanın şiddeti ile açıklamaktadırlar. Otelden kurtulanlar grubu zaten çok ağır bir travmaya maruz kaldığı için ek faktörlerin fazla katkısı olmadığını belirtmişlerdir. Kültür merkezi grubunun yaşadıkları travma daha hafif düzeyde olduğu için ek faktörlerin kronikleşme üzerinde belirleyici olduğunu vurgulamaktadırlar.

TARTIŞMA  
Bu çalışma, yaşanan bir travmaya verilen tepkilerin farklılığını göstermektedir. Üç çalışma grubu arasında TSSB oluşumu açısından ilk değerlendirmede istatistiksel olarak anlamlı fark gözlenmezken, daha ileri aşamalarda TSSB gelişmesinde stresörün uzun süreli etkisinin devamı açısından karşılaşılan travmanın şiddetinin belirgin bir fark yarattığı görülmüştür. TSSB'nun sınıflandırılmasında travmayı temel etiyolojik etken olarak alıp ayrı bir tanısal kavramı oluşturmaya çalışan düşünce günümüzde yeniden bir tartışma alanı oluşturmaktadır.

Bu çalışmanın önemli bir diğer bulgusu DSM-III-R sınıflama sistemine göre TSSB ölçütlerini karşılayan olguların sayısında 1. aya göre 6. ayda azalma olurken 12. ve 18. ayda 6. aya göre artış saptanmasıdır. Bu olgular 6. ayda iyileşiyor, 12. ve 18. aylarda yeniden alevlenme gösteriyor olabilirler. Bu bulgular, yineleyen değerlendirmelerin gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır. Eğer bu çalışma 6. ayda bitmiş olsaydı daha uzun zaman sürecinde TSSB sayısında ortaya çıkan bu kaymayı saptamak mümkün olmayacaktı. Travmanın yıldönümünde ve yaşanan olayın bir parçası olan mahkeme sürecinde TSSB belirtilerinin artışı biçimindeki bulgular, uzunlamasına çalışmaların gerekliliğini ve önemini göstermektedir.

Güncel travmanın yeniden anımsanmasına yol açacak olayların belirtileri alevlendirmesini beklemek sürpriz olmayacaktır. Bununla birlikte 18. ayda TSSB gösteren olguların 12. ayda bozukluğu gösterenlerden istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olması, mahkeme kararının felaketin kurbanlarının beklentisini karşılamaması ile ilişkili görünmektedir.

İlginç bir diğer bulgu da, akut, kronik ve geç başlangıçlı olmak üzere yalnızca üç TSSB formunun varlığı düşüncesinin aksine, sekiz farklı formunun bulunması olmuştur. Bu bulgu 'sınırda, inatçı, tekrarlayın, iyileşen' gibi çalışmanın 6. ayda bitirilmesi halinde saptanamayacak olan farklı TSSB formlarının tanımlanmasına olanak verme açısından uzunlamasına çalışmaların gerekliliğinin önemli bir kanıtıdır. Doğal felaketlere bağlı oluşan TSSB ile ilgili bir çalışmada da benzeri alt formlardan söz edilmiştir

SONUÇ OLARAK;
 a. Bulgular göstermektedir ki; travmaya maruz kalma süresi TSSB'nun başlaması ve seyrinde tek belirleyici olmamakla birlikte, önemli bir belirleyicidir.

b. Akut, kronik ve geç başlangıçlı üç temel form dışında uzun seyir sırasında TSSB sekiz farklı forma kadar görünüm alabilmektedir.

c. Beklenenin aksine, geç başlangıçlı tepkiler otel grubunda akut ve kronik formlardan daha yüksek bulunmuştur.

d. Strese tekrar maruz kalmak ve benzeri travma yaşantısı, bazı olguları travmatik sterse karşı bağışık hale getirmektedir.

e. Travma sonrası hastalanma sürecinde moral ve parasal destek beklentisi önemli olabiliyor.

Türkiye'de bu konudaki çalışmalar yetersiz olduğu için bu tür siyasi olayların, katliamların uzun dönemdeki etkilerini yeterince bilemiyoruz. Bu çalışmanın sonuçları uzun dönemde ciddi ruhsal ve toplumsal sorunların sürdüğünü gösteriyor. Türkiye gibi, sorunların askeri yöntemlerle çözüldüğü, toplumsal muhalefetin yaygın ve yoğun bir şiddetle bastırılmaya çalışıldığı, işçi sınıfına açıkça saldırıldığı, kamu emekçilerinin kendilerini ifade etmelerinin önüne copla geçildiği, Kürt halkının kırıma uğratıldığı, köylerin boşaltıldığı, her gün onlarca insanın faili meçhul cinayetlere kurban gittiği, sorunlara mafyatik çözümler üretildiği ve milyonlarcasının bu olaylara tanık olduğu bir ülkede bu çabaların ne kadar önemli ve yaşamsal olduğu; oluşturulacak politik bir tavrın ne kadar gerekli olduğu anlaşılmaktadır.

04.07.2007

DOÇ.DR. BURHANETTIN KAYA

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilimdalı

KAYNAK: BİRGÜN GAZETESİ
ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı(uludivan.de) önerelim-yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı–Ehlibeyt Evladıyız ve Şah Haydar => YouTube Kanalımız: Seyyid Hakkı-Yolumuz Ehlibeyt yolu(YediDeryaSohbeti62) Aşk ile, Can ile canlar...