Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

Karadonlu Can Baba Ocağı


Karadonlu Can Baba Ocağı
7. Post’un (Türbedar Postu) sahibi olan Karadonlu Can Baba, Velayetname’de şöyle geçer: “Bağda’ı alan Cengiz han’ın oğullarından Kavus Han, Rum ülkesine (Anadolu) da gelmek istiyordu. O vakit Hacı Bektaş Veli karahöyük’te Kadıncık Ana’nın evindeydi. Ünü her tarafa yayılmıştı. Her taraftan mürit ve mühüp akıp geliyordu.


Bir gün, Hünkar’ı biri görmeye gelmişti. Kara bir elbise giymiş, başına kara bir külah takmıştı. Üzerine de kırmızı sarık sarmıştı. Gelip, Hünkar’ın elini öptü. “yoksulum ey gerçek er, bana himmet et” dedi.


Hünkar:
“adın ne senin?” dedi.

Gelen Er: “Can Baba” dedi.


Hünkar, Can Baba’nın yüzünü, gözünü okşayıp, sırtını sıvazladı. Can Baba’nın gözleri açılıp erlik mertebesine ulaştı.


Hünkar:
“Can Baba, bizden nasibini aldın. Seni Tatar Kavus Han’a gönderiyorum. Korkma, git. Vilayetten, keremetten ne isterlerse göster. Seninle beraberiz. Onlara de ki: “Sünnet olup, imana gelmedikçe, ordularına ve sana geçit yok. Rum (Anadolu) ülkesine girmene izin yok”.


Can Baba, hazırlanıp, yanına da gönüllü Gazi Erenleri alıp, Erzincan’a doğru yola çıkmaş, Kemah’ın Cibilce Boğazı’nda kafirleri karşılamış”.


“Can Baba’nın geldiğini Kavus Han’a haber verdiler. Kavus Han, emretti. Orduları konukladı. Karadonlu Can Baba’yı Kavus Han’ın huzuruna götürdüler.


Kavus Han can Baba’ya sordu:
“Derviş, sözün nedir?”

Can Baba: “Sünnet olup imana gelmezseniz, size bundan ilerisi için yol yok.” dedi.


Kavus Han Keşiş’i çağırıp, keşişe:
“ey dinimizin ulusu! Gör, bak şu gelen ne diyor? Sen de duy”. Karadonlu Can Baba, aynı sözleri Keşiş’in yüzüne söyledi.


Kavus Han:
“Ey dinimizin ulusu, bu dervişin sözlerine ne dersin?”

Keşiş: “Cevabı hem kolay, hem zor” dedi.

Kavus Han: “Kolay nedir? zoru nedir?”

Keşiş: “Kolay şu: Bu adamı sınarız. Zoru da şu: eğer başarırsa, dinimizi bırakıp, bunun dinine girmemiz gerek” dedi.

Kavus Han: “Bunu nasıl sınarız?”

Keşiş: “Büyük bir kazanın içine girsin. Ağzına dek su dolduralım. Kapağını kapatıp sıvıyalım. Üç gün kaynadıktan sonra  kendine bir şey olmazsa, sözü doğrudur. O zaman bunun dinine geçeriz” dedi.

Kavus Han bu fikirden hoşlandı:”İyi bir tedbir buldun. Yalancıysa, helak olur, biz de kurtuluruz” deyip, Can Baba’ya sordu: “Ne dersin, Derviş? Razı oluyor musun ?”

Can Baba: “Evet, Rzı oluyorum, Siz de sözünüzde durup müslüman olacak mısınız?”

Kavus Han: “Elbette” dedi.


Ortaya büyük kazan kurdular. İçini su ile doldurdular. Can Baba’ya “gel gir” dediler. Can Baba iki bir etmeden kazana girdi. Kapağını kapatıp, kapağın etrafını sıvadılar. Üç gün kaynattılar.


Hünkar, o sıralarda Karacahöyük’te pınarda eliyle su alıp, civarına serperdi. Saru İsmail, taştan, topraktan buhar çıkmasına şaşıp kaldı.


Hünkar da:
“Karadonlu Can baba’yı Kavus Han kazana koyup kaynatıyor. Ben de onun suyunu ılıklaştırıyorum” dedi.


Kavus Han, üç gün Karadonlu Can baba’yı kaynattıktan sonra, dördüncü günü çıkarmalarını emretti. Onun sadece buram buram terlediğini hayretle gördü. Fakat sözünde durup Müslümanlığa geçmedi.


