Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

13- Pir Sultan Abdal -11


Pir Sultan Abdal -11

“Güzel aşık cevrimizi çekemezsin demedim mi?”
* Ey ahali! Duyan duymayan kalmasın, duyanlar duymayanlara söylesin. Kadı divanı fetvası, Vali divanı fermanıyla Banazlı Pir Sultan, Sivas’ın dışına sürülecektir. Onu üç gün geçtikten sonra, Sivas hudutları dahilinde görenlerin en kısa zamanda durumu devlet görevlilerine bildirmeleri gerekiyor. İhbarı yapanlar mükafatlandırılacak, gizleyenler ise en ağır şekilde cezalandırılacaktır.... Duyduk duymadık demeyin....

Çığırtkanlar, bu çağrıyı gün boyu Sivas sokaklarında gezerek tekrarladılar. Aynı duyuruyu kasaba ve köyler de ilan ettiler.

Pir Sultan Abdal zindanda, hiçbir şeyden habersiz kadı divanına çıkarılacağı anı bekliyordu. Kendisi için verilen karardan haberi yoktu.

Zindancıbaşı ve iki ases, Pir Sultan’ın kapatıldığı hücreye geldiler. Hücrenin kapısı dökme demirdendi. Karanlıkta göz gözü görmüyordu. Pir Sultan geceyi orada geçirmişti. Asesler duvardaki idare lambalarını yaktılar. Ortalık iyice ışıdı. İçerisini keskin bir yağ kokusu sardı.

Pir Sultan hiç oralı değildi. Zindancıbaşı diklendi:
* Kalk bakalım Pir Sultan! Asesler seni götürmeye geldi. bakıyorum da yerini beğenmiş gibi davranıyorsun.

Pir Sultan, yavaş yavaş ayağa kalktı. Aseslerden birisi, ellerine zincir vurmaya kalkıştı, diğeri bırakmadı. Heyecandan nasıl davranacaklarını bilmiyorlardı. Pir Sultan’ın ağır gölgesi, onları ezim ezim eziyordu.... Dede, bu duruma bıyık altından güldü. Yeri titretircesine yürüdü. Asesler peşine takıldılar.

 

Pir Sultan:
* Ases efendiler, nereye gidiyoruz? diye sordu.

Aseslerden biri:
* Kadı divanına Pir Sultan, diye yanıtladı.

Birlikte hızlı adımlarla kadı konağına vardılar.

Sarı Kadı ile Kara Kadı oturmuş bekliyorlardı. Yanlarında asesbaşı ve müftü de vardı. Pir Sultan içeriye girince telaşlandılar. Gerçi aralarında onu fazla konuşturmamaya karar vermişlerdi, çünkü konuşursa kendilerini güç durumda bırakıyordu. Ama yine de heyecanlandılar.

 

Pir Sultan şöyle dedi:
* Neden çarşafa dolandınız Kadı efendiler? Nedir sıkıntınız? Haydi kararınızı açıklayın da başımıza gelecekleri bilelim!

Kara Kadı kararı tebliğ etti:
* amma da acelecisin Pir Sultan! Çarşafa falan dolandığımız yok. Seni Sivas hudutları dışına sürgün edeceğiz. Bir daha buralara dönmeyeceksin. Sivas hudutları içerisinde  görülür de yakalanırsan derhal idam edileceksin. Bunu böyle bilesin.

Sarı Kadı, Dede’nin yüzüne bakamıyordu.

Pir Sultan, düğüne-bayrama gönderiliyor gibiydi. Başka bir şey söyleyip söylemiyeceğini sordu:
* Hepsi bu kadar, yanıtını alınca, geriye dönüp kapıya doğru yürüdü. Hızır Paşa ile burun buruna geldi. hızır’da benz bet kalmamıştı. Bütün gece uyumamış, geçmişle bugünün arasında gidip gelmişti:

* İnatlığı bıraksaydın da bu duruma gelinmeseydi olmaz mıydı, Pirim?, dedi usulca... Pir Sultan acı acı güldü. Acıdı Hızır Paşa’ya... Şöyle seslendi:

 

Güzel aşık cevrimizi
Çekemezsin demedim mi?
Bu bir rıza lokmasıdır
Yiyemezsin demedim mi?

 

Dervişlik ulu dernektir
Görene büyük örnektir
Yensiz yakasız gömlektir
Giyemezsin demedim mi?

 

Pir Sultan, Ali Şah’ımız
Hakk’a ulaşır rahımız
On iki imam katarımız
Uyamazsın demedim mi?

