Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

Maraş Katliamı -4

Yazı Dizisi: Maraş Katliamı Dosyası Tanıklar 28 . yılında katliamı anlatıyor

KATLİAM DOSYASI AÇILSIN: Katliam sekiz ay gecikti ( 4 ) 
Hamit Fendoğulu'nun öldürülmesinden sonra, Başbakan Ecevit, bombaların Ülkü Ocaklarıyla ilişkisinden söz eder. Bunun üzerine Türkeş, Malatya benzeri olayların Erzurum ve Maraş'ta da çıkabileceğini söylemişti

Maraş Katliamını tezgahlayanların bu ilk planı değildir aslında. ABD'nin literatürümüze soktuğu bir deyişle "B" planıdır. Başarısızlığa uğrayan "A" planı ise, aralık ayından 8 ay kadar önce devreye sokulmuş, ancak umulan sonucu vermemiştir. 1978 nisanında, Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu'na gönderilen bombalı paketin tıpatıp aynısı Pazarcık CHP İlçe Başkanı Memiş Öz-dal'a da gönderilir. Özdal'ın şüphelenip almaması üzerine paketi açan PTT memurlarından biri ölür, diğeri de ağır yaralanır. Bombalarda kullanılan patlayıcıların Nükleer Araştırma Merke-zi'nden alındığına dair bulgular üzerine başlatılan soruşturma sırasında Başbakan Ecevit, bombaların Ülkü Ocaklarıyla ilişkisinden söz eder. Bunun üzerine Türkeş, Malatya benzeri olayların Erzurum ve Kahramanmaraş'ta da çıkabileceğini söylemiştir. O günlerde, Türkeş'in yaptığı açıklamaların hemen ardından, hedef aldığı kişi ya da kuruma ilişkin bir saldırının "tesadüf" etmesi oldukça bildik bir ritüeldir. Nitekim Türkeş'in "kehanet"i bir kez daha gerçekleşmiş, Maraş yakılıp, yıkılmıştır. CHP Milletvekili Oğuz Söğüt'ün deyişiyle; bir soykırım olmuş ve Alevilerin yüzde 80'i kenti terk etmiştir.

Milletvekili Hüseyin Doğan ise "Bu, Alevi-Sünni çatışması da değildir. Bu planlı ve örgütlü bir faşist saldırıdır. Çevre illerden Maraş'a getirilen katil çetelerine belli hedefler gösterilerek, her şeyi hesaplanan bir plânla yürürlüğe konan bir faşist eylemdir.

Kin ekip, kan çiçeği büyütenlerin, direnme hakkından söz edip 'Milli direnme hakki doğmuştur' diye bildiri yayınlayanların eseridir. Maraş katliami 'Müslüman Türkiye-Milliyetçi Türkiye, Allah için Cihad başına' sloganlarıyla kadın demeden, çocuk demeden vuranlar karşısında 'Bana sağcılar ve milliyetçiler cinayet isliyor dedirtemezsiniz' diyenlerden destek görenlerin eseridir..."

Doğan'ın sözleri belli ki o günlerde henüz kamuoyunca farkında olunmayan gerçeklerin bilinmesine dayanıyordu. "Bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz" diyen kişi "hep başbakan" Demirel'di.

"DEMİREL KEYİFLİ"
Olaylara manşetlerinden yer veren gazeteler ise, yalnız durumu aktarmıyor, katliamın arkasındaki kişi ve kurumların da ipuçlarını veriyordu. Israrla olayları bir çatışma, solcuları fail olarak gösterme çabası kısa sürede çökmüş basının verdiği haberlerin, resmi açıklamalarla taban tabana zıt olması "planlı bir organizasyon"un varlığını netleştirmişti.

Gazetelerin yer verdiği tanıklıklar, muhabirlerin bizzat yaşadığı dehşet, tarihe önemli kayıtlar olarak geçiyordu. Ama çarpıcı manşetler arasında Günaydın gazetesinin 28 aralık tarihli sayısı özel bir önem taşıyordu. Başlık şuydu: "Demirel keyifli. Yeniden başbakan olma umudu Demirel'i sevindirdi"

O kadar sevinmişti ki, yüzlerce insanın öldüğü katliam gecesi dansöz oynatarak eğlenmişti. Olaydan tam 25 yıl sonra Reha Mağden'in haberini manşetten veren Birgün bu gerçeği "Katliam gecesi dansöz oynattılar" cümlesiyle duyururken, Demirel ve yandaşlarının "resmi tarih" teki rolünün de altını bir kez daha çiziyordu.

