Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

Naad-ı Ali



Naad-ı Ali
«Bismişah nad-ı Aliyyen mazharıl acaibi tecidü avnenleke finnevaibi li ilallahi haceten külli hemmin ve gammin seyenceli biazametike ya Allah ya Allah ya Allah ve binübüvvetike ya Muhammed ya Muhammed ya Muhammed ve bivelayetike ya Ali ya Ali ya Ali ve aleyha muhaveli edrikni edrikni edrikni ya Ali ya Ali ya Ali».

Eğer sorsalar, aşık nerede ikrar verdin? Cevap ver ki: Erenler meydanında Pirler mukabelesinde verdim. Eğer sorsalar, ikrar verdiğinde elin, başın, kulağın, gözün ve gönlün nerede idi? Cevap ver ki: elim mürşidimin elinde, kulağım cennet ve nasihat idi. Gözüm erenler didarında idi. Özüm dar-ı Mansurda idi. Gönlüm Muhammed Ali, oniki imam, çardehi masum pak, Hünkar Hacı Bektaş Veli ve hak gerçek erenlerde idi. Ikrarım imanım Muhammed Ali´dir.

Eğer sorsalar, mürşidin ne emanet bırakmış kulağında? Cevap: Şeriat muhkem ol, tarikatta haberdar ol, maarifette payidar ol. Hakikatte sabit kadem ol. Eğer sorsalar, ikrarı tercüman nadir? Cevap ver ki: Şahı Merdan kuluyum, Ali Abanın nesliyim, imam Cafer Sadık mezhebindenim. Rehberim Muhammed, mürşidim Ali´dir. Eğer sorsalar, mürşidinle senin mabeyninde ne nişan vardır? Cavap ver ki: tevella ve teberra vardır. Eğer sorsalar, tevella ve teberra nadir? Cevap ver ki:
Tevella Muhammed Ali dostunu dost tutmaktır. Teberra Muhammed Ali düşmanını düşman tutmaktır.

Eğer sorsalar, mürşide ikrar vermek ne münasebeti vardır? Cevap: mürşide ikrar vermek, teslim ve rızasında olup gidince durmak manası budur ki, her aşı-ı sadıkın mürşidi gelip görüne, emaneti teslim eyliye ki, ikrar verdiği gibi ezelde canım dahi teslim eyleye. El ele, el haka gide. Murat budur ki, Muhammed Ali ve oniki imam katarına katılıp, ikrar vermek ecel vaktinde dahi emaneti mürşidine tapşurmak gerek. O vakit mutlak Muhammed Ali ve oniki imam ve ondört masum-u pak ve hak erenler ervahına katılıp ve ebedi zayi olmaz. Yine adem sıfatına mutlak olur. Yoksa şimdi ikrar verip ve demi ahirde ecel vaktinde maazallah mürşidini şaşırıp emaneti teslim eyler olur ise ervahı esfele katılır. Zira, «gelme gelme, dönme dönme, gelenin malı, dönenin canı» gider. Maazallah hak erenler cümlemizi şaşırmıya.

Ey derviş, talip misin yoksa kalıp mısın? Şeriatta kimin oğlusun?, tarikatta kimin oğlusun?, maarifette kimin oğlusun? Ve hakikatte kimin oğlusun?. Ey derviş talip oğluyum. Şeriatta Aden Ata oğluyum. Tarikatta, yol oğluyum. Maarifette, kemal oğluyum ve hakikatte yer anam, gök ise atamdır. Ey derviş, başında, anlında, kaşında, gözünde, gögsünde, kulağında, burnunda, elinde ve ayağında ne var? dizlerin ne yapar?, sağında ne var solunda ne var?, ardında ne var, önünde ne var?, cesedin kaç kapısı var? vücüdün kaç damarı var?, müminde ne var?, münkirde ne var?
bunu bilenlere yerden değin eyvallah var.