Önemli olan, taliplerin vereceği karardır
Banaz’dan Ali Baba, Murtaza, Mehmet Ali ve Ali Rıza; Pir Sultan’ın ardından Sivas’a gelmişlerdi. Fakat çok uğraştıkları halde ondan bir haber alamıyorlardı. Tek bildikleri şey, Pir Sultan’ın sürgüne gönderilmek istenmesiydi. Çığırtkan bağırırken duymuşlardı.

Ali Baba ve arkadaşları, geceyi şehrin dışındaki bir handa geçirdiler. Sivas’ta tanıdıkları çok insan vardı ama, onlara konuk olup başlarını derde sokmak istemiyorlardı.

Sabah olunca, Vali Konağı’nın kapısına gelip, orada beklemeye başladılar. pir Sultan’dan detaylı bir haber alıncaya dek orada oturmaya karar vermişlerdi. Nöbetçiler, birkaç kez oradan uzaklaştırmak istemişlerse de dinlemediler.

Kuşluk vakti olmasına karşın, Pir Sultan’la ilgili hiçbir belirti yoktu. Sanki devlet erkanının üzerine ölü toprağı serpilmişti.

Konağın içerisinde ne olursa oluyor, dışarıya en küçük bir yansıması olmuyordu. Nihayet akşama doğru, sarayın demir kapısı açıldı. Asesbaşı ve iki asesin arasında, Pir Sultan dışarıya çıktı. Geceyi rahat geçirmediği belliydi. Ali Baba, sonra diğerleri koşup Dede’nin boynuna sarıldı. Ağlıyorlardı. Sarayın kapısında duran asesler, onları büyük bir kıskançlıkla izlediler. Halktan kişiler gelip, Pir Sultan’ın çevresinde geniş bir halka oluşturdu. Hemen hepsi de, ona saygı besliyordu. Fakat bunu belli etmemeye çalışıyorlardı. Osmanlı’nın hışmından korkuyorlardı.

Asesler, sessizce konağın kapısından içeriye girdiler Ali Baba ve diğer talipler, Pir Sultan’ı korumaya aldılar. Çünkü yönetim, rahatlıkla birisini kalabalığın arasına sokup Pir Sultan’ı hançerletebilirdi.

Bu arada, bir görevli Pir Sultan’ın atını getirip teslim etti. Ali Baba ve arkadaşları ise atlarını, geceyi geçirdikleri hanın tavlasına bağlamışlardı. Ali Rıza ile Murtaza gidip onları aldı. sonra da binip, dörtnala Banaz’ın yolunu tuttular.

Vali ve kadılar, Pir Sultan hakkında sürgün kararı vermişlerdi ama, esas karar taliplerindi. Banaz’a gidecek, talipler biraraya getirilecek, konu tartışılacak ve ondan sonra vali ve kadıların verdiği karar; yürürlüğe girecek ya da girmeyecek. Böylesine önemli bir konunun sorumluluğu bölüşülmeliydi. Konu, bireysel değil, oybirliği ile verilmeliydi. Cemevinde, kadın-erkek kaç kişi varsa, görüşbirliği içinde olmalıydılar. Çünkü Kızılbaş-Türkmen töresi böyle gerektiriyordu.

Yolda, gölgelik bir bir yerde durdular. Su da vardı. Biraz dinlenip, Ali Baba’nın heybesindeki azıktan yiyeceklerdi. Ayrıca Pir Sultan’ın atı da aç bırakıldığı için rahatsızdı; onun da karnını doyurmak gerekiyordu. Öyle yaptılar.

Pir Sultan, göz altına alıdığından beri, başından geçenleri ve Hızır hakkındaki izlemlerini anlattı. Üzüldüler. Hiçbirisi, verilen karara uyulup uyulmaması konusunda görüş bildirmedi. Fakat aslında dördü de, Dede’nin buraları terketmesinden yana değildi. Çünkü nasıl olsa yasalar da, fetvalar da, fermanlar da halkın aleyhinde değil miydi?

Pir Sultan’ın Sivas’tan uzaklaşması demek, Türkmenlerin güvencesiz, dayanaksız kalması demekti.

Sürgünlük Pir Sultan’a yakışır mı?
Gecenin karanlığında, Banaz’a ulaştılar. Çocuklar ve üç-beş yaşlı hariç herkes ayaktaydı. Komşu köylerden, Pir Sultan Abdal’ın durumunu merak edip gelen talipler de vardı. Pir Sultan’ın geldiği öğrenilince, dergahta toplanıp, olup bitenler hakkında ön bilgi aldılar. Herkes çok üzgündü. Özelikle ilk ağızda, Hızır için söylenenler kahhrediciydi. Esas görüşmeler devrisi güne bırakıldı. Pir Sultan ve diğer canlar yorulmuşlardı, dinlenmeleri gerekiyordu. Köylü izin isteyip, evlerine dağıldı. Kimi konuklar evlere götürülürken, kimisi de dergahın konuk odasında yattı. Sıkıntıdan doğru dürüst kimse uyuyamadı.