Dönemin Başbakanı Ecevit ise, "Bazı gençler kamplarda soykırım ve katliam için yetiştirilmiştir. Bunlar devlet dışında bir devlet gücü oluşturmaya başlamışlardır" diyordu. TİP Genel Başkanı Behice Boran, "Faşist terör istediği yerde istediği gibi kol gezmektedir. Hükümet terör yuvalarının ve arkasındaki güçlerin üzerine cesaretle gitmeli ve sonuç almayı başarmalıdır. Hükümet güvenlik kuvvetlerini kesin olarak kendi emri altına almayı ve istihbarat örgütünü kendi emri ve kontrolü altına almayı başarmalıdır" diyerek Ecevit'i uyarıyordu.

'Denetim dışı bir örgütlenme var'   
KATLİAMDAN sonra görevden alınan İrfan Özaydınlı'nın yerine İçişleri Bakanlığı'na getirilen Hasan Fehmi Güneş, Maraş katliamının "örgütlü bir kalkışma" olduğunu belirterek, sorularımıza şu yanıtı verdi:

"Ben göreve gelir gelmez, Ankara'dan yetkili, güvenilir dedektiflerden oluşan bir ekiple araştırma yaptırdım. Olayların öncesi, sonrası ve olaylara karışan isimleri tek tek belirledim. Hazırladığımız bu raporları başbakanlık, Milli Savunma Bakanlığı, genel kurmay, sıkıyönetim gibi ilgili makamlara ilettim."

Güneş, "bu araştırmada 'örgütlü kalkışma' diye tanımladığınız katliamı örgütleyenler kimdi? sorusuna "devlet içindeki örtülü bir örgütlenme" olduğunu, halen de devletin bu bölümünde "şeffaflık" olmadığı yanıtını verdi.

"Peki sözünü ettiğiniz yapının bir adı yok mu?" sorusunu ise "Söyleyebileceklerim bu kadar" diye yanıtlayan Güneş, Devlet içinde, siyasi iktidarın denetimi dışına çıkmış bir bölüm olduğunu ve bu işleyişin mutlaka şeffaf hale getirilmesi gerektiğini açıklamakla yetindi.

Katliamı dört MİT görevlisi planladı

CELALETİN CAN (*)     
1960'h yıllar, dünyada ve Türkiye'de sol değerlerin yükseldiği yıllardı.

12 Mart darbesi, gelişen sol mücadeleyi kesintiye uğratsa da solun üzerinde geliştiği toplumsal mecraya nüfuz edemedi. İki yıllık bir 'sessizlik'ten sonra 1973 genel seçimlerinin ardından, toplumsal siyasi mücadele topraktan fişkırırcasına boy attı. 1973 genel seçimlerinin galibi Ecevit'in CHP'siydi. Gerçekte ise seçimin galibi, Ecevit'te sembolize olan halkın geleceğe dair umutlarıydı.

Halk, cumhuriyet tarihinde ilk kez geleceğe umutla bakmaya başlamış, kendi kaderini ele alma düşüncesiyle devlet sınıfından kaçmıştı. Mevcut düzeni de, Ecevit'i de çok aşan bir gelişmeydi bu...

CHP-MSP koalisyon hükümeti Başbakan Ecevit'in Türkiye'ye pahalıya patlayan siyasi hatası nedeniyle dağıldığında, yerine hemen 'Komünizme karşı Milliyetçi Cephe' adı altında, asıl işlevi, sol düşünceyi yok etmek olan bir hükümet kuruldu.

Yeni hükümetin konseptine göre MC'nin mimarı olan Demirel, bürokrasi ve meclisi; Alparslan Türkeş ise sokağı kontrol edecekti.