Cevap: Başımda tac-ı devlet var. Anlımda nur-u hidayet var. Kaşımda kalemi kudret var. Gözümde nuru vahdet var. Kullağımda bangi mübüvvet var. Burnumda buy-ı cennet var. Ağzımda kelime-i şahadet var. Gögsümde imanı vadet var. Elimde desti velayet var. Ayaklarımda mahşer yerinde varıp gelmek var. Dizlerim hak yolundahizmet eylemek var. Sağımda gülbün ve solumda katip var. Ardımda ecel var, önümde nasip var. cesedimin oniki kapısı var. vücudumun 366 damarı var. müminin ikrarı var, münkirin inkarı var. bunu bilenlere yerden göğe dek eyvallah var.


Ey derviş, evvel beş tac indi, kime indi?. Cevap: birinci: Adem Safiyullah´a. ikinci: Nuh necciillah´a. üçüncü: Ibrahim Halilullah´a. dördüncü: Muhammed Resulullah´a. beşinci: Ali veliyullah´a indi. Tacın içi ve dışı nedir?, iğnesi nedir?, ipliği nadir?, kubbesi nadir?, terekeleri nadir?, enliği ne kadar?, uzunluğu ne kadar? Ve kapısı kaçtır?. Cevap: Tacın içi sırdır. Dışı nurdur. Iğnesi mürşittir. Ipliği taliptir. Kubbesi bir Allah´tır. Terekleri oniki imamdır. Mührü Muhammed Ali´dir. Enliği maşrıktan mağribedeğindir. Uzunluğu arştan kürsedeğindir. Kapısı dörttür.


Mürtekip olan kimse için hak taala tarafından derman, necat ve selamet yoktur. Çünkü cenab-ı hak iyi ve kötü şeyi bildirmiş iken o kişi kendi ihtiyariyle bilerekten eşyayı menhiyeye vasıtasiyle cümlemizi helal ve haram olan iyi ve kötü olan her her bir şeyin hakikatini bildirmiştir. Hak taala hiç kimseye zulüm ve sitem etmez. Ancak herkes ihtuyari olarak kendi kendine ziyan ve zulüm etmiş olur. Bir de tövbe kapısı açık iken muhib olduktan sonra mesut olur. Zira, güneşin mağripten tulu-u mürşidin ruhul kudus tabir olunan emaneti talibin kulağına tevhim etmiştir.


Böyle olunca, cümlemiz emanatın cümlesine sıdık ile amel edip mürşidin sözünden bir an taşra çıkmamak fahrize-i zimmetimizdir. Çünkü aksi keyfiyette ve hilaf harekette bulunduğumuz halde merdud-u billah ve menfur-u dergah olmaklığımız lazım gelir. zira, muhib olmaktan maksat beşeriyetten kurtulup insane olmak, insaniyetten kamil menziline vasıl olmaktır. Yani hayvan iken irfan olmak. Bir insane irfan olur ise Allah´I bilir, yani hak olur. Velakin dili tutkun olur. Yani,
sana, bana, ötekine ve berikine söylemez.  Zira, benlik menziline düşüp kazandığı mertebeyi kaybeder.

Beşeriyet menzili hayvan menzilidir. Tekrar o menzile düşmek kolaydır. Velakin sonu pişmanlıktır. Zira, bu yol melamet yoludur. Erenler bildirmişlerdir «gelme gelme, dönme dönme. Gelenin
malı dönenin canı». Yani, ne gel der ve ne de git derler. Gelir isen canın gider, diye bize sarahatan beyan eylemişlerdir. Böyle olduğu surette erenlerin batın zülfikarı, zahir şamarı üzerimize hazırdır.

Haset, buğz, adavet, kin, kibir, inat, gazap, fitnelik, gaybet, münafıklık, bühtan, iftira, küfr, fisk, zulüm, yalan, katil bunların kaffesi hak tarafından nehyolunmuştur. Bunları büsbütün mahv ve izale etmelidir. Sözün geçmediği yerde laf söylememek ve el ile koymadığın şeyi izinsiz yerinden kaldırmamak ve göz ile görmediği şeyi, gördüm ve kulak ile işitmediğin şeyi işittim ve bilmediğin şeyi bilirim efkürında olmamalıdır. Kendinden büyük olan hizmet, hürmet, küçüğe riayet ve izzet etmemelidir.


