Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

Otman Baba ocağı


Otman Baba Ocağı
Gerçek ismi Hüssam Şah’tır. “Otman Baba” ünvanını sonradan almıştır. Doğum tarihi tam olarak bilinmemektedir. Ölüm tarihi, türbesinin üstünde H. 888 (M. 1478) yazılmaktadır.


Kimi kaynaklar Otman Baba’nın Horasan’dan gelip Bozok Sancağı (Yozgat) dolayında 1203 yılında bir teke kurduğunu yazmaktadır.


Araştırmacı yazar Haydar teberoğlu ise, onun Hoca Ahmet Yesevi soyundan geldiğini, asıl adının Seyyid Ali Otman Baba olduğunu; 5. veya 6. kuşaktan Malatya’da bulunan Şeyh Ahmet Dede’nin torunu olduğunu iddia eder. Ayrıca onun Seyyid Sücaattin Veli’nin müsahibi olduğunu söyler.


Heriki iddia da doğru değildir. Eğer Otman Baba, Ahmet Yesevi soyundan gelseydi, “Seyyid” diye anılmazdı.çünkü; iyi biliyoruz ki, Hoca Ahmet Yesevi, Hz.Ali’nin oğlu Muhammed Hanifi soyundan geliyor. oysa imam Hüseyin soyundan gelenlere “Seyyid”; imam Hasan soyundan gelenlere de “Şerif” deniyor.


Otman Baba’nın babası Seyyid Ali Sultan, 1402 yılında Timur’la birlikte Anadolu’ya geldi. Otman Baba bu tarihlerde küçük bir çocuktu.


Fatih Sultan Mehmet Manisa Valisi iken Otman Baba ile tanıştı. Fatih Sultan Mehmet, Padişah oluncaya dek, Germiyan, Bursa ve İznik yörelerini dolaştı. Babası Seyyid Ali’nin vefatından sonra Otman Baba Rumeli’ne geçti. Bulgaristan Hasan Köy’de bir Dergah kurdu. Onun bu Dergahı, Balkanlar’ın en büyük Dergahı oldu. Bu Dergahtan yüzlerce derviş yetşti.


Onun öğretisini devam ettiren dervişlerden Küçük Abdal, otman Baba için bir “Velayetname” yazmıştır.


Otman Baba Velayetnamesi’ne göre: “Otman Baba, Fatih Sultan Mehmet’e Padişah olacağını ve İstanbul’u alacağını” müjdelemiş.


Yine Velayetname’ye göre Otman Baba: “Bir Cuma günü sabahın erken saatlerinde Tırnova Köprüsü başındaki kayanın üzerine çıkarak, (Allah-u ekber! İstanbul’u aldık) diye bağırmış.” Bu da gösteriyor ki, Otman Baba, 1450’lerde Rumeli ‘ndedir.


Velayetnamesi’ne göre bir gün İstanbul’a gelip, kenti dolaşmış. Harap yerleri görünce, kentin yöneticilerine: “Harap yerlere evler yapmalarını, surları onarmalarını” söylemiş ve “Bu kent İmam Hasan ve imam Hüseyin kentidir. O Hüseyin dedikleri benim ki, kanımı dava etmeye geldim” demiş.


Molla Kırımı ve Mola Gürani’
nin ihbarları üzerine Fatih Sultan Mehmet, şeriata aykırı davranan Otman Baba’yı ortadan kaldırmak ister. İstanbul’a gelişinin dördüncü gününde veziri Sinan Paşa’yı Otman Baba’nın yanına gönderir. Baba gün ağarırken Abdallarına: “Hemen şu meydanı silip süpürün. Bugün bize bir konuk gelecek” demiş.


Sinan Paşa ile birlikte gelen Kazasker Otman Baba’ya sorar:
“Babacığım ne yandan geldiniz? Nasılsınız, haliniz hoşmu?”


Otman Baba:
“Bin yıl var ki, yukarıda gökte idim, şimdi yere indim ve bir çok yer dolaştım. Şu anda burda bulunuyorum. Bize Horasan miskinleri derler. İyiyiz, hoşuz”.  


Kazasker:
“Babacığım Tanrı’yı tanırmısın?” deyince,

Otman baba: “Evet tanırım. Biraz önce kendisiyle konuştum da geldim” der.

Kazasker: “Öyleyse bu tanıştığın Tanrı’yı bize göster” der.

Otman baba: “Ya bu konuştuğun kim?” yanıtını verir.”

Sinan Paşa, Baba’nın zararsızlığına ve ermişliğine inanır ve ona dokunmaz.


Otman Baba’nın Dergahı’nda yetişen Ozan yemini onun için şu dörtlüğü yazar:

Sekizyüz seksen sekiz olunca hiçret,

Demi faniden o Şah etti rıhlet.

