Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

Maraş Katliamı -2

Yazı Dizisi: Maraş Katliamı Dosyası Tanıklar 28 . yılında katliamı anlatıyor

KATLİAM DOSYASI AÇILSIN: Savcı 'provokasyon' dedi ( 2 )
"... ellerinde Alman tüfeği, mavzer, makineli tüfekler vardı. Kadınlarımızın memeleri kesildi. Altı aylık çocuğumuza kurşun sıkıldı. Kolları kesildi, kafaları ezildi. Kadınlarımızın hem ölüsüne hakaret ettiler, hem dirisine. Kocasının yanında yaptılar. Kocası dedi 'Allah'tan korkun'. Kocasını çektiler öldürdüler. Ardından kadını öldürdüler. 20 yaşında bir babayı oğluyla birlikte öldürdüler. Gözlerine şiş soktular insanların. Seyrantepe'de Kaşanlı (...)ün karısının ırzına geçip, kurşuna dizdiler. Daha sonra külotunu çıkarıp sokağa attılar. Kalaycı Şah İsmail'e de baltayla vurup beynini parçaladılar..."

Anlatılan bu vahşet, ne Hitler Almanyası'nda ne Pinoşe dönemi Şili'de yaşandı. Bu vahşetin yaşandığı yer Maraş, tarihi ise 1978'in aralık ayıydı. Üstelik bu anlatılanlar, yıllar boyu "gizli" kaydıyla devletin "karanlık" mahzenlerinde saklanan resmi bir raporun içerdiği tüyler ürpertici kayıtlardan sadece biriydi.

Dönemin Savcısı Dündar Saner'in hazırladığı ama geniş kitlelerden saklanan raporun içerdikleri, dönemin İçişleri Bakanı İrfan Özaydın-h'nın, Kahramanmaraş katliamının gün ışığına çıkarılması için kurduğu özel ekibin hazırladığı raporla da birebir örtüşüyordu. Ancak bu rapor da saklananlar arasında yerini almıştı. Raporu ele geçiren Gündem Dergisi'nin bazı bölümleri yayınlaması üzerine katliama ilişkin önemli bilgilerin bir kısmı daha kamuoyuna yansıyordu.

Yavaş yavaş birleşen parçalara göre; katliamın startı 18 Aralık'ta verilir. Olayların başlangıcından 15 gün önce, Çiçek sinemasının programında "Zeynel ile Veysel" adlı film varken, 16 Aralık'ta aniden "Güneş Ne zaman Doğacak" adlı film gösterime sokulur.

Bu filmin program dışı gösterime girmesinin nedenini resmi raporlar şöyle açıklar:

"18.12.1978 günü, ÜGD Maraş Şubesi İkinci Başkanı Mustafa Kanlıdere, Ökkeş Kenger ve üçüncü başkan Mustafa Tecirli'ye 'Halkı kışkırtmak, tahrik etmek ve isyanını sağlamak için solcuların attığı süsü verilmek kaydıyla, tahrip gücü az bir dinamit atılmasını' emretmiştir. Atılacak dinamitin Başkan Mehmet Leblebici ile görüşür ve bir köye gelir, aynı gün birinci Başkan Leblebici Ankara'ya hareket eder..."

ZANLI POLİS MEMURU
Patlamadan sonra bombayı atanı tanıyacağını belirten Cuma Avcı karakola getirilerek teşhis yapması istenir. Avcı polis memura Hasan Ay-dın'ı gösterir. Tanık Avcı iki kez yapılan teşhisin ikisinde de aynı polis memurunu göstermesine rağmen zabıt tutulmaz. Ancak, ısrar etmesi üzerine Emniyet Müdürü Kâmuran Korkmaz'ın emriyle teşhis zaptı düzenlenir.