Daima doğru harekette bulunup yoldan sapmamalıdır. Hakkı hak ve batılı batıl bilmelidir. Herkesi öz kendi vücudu gibi bilmelidir. Öylece sevmelidir. Zira, vücudun bir azadır. Bir aza ile tekmil şahis olmaz. Bir kanat ile kuş uçmaz. Kâffe-i nası aynı sever isen tekmil-i aza olursun.
Eğer sevmez isen noksan aza olursun. Bir kanatlı kuş gibi havadan düşerek dikenlerde kendini bin meşakkatte görürsün. Vucuduna nasıl acıyorsan öyle acımalı. Elhasıl kimseye azab, meşakkat ve ukubet, rencide etmemelidir. Gönül kırmamalıdır.zira gönül beytullahtır. Hak evini yıkmış olursun.

Keramet satmamalıdır. Zira, keramet hakkındır, senin değildir. Sen hiç mesabesindesin. Var ol ki, sahibi keramet olasın. Cömert olmalı, pahıl olmamalıdır ve bir kişinin ayıbını yüzüne karşı ve yahut başkasına söylememelidir. Ve daima haya etmelidir.sırrı faş etmemelidir. Zira kendin faş olursun. Çünkü sakla beni, saklıyayım seni. Hak muhammed Ali dostlarını dost, düşmanlarını düşman bilip ve şehvetperest olmamalıdır. Nefsini kavice zaptetmemelidir. Men arefe nefsehu fakat arefe rabbehu yani bir insane kendini anlasa, Allah´ı dahi anlar ve bilir. Şimdi, her bir ademden olmamalıki, hak olasın. Menkur eşya-i menhiye sıfat-ı mezmumeden ibarettir ki, masiva denilen şey bunlardır. Işte bunlar büsbütün terk olunca, ademden batıl gidip hak kalır.


Bir kimsenin aleyhine lakırdı söylememeli ve hakkını yememelidir. Hakkı batıl yahut batılı hak bilmemelidir. Hak gelirse batıl gider, batıl gelirse hak gider. Şimdi bu emanetleri bir kişi sıdık ile tutarsa kendisi hak olur. Zira, bunlar ile enbiya ve evliya menzil-i âlâya ve meratibi uzmaya nail olmuşlardır. Iktidarlarına göre bazıları peygamber, Veli ve bazıları dahi Vasi mertebelerine nail olmuşlardır. Işte, amel
eden kişi bu dört makama nail olur. Dünya ve ahiret onun elindedir. Istediği gibi çarhı feleği çevirir.

Sohbet ederken, tatlıca ve yumuşak olarak söyleyip muhatapları nefret ettirmemelidir. Usandırmayıp daima kendine celp ve mütelezziz etmemelidir. Zira, her bir şeyde hak mevcut. Huzuru erenlerde edep ve erkan ile gidip sormadan laf söylememelidir ve tama, hırs etmemelidir. Meratib-i ahlak ise dört türlüdür. Birinci; iyiliğe iyilik etmek merkep ahlakıdır. Ikinci: iyiliğe kemlik yılan ahlakıdır. Üçüncü: kötülüğe kötülük etmek kelp ahlakıdır. Dördüncü: kötülüğe iyilik etmek ahlakı hamidedendir. Bu ahlak ile ahlaklanan kişi insane-ı kamil olur. Bunu tutan sultan tutmayan şeytan olur.


Daima iyi şeyleri haktan ve fena şeyleri nefsinden bilmeli. Kötüyü cenab-ı hakka inat etmemeli. Zira, hak taala kötü şeye rıza vermez. Verdiği surette kendisi zalim olur. Halbuki bu sıfatlardan münezzehtir. Cefa ve meşakkata tahammül etmeli ki, safaya vasıl olsun. Sabır etmeli. Zira, sabır ile anka tutulur.Ammar Yaser, şahın huzurunda geçip niyaz eyledi. Sordu: ya şah, izin olursa erenlere bir kaç müşkilat erzedeyim. Şahı Velayet dedi ki: arz eyle ya Ammar. Amar yerine niyaz edip, oturdu: ya şah senden sonra müritlerin ve mühiplerin kime hak bakarlar dedi.