Sabahleyin, gündelik işler yapıldıktan sonra, tekrar dergahta toplanıldı. Acele karar verilmesi gerekiyordu. Pir Sultan, ya üç gün içinde buraları terk edecek, ya da gitmeyip mücadeleyi kaldığı yerden sürdürecekti.

Pir Sultan, geçip Dede postuna oturdu. Halk, edep-erkan dize gelmiş, Dede’nin söze başlamasını bekliyordu. Pir Sultan, şöyle seslendi:

 

* Erenler, canlar! Akşam da eyittiğim gibi Hızır talibimiz iyice yoldan çıkmış, tam bir padişah kulu olmuştur. Tekrar doğru yola gelmesine de imkan yoktur. Sivas’ta bir gün bir gece cebelleştik. Adam istiyor ki, biz de şeriat hırkasını giyip, kula kulluk yapalım. Hasılı, kadı fetvasına bir de kendi fermanını ekleyerek, bizi Sivas’ın hudutları dışına, bir daha geri dönmemek kaydıyla, sürmeye karar vermiştir. Geçen sefer, Hızır’dan önceki valinin döneminde, gittim ama zaten önceden verilmiş kararımız vardı. Sizler de onaylamıştınız. Fakat şimdi öyle değil. Sizler rızalık göstermeden, şuradan şuraya adım atmayacağımı bilirsiniz. İmdi (şimdi) söz sırası sizdedir. Konuşun, tartışın, kararınızı bildirin.

 

İlk sözü, Zeynel’in oğlu Veli aldı. şöyle dedi:
* Pirim!... Ben derim ki, sürgün gitmek ve bir daha geri dönmemek sana da, bize de yakışmaz. Bana kalırsa, gitmemelisin. Seni korumak da, boynumuza borçtur. Akşamleyin durumu Ali Rıza’dan bir güzel öğrendik. Beş on arkadaş oturup durum değerlendirmesi yaptık. Seni her gün bir köyde saklar, devlet görevlilerini şaşırtırız. İstersen tebdil kıyafet yaparsın, yakalayamazlar. Gurbette, başına ne geleceği nereden belli olacak? Aseslerin, tebdil kıyafet edip, seni bir yerde hançerlemeyeceklerini nereden bilebiliriz? Benim kanaatim o dur ki, gitmemelisin. Ayrıca, sen gidersen yetim kalmış yavrular gibi dağılırız.

 

Söz sırası İmam Ali’nin karısı Gülsüm’deydi. Gülsüm şöyle konuştu:
* Destur Pirim! Erenler, canlar; eğer Pirimizi koruyamayacaksak, yuh olsun bize. Veli kardeşin düşüncesine katılıyorum. Pir Sultan Abdal’a sürgünlük yakışmaz! Söyleyeceklerim bundan ibaret. Pir Sultan, terki diyar etmemeli.

 

Dede, Ali Baba’nın gözlerine baktı:
* Sen ne diyorsun, musahip kardeşim?

Ali Baba’nın kafası karmakarışıktı. Aslında konu, kafasında netleşmemişti. Pir Sultan sorunca, zorunlu olarak yanıt verdi:

 

* Pirim, elbette benim gönlüm de gitmenden yana değil. Fakat Osmanlı’nın ne yapacağı belli olur mu? Bilirsin her köyde bir molla, bir-iki de gizli muhbir var. Onlar, Sivas’a gammazlarsa, durum kötü olur. Bu kovalamaca ne kadar sürecek? Bir gün değil, beş gün değil! Taliplerin durumuna gelince, ne hikmetse, bir türlü arzuladığımız birliği oluşturmadılar. Tam birlik oldular diyoruz, Osmanlı’nın adamlarıağızlarına birer parmak bal atıyor,  çözülüyorlar. Bu nedenlerle zihnim bulanık.

Konuşmalar bu şekilde sürüp gitti.
Sonunda, oybirliği ile Pir Sultan’ın kalmasına karar verildi.