Keşiş, bu kez de:
“Düzlük alana odun dizip yakalım. Can baba’yı içine atalım, bu kez de sağ çıkarsa, onun dinine geçelim” dedi.


Karadonlu Can Baba, bu teklifi de kabul etti. Fakat Kavus Han’a:
“Sizin dininizin ulusu Keşiş’le birlikte girelim. Hangimizin dini haksa, belli olur. Kimsenin kuşkusu olmaz” dedi.


Kavus Han Keşiş’e bakıp:
“Ey dinimizin ulusu, bu teklife ne dersin?”

Keşiş, korkusundan Kavus Han’a karşı gelmedi. Yanacağını bile bile. Can Baba’nın elini tutup, ateşe yürüdü.

Keşiş Can baba’ya: “Ey gerçek er, ben yanacağım. Ama çocuklarımı sana emanet ediyorum” dedi. Keşiş, Can baba’ya serini vermeyip, elini vermişti.”


Karadonlu Can Baba ile Keşiş, Velayetname’ye göre ateşe, kimi söylencelere göre ise yanan fırına girerler. Can Baba ertesi gün sağ selim çıkar. Fakat keşişin sadece Can baba’nın avucun içinde kalan eli yanmamış.


Bu kez Kavus Han’ın karısı Can Baba’ya hazırlanmış zehiri içirir. Can Baba, Erenlerin himmetiyle zehiri de içer. Bir damlasını zay etmeden topuğunda geri akıtır. Bunun üzerine Kavus Han ve ordusu, şahadet getirip Müslüman olur.


Bunları değerlendirecek olursak:
Hacı Bektaş Veli ve bir çok Seyyid, 1240 Baba İshak İsyanı’ndaki yanılgıdan sonra Can derdine düşüp, illegaliteye (gizliliğe) çekilmişlerdi. Anadolu Selçukluları, her tarafta isyana katılan Seyyidleri ve Türkmen beylerini arıyorlardı. İşte bu yenilgiden üç sene sonra, Moğollar, 1243 yılında Kösedağ savaşında Selçuklular’ı yendikten sonra Anadolu içlerine doğru ilerlediler. Hacı Bektaş Veli ise bu sıralarda Sulucakarahöyük’e yerleşmemişti. Henüz Dergah’ı kurmamıştı. Dolaysıyla Can Baba’yı bu sıralarda görevlendirilmiş olamaz.


Hacı Bektaş Veli, 1246
dan sonra Sulucakarahöyük’e yerleşti. Sulucakarahöyük’e yerleştikten sonra Karadonlu Can Baba’yı, Divriği yöresine yerleşen Moğollar arasında çalışma yapmak üzere görevlendirilmiş olabilir. Bunu araştırmacı Ahmet Yaşar Ocak’da doğruluyor.


Ayrıca, Hacı Bektaş veli, Karadonlu Can Baba’yı, çocukluk yıllarından beri tanıyordu. Çünkü Seyyid Temiz ile Seyyid Can Baba, Türkistan’da Yesi’de oturuyorlardı. Seyyid Lokman Sarı Saltık ile birlikte aynı okulda okuyorlardı. (Seyyid Temmiz’in bu sıralarda okuduğu kesin).


Karadonlu Can Baba
’nın türbesi, Divriği Karageban bucağında Ömerli mezrasındadır. Ömerli’nin eski adının “Onerli” olduğunu, sonradan adı değiştirilerek “Ömerli” yapıldığı yazılmaktadır.


Türbe, altıgen şeklinde taştan yapılmış, çatısı ise piramit şeklindedir. Türbe içinde dört mezar vardır. Bunların üçü yan yana yapılmış olup, türbenin ortasındadır. Dördüncü mezar ise bunların biraz uzağındadır. Yörede anlatılan bir söylenceye göre bu dördüncü mezar Hava Ana’ya aittir.


Buradaki türbede bulunan karadonlu Can Baba mezarının altında “Kara Pirbat Yatırıdır” diye yazmaktadır ki, bu da karışıklıklara yol açmaktadır. Bu yazıtta orjinal değil, sonradan yazılmıştır. Karadonlu can Baba ile Kara Pirbat aynı kişi değildir.


Kimi kaynaklara göre Can Baba Mücerrettir. Kimi kaynaklara göre ise onun sekiz çocuğu var. Bunlardan biri, Ömerli’deki Karadonlu Can Baba Türbesi’nde yatan Hasan Baba’dır. Diğer oğlu Dersim’in Ketek Köyü’ndedir. Diğer altı çocuğu hakkında hiçbir iz yoktur.