Şah buyurdu ki: onbir evladıma hak bakarlar. Amar sordu: onbir evladından sonra kime hak bakarlar. Şah buyurdu: evladımın hülefasına hak bakarlar. Ammar sordu: evladımın hülefası kimlerdir? Sah buyurdu: evladımın hilafesi gösterdiği nişanları gösteren gercek müritlerimdir. Ammar sordu: şahım evlatlarının gösterdiği nişanları gösteren erenlerden sonra kime hak bakarlar. Hazreti şah buyurdu: evlatlarımın hülefasının erkanı tarikat üzere çar darp erkan tıraş sofra çerağ sahibi hilafelerine hak bakarlar. Ammar sordu: ya şah, evlatlarının hülefası mevcut iken car darp erkan tıraş sofra çerağ sahibi hilafelere hak bakarlar mı? şah buyurdu: hülefa rıza verirse, halifelere dahi hak bakarlar. Ammar sordu: ya şah, çar darp erkan tıraş sofra çerağ sahibi halife bulunmaz ise kime hak bakarlar. Şah buyurdu: erkan-ı tarikat evlatlarının hülefasının menziline oturana hak bakarlar.


Ammar sordu: çar darp erkan sofra çerağ sahibi halife mevcut iken erkan üzere hülefa menziline oturana hak bakarlar mı? şah buyurdu: ya Ammar, erkan-ı tarikat üzere er menzilinde oturan vekildir. Halife asıldır. Vekil, asıl yanında hareket eylemez. Meğer ki, halife hak baksınlar. Şöyle ki, er menzilinde oturan ere dahi hak bakarlar. Halife vekildir ve hülefa asıldır.hülefa vekildir ve evladım asıldır. Evladım vekildir ben asılım. Amar sordu: ya şah, ruşen söyle fehmedelim. Şah buyurdu: ya Ammar, er menzilinde oturanın başı halifeye bağlıdır. Halifenin başı hülefaya bağlıdır. Hülefanın başı evlatlarıma bağlıdır. Evlatlarımının başı bana bağlıdır. Benim başım yola bağlıdır. Yol ise cümleden uludur.


Ammar sordu: ya şah, çar darp erkan tıraş çerağ sahibi halife bulunmaz ise kime hak bakarlar? Şah buyurdu: er menziline oturan kara taşsa dahi bakarlar. Ammar sordu: ya şah, er menzilinde elsiz ve eteksizden el tutulmaz. Çar darp erkan tıraş sofra çerağ olmayanlardan hilafet olmaz. Erkan-ı tarikat üzere bizden ve üstaddan alınmayana el verilmez. Şah buyurdu: ya Ammar, müritlerim ve mühiplerim tevellamı ve teberramı gözeteler. Haricilerle ihtilat etmeyeler. Elsizin ve eteksizin eğrisini doğrultmayanlar ve ustad hakkına riyat edeler. Ustaddan can dahi sakınmayalar.


Böyle itaat edip üstad gözü ile göreler. Tarikat ve erkanı evliyadan bir harf öğretenin önüne geçmiyeler. Kavlime itaat edeler. Harici elinden dolu içmeyeler. Yoldan ve haktan kaçmayalar. Ölü ve ihtiyar önüne geçmiyeler.
Tarikat olanı ayıralar. Alem bir, er bir ve nur bir. Nefsini bilmeyen hayvandır. Nefsini bilen insandır. Men arefe nefsehu fakat arefe rabbehu. El ele, el Hakka. Hak dergahından çekilen katarın pişivasıyım.

Buyurdukta Ammar Yaser, şaha niyaz edip, süküt eyledi. Selman-ı Faris´i, Şahın zatından rivayet eylemiştir. Ali abanın silsilenamesindir. Bunu Faris´i lisan üzere buyurmuştu. Horasan Erenleri, Ruma kadem bastıklarında Harisiden Türkiye tercüme eylemişlerdir. Bu tarikat erenleri canı aziz gibi saklıyalar. El ele, el bir Hakka.

Imam Cafer-i Sadık BUYRUĞU
 
Hazırlayan: Adil Ali Atalay, Can yayınlar, 5.Baskı
Ekleyen: =Seyyid Hakkı= 


ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı Ek ve Seyyid Hakkı Can. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...