Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

Tartışılan Kur’an



Tartışılan Kur’an

Muharrem Naci Orhan Dede, Cem dergisinin 20. sayısında bugünkü (mevcut) Kur’an için yazılı belge olarak aynen şunları söylüyor:

 

1- Kur’an ilmiyle uğraşanlara göre Kur’an ayetlerinin toplam sayısı 6666’dır. (Prof. Dr. Erol Güngör, İslam’ın bugünkü meseleleri, ss. 88).

 

2- Bu 6666 ayetten 369 tanesi yoktur. Ayet sayısı 6287’dir. Bu eksiklikler nedir?, ayetler kimler hakkındaydı, niçin Kur’an’a yazılmadı? denilmektedir.

 

3- Bunları kimler yok etti ve niçin yok ettiler?. Elde bulunan Kur’an’ın nüshaları çoğaltılmıştır. Peki Kur’an’ın aslı nerede?

 

4- Topkapı müzesi’nde bulunan iki Kur’an’dan birisinin Hz.Ali tarafından ve diğerinin de Avf bini Osman (halife Osman) bizzat kendi elyazılarıyla yazdıkları kayıtlıdır. Peki ama Hz.Ali ve Osman zamanında noktalama işaretleri yoktu, düz harflerle yazılıyordu; bu nasıl olur, mümkün mü? Öyle ise Hz.Ali’nin el yazısı diye kim uydurdu, bundaki amaç nedir?

 

5- Halife Osman’ın, dört kişiye yazdırdığı söylenen “mutsaf” Hz.Resulün karısı denilen Hattaboğlu Ömer (halife Ömer)in kızkardeşi olan (kızı olması gerek L. K.) Havsa’daki Kur’an nüshası değildir, denilmektedir. Biz neye itibar edeceğiz, ölçü nedir?

 

6- Hz.Resulün itimat ve itibar eylediği dört vahiy katibi vardı. Bunlar aynı zamanda hafız idiler. Yani Hz.Resul’ün söylediği ayetleri yazıp ezberleyen kimseler: 1) Abdullah bin Mes’ud, 2) Nuaz bin Cebel, 3) Übey bin Kaab, 4) Salim Nevlavi Kuzeyfe.

 

Bu dört kişi Hz.Resul zamanın en büyük alimleri ve en yetkin hafızları idi diye tüm tarihlerde vardır.

 

7- Osman, halife olunca Kur’an’ı yazdırmaya başladı. Kendisi de biliyordu ki, yukarıda isimleri yazılı bulunan dört kişi hem hafız olarak hem de bilim adamı olarak en önde ve en ünlü kişilerdi. Osman, Kur’an’ı bunlara yazdırmayıp da şu dört kişiye neden yazdırdı?

 

1) Zeyd bin Sabit: Bu adamın koyu bir Ehl-i Beyt düşmanı olduğunu herkes gibi Osman da biliyordu. Mekke’nin zaptından sonra okuyup yazmayı öğrenmiştir, cahil sayılacabilecek kadar bilgisizdi. Tek özelliği, Osman’ın damadı olmasıydı.

 

2) Abdullah bin Zübeyr: Evlad-ı Resul’e (Ehl-i Beyt’e) bundan daha azılı düşman üç beş kişi ancak çıkabilir. Bunu da herkes biliyordu. Osman da biliyordu.

 

3) Saa’d Ebil As: Tahrilere göre bu kişi Kur’an kutsal bir kitaptır, benim bilgim buna kafi değil dediği halde Osman’ın zorlaması korkusuyla heyete girmiştir. Bilgisizliğini kendi söylüyor ama yazmakta da bir sakınca görmüyor.

 

4) Abdullah bin Haris: Heyete girmeyi kendisi teklif etmiştir. Ehl-i Beyt düşmanı olduğunu bilmiyen kimse yoktur.

 

Görülen odur ki, Osman’ın Kur’an’ı yazdırdığı kimseler ehliyetsiz ve belli bir amaç için heyette bulunan kimselerdir. Böyle olmasaydı Hz.Ali, Osman’dan 12 yıl sonra halife olur olmaz, Abdullah bin Mes’ud, Muaz bin Cebel, Übey bin Kaab, Salim Mevlavi Huzeyfa’yı Kur’an’ı yazmaya memur eder miydi? Bu heyete şu talimatı verdi Hz.Emir: “Eğer bir konuda tereddütünüz olur ise Abdullah bin Mes’ud’un oyu geçerlidir” diye buyurdu.

 

Bize göre, Kur’an’ı Kerim kutsal bir kitaptır. Ben buna (mevcut Kur’an’a) inanıyorum. Ancaaaak....

 

1) Elde bulunan Kur’an ne Hz.Ali’nin yazdırdığı, ne Havsa’daki nüshalardan yazılan, ne Abdullah bin Mes’ud’ta olan nüshadan yazılan ve ne de Osman’ın yazdırdığı Kur’an’dır. Eldeki Kur’an, Emeviler zamanında yazdırılan Kur’an’dır.