Aynı rapor, katliamın organizatörlerini, günler önce başlayan hazırlığın bütün kanıtlarını da tek tek sıralar: "Ankara İli Bahçelievler, Karşıyaka ve Keçiören semtlerinde oturdukları bilinen Hüseyin Yıldız, Ünal Aağaoğlu, Haluk Kırcı, Mustafa Özmen, Mustafa Dülger, Remzi Çayır, Mustafa Demir, Bünyamin Adanalı, Ahmet Ercüment Gedikli, Mustafa Korkmaz ve İsmail Ufuk ile Mehmet Gürses isimli şahısların Kahramanmaraş iline gittikleri öğrenilmiştir. Yine İskenderun Demir Çelik İşletmesinde Fabrika Stok Kontrol Müdür Muavini olan Hayri KUŞÇU, Çelik-İş Sendikası yeddlilerinden Tuncay TEREKLİ ... isimli şahısların olaylardan önce ve olaylar sırasında Maraş'a gittikleri öğrenilmiştir."

Rapordaki ilginç tespitlerden biri ise, katliamın bir gün öncesi ile son gününü içeren 19-25 Aralık tarihleri arasında Maraş'taki otellerde kalanların kayıtlardaki isimlerinin her seferinde mesleklerini farklı bildirmeleriydi. Dikkat çeken bir başka nokta da aynı günlerde Maraş'a, görülmedik fazlalıkta milli piyangocu akını olmasıydı. Oysa yapılan araştırmada bu kişilerin hiçbirinin bayii olmadığı ortaya çıkmıştı. Rapor bu durumu "olaylardan haberdar olarak gelmiş militanlar oldukları kanısı uyanmaktadır" cümleleriyle yorumluyor ve şunları ekliyordu:

"Milli piyangocuların Kahramanmaraş'a doluştuğu bu günlerde bazı evler ve işyerleri üç hilal çizilerek, bazıları ise üzerlerine çarpı konularak işaretleniyor, şehirde çeşidi yerlerde solcular, Aleviler ve hükümet aleyhine slogan yazılıyordu."

ADETA TURİSTİK KENT GİBİ   
Çiçek sinemasındaki padama ı.perde, tetikçilerin belirledikleri merkezlere saldırıları 2. perdedir. Son perde ise 12 Eylül'e saklanmıştır. Tahrip gücü oldukça düşük padayıcının atılmasından sonra sinemadaki bir grup ülkücünün "Bunu komünistler yaptı" sözleriyle kışkırtılan kalabalık, CHP, PTT gibi binalara saldırır.

20 Aralık'ta akşam saatlerinde Alevilerin yaşadığı Yeni Mahalle'deki Akın kıraathanesine padayıcı madde atılır ve iki kişi yaralanır. Bir sonraki akşam ise Maraş Meslek Lisesi öğretmenlerinden Hacı Çolak ve Mustafa Yüzbaşıoğlu okuldan evlerine giderken silahlı saldırıya uğrarlar. Öğretmenlerin cenazesine katılmak üzere Maraş'a gidenler arasında Celal Beşiktepe de vardır.

Beşiktepe, "kılpayı kurtulduk" dediği o günü ve yaşadıklarını; Maraş'ın o günlerde adeta bir turizm kenti gibi bütün kahve ve otellerinin tıklım tıklım dolu olduğunun altını çizerek anlatıyor:

"O günlerde Harita Mühendisleri Odası Genel Başkanı olarak Elbistan'daydım. Elbistan'da bile müthiş bir gerilim vardı. Öğretmen arkadaşların cenazesine katılmak üzere Maraş'a iki arkadaşla gittik. Bir otelde zor bela oda bulduk. Her yer doluydu. Cenazenin kalkacağı sabah erken uyandık. Ekmek alıp bulduğumuz bir kahveye çay içmek için gittik. Ama oturacak yer yoktu, o kadar kalabalıktı. Görünümlerinden ülkücü oldukları anlaşılıyordu ama artık geri de dönemezdik. O sırada bir masadan kalktılar ve bize yer verdiler. Muhtemelen bizi de dışardan gelenlerden sandılar. Oturup çayımızı içtik ve hemen çıktık."

