Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

Aleviler ne istiyor? --1

ALEVİLER NE İSTİYOR? -1-

Hazırlayan: Sultan Özer

„Alevilerin Türk ve Sünni olmaları istendi“

SUNUŞ
Selçuklulardan, Osmanlıya Alevilerin kaderinde hep baskı, horlanma, yok sayılma katliamlar oldu. Cumhuriyet döneminde de farklı bakılmadı Alevilere. Kimliklerini, Alevi olduklarını uzun yıllar boyunca saklamak zorunda kaldı, ibadetlerini, ritüellerini gizli yaptılar. İşe girerken, okula kayıt yapılırken, hatta seçimlerde adaylıklarda hep karşılarına suç gibi çıkarıldı Alevilikleri. Şimdilerde Aleviler, bir yandan AB müzakere süreçleri, bir yandan da artık seslerini daha fazla yükseltmeleri, hak talebinde bulunmalarıyla yine gündemdeler.

AKP Hükümeti ve Başbakan Erdoğanın bakışı da diğer iktidarlardan farklı olmadı Aleviliğe; Aliyi sevmekse Alevilik, ben daha fazla Aleviyim diyebildi. Ya da kendi ibadetlerini, kendi mekanlarında yapmak için cemevi isteyen Alevilere, Türkiyenin yüzde 99u Müslüman. Aleviler de Müslüman. Cami herkes içindir. Aleviler de Camiye gelsin dediler. Cemevi talepleriyle adeta dalga geçer gibi, cemevleri cümbüşevi yakıştırması yaptılar.

Türkiyenin dört bir yanını yabancı tekellere satıp, onların istedikleri gibi at koşturmasına meydan ve teşvik verenler, iş Alevilere ve cemevlerine gelince olmazdan öte gitmediler. Alevilerin karşısına hep yasaklar çıkarıldı. Seçim zamanlarında oy deposu görüldü, akıllı, uslu olmaları, devletin çizdiği noktada hareket etmeleri, onun dışına çıkmamaları istendi. Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta, Gazi’de olduğu gibi toplu katliamlara uğradılar. Zorunlu din dersleri ile asimilasyona uğrayan, istekleri dışında nüfus kağıtlarına „İslam“ yazılan, kendi vergileriyle desteklenen Diyanet İşleri Başkanlığı ile yıldızları hiç barışmayan Aleviler, artık isteklerini örgütleri aracılığıyla daha fazla dile getirmeye başladılar.

Bir yandan, Aleviler için unutulmaz acıları da beraberinde getiren Sivas Katliamının yıldönümü olması, bir yandan taleplerinin yeniden gündeme getirilmesi amacıyla Alevilere, Alevi örgütlerinin temsilcilerine. Aleviliği araştıran bilim adamlarına teyplerimizi uzattık. Onların düşüncelerini, devletin Alevileri nasıl gördüğünü Alevilerin gözünden vermek istedik.


Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Avukat Fevzi Gümüş sorularımızı yanıtladı:

Aleviler ne talep ediyor?
Anadolu’nun özgün bir inancı olan Alevilik, Osmanlı İmparatorluğu döneminden kalma baskı politikalarından hâlâ kurtulamadı. Cumhuriyet öncesinde şeyhülislam fetvaları ile katli vacip görülen Aleviler, kimi zaman çok açık kimi zaman da örtülü şekle bürünmüş, baskı, şiddet, inkar ve asimilasyon politikaları ile karşı karşıya... Sünni ve Alevi kitleler birbirine yabancılaştırılırken, Alevilere yönelik önyargılar geliştirildi ve Aleviler inançlarını gizlemek durumunda kaldılar.

Cumhuriyet döneminde uygulamaya konulan tek kimlik esaslı (Sünni ve Türk) politikalar sayesinde de Alevilerden sadece Türk ve Sünni olmaları istendi.

1990’lı yıllarda başlayan Alevi örgütlenmesi, Osmanlı’dan beri devam eden asimilasyoncu ve inkarcı politikalara bir itiraz geliştirdi. Bu itiraz, her ne kadar Alevilerin kendi konumlarıyla sınırlıymış gibi algılanıyorsa da özünde Türkiye’deki demokrasi ve çarpık laiklik anlayışınadır.