“Ağacın kurdu özünden olur”
Pir Sultan Abdal, halkın oyu ile sürgüne gitmemeye karar verdi... O gece yüzlerce kişinin katıldığı bir birlik cemi yaptılar. 12 Hizmet uygulanıp, semahlar dönüldü; gülbengler okunup, nefesler söylendi:

 

Hak için kendini kurban eyleyen
Şah-ı Merdan oğlu imam Hüseyin
Cümle erenlere ferman eyleyen
Erenler serveri imam Hüseyin

 

Muhammed Ali’nin çeşmi çırağı
Erenler bağının bir gülü, bağı
Ciğerler paresi, gönül durağı
Gözlerimin nuru imam Hüseyin

 

Batının sultanı, müminler Şahı
Gayıp erenlerin şems ile mahı
Şah Hüseyin’im deyü derler ahı
Matem ile zarı imam Hüseyin

 

Ceddi Muhammed’ir, atası Ali
Anası Fatıma, cihanı veli
Cümle evliyalar ederler belli
Evliyalar sırrı imam Hüseyin

 

Pir Sultan Abdal, eydür tutun damanın
Düşmanına düşman ol hanedanın
Dü çeşmi değil mi Şah-ı Merdan’ın
Erenler hünkarı imam Hüseyin

Devrisi günü de birlik kurbanlar kestiler. Banaz’da iğne atsan yere düşmeyecek bir kalabalık birikmişti.

Pir Sultan, bir gün daha kalıp, köyden ayrılacaktı. Amaç bir an kendisini unutturmaktı. Kısa bir süre, komşu illere ve onlara bağlı Türkmen köylerini dolaşacaktı. Hacı Bektaş Veli’nin türbesine gitmek gibi bir niyeti de vardı. Sonra da dönüp, her gün bir köyde kalarak Osmanlı’nın hışmından kurtulmaya çalışacaktı. Talipler, onu korumaya ant içmişlerdi.

Pir Sultan’ın atı ve bağlaması hazırlandı. Heybesi azığı ve yedek çamaşırları kondu. Tek tek kendisini yolcu edenlerle vedalaşıyordu. Ballıhan ise bir kenarda oturmuş, için için ağlıyordu. Bunu gören Pir Sultan, omuzlarından tutup onu ayağa kaldırdı, şöyle dedi:

 

* Neden ağlıyorsun kınalım? Kendini neden heder ediyorsun? Birkaç gün talipleri dolaşıp geleceğim. Küşümlenme. Bilirsin, her derdin bir dermanı vardır. Her bir derdin dermanı bulunur. Yeter ki ara.

Ballıhan içlendi:
* Pirim, sen egemenin çıkarına karşı çıkarsın. Bilirsin, kim ki, egemenin çıkarına Zülfikar sokmuşsa, eziyet görmüştür. Sen de hep eziyet görmektesin. Eziyet görürsün ve seni öldürmelerinden korkarım. Korkarım ki, bunu da Hızır yapar. Bu durum ne zaman son bulacak?

 

* Son bulsun diye çalışırız ya Bal Hatun. Bir davaya baş koyan, gayrı gerisini düşünmez... Beni asıl kahreden Hızır’ın içine düştüğü durumdur. Ağacın kurdu özünden olur ya, işte öyle.... hızır, kurt olmuş, kendisini var eden ağacı kemirmektedir. Sen şimdi ağlamayı bırak. Her zaman söylerim, sana hiç ağlamak yakışmıyor. Çünkü sen de bir yol erisin.

 

Ballıhan’ın yüreğindeki yalım daha bir alevlendi. Pir Sultan, çenesinden tutup, başını kaldırarak anlından öptü, büyük bir saygı ile... Ali Baba, yanlarında dikelmiş, onları izliyordu. Dede, ona dönüp şöyle dedi:
* Alican!... Ballıhan ve çocuklar sana emanet.

Ali Baba, duygulandı:
* O ne biçim söz pirim, ayrı gayrımız mı var ki? Ballıhan bacım, çocukların çocuklarımdır. Onlara canım kurban.

Pir Sultan, çocuklarını tek tek öptü; son olarak Ali Baba ile kucaklaştı. Atına bindi ve dörtnala köyden uzaklaştı.

 

Bir seferim vardır Rum’un yüzüne
Yüce dağ başında eri gözlerim
Ali emmi kaldır kırklar yediler
Bir himmeti kestin piri gözlerim

 

Bismişah dedim de girdim helale
Gözüm açıp baktım bir hup cemale
Sıdk ile çağırdım ceddim celale
Halil’e yapılan şarı gözlerim

 

Keskin Zülfikar’la Ali gazada
Umarım inayet eder bize de
Bağdat’ta Mansur’un canı cezada
Kemendim boynumda darı gözlerim

 

Pir Sultan Abdal’ım sır Ali sırrı
Sırat’ı geçenin cennettir yeri
Veysel Karan Hint’en yemen’den beri
Muhammed Ali’den nuru gözlerim.

Kitap: Pir Sultan Abdal
Yazar: Battal Pehlivan
Ekleyen: Seyyid Hakkı

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı SH ve Seyyid Hakkı EK. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...