Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

Cumhuriyet ve Laiklik -2

Alevilerin Cumhuriyet ve Laiklikle imtihanı 2

Cafer Solgun

Ciddi dayanakları olmamasına rağmen Atatürk’ün ‘Alevi’ olduğu, ölmeseydi Alevilere haklarını vereceği yönünde şayialar hayli yaygın. Durumu abartıp Atatürk’ü neredeyse ’13. İmam’ mertebesinde görenler bile var…

KONU NEYDİ?
Muharrem Dede’nin, duvarlarını 12 İmam resimleri, Atatürk büstü ve Türk bayraklarının süslediği makamında, söyleşiden önce biraz sohbet etme imkanımız oldu. Elazığlı olduğunu söyledi. Benim Dersim, Ovacık’lı olduğumu öğrendiğinde ise, “aslen ben de Ovacık’lıyım” dedi. Bunu neden baştan söylemeyişini, “çok eskiden ailesinin Elazığ’a göç etmesine” bağladı. Hemen ardından, “Dersimli olunca başka şeyler düşünüyorlar” diyerek güldü. Muharrem Dede ile görüşmemiz, aklıma geçen yıl, o zaman çalıştığım bir TV kanalı için haber yapmaya gittiğim Gazi Mahallesi’ndeki cem evinin dedesini getirdi.

İstanbul İdare Mahkemesi, bir Alevi yurttaşın başvurusu üzerine, bütün Alevi velilerine emsal teşkil edecek önemli bir karar vermiş ve “eğer istemiyorsa din dersine girmeyebilir” demişti. (Valilik sonradan bu kararı tecil etti.) Gazi Cem Evi dedesinden bu durumu değerlendirmesini istemiştim. Ben dedenin “bu kararın alınmasında geç bile kalınmıştır, hemen bu yönde gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır” şeklinde görüşler beyan edeceğini düşünürken, o, dönemin cumhurbaşkanına hiç ilgisi yokken övgüler düzmeye başladı. Sonra uzunca bir Atatürk güzellemesi yaptı. Bazı Alevilerin Atatürk’ü neredeyse “13. İmam” mertebesinde gördüklerini de biliyordum. Acıklı bir durumdu. Zorunlu din dersi uygulamasını getiren 12 Eylül askeri cuntası idi. Ama yine de “Allah devletimize, ordumuza zeval vermesin” durumu söz konusu idi.

Gazi Cem Evi’nden çıktığımda, kapıda “devrimciler” vardı. Onlar da görüşlerini söylemek istediler. Biri cebinden çıkardığı bir broşürden, içerisinde bolca “emperyalizm, neo-liberalizm” kavramları geçen cümleler okumaya çalıştı. “Devrimciler” bir telden, dede bir başka telden çalınca, çareyi sokaktan insanların görüşlerini almakta bulmuştum. Konuyla ilgili konuşanlar da sadece onlar olmuştu zaten. Alevilerin cem evlerinin “ibadethane” olarak kabul edilmesini talep etmesi ne denli doğru ve haklı ise, cem evi ve dedelerimizin mevcut durumunu neden ve sonuçlarıyla birlikte sorgulamaları da, bir o kadar Aleviler açısından ertelenemez bir ihtiyaç…

“AZİZ ATATÜRK’ÜMÜZ YAŞASAYDI…”      
 
Cumhuriyet ve Alevilik     
Cumhuriyet, Aleviler için, kim için olursa olsun, ulusal bir devlettir. Aziz Atatürk’ümüz bizlere cumhuriyeti kurdu, güzel bir yaşam tarzı bıraktı. Tabii kanunlar, yasalar çıktı. Herkese haklarını veren bir anayasamız var. Anayasa diyor ki, herkes inancında, ibadetinde hürdür, kimse kimseyi inancından ötürü kınayamaz. Ama her nedense bu yasa yürürlüğe girerek Alevi inancına taraftar olmadı. Hatta parlamenterler de tartışmışlardır. Bir sonuç elde edilemedi… Aleviler camiye gitmediler. Hangi hükümet gelse, tabii ‘Alevi’ diyen olmuştur, ama hakları verilmedi. Günümüze kadar çok partiler geldi geçti. DP’den bu yana devam ediyor. Ben yaşadım bunları. Hiçbiri Alevilere haklarını vermedi, ‘ibadetini yap’ demedi. Her kul, Allaha giden yolu kendi seçer. Bu yol ne camiden, ne kiliseden, ne havradan, ne cem evinden geçer. Ama Aleviler bugün cem evlerini açarak, bu dünyada hesabını veriyor.

