Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

Allah ile Aldatanlar ‘Emin’ Değiller



Allah ile Aldatanlar ‘Emin’ Değiller

Emin olmayanın imanı olmaz. Bu bizzat, Hz.Muhammed’in bir bayanıdır. Allah ile aldatanlar, Hz.Muhammed’in bu tür beyanlarına konuşmalarında, söylemlerinde yer vermezler. Çünkü bunlar öğrenildiğinde, kendilerinin Hz.Muhammed’e uzak olduğu ortaya çıkar.

 

‘Emin’, Hz.Muhammed Aleyhisselam’ın temel sıfatı ve unvanı idi. Düşmanları bile çoğu zaman ona bu unvanıyla hitap ederlerdi. ‘Emin’, insanlara güvenen ve insanların da kendisine güvendiği benlik, kişilik demektir.

 

Hz.Muhammed’in; insan, hayat ve evren anlayışına katılmayanlar bile, şunu her zaman ifade etmekteydiler:

 

“Muhammed’e güvenilir, sır söylenir. Düşmanı da olsanız, ona sırtınızı korkusuzca dönebilirsiniz.”

 

Ve tarih bize gösteriyor ki, en azılı putperestler bile en kıymetli emanetlerini ona teslim ederlerdi. Çünkü, ‘Emin Muhammed’ idi o. Böyle bir Muhammed’e ideoloji söz konusu olduğunda inanmıyorlardı. İşin bu yanı, nasip veya hesap meselesi. Nasibi veya hesabı yüzünden, inandığımız gibi inanmayanların, buna rağmen sizi ‘güvenilir’ görmeleri, savunduğunuz inanç ve ideolojiden her zaman daha büyük ve daha kıymetlidir.

 

Peki, ‘Emin’ olmayan müslüman olabilir mi? Hayır, asla olamaz!

 

Yüzlerce günahınız olabilir, yine de müslüman olursunuz ama emin insan değilseniz, tüm zamanınız namazla-niyazla geçse de müslüman olamazsınız. Çünkü emin olmamak, riyakar olmanın diğer adıdır. Riya ise, Kur’an’ın ve Hz.Peygamber’in açık beyanlarıyla şirktir. Şirkin en kötüsü, en tehlikelisi ise, yine Peygamberimizin ifadesiyle ‘gizli şirk’ tir. Gizli şirkin ne olduğu sorulduğunda şu cevabı vermiştir Cenab-ı Peygamber:

 

Gizli şirkin temel görünümü riyakarlıktır.”

 

Ve, şunu da buyurmuştur:

 

“Ümmetim adına en çok korktuğum bela gizli şirktir.”

 

Kur’an’dan çıkarılabilecek en hayati ilkelerden biri de şudur:

 

Günahtan korkma, şirkten kork. Çünkü Allah, günahını itiraf edip boyun bükenleriaffedecektir. Ama şirke bulaşanları asla affetmeyeceğini açıkça bildirmiştir.

 

Evet, günahtan değil, şirkten kork, yani olduğun gibi görünmemek veya göründüğün gibi olmaktan kork!

 

Hz.Muhammed’in ‘Emib’liğini, onun kişiliğini, Kur’an ve tarih penceresinden gözlediğimiz bunun üç temel öğesi olduğunu görüyoruz:

 

1. Dürüstlük (riyadan uzaklık, ahde vefa, güvenilir olmak),

2. İnancı kin aracı yapmamak, yani dini kinden arındırmak,

3. İnsan haklarına saygıyı inançlar üstü bir değer olarak korumak.

 

Günümüzün siyaset dincilerinde asla bulunmayan üç temel özeliktir bunlar. Bunlar, dincinin değil, dindarın niteliğidir. Dincide bunların tam tersi eğemendir.

 

Son Peygamber’i en iyi anlayanlardan biri olan sufi düşünür Bişr el-Hafi’nin, bir öğrencisini kovarken söylediği sözler, üzerinde olduğunuz gerçeği en çarpıcı biçimde ifadeye koymaktadır. Kendisiyle yıllarca beraber olmuş öğrencisini huzurundan kovarken şöyle diyor  Bişr el-Hafi (ölm. 226/840):

 

“Düşmanların bile senden emin olmadan müslüman olamazsın. Oysaki, senden dostların bile emin değildir. Bizden uzak dur!”

 

Hz.Muhammed, sürekli, ideolojinin üstünde, mayası ve yapısı temiz bir insan aramıştır. Diyor ki:

 

“Sizin, putperestlik devrinde yapısı temiz olanınız, İslam devrinde de öyledir. Çünkü insanlar madenlere benzer.”

 

İnanç ve ideoloji, ‘maden’e belli bir ölçüde şekil verebilir. Fakat özünü değiştiremez. İnsanı insan yapan bu özdür.

 

Bu yüzden, Son Peygamber, şekil kavgaları yüzünden özü zarara uğrataçak tavırlara asla yaklaşmamıştır. Kendisini taşlayıp kanlar içinde bırakan putperestlere beddua etmesi istendiğinde bunu yapmamış, tam tersine, onlara iyilik dilemiştir. Gerekçeyi, bizzat kendisi, şöyle gösteriyor:

 

“Onların soyundan, birlik gerçeğine gönül verecek çocuklar gelecektir.”

