Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

8- Pir Sultan Abdal -6


Pir Sultan Abdal -6

Pir Sultan’la Ballıhan için bir düğün yapıldı ki, dillere destan
Seyit Ali Sultan Dede, bir an önce Pir Sultan Abdal’ı Banz’a göndermek istiyordu. Ancak Pir Sultan’ın cem vemaat yönetmesi için evlenip, musahip tutması gerekiyordu. İstiyordu ki, girişimi kendisi başlatsın. Ballıhan’la olan yakınlığını biliyordu ama, yine de üçüncü bir şahsın, birinci derecede rol oynamasını istemiyordu. Bu nedenle de “Bir bildikleri vardır” diye düşünüp, sabırla bekliyordu. Elbet günün birinde, Pir Sultan gelecek, töreye uygun bir şekilde, Ballıhan’ı kendisinden isteyecekti. Kaldı ki, kendisi Sofular’ın saldırıya uğradığı gün gerekeni söylemişti.

Nitekim öyle oldu. dergahta cem yapılmadığı bir akşam, Pir Sultan, yakın arkadaşı Ali baba’yı alıp Seyit Ali Sultan Dede’nin huzuruna gitti. İlkin ilgisiz şeyler konuşuldu. Sonra da sıra asıl konuya geldi.

Ali Baba, daha önce defalarca kız istemiş bir kişinin olgunluğuyla, Ballıhan’ı babasından istedi ve o gece ikrar verildi. İkinci günü de, dergaha yakın tüm canlar çağrılarak onlara şerbet içirildi. Bu bir anlamda Pir Sultan’la Ballıhan’ın nişanlanmasıydı. Bir ay sonra da bir düğün yapıldı ki, dillere destan!....

Herkes Pir Sultan Abdal’ı evlendirmenin verdiği çoşkuyla güldü, eğlendi. Bu arada dem-cem de ihmal edilmedi. Köylerden gelen konuklar üç gün üç gece oturup, muhabbet ettiler. düğün süresince, halkın sosyal ve ekonomik sorunları da hemen hemen hiç gündemden düşmedi.

Belirlenen süre sona erince, Elazığ’ın Sün köyünden gelen bir dede, Pir Sultan’la Ballıhan’ı karşısında dize getirdi ve hazırda bulunan canların huzurunda, onların nikahını kıydı. Dede ikrar aldıktan sonra, şu gülbengi okudu:

 

“Bismi Şah Allah Allah...
Hak erenler, bu birleşmeyi mübarek eylesin,
Bu nikahı kutlu kılsın.
Eşleri nihayetül ömür mutlu kılsın;
Ömürleri uzun, rızıklarını bereketli,
Evlatlarını hayırlı ve merhametli eylesin.
Nikah, Muhammed Mustafa’nın sünnetidir,
Mübarek olsun.

 

Allah Allah!...
Dünya ve ahiret, isteklerinize kavuşun.
Aranızda sevgi ve yakınlık daim olsun.
Aranıza fitne ve ayrılık girmesin.
Zehra’nın, Adem ile Hava’nın yakınlığı gibi olsun.
Hayırlı evlatlar ile sevinip mutlu olasınız.
Soyunuz yeryüzünde daim kala.
Allah size uzun ömürler ihsan eylesin.
Sizleri ve bu mecliste bulunan herkesi, iki cihanda aziz eylesin.
Hak teala, halkımızısonsuz eyleyip, hayırlı uğurlu yıllar versin.
Sizleri ve soyunuzu, halkımıza ve yurdumuza hayırlı etsin.
Merdinizi, elin namerdine muhtaç etmesin.
Hak, sizlere, insanlığa hayırlın işler nasip eylesin.
Allah yardımcınız, Pir yol göstericiniz olsun.
Gerçeğe demine Hü!”

İkisininde gözlerinde mutluluk akıyordu.

Dede:
* Mutlu olsun inşallah.
* Sağol Dede.

İlkin Ballıhan, sonra Pir Sultan, Dede’nin elini öptüler. O da onları gözlerinden öptü.

“Bu yol, Musahipsiz, zor yürünüyor!”
Dergahın piri Seyit Ali Sultan Dede’ydi ama, işlerin tümünden Pir Sultan Abdal sorumluydu. Fakat Dede’ye danışmadan şuradan şuraya adım atmıyordu. Her alanda Pir Sultan’ın akıl hocası Seyit Ali Sultan Dede’ydi.

Dede; dergahın yakınındaki iri ağaca sırtını vermiş, gölgede “İmam Cafer-i Sadık Buyruğu”nu okuyordu. Oysa, yürümekte olduğu süreğin  içtüzüğü, programı, ilm-i hali, daha doğrusu anayasası durumundaki, bu el yazması kitabı; defalarca okumuştu, ama yine de okuyordu; çünkü bundan büyük haz alıyordu.