Tabii devlet bu kanunu çıkardı Cumhuriyet devrinde, tekke ve zaviyelerin kapatılması için. O zaman Nakşiler vardı, Osmanlıdan kalan birçok tarikat vardı. Bunlar da yaşamıyor artık; o zaman kapatıldı. Aziz Atatürk’ümüz bu konuda ‘seninkini kapattım, Alevilerinkini açık tutacağım’ demedi. Ama son zamanlarında, hasta yatağında şöyle bir ifade buyuruyor, diyor ki; ‘Aleviler siz kendinizi hazırlayın, Hacı Bektaş dergahını açmak için parlamenterle konuşacağım, haklarınızı vereceğim’. Ama ne yazık ki Hatay olayları, kendisinin hastalığı buna imkan vermemiştir.

Aleviler, laiklik
Tabii, Atatürk’ten bu yana bir laiklik tanımı yok. Laiklik demek cumhuriyetçilik demektir. Herkes ibadetinde hürdür. Ama ne yazık ki gelen hükümetler bunu engellemiştir. Örneğin din dersleri sadece imam-ı Adem mezhebi üzerinedir. Yani hiçbir mezhebin görüşleri okunmadan, Diyanet kendi müfredatına göre veriyor. Alevi çocukları asimile edilmek isteniyor. Okullarda bunu yapıyorlar. Biz diyoruz ki kendi müfredatımızı kendimiz koyarak ya da ailesi içinde eğitim alınırsa, din dersinden daha fazla güzellik getirir. Ama kabul edilmiyor. Bunların hiçbiri din dersi değil. Din dersi demek, Hz. Muhammed’in yaşadığı günün dersini vermektir. Namazdır, oruçtur, hacdır, şudur-budur değil. Bunlar hükümetlerin getirdiği bir düzenden ibarettir.

Almanya’daki dizi film, Alevilere büyük bir hakarettir. Cumhuriyet olmazsa, laiklik olmazsa, bu mu olsun? Bunun için haykırıyoruz. Reha Çamuroğlu’nun Muharrem iftarı var. Başbakan da gelecekmiş. Bunlar Alevileri asimile etmekten başka bir şeye yaramaz.

‘Açılım’ın sesi hoş, ama…
Sesi hoş geliyor. Sevgili Reha Çamuroğlu’nun bu hareketi sevindirici, ama inandırıcı olmuyor. Başbakan’ın ayrı bir toplantı yaparak Alevilerin haklarını kamuoyu önünde açıklaması gerekir. Yoksa oruç açmakla olmaz. Fikrinize katılmamak (konferans-bn.) mümkün değil. Haklar-hukuklar makul seviyeye getirilmeli. Ama Alevilerin de kendi içinde, barış içinde birleşmeleri gerekiyor. Ama her yerden bir ses çıkarsa, toplumu rencide eder. Konferans yapılmalı, makul istekler de devletin önüne konur. Mantıklıdır.

Partiler ve politika
Partiler, malumunuz, politiktir. İnönü’ye soruyorlar, bu politika nedir diye, diyor ki, ‘Yunanca bir terimdir. Yalanı çok doğruca inandırmaktır’. Siyasi partilerin Alevilere şirin görünmeleri, oy kapmak içindir. Bir de Türk-Kürt diyorlar. Hepimiz Ali’nin sancağı altındayız. Bizde Türk-Kürt zihniyeti, ayrımcılık yok.”