 

İnsanlığı, bugünkü çocukları değil, gelecek güzellikleri dikkate alarak değerlendiren büyük ruhun enginliğidir bu.

 

Mekke fethi, onun hayatında zaferin doruğu olarak kabul edilir. Nasıl olmasın? Malını-mülkünü bırakarak, zulüm ve işkencelerden  kurtulmak için terk ettiği o toprağa, inancını kitlelere benimsetmiş ve düşmanına boyun eğdirmiş olarak dönüyordu. Karşısındakilerin sadece kılıçlarından değil, dişlerinden de hala müslüman kanı damlamaktaydı. Böyle bir günde girer Mekke’ye ve kaçmak için delik arayan putperest düşmanlarına sorar:

 

“Şu anda siz benim yerimde olsaydınız ne yapardınız? Benden ne bekliyorsunuz?”

 

Başlar öne eğiktir. Cevabı yine ‘Emin Muhammed’ olarak, o verir:

 

“Ben, sizin beklediğinizi yapmayacağım. Hepiniz serbestsiniz. Evlerinize,  yavrularınıza dönün, rahat olsun!”

 

Şimdi bir bunu düşünün, bir de günümüz dünyasında siyaset dincilerinin gettolaştırdıkları semtlerden geçerken başlarına bir felaket gelecek diye tir tir titreyen insanları.

 

Müslüman düşünür Fransız Roger Garundy (Roje Garodi), Siyasal İslam’ı, ‘İslam’a musallat hastalık’ veya ‘İslam’a ihanet’ diye niteler. Bu nitelemenin isabeti tartışılabilir; ama inkar edilemeyecek bir gerçek vardır; Siyasal İslam’ın öncülerinde, şurada andığımız ‘Muhammedi ahlak’ın varlığını bekleyecek verilere sahip değiliz.

 

Allah ile aldatan siyaset dincilerinin hak duyguları yok. Ehliyet ve adalete saygıları yok. Sadece inatlarını, menfaatlarını ve kinlerini tatmini başarı sayıyorlar. Hakka, hukuka, yargıya, özgürlüğe ancak kendi hesaplarına uygun düştüğünde saygı duymaktalar. Oysaki hak, düşmanınızda tecelli etse dahi ona saygı duymak bir iman borcudur.

 

Edepleri yok. Siyasal rakiolerine, bunlar en ileri derecede dindar da olsalar, en ağır küfürlerle saldırmakta, özel hayatlarına, ailelerine hakaretler, tehditler yağdırmaktalar. Daha kötüsü, bütün bunları bir tür ibadet şevki içinde, akıl almaz bir sadizmle yapmaktalar.

 

Unutulmasın: Türkiye’de, PKK gibi, tarihin en acımasız terör örgütlerinden birinin kahrı yaşandı. Kırk bini aşkın insan öldü. Ama bu PKK bile, dinci siyaset militanlarının düştükleri Neronist zulüm çukuruna düşmedi.

 

PKK teröristleri, kanlı birer katil olmalarına rağmen, örneğin, Sivas’ta diri diri insan yakmadılar, öldürüp gömdükleri müslümanların cesetleri üstünde ‘namaz’ (!) kılmadılar. Dahası, kendilerine hizmet etmiş insanları, örneğin, masum ev hanımlarını kaçırıp aylarca işkence ve tecavüz ettikten sonra katletmediler....

 

Allah ile aldatan siyaset dincileri, ahde vefadan nasipsizdirler. Dostluk, arkadaşlık, ortak geçmiş, akrabalık, komşuluk, hatta merhametlik vs. gibi inanç ve ideoloji üstü değerler bunlar için hiçbir anlam ifade etmez. Hesaplarınıza ters düştüğünüz anda, tekmeyi yersiniz. Kendilerini çöplüklerden çıkarıp en iyi yerlere getirmiş efendilerine, ağabeylerine, üstatlarına vs. bile ihanet edebilmekte, tekme vurabilmektedirler. Böyle bir psikolojininnereye konması gerektiğini şöyle bildiriyor Hz.Peygamber:

 

“Aldatan bizden değildir.”

 

“Ahde vefası olmayanın imanı da olmaz.”

 

Allah ile aldatan siyaset dincileri, egolarının hesabını imanlarının hesabından, egolarına hizmet edenleri imanlarına hizmet edenlerden daima önde tutmaktadırlar. Oysaki gerçek bir mümin, imanına saygınlık kazandırmaları, nefsine zerar verseler bile, takdir ve şükranla karşılar. Bu, bir iman ve İslam şiarıdır. Bu varsa iman vardır, bu yoksa iman yoktur.

 

‘Alemlerin rahmeti’ (Enbiya Suresi, 107) bir peygamberi, kin, menfaat ve hınçlarına ‘kutsal bekçi’ yapmak isteyenlerin, ‘güvenilir Muhammed’in yolunda, en güvenilmez örnekleri oluşturdukları, sadece bizim değil, dünyanın ortak görüşü haline gelmiştir.

 

Yazar: Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk, İstanbul, 2008

Ekleyen: Seyyid Hakkı


ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı Ek ve Seyyid Hakkı Can. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...