Türkiye’de, insan hakları hadım edildiği, düşünce özgürlüğü sınırlandırıldığı, demokrasi de sakat edildiği için Aleviler kendi inançlarını özgürce yaşayamıyor; toplumun diğer mağdur kesimleri gibi, Aleviler;

» Devlet, Alevi inancını tanımlama noktasında fikir yürütmekten vazgeçmeli ve Aleviliğin ne olduğunu o inancı yaşayanlara bırakmalı,
» Tek kimlikli (Türk-Sünni) politikalardan vazgeçmeli, Alevi kimliğini kabul ederek, hukuksal güvenceye kavuşturmalı,     
» Cemevlerinin Alevilerin ibadet merkezi olduğu kabul edilerek bu, yasalarda ifade bulmalı,   
» Zorunlu din dersleri kaldırılmalı
» Diyanet İşleri Teşkilatı lağvedilmeli ve inanç ve ibadet hizmetleri, inanç mensuplarına bırakılmalı,    
»Alevi köylerine cami yapılması uygulamasından vazgeçilmeli, diyor.

Devlet, Alevilere nasıl bakıyor?
Devletin Alevilere bakışını iki sözcükle ifadelendirmek mümkün. İnkar ve asimilasyon. Cumhuriyetin ilk yıllarında Alevilik kesinkes kabul edilmiyor, Aleviler yok sayılıyordu. Ancak inkar politikalarının sonuç vermediği anlaşılınca, asimilasyon stratejileri geliştirilmeye başlandı. 1980 darbesinden sonra Alevi köylerine zorla camiler yapılırken, zorunlu din dersleriyle de Alevilere, inanmadıkları bir inanç empoze edilmeye çalışılıyor. AB’ye giriş sürecinde Alevilerin insan haklarıyla ilgili itirazlarını bastırmak ve AB kapısında aklanmak isteyen hükümetler bugün sıkça „Alevilerin ibadet yeri camidir“ savını ileri sürerek, Alevileri Sünnileştirmek istiyor. Asimilasyon politikasında başarılı olmak, kitlelerin sesini kısmak ve belki de toplumun Alevilere karşı önyargılı kesimlerini kışkırtmak amacıyla „eşit yurttaşlık“ talebimizi bölücülük suçlamasıyla bastırma gayreti içine girmek, Aleviliği linç etmek istiyorlar.

Bu linç çabasında devlet için cemevlerinin çoğalıp gelişmesi stratejik rahatsızlıktır. Son dönemde devlet eliyle cami-cemevi karşılaştırılmasına girilmesi, dahası kimi cemevlerinin minaresiz camiye çevrilmek istenmesi bu rahatsızlıktan kaynaklanıyor.


Türkiye tarihinde kara bir leke; Sivas Katliamı
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin, Kültür Bakanlığı’nın da desteği ile Sivas’a taşınan Pir Sultan’ı anma etkinlikleri, tarihe kara bir leke olarak geçecek olan Sivas Madımak Katliamı ile sonuçlanır. 2 Temmuz 1993!te gerici güruh Madımak Oteli’ni ateşe verir. Aziz Nesin’in de aralarında bulunduğu bir grup aydın, yazar, genç kurtulurken, 33 kişi onlar kadar şanslı olmaz. Aralarında Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli yazar, çizer, sanatçı ve aydınların da bulunduğu 33 can... Aslında katliamın faturası 37 yaşamdır. Ama bunlardan 2’si „oteli mi korumak, içindekileri mi yalnız bırakmamak için bilinmez“ otelden ayrılmayan görevli, diğer 2’si ise saldırganlardandır.

Şenlik için Sivas’a giden 33 aydın, yazar, sanatçı, semahçının isimleri ise şöyle; Nesimi Çimen, Asım Bezirci, Metin Altıok, Muhlis Akarsu, Muhibe Akarsu, Behçet Aysan, Edibe Sulari, Uğur Kaynar, Asaf Koçak, Erdal Ayrancı, Sehergül Ateş, Hasret Gültekin, Muammer Çiçek, Gülender Akça, Mehmet Atay, Sait Metin, Carina Johanna, Gülsün Karababa, İnci Türk, Huriye Özkan, Yeşim Özkan, Murat Gündüz, Ahmet Özyurt, Handan Metin, Yasemin Sivri, Asuman Sivri, Serpil Canik, Serkan Doğan, Belkıs Çakır, Nurcan Şahin, Özlem Şahin, Menekşe Kaya, Koray Kaya (1981)


TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE İSTİYORUZ

Mustafa Özarslan- Kızılırmak Köyleri Sosyal Dayanışma ve Kültür Derneği Başkanı
Devlet Alevileri her zaman, „Demokrasinin, laikliğin tamponu“ olarak görüyor. Yani devletin yedek gücü. Zor durumda kaldığı, sıkıntıya girdiği zaman, şeriatçılık hortladığında Aleviler akıllarına geliyor. „Aleviler bizim birinci sınıf vatandaşımızdır“ diyor en yetkili ağızlar. Bu, sözde kalıyor. Ama biz bu sözlerden rencide oluyoruz. Niye „Sünniler bizim birinci sınıf vatandaşımız“ demiyorlar da Aleviler için söylüyorlar. Ağızlarına bir parmak bal sürüyorlar. O öyle bir süre gidiyor. Yeni Sivaslar, Gaziler, Maraşlar olana kadar.