MUHARREM DEDE’NİN KORKUSU: ALEVİLER BU GİDİŞLE KARA ÇARŞAFA GİRECEKLER    
Burası Türkiye’de kurulmuş olan ilk Alevi dergahıdır. 1969da kurulmuş. Türkiye’nin her yarinden Aleviler ziyarete gelirler. Tarih boyunca Emevi, Abbasi, Osmanlı saltanatında baskı gördük. Türkiye Cumhuriyeti döneminde laiklik geldi. Diyanet tarikatlara karşı kuruldu, ama sonradan sadece Hanefilere hizmet etti. 130 bin kadrosu var, ama bir tane Alevi-Bektaşi bulamazsın. Her dönemde TV’lere çıkıp “kardeşiz” derler, ama iş icraata gelince, bir şey yok. Söylemek kolay, ama icraat önemli. Demirel de cumhurbaşkanı iken Hacı Bektaş’ı ziyaret etmiş ve ‘siz bizim birinci vatandaşımızsınız’ demişti. Ama gerisi gelmedi. Ben Reha Çamuroğlu’nun sırrına eremedim. Eskiden ‘yoldaş’tı, şimdi ise Alevileri AKP’nin arka bahçesi yapmak istiyor. Ben onun ‘vazifeli’ olduğunu düşünüyorum. Ama Alevi toplumu cahil değil. Onların peşinden gitmez. Böyleleri de çıkar, ama benim, bizim paraya pula ihtiyacımız yok. Alevileri asimile etmek istiyorlar

Önce Hacı Bektaş’ı Alevilere verin
Aleviliğin tanımlanması lazım. Alevilik ayrı bir din, mezhep değil. Biz İslamız. Onun bir koluyuz. Bizim ibadetimiz, Ehlibeyt’in yoludur. Onlarınki Muaviye’nin, Yezid’in fetvalarının yoludur. Kitapta 5 vakit namaz yok, ramazan orucu yok. O dönemde hükümdarlık onlarda. Mezhepler de yoktu önceleri.Abbasilerde ortaya çıktı. Alevi yurttaşlarımızın katıldığı Hacı Bektaşi Veli, hala Alevilere verilmemiştir. Orası Müzeler müdürlüğünün emri altında. Öncelikle cem evlerinin Hacı Bektaşi Veli dergahının bize teslim edilmesi lazım. Zorunlu din derslerinin kaldırılması lazım. Baskı illa vurmak kırmak değil. Düşünceler üzerinde baskı kuruluyor. Çocuklarımız okuldan gelip bize ‘din dersi öğretmeni öyle söylemiyor’ diyerek sorular soruyor. Biz camiye karşı değiliz, onlar da bize karşı olmasınlar.

Diyanet işlerinin kuruluşu tarikatların önünü kapatmak içindi. Şimdi tarikatçılara hizmet ediyor, Hizbullahçıları savunan kadroları var, rejimi değiştirmek isteyenler var. Her inanç kendi masraflarını karşılasın, nasıl biz yıllardır kendi masraflarımızı kendimiz karşılıyorsak camilere de öyle yapılsın. Kadrolaşma var. Ben de vatanın öz evladıyım, bizim vergilerlimizle onların maaşları ödeniyor. 30 bin kadro da bize versinler. Diyanetin bütçesi kaç tane bakanlıktan fazla, bir de diyanet vakfı var. Trilyonlarca bütçesi var. Ekonomisi kuvvetli. Biz de o güç yok. Ama Alevilere para verilmesini de istemiyoruz, kimine verecek, kimine vermeyecekler Alevileri böyle yaparak birbirine düşürecekler. Biz zorunlu din derslerin kaldırılmasını, diyanetin eğer kaldırılmıyorsa özerk hale getirilmesini istiyoruz. Bu yasal düzenlemeleri çıkarmaları bir günlük iş. Cem evlerini de tanısınlar.