Tanrı, inanan sofu kullarına yedi yüzle gözükür. Birincisi; kendi görümünde gözükür. Bu Tanrı sevgisi içindir. Ve tüm sevgilerin başıdır. İkincisi; üstad görünümünde gözükür. Bu bilim ve sanat sevgisi içindir. Bilim ve sanat sevgisi kişiyi olgunlaştırır, kişinin kendisini aşmasını sağlar. Üçüncüsü; Pir görünümünde gözükür. Pir’e sevgi, insana ve Tanrı’nın doğru yoluna olan sevgidir. Dördüncüsü; tanrı, kişiye sevgilisi görümünde gözükür. Bu mutlu ve huzurlu yaşama olan sevgidir. Beşincisi; ondört yaşındaki çocuk görünümünde gözükür. Bu doğa sevgisi içindir. Doğa, Tanrı’nın eseridir. Doğayı sevmek de Tanrı’yı sevmek demektir. Yedincisi; otuz üç yaşındaki cennetli görünümünde gözükür. Bu tüm iyi insanları sevmek içindir. Ama sevginin gerçek sahibi Tanrı’dır. Tanrı sevgisinden üstün sevgi, onun sevgisinden sevgi çalmaktır...

Bir gün Hz.Muhammed’in içinden geldi. Hz. İmam Hasan’ı ağzından, Hz.imam Hüseyn’i boğazından öptü. Bunun üzerine Tanrı Cebrail ile dört şal gönderdi. Birinci şal karaydı. Tanrı bu şalı Hz.Muhammed’e yas tutacağı için gönderdi. İkinci şal yeşildi. Tanrı bu şalı, Hz.imam Hasan’a gelecekte ağu ile ağzından zehirleneceği için gönderdi. Üçüncü şal kızıldı. Tanrı bu şalı, Hz.imam Hüseyin’e Kerbela çölünde, boğazı kesilerek şehit edileceği için gönderdi. Dördüncü şal beyazdı. Tanrı bu ak şalı onlarınüçüne iki cihanda yüzleri ak olsun diye gönderdi. “Bu üç sevgilimin yüzü suyu için bütün insanları bağışladım” dedi...

Böylece her şey sevgiden oluştu. Sevgi ulu Tanrı’nın gizemli gücü olarak doğanın her yanına yansıdı. Her güzel işte, o sevgi yankılandı; çağlarca o sevginin gücü uygarlıkları beşiğinde salladı. Baharda açılan tomurcuklarda yaşamı buldu. Tomurcuklara tutunan çiğ tanelerinde gizlendi. Yeni doğmuş yavru gibi insanlığa el uzattı. Kuşaktan kuşağa, yüreklerden geçti kendini özveride buldu...”

Seyit Ali Sultan Dede, soluklanmak için durdu ve gözlerini Yıldız Dağı’a doğru çevirdi. Bir süre öylece kaldı.

Az sonra, Pir Sultan ile köylüsü ve en yakın arkadaşı Ali Baba yanına geldi. ali Baba da Yıldızeli Dergahı’na, Pir Sultan’la beraber aynı günlerde girmiş ve epeyi pişmişti. Öyle ki, yoloğlu değil de, beloğlu olsaydı; o da gönül rahatlığıyla Pir postuna oturtulabilirdi... evliydi ve bir de yavrusu vardı... Saygıda kusur etmeyerek seslendi:

* Günün aydınlık olsun Pirim!

Dede, gülümsedi:
* Sağolsun, sizin de gününüz aydınlık olsun. Gelin bakalım canlar, dedi. Şöyle buyurun, oturun. Ben de Buyruk’u okumaktaydım.  
* Hak razı olsun Pirim!

İkisi de, ayrı ayrı Dede’ye niyaz olup, yanına oturdu.

 

Ali Baba:
* Pirim, sırası mı, değil mi, pek bilmiyoruz ama, bağışlanmamız dileğiyle bir şey söylemek istiyoruz... Himmet buyurursanız kavl-i kararımız vardır. Haydar’la yol kardeşi olmak dleriz. Musahip olmadan, bu yol zor yürünüyor. Bu da imam Cafer Hazretlerinin buyruğudur. Himmetin olursa, Pir Sultan’la musahip olacağız. Can yoldaşlarımız da, aynı kavl-i karar üstündeler. Uzun zamandan beri, birbirimizi sınadık. Yola birlikte gitmeye hazırız.