Hüssam Şah idi ismiyle o Sultan,

Gani baba der idi bazı insan.


Bu dörtlüktende anlaşıldığı gibi asıl adı Hüssam Şah”tır. Bazıları da ona Gani Baba derlermiş.


Velayetname şöyle devam ediyor: “Otman Baba hastalandı. Son günlerinin geldiğini anlamıştı. Gözleri artık görmüyordu. Onun özel hizmetini yürüten Derviş Çakıl’a sordu: “O ulu dağlar halen görünür mü?”

Derviş Çakıl: “Görünür babacığım” dedi.

Otman baba emir verdi: “Tekkede ne kadar derviş varsa toplansın” dedi. Dile geldi herkes helallaştı. “Esen kalın ey yüce dağlar. Esen kalın ey yüce dağlardan akan sular. Esen kalın ey dört iklimin Oğuz oğulları!”


Akpınar’ın batısında “Hızırilyas” adıyla bir tepe vardır. Kıble tarafından da iki tepe vardır. Büyüğüne “Tanrı Tepe”, küçüğüne “Evliya Tepe” denir. Otman Baba, Hızırilyas tepesine çekilip buyurdu ki:
“Ben, Uludere’de ziyaret olunurum. Sizin burda değirmenleriniz vardır. Şu koz ağaçlarını kesip buraları bahçe yapın. Buralarda çoğalın. Allah’ın yolundan ayrılmayın. Geldiğiniz yüc diyarları dilinizi ve özünüzü unutmayın. Din açılmak içindir. Dil ise kitap okumak içindir. Asıl kitap, insanın kendisidir, insanın yaşamıdır. Güzel şeyler düşünün, güzel şeyler konuşun”.


1942 yılında Sultan II.Beyazıt’a başarısız bir suikast yapılması üzerine, Edirne Kadısı İsa Fakih, Otman Baba’nın bir çok dervişini astı.


Araştırmacı yazar İrena Melinkoff’un derlediği küçük abdal’ın yazdığı Velayetname’de Otman baba: “Kızıl benizli, heybetli, ibretli, zahiri kuvvetli idi” şeklinde tanımlanıyor.


Yine Küçük abdal’ın Velayetnamesi’ne göre; “Oğuz dilini severdi. Gayri dil konuşanı görmez, “Bre Yörük oğlu kendi öz dilini bırakıp gayrı dil kullanmak ayıbı neden?” diye azarladı. “oğuz dilin öğren, nasıl ki Horasan Erenleri cümle alemin baş tacı ise, Oğuz dili de cümle dillerin atasıdır. Bizim desteğimiz Oğuz dili konuşanadır. Yad illerde yitmemek için tek dayanağımız Oğuz dilidir.”


Yukarıdaki son cümleden de anlaşılıyor ki, Rumeli’nde azınlıkta bulunan Türkmenler’in eriyip yok olmamaları için Bektaşi Babalar, yaygın bir şekilde tarikat okulları açarak, dil ve kültürün korunmasında büyük katkıda bulunmuşlar. Bu gün dahi Bulgaristan, Romanya, Yunanistan, Kosova, Makedonya yöresinde hala Türklük’ünü yaşatanlar, Otman baba, Seyyid ismail saltuk, Kızıl Deli gibi Erenler’in izledikleri yola borçludurlar.


OtmanBaba’dan sonra onun Dergahı’nın başına onun yol evladı olan ve asıl adı İbrahim Baba olan Akyazılı Sultan Baba geçmiştir.


Otman Baba’
nın dergahı ve mezarı, Bulgaristan Hasköy’de dir. 1826 yılında Alevi Bektaşi dergah ve tekkeleri kapatılıp, Nakşibendi tarikatına verdikten sonra, bir daha o Posta Dedebaba oturmamıştır.


Araştırmacı yazar Nejat Birdoğan, Otman Baba’nın yedi imamlı olduğunu söyler. Yani “İsmaili” olduğunu iddia eder. Bu doğru ise, Haydar Temberoğlu’nun iddiası yanlıştır. Haydar Temberoğlu’na göre: o, Seyyid Sücaattin Veli ile müsahiptir. Oysa yedi imamlılar’da “Müsahiplik” yoktur.


Kaynaklar:

Nejat Birdoğan-Türk Dünyası Eren ve Evliyaları Kurultayı’na sunulan bildirge ve Anadolu ve Balkanlarda Alevi Yerleşmesi;

Prof.İrena Melikoff- Uyur idik Uyardılar;

Gülağ Öz-Aleviliğin tarihi Kökleri ve Anadolu Erenleri,

Haydar Teberoğlu-Seyyid kalender Veli velayetnamesi.  

=Seyyid Hakkı=

Kaynak: Veli Saltık-Alevi ocakları 

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı Ek ve Seyyid Hakkı Can. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...