Camiye doğru yürürken, tam belediyenin önüne geldiklerinde bir anons yapılmaya başlanır: "Bütün milliyetçi kardeşler, hat boyuna! Bugün komünistlerle hesaplaşma günüdür!" Bunun üzerine tekrar otele döner ve ulaşılabilecek herkesi aramaya başlarlar. Milliyet gazetesine bıraktığı not, aynen yayınlanır. CHP İstanbul milletvekili Ali Nejat Ölçer de aradıkları arasındadır. Nitekim daha sonra soru önergesiyle olayı gruba getirip sorgulayan Ölçer de tatmin edici yanıtlar alamaz.

Öğretmenlerin cenazesi anonsla işaret verilen katliamın başlamasıyla kaldırılamaz ve askerler tarafından hastaneye götürülür. Beşiktepe ve arkadaşları kentten çıkmak üzere arabalarını sürerken, Vilayet binasının sarıldığını görürler:

"Görünüm gerçekten çok ilginçti. 1000 kişilik bir grup, ellerinde balta, kazma, kürek yürüyor ve sloganlar atıyordu. Bizi gördüler ve arabanın içini iyice incelediler. Ama akıllarına elimizdeki gazetelere bakmak gelmediği için, geçmemize izin verdiler. İlerlediğimizde Vilayet binasının askerlerce çevrili olduğunu, askerlerin de ülkücüler tarafından kuşatıldığını gördük. Ama askere müdahale emri verilmiyordu. "Zorlukla Pazarcık'a ulaşan Beşiktepe'yle aynı gün İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı da helikopterle Pazarcık'a gelir. Oradan Maraş'a geçen Bakan da vilayette mahsur kalanlar arasındadır. Vilayete sığınanlar arasında Vali'nin eşinden polis ve memur aileleri ile çoluk çocuk kaçabilen halkın sığındığı binadakilerin sayısı bazı kayıtlara göre 10 bine yakındır.

Saldırganlar binadakileri de ister. Kahramanmaraş Emniyet Müdür Yardımcısı Hüsnü Işıklı tutanaklardaki ifadesinde "Saldırgan gruplar, tekbir getirerek 'Müslüman Türkiye' sloganıyla hükümet konağına saldırı düzenleyerek ele geçirmeye çalıştılar. Hükümet konağına sığınan bazı memurlar ve bunların aileleri ile bir kısım yurttaşın askeri araçlarla buradan alınarak şehir dışına nakledilmesini istediler. Askeri birlikle çatışan saldırganlardan 6 kişi yaralandı" diye anlatır.

Yurtaslan itiraf etmişti
 "MARAŞ olayları sırasında, Kahramanmaraş ile genel merkez arasında sürekli telefon görüşmesi yapılıyordu. Buradan konuşanlar Şevket Çetin ve Burhan Kavuncu idi. Bu konuşmalarda Maraş'ta cihadın açıldığı, inşallah ülküdaşlarımızın başaracağı söyleniyordu." (MHP itirafçısı Ali Yurtaslan, 'İtiraflar' kitabı, sayfa:143)

Özaydınlı'nın raporundan
İÇİŞLERİ BAKANI Özaydınlı'nın yaptırdığı incelemede tespit edilen telefon konuşmaları 'organizasyon'un boyudarını ortaya koyar. 22 Aralık 1978 günü Maraş'ta olaylar padak verdiğinde iki ayrı telefon görüşmesi yapılır. Yapılan araştırmalarda Adana ilinden bir şahıs, Malatya Özel Doğu Kliniği Doktoru Muhittin Turgut'u telefonla arayarak; 'Kahramanmaraş'tan oraya yaralılar gelecek, dikkatli olun' der. Muhittin Turgut ise; 'Orasını bana bırakın. Malatya olaylarında bir açık verdim mi ki bunda vereyim. Malatya olaylarında ne şekilde çalıştığımı siz de bilirsiniz' karşılığını verir..