Faşistler artık hükümet ortağıydı.
Kamuoyuna da yansıyan belgelere göre, Çorum, Amasya, Tokat, Sivas, Erzincan, Malatya, Maraş gibi Türkeş'in "Altın Hilal" diye adlandırdığı kent ve ilçelere de yayılmıştı toplumsal uyanış. Türkeş'e göre Altın Hilal, tarihsel ve kültürel olarak Türklüğün köklerini derinlere saldığı topraklardan müteşekkildi. 'Komonist' ideoloji ve Kızılbaşlar bu kökleri bozuyordu. Öze dönüş ve etnik temizlik şarttı.' Türklüğün ve Türk milliyetçiliğinin Anadolu'daki bekası da bir yerde buna bağlıydı.

Kapalı kapılar ardında alınan kararlar uyarınca bu 'temizlik' yapılacaktı. Asıl üzerinde durulan nokta, bu planın, sağ-sol çatışması biçiminde mi, Alevi-Sünni çelişkisi kullanılarak mı uygulanacağıydı. Bu topraklar, binlerce yıldır farklı mezheplerden kesimlerin iç içe yaşadığı, dinsel duyarlılıkları hassas topraklardı. Sonuçta Alevi-Sünni çelişkisinin körüklenmesi üzerinde karar kılındı.

En kapsamlı katliam Maraş'ta düzenlendi.  
CIA ajanı Peck, katliamın arifesinde Maraş'taydı. Bu şaibeli adam, 1980 Çorum katliamında da görülecekti. Sonra bir daha kimse görmedi onu. Kısa bir süre içinde de 12 Eylül darbesi gerçekleşti. Peck, kendisine verilen görevi hakkıyla(!) yerine getirmiş ve ortadan kaybolmuştu.

Ecevit'in özel arşivinden gün yüzüne çıkan yeni belgelere göre, katliamlarla ilgili tek derin bağ Peck değildi. 1975'te kurulan MC'nin başbakan yardımcılığına Türkeş getirilmiş, MİT ona bağlanmıştı. Bir süre sonra MİT, asıl görevinden kopacak, kontrge-rilla ve MHP ile ortak bir çalışacaktı.

1978 Ocak'ında hükümet olan CHP, MİT'e bir türlü hakim olamayacaktı. Türkeş, Hukuk Müşavirliği, Psikolojik Savunma Başkanlığı; İstanbul, Ankara ve Diyarbakır Bölge Daire Başkanlıklarındaki yandaşları aracılığıyla MİT'i kontrol ediyordu.

Maraş katliamından aylar önce Türkeş; MİT'teki üst düzey ilişkileri aracılığıyla, MİT Güney bölgesini ele geçirmişti. MİT'in desteğini arkasına aldığından, Maraş olaylarını rahatlıkla düzenleyeceğinden artık emindi. Bölgeden merkezi hükümete istihbari bilgi akışı kesilecek, her şeyi sola bağlarken sağ ile ilgili masumane tasvirler çizen manipülatif bir bilgilendirmeyle hükümet 'uykuya yatırılarak' tezgahlanan plan uygulamaya konula çaktı.

Katliamın planlamasını, Türkeş'in dünürü de olan MİT Hukuk Müşaviri'nin içinde bulunduğu dört MİT mensubu yapmıştı. MİT'in katliamın içinde olması, sağlıklı istihbarat akışını engellerken, vahşete varan sonuçlara yol açtı.

MİT, bu rolünü sonrasında da sürdürdü. Faşistlerle ilgili raporlar mahkemelerden gizlenirken, sol gruplar hakkında gerçek dışı raporlar düzenlendi. Nitekim 12 Eylül darbesinden sonra Maraş Sıkıyönetim Komutanı Korgeneral Recep Haznedaroğlu, bu tek yanlı raporlara dayanarak katliamı tersine çevirip, işkenceyle sol bir gruba mal etmeyi deneyecekti. MİT raporlarının bu şekilde tanzim edilmesi, bizzat Türkeş'in talimatı ile olmuştu.