Seyit Ali Sultan Dede, sevinçle:
* Hay hay Alcan, dedi, pek münasiptir. Benim de gönlümde bu vardı; Pek güzel bir karar vermişsiniz. Hayırlı olsun! Berhüdar olsun!

El ele, el Hakk’a...
Seyit Ali Sultan Dede, Pirlik makamındaydı. Rehber, geleneğe uyarak Pir Sultan, Ali Baba ve eşlerinin önüne düşüp, Pir divanına getirdi. Rehber önde, dört can onun arkasında.

* Hu, deyip dara durdu. Pir Sultan’ın eşi Ali Baba’nın, Ali baba’nın eşi Pir Sultan’ın yanındaydı.

Seyit Ali Sultan Dede:
* Niye geldiniz? diye sordu.

Aslında niye geldikleri biliniyordu ama, sorması gerekiyordu. Çünkü yol geleneği gerektiriyordu.

Rehber:
* Bugün Mansur gibi darı, Nesimi gibi bıçağı, Fazlı gibi hançeri ihtiyar edip, tarikatı evliyaya ikrar verip, can verip canan almaya geldik.

Seyit Ali Sultan Dede:
* Ey talip, bu bir uzak yoldur gidebilir misin? Ateşten gömlektir, giyebilir misin? Bu ikrardan dönmemesine yanınızdaki daşlar, hıfız melekleri güvah olsun mu?

Ali baba, Pir Sultan ve eşleri:
* Olsun.

Seyit Ali Sultan Dede, ayağa kalktı ve dördünün ayak başparmaklarını mühürletip, el tutuşturdu. Sonra da yerine geçip oturdu. Ancak tövbe telkini vermeye gerek görmedi. Çünkü Pir Sultan zaten Pirlik “mertebesi” ne yükselmişti. Ali Baba da dergahın kendini kanıtlamış iyi canlarındandı. Bir gülbeng okudu. Dergahtaki bütün canlar, her tümcenin sonunda “Allah Allah” diye ünlendiler. Seyit Ali Sultan Dede şöyle devam etti:

 

* Bismişah, Allah Allah...
İkrarı kadim ola, muradları hasıl ola.
Verdiği ikrardan dönmeyeler.
Birbirlerinden usanmayalar.
Ruz-u mahşerde orda yanmayalar.
Dünyada melamet, ahirette delalet görmeyeler.
Şeytanın izine , münafığın sözüne uymayalar.
Gönlünüzü gümandan, başınızı dumandan halas eyleye.
Oniki imam katarından ayırmaya.
Allah Muhammed Ali, Hünkar hacı Bektaş Veli!..
Gerçeğe Hu!...

Bütün canlar bir ağızdan:
* Hu! Çektiler.

Bunu üzerine, dört can şehit düşercesine yere kapandı. Seyit Ali Sultan Dede, yanı başında duran temsili Zülfikar’ı oniki kez incitmeyecek şekilde, dört canın sırtına  vurup, onların ayağa kalkmasını istedi. Dikildiler ve Rehber, dördüne ak bir gömlek giydirdi. Başları aynı yakadan çıktı. Bu, ölmeden önce ölmekti. Dört canın bir beden olmasıydı. Çözülüp, Dede’ye niyaz oldular. Kurbanlar kesildi, lokmalar yendi, gülbengler okundu. Görgü cemi, on iki hizmetiyle bir güzel tamamlandı.

Artık iki taraf musahipti. Can verip canan almışlardı. “Yarin yanağından gayrı herşeyleri  ortaktı.”

Üç gün sonra, Banaz’a gittiler. Pir Sultan, dergaha Pir oldu. Bu arada, Pir Sultan’ın ünü ve şiirleri kısa zamanda çevreye yayıldı.

Artık herkesin dilinde O’nun nefesleri dolaşıyordu.

 

Ey benim divane gönlüm
Dağlara düştüm yalınız
Bu benim ahım yüzünden
Bir mihak gördüm yalınız

 

Dağlar var dağlardan yüce
Can mı dayanır bu güce
Derdimi üç gün üç gece
Söylesem bitmez yalınız

 

Şah’ın ayağına varsam
Hayırlı gülbengin olsam
Kızılırmak’lara dalsam
Çağlasam aksam yalınız

 

Şah’ımın ırmağı aktır
Lezzeti şekerden çoktur
Bir Allah’tan büyük yoktur
Hak dedim durdum yalınız

 

Pir Sultan’ım der görenler
Pirlere niyaz verenler
Üçler Yediler Erenler
Mürvete geldim yalınız.

Kitap: Pir Sultan Abdal
Yazar: Battal Pehlivan
Ekleyen: Seyyid Hakkı

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı SH ve Seyyid Hakkı EK. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...