Sistem taa Osmanlı’dan, Selçuklu’dan beri hep aynı yöntemi kullanmıştır. Böl parçala, yönet... Aleviler içinde de devlete yakın, devletten nemalananlar var. Devletin, iktidarın, sistemin borazanlığını bunlara yaptırıyorlar. O örgütler kendi vatandaşlarına karşı tetikçilik yapıyorlar.

AB’ye uyum çerçevesinde bir takiyye başladı. Nüfus cüzdanlarındaki din hanesi, Hükümet, „vatandaşlar dilekçe versinler kaldıralım“ diyor. Fişleyecek yani. Bakacak nüfus cüzdanlarına, haaa bu bizden değil diyecek. Bu bizdenciliği dayatıyorlar. Biz hiç böyle bakmadık. 72 millete bir gözle, bir nazarla bakan bir halkız. Alevilere şu yapılsın, şunlar verilsin demedik asla. Biz sadece halkların tamamına ne verildi ise onları istiyoruz. Herkese ne veriliyorsa, eşitlik uygulansın. Ama Diyanet’ten tutun, zorunlu din derslerine kadar yok yok...

Önderlerimizin idam sehpasına giderken bile dedikleri tam bağımsız Türkiye biz de bunu istiyoruz, tüm dünya için, sadece kendimiz için de değil. Halkların kardeşliği olsun, bu kültürler devam etsin istiyoruz. Kültürler gittikçe bitiyor, dejenere oluyor. Gençlerimiz kendi kültürlerini bilmiyor yozlaşma var. Amerikancı, lümpen bir gençliğe doğru gidiş var. Şiddet olayları ilköğretime kadar indiyse devletin „nerede hata yapıyoruz“ demesi gerekiyor.


Sivas Davası’nın seyri  
Sivas Katliamı’ndan bir gün sonra 35 kişi gözaltına alındı. Artan toplumsal tepkiler sonucu, gözaltına alınanların sayısı daha sonra 190’a çıkarıldı. Gözaltına alınanlar hakkında Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’na muhalafetten dolayı soruşturma başlatılıp, fezlekeler bu doğrultuda hazırlanarak Cumhuriyet Savcılığı’na sevk edildi. 190 kişiden 124’ü tutuklanıp, kalanlar serbest bırakıldılar.

Sivas Katliamı davası, „güvenlik“ gerekçesiyle Ankara 1 No’lu DGM’de görüldü ve 26 Aralık 1994’te karara bağlandı. 22 sanık hakkında 15’er yıl, 3 sanık hakkında 10’ar yıl, 54 sanık hakkında 3’er yıl, 6 sanık hakkında 2’şer yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verildi. Müdahil avukatlar, DGM’nin kararını taraflı, hukuka ve adalete aykırı olarak niteleyerek temyize gittiler.

Yargıtay 9’uncu Ceza Dairesi, katliamı cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik olarak değerlendirerek, DGM’nin kararını esastan bozdu. Ankara 1 No’lu DGM, Yargıtay’ın bozma kararına uyarak yargılamayı yeniledi. 28 Kasım 1997’de açıklanan kararda 33 sanığa idam cezası verildi. Bu cezalar çeşitli hukuksal süreçlerden geçerek kesinleşti.

Topluma Kazandırma Yasası’nın çıkmasının ardından Sivas Katliamı hükümlüleri de pişmanlıktan yararlanmak için başvurdular. Sivas davası sanıkları, hüküm giyenler dahil 60 kadarının pişmanlık başvurularına ilişkin yargılama ise halen sürüyor.

Başından beri dava sürecini izleyen Avukat Şenal Sarıhan, Pişmanlık’tan yararlanmamaları gerektiğini, çünkü bu sanıkların pişmanlıktan yararlanmaları için hem örgüt üyesi olmaları hem de itirafta bulunmaları gerektiğini söylüyor. Davanın örgütten sonuçlanmadığını, kişilerin tek tek ceza aldığını kaydeden Sarıhan, ayrıca „itiraf“ olarak yeni bir şey sunmadıklarını da dile getiriyor.

02.07.2006          KAYNAK: evrensel.net

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı(uludivan.de) önerelim-yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı–Ehlibeyt Evladıyız ve Şah Haydar => YouTube Kanalımız: Seyyid Hakkı-Yolumuz Ehlibeyt yolu(YediDeryaSohbeti62) Aşk ile, Can ile canlar...