SAVCI DÜNDAR SANER'İN RAPORUNDAN 
Vahşetin 'gizli' tanıkları anlatıyor   
"..UZUN süreden beri tezgahlanan plan bu şekilde tatbikat safhasına konuldu. 14-15 yaşlarındaki çocuklar, 20-25 yaşında şartlandırılmış kişiler tarafından Yörükse-lim, Şeyhadil ve dünden itibaren sırayla Kümbet, Yeni Mahalle'ye sevk edilerek burada cinayetler işletilmiştir. Olayların başlangıcında 20 kişiye otopsi yapabilme imkanı bulduk. Bunlar uzun menzilli silahlarla öldürülmüş idi. Daha sonra gelen ceset fazlalığından değil otopsi, kimlik tespiti bile yapmaya imkân kalmamıştır. Nitekim çukurlar içerisinde, çatışma gerçeklesen mahallelerde, öğretmen evleri civarında üçer, dörder ceset bulunmaktadır.

Olayları bizzat yasayan bazı mağdurların vahşete dair hatırladıkları söyle:

"...mağdur Kemal Yıldız'ı bir tepeye çıkarttılar. İşin zevkine varmak ve nişancı olduklarını göstermek için önce bıraktılar,biraz uzaklaşınca arkasından ateş ettiler.."

"...müfettiş Süleyman Metin'i öldürenler, karısının ve çocuklarının cezetin üzerine atılıp ağlamalarına el çırparak, kahkahalar atıyorlardı.."

"..öğleden sonra yeniden geldiler. Benzin şişeleri vardı ellerinde,evlerimize saldırdılar, gazlı bezleri ateşleyerek içeri attılar. Evleri ateşe verdiler. 'Maraş size mezar olur, vatan olmaz; Yaşasın Türkeş, Yaşasın MHP' diye bağırıyorlardı. Ellerindeki uzun menzilli silahlarla evlerimize ateş etmeye başladılar. Korkudan kaçıp kurtulmak isteyenlere arkadan ateş edip öldürüyorlardı..."

".. Gazipaşa semtinde, iki kişi saldırganların elinden kurtularak, yakınında bulunan askeri birliğe sığınmış. Saldırganlar, bu iki kişiyi, askerlerin elinden alarak kurşuna dizdiler. Sağlık ocağında görevli iki yaralıyı da zorla dışarı çıkararak kurşuna dizdiler. Devlet Hastanesinin yolunu ve et rafını çeviren saldırganlar, hastaneye getirilen yaralılara silahla ateş ediyor,öldürüyorlardı. Yaralıları hastaneye taşıyan cankurtaranın şoförünü de silahla öldürdü-ler.Yüzleri maskeli bir grup, yurttaşların korkudan sığındıkları bir apartmanı yaylım ateşine tutarak bazılarını yaraladılar..."

"...babam kanlar içinde yerde yatıyordu. Saldırganlar, küçük kız kardeşim Hürriyet'in, babama sarılarak ağlamasıyla alay ederek gülüşüyorlardı. Sonra evin her tarafına gaz, benzin dökerek ateşe verdiler. Odalar ve salon alev alev yanıyordu. Babamın cesedini yanmaması için dışarı çıkarmaya çalışıyorduk. Saldırganlar ise 'Bırakın kafir yansın' diye bağırıyorlardı. Sonra cesedi ateşe doğru çektiler. Bizi de sopayla dövmeye başladılar...

"...kocamı, gözlerimin önünde işkence ederek öldürdüler. Öldürülürken kocama sarıldım, üstüm başım hep kan oldu..."

KAYNAK:  Birgün Gazetesi

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı Ek ve Seyyid Hakkı Can. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...