Türbenin girişinde Ağuiçen Ocağı’na mensup bir Dede’nin döşeği var. Ayrıca türbenin yanında Kurban kesim yeri ve mutfak var. Birde Camii yapılmış. Bu Camii’nin sonradan yapıldığı çok barizdir.


Karadonlu Can Baba Türbesi’nin girişinde basık damlı tek odalı bir türbe daha var. Bu türbede bir Ağuiçen’li dede yatmaktadır. Bu dede, Elazığ’ın Sün Köyü, Divriği’nin Höbek Köyü, İliç’in Nordun Köyü’ndeki Ağuiçenliler’ce ziyaret edilmektedir. Bizce, anılan bu köylerdeki Ağuiçenliler’in ziyareti, sadece o türbede vefat eden bir Ağuiçenli dedenin mezarını ziyaret değildir. Aynı zamanda amcaları olan Karadonlu Can Baba’yı da ziyaret etmektir. Esasen Karadonlu Can Baba Türbesi’nin yanında yatan Ağuçanlı da amcasını ziyarete gelip, orada vefat etmiş biridir.


Son yıllarda Karageban’da onun adına şenlikler yapılmaktadır. Kimi kaynaklar da Karadonlu Can Baba’nın türbesinin, Çorum’a bağlı, eski adı Karaören olan şimdiki Oğuzlar ilçesinde olduğunu iddia etmektedir.


İsmail Pamuk (Anadolu’da Bir Türk Öncüsü) yazısında: “Karaören de restöre edilmemiş eski bir türbenin girişinde bulunan lahitte Karadonlu yazmaktadır. El değmeden günümüze dek ulaşmıştır.” diyor ve ilave ediyor: “Karadonlu Can Baba, nerede doğarsa doğsun, bugünkü Oğuzlar kasabasında Hakk’a yürüdüğü bir gerçektir”.


Anadolu Ceylan (Türk Kültür Tarihinde İz Bırakan İskilip’li Alimler) yazısında: “Karadonlu Can Baba, eski adı Karaviran olan ve İskilip’e bağlı iken, yakın tarihte ilçe statüsüne kavuşan Oğuzlar’da meftundur. Türbesi pek çok kişi tarafından ziyaret edilmektedir. Can Baba, Gül hanım’ı Müslüman ettikten sonra, birlikte ateşe girip de yanan ve sadece eli elinde kalan Keşiş’in vesiyetini yerine getirerek, onun çocuklarını yanına aldı ve onlara kendi çocukları gibi baktı.” demektedir.


Kutlu Özen (Karadonlu Can Baba Yatırı) yazısında: “Karadonlu Can Baba’nın Oğuzlar’da restore edilen türbesinde, yan yana iki mezar vardır. Bunlardan birisi Karadonlu Can Baba’ya ait olup, baş kısmındaki taşın üzeri siyah sarıklıdır. Diğer mezarın ise karısına ait olduğu söylenmektedir. Türbeyi ziyaret için Çorum civarında çok sayıda Alevi gelmektedir. Oğuzlar da her yıl baharın başlangıcı ile birlikte geleneksel “Aş Pişirme” törenleri burada yapılır” diyor.


Karadonlu Can Baba için yazılmış deyişler:

Karadonlu Can Baba’nin nuruna

Akıl ermez Evliya’nın sırrına

Muhammed Dede’nin bendelerine

Şu serimi kurban vermek muradım.


Gel ey Can diyerek düştüm yollara

Yurdumun öncüsü Er Karadonlu.

Erzincan önünde “Destur!” diyerek,

Moğol’u bend eden Pir Karadonlu.


Yurdumun bağrına kazmayı vuran,

Tatar beyleri ile hep dostluk kuran,

Karadonlu yurdu bu Karaören,

Gönüllerde gözde fer Karadonlu.

Çorum’lu Sefil Ahmet.


Sivas Divrik, Ömerli’de görünen,

Karadona, ak gönüle bürünen,

Bektaş Veli, Kızıl Deli pirinen,

Urum’a uzanan er Karadonlu.


Bir hazine, sevgi dolu, sır dolu.

Elbette yücelir yurt Anadolu.

İsmail tanıdın hem sağı-solu.


Gönüller Sultanı yar Karadonlu.

İsmail Pamuk
=Seyyid Hakkı=

Kaynak: Veli Saltık-Alevi ocakları 

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı Ek ve Seyyid Hakkı Can. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...