 

2) Bu nedenle pek çok ayet eksiktir. Fazladan katılanlar vardır. Tekrarlar ve And’lar, hükümden kaldırılmış nesih-mesuh ayetlerle müteşahip (benzer) ayetler vardır. Örnek vermek gerekirse: Düdessir s.32 a. “Kamer Hakkıy-günü Tanrı, ayda kutsilik görüyor ve ona and içiyor ki, and içilen her zaman and içenden yücedir, ulvidir. 33. ayeti (beş bilinmeyen) ayetleri gibi. Bunlar kutsal kitabı değerden düşürür ve Tanrı’ya inancı zayıflatır.

 

Bütün yukarıda yazdıklarımızın ışığı altında zorunlu olarak şöyle düşüneceğiz: Kur’an’da kadını ararken, öncelikle eldeki Kur’an’da bulunan bu ayet semavi olarak Hz.Resul’e inen, yani doğru olan ayet midir, yoksa bu ayet üzerinde söz söyliyebilir miyiz? Böyle düşünmez isek, eldeki Kur’an’da kadın haklarını kolay kolay bulamayız. O zaman da Tanrı’nın adeletsizliği ortaya gelir ve tartışılır. Bir örnek verelim: “Kız çocuğuna mirastan bir pay, oğlan çocuğuna iki pay veriniz” diyor. Şimdi bu ayet yaralı mıdır, zararlı mıdır? Din ve inanç, kişilere ve topluma faydalı olduğu müddetçe dindir, inançtır. Ötesini siz düşünün. “(Cem Dergisi, s. 20. Ocak-1993).

 

Alman yazar Anton Josef Dıerl, “Anadolu Aleviliği” adlı yapıtında bugünkü Kur’an’ı “Osman’ın Kur’an’ı” diye adlandırıyor.

 

Hollandalı bilim adamı Prof. F. de Jong “Arap dünyasında Kur’an çok değişikliğe uğramıştır. Özelikle Osman’ın rolü büyük olmuştur” diyor.

 

Turan Dursun’da, “Din Bu-1” yapıtında şunları söylüyor: “Ve siz ey “cemaati müslümin”! Kendi kutsal kitabınızı, Kur’an’ı yakmadınız mı? Bir kez Affanoğlu halife Osman’ınız, bir kez de Hakemoğlu Mervan’ınız eliyle... Bu yakmalar, yok etmeler nedeniyle değil mi ki, Kur’an’ın orjinali dünyanın hiç bir yerinde bulunmuyor. Bunu bugün ateşli İslam savunurlarından Dr. Subhi e’s-Salih de araştırmalarında belirtmek zorunda kalıyor.” diyerek, dip notta da şunlara dikkati çekiyor:

 

“Halife Osman döneminde Kur’an’ın ikinci kez derleme ve “resmi mushaf” işi bitirildikten sonra, bu mushafa esas olanlar ve mushafın dışında kalan derlemeler, tümüyle yakıldı. Yanlız Hafsa’nın sandığından alınmış olan birinci derleme Hafsa’ya geri verildi. Yakma buyruğunu veren de halife Osman’dı. (Bkz. Buhari, Kitabu’l-Fedail, Bab: 1-2). Yakılmaktan kurtulmuş olan Hafsa’daki “mushaf” da, Emevi halifelerinden Hakem oğlu Mervan tarafından yaktırıldı. Hafsa’nın ölümünden sonra, Gerekçe: “yakılmamış olsa, kuşkulara yol açar” (Bkz. İbn Ebi Davud, Leiden, 1937, yay, Anhur Jeffery, s. 24). Bu yakmalar, müslümanların imanını bozulmaktan kurtarmak içindi.”

 

 Araştırmacı yazar Dr. İsmail Kaygusuz, “Alevilik-Kızılbaşlık ve Materyalizm” adlı yapıtında, “İmamlardan rivayet edilen hadisler ve Kur’an’ın Ali kopyasındaki ayetler de “Kur’an tahrifatını” isbat etmektedir” diyor ve kaynaklar göstererek şu bilgileri aktarıyor:

 

“Aşağıda, 1628-1699 yılları arasında yaşamış bilgin Muhammed Bakır Meclisi tarafından hazırlanmış çok önemli hadis Kolleksionu olan Bihar al Anwar’dan alınmış bazı örnekler veriyoruz:

 

1- Kur’an Sure 3 (Ali imran). Ayet 33 “Allah; Adem, Nuh, İbrahim ailesi ve İmran ailesini (Meryem Ana’nın geldiği aile) bütün alemlere üstün kılındı.” Bu ayette, “İmran Ailesi’nden sonra gelen Muhammed’in ailesi, yani “Ehl-i Beyt” atılmıştır. (Al-Kummi, Tafsir; Al-Ayyashi, Tafsir ve diğer kaynaklardan aktaran Meclisi, Bihar al-Anwar, Vol. 23, s. 222-8, No. 25, 26, 48, 49.)