Hukuksuz yargıdan vicdani yargıya!
12 Eylül sonrasında Maraş olayları hakkında açılan davalar ise tam bir hukuk skandaliydi. Katliamın faili olarak 804 kişi yargılandı. Katliamda birinci dereceden rol oynayan 68 kişi ise hiç yakalanmadı. 379 kişi beraat etti. 1 ila 15 yıl arasında mahkumiyet cezası ile yargılanan 314 kişinin cezalarında önce 1/6 oranında indirim yapıldı, sonra hepsi mahkeme sürecinde salıverildi. 29 kişi hakkında verilen idam ve yedi kişi hakkında verilen müebbet hapis cezası Yargıtay tarafından bozuldu. 1991'de çıkan Terörle Mücadele Yasası'nda yapılan değişiklikle de katliam sorumlularının hepsi salıverildi.

Böylece Maraş Katliamı dava dosyası sessiz sedasız kapatılmış oldu. Sonra da bu dosya hiç açılmadı.

Kim bilir, belki Maraş katliamı başta bizim kuşağımız olmak üzere, toplum olarak hepimizin yüzünü kızartıyor, vicdanımızı kanatıyor. Zayıflığımızla, güçsüzlüğümüzle, çaresizliğimizle yüzleşmekten korkuyoruz. Belki de bu yüzden kimsenin ulaşamayacağını düşündüğümüz derinliğimize gömdük Maraş katliamının izlerini... Nesneleştirdik, ona yabancılaştık.

Katliamı yapan partinin yıllar yılı Maraş'ta en güçlü parti olduğu, böylece 'en doğruyu bilir' halkımızın katliamcılığı ödüllendirdiği, katliamcılarla suç ortaklığı yaptığı gerçeğini değiştirmiyor. Katliamı örgütleyenlerden birinin basit bir soyadı değişikliği ile kendini unutturduğu, hatta halkın temsilcisi olarak TBMM'ne girdiği gerçeğini ortadan kaldırmıyor. Katliamı kontrgerilla, dönemin MİT görevlileri ve MHP'nin ortaklaşa düzenlediğini pekala iyi bilen 'vicdanlı ve dürüst' Ecevit'in MHP'yi iktidara taşıdığı gerçeğini de değiştirmiyor.

Katliamın asıl kurmaylarına gelince... Darbe koşulları yaratmak için Türkiye'yi istikrarsızlaştırma siyaseti güden, darbeyi "kendi çocuklarına" yaptıran ABD'nin, simgesel olması bakımından CIA ajanı A. Peck'in, Türkeş'in, dönemin MİT yetkililerinin; bölgedeki AP'li ve MHP'li il başkanları ve yöneticilerinin, iş adamlarının, toprak sahiplerinin, eşrafın, Çatlı ve Kırcı başta olmak üzere Susurluk Çetesinin katliamdaki sorumluluklarının kamuoyunun gündemine gelmediği, sorgulanmadığı ve bir hesaplaşma yaşanmadığı açık.

78'lilerin Sorumluluğu   
Peki bir hesaplaşma olmayacaksa adalet nasıl sağlanacak? Adalet yoksa, demokrasi ve özgürlük nasıl olacak? Bir daha aynı şeylerin yaşanmamasının mahşeri vicdanı nasıl kurulacak? Yaptırım olmayan bir suç, her daim işlenmeye açık değil mi yoksa?

Ve 2 Temmuz Sivas katliamı, aynı makus tarihin tekerrürü değilse ne?  Bu kanlı tarihin bir daha yaşanmaması için 78'liler Girişimi olarak Maraş dosyasını yeniden açıyo-ruz.Adalet için, hak ve hukuk için, özgürlük ve demokrasi için Maraş katliamının kamuoyunun gündemine getirmeyi 78'lilerin tarih önünde bir sorumluluğu olarak kabul ediyoruz.

(*) 78'liler Girişimi Türkiye Sözcüsü

KAYNAK:  Birgün Gazetesi

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı(uludivan.de) önerelim-yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı–Ehlibeyt Evladıyız ve Şah Haydar => YouTube Kanalımız: Seyyid Hakkı-Yolumuz Ehlibeyt yolu(YediDeryaSohbeti62) Aşk ile, Can ile canlar...