Türkiye laik mi, değil mi?
 Düzen laik değil. Diyaneti istemiyoruz aslında. Ahmet Necdet Sezer şanstı. Diyanet cemaatlere karşı kurulmuştu. Biz cemaat değiliz. Ama Türkiye o aşamaya gelmemiş, özerk olsun o zaman. Haklısın, bir çelişki var. Ama Doğu Anadolu’da töre olayları var, bunları da unutmamak lazım. Ama diyanetten maaş alıp siyasal İslamcılık yapacak, biz bunu kabul etmiyoruz…. Alevi toplumu şeriata da darbelere de karşıdır. Ama gücümüz yetmiyor. Bir olmazsak diri de olamayız.

Alevilerin geleceği
Biz olmayız, her toplum birlik olur, biz olmayız. Mesela Nurcusu, Fetullahçısı gereğinde birleşiyor, ama bizde herkes akıllı, herkes her şeyi biliyor, öyle olunca kimse kimseyi dinlemiyor. Tıkanıp kalıyoruz, keşke herkes sizin dediğiniz gibi düşünse, bir araya gelip toplansak. Maalesef içimizde Hızır paşalar var. 100 tane dernek var. Bunlar tabanla alakası olmayan dernekler, Ehlibeyt Vakfı bilmem ne. Çoğu tabela derneği. Federasyon da oluyorlar. Alevi toplumu adına geleceğimizi aydınlık görmüyorum. Alevilik İslam dışı diyenler de çıktı. Tüm Alevi kuruluşları bir olalım desek, kimse olmuyor. Kendi sorunlarımızı içimizde çözemiyoruz. Alevi gençlerimiz yakında türbana da, kara çarşafa da girer bu gidişle, Ramazan orucu da tutarlar. 12 imamda eğlence yapanlar da oluyor…

Caner Canerik: Alevilik sembolik bir hale geldi 
 
Bir “köy inancı” olan Alevilik, kentleşmeyle beraber farklı bir sürece girdi. Alevileri ikiye ayrırmak lazım; şehirde yaşayan Bektaşi ve köylerde yaşayan Kızılbaşlar. Bektaşilerin Osmanlıyla ilişkileri malum. Yeniçeriler Bektaşi idi. Özellikle 60’dan sonra ekonomik, sosyal nedenlerin de etkisiyle Kürt Alevilerin zorla veya gönüllü büyük göçleri oldu. Bunun Alevilik açısından yarattığı en önemli sıkıntılardan biri, yargılama-yaptırım mekanizmasının çökmesidir. Mesela ‘düşkünlük’ Alevilikte çok önemli bir yaptırımdır. Kentlere gelince bunun hiçbir anlamı kalmadı. İnanç ve ibadetlerdeki yerel motifler anlamsızlaştırıldı. Yaşamın birçok alanında Alevilik, Alevilerin günlük sorunlarına çözüm getiremedi ve sembolik bir hale büründü. Alevilerin Perşembe günü yaptıkları ayin-i cemlerin Pazar günü ve sadece sembolik olarak gerçekleştirilmesi, bu ayine katılan insanların ayinin özünde yer alan ve rızalıklarının alınması, aralarında husumet olmaması ve varsa da çözülmesi gibi toplumsal bağları güçlendirici unsurlardan uzaklaşıldı. Bununla birlikte cem evleri ve “önder” olarak ortaya çıkan kime hizmet ettikleri pek bilinmeyen kişilerin yönlendirmeleri, Alevilerin bunu sorgusuz-sualsiz kabullenmeleri, teslim olmaları da kentleşmeyle birlikte Aleviliği olumsuz etkileyen unsurlardan…

TARAF - 9 Ocak 2008

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı(uludivan.de) önerelim-yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı–Ehlibeyt Evladıyız ve Şah Haydar => YouTube Kanalımız: Seyyid Hakkı-Yolumuz Ehlibeyt yolu(YediDeryaSohbeti62) Aşk ile, Can ile canlar...