 

2- Kur’an Sure 25, ayet 28: “Keşke dost olarak böyle birini seçmeseydim.” 6. imam Cafer Sadık der ki: “Bu ayet, Ali’nin Kur’an’ın da, “Keşke dost olarak (bu) ikinciyi seçmeseydim” şeklindedir ve bu bir gün ortaya çıkacaktı. Bu, Hz.Muhammed’in Mekke’den kaçışı sırasında mağaradaki ikinci kişi olan ve bundan dolayı da ath-Thani (ikinci) olarak bilinen Ebubekir’e açık bir göndermedir. (Alam ibn Sayf al-Hilli, Kanz Jami’al Fawaid’en aktaran Meclisi, Buhar al-Anwar, Vol. 24, s.18-19, Now: 31).”

 

Çok ilginçtir ki bunu izleyen 29. ayetin anlamı: “Çünkü bana zikir (Kur’an) gelmişken, o beni ondan saptırdı. (Ancak) Şeytan, insanı yüz üstü bırakıp rezil rüsvay eder” biçimindedir ve görüldüğü gibi Ebubekir’in bu iki ayeti değiştirmesi için her türlü neden mevcuttur.

 

3- Kur’an Sure 3, Ayet 110: “Siz, imamlar’ın en hayırlısısınız (hayr al-umma)” değil, “Siz, imamlar’ın en hayırlısısınız (hayr al-a’imam) olması gerekiyordu. (Al-Ayyashi, Tefsir’den aktaran Meclisi, Buhari al-Anwar, Vol. 24, s. 153, No. 1, 2).

 

4- Kur’an değiştirilmiştir. Şöyle ki: Halifelerin (awsiya, imamlar) ve inanmayan iki yüzlülerin (munafıkun, imam düşmanları) isimleri atılmıştır. (at-Tabarsi, al-İhticac’dan aktaran Meclisi, Bihar al-Anwar, Vol. 24, s. 195-6, No. 19).

 

“Kur’an yorumu (tevsir), Sünnilikte olduğu kadar Şiilikte de önemli dinsel bilim dalı olmuştur. Bununla birlikte Şiiler, imamlar tarafından (özelikle Zeynel Abbidin, Bakır, cafer Sadık ve imam Rıza –İ.K.) yapılan Kur’an ayetlerinin batıni yorumlarını vurgulamaya eğilim göstermişlerdir.” (Moojan Momen, agy. S.172, 173, 337, 338).

 

Birkaç örnek de başka kaynaklardan vererek konuyu bağlayalım: Peygamber’in eşlerinden Ayşe’den aslının 200 ayet olduğu ve Osman zamanında derlenmiş olan eldeki Kur’an’da ise 73 ayetinin mevcut bulunduğu bir sureye ilişkin bir hadis rivayet edilir. Yazarın birinci ve ikinci halifeler zamanında (632-644) ayetlerinin çoğunun atıldığını söylediği sure (Asghar Ali Enginner, The Origin and Development of İslam. Orient Longman Ltd. Bombay-1980, s. 136) 33 numaralı Azhap suresi’dir. Pek çok ayetleri Peygamberin eşleri hakkında gelen (Ayet 28, 30, 32, 37, 50) surenin Ayşe’yi doğrudan ilgilendirmesi, bizce rivayetin gerçekliğine önemli güç katmaktadır.

 

İkinci Örnek: Peygamber’in Mirac’ını belirleyen İsra suresi’nin (17, 1) birinci ayetinde kullanılan isimlerin, sürenin iniş tarihleriyle uyumsuzluğudur. 618-620 yılları arasında inmiş olan sure’nin ilk ayeti “noksan sıfatlardan münezzeh olan Tanrı’nın, Muhammed kulunu Mescid-i Haram’dan (Mekke’deki Kebbe’den) çok uzaktaki Mescid-i Aksa’ya (Kudüs’teki Mescid-i Aksa Camisine) götürdüğünü” anlatmaktadır. Henüz içinde putların bulunduğu ve İslam’ın eline geçmemiş olduğu o tarihlerde Kabe’ye “Mescid’i Haram” denilip denilemeyeceği bir yana, Ömer’in 642-643’lerden fethettiği Kudüs’te Süleyman Peygamber tapınağı kalıntısı üzerine yaptırdığı “Mescid-i Aksa” bu tarihten 22-23 yıl önce inmiş olan ayette nasıl geçer???

 

Bunu, haklı olarak bilim adamları sorguluyor. (Jean-Patrick Guilliam et ses Collaboraturs, Le Livre de l’Echelle de Mohammet, Paris-1991, s. 45-46) Mevcut olmayan cami’nin adı elbette geçmez. Ama cami yapıldıktan sonraki “Osman’ın Kur’an’ında geçer. Çünkü tarih uygun. Çünkü orjinal Kur’an üzerinde oynanmış tahribat yapılmıştır.

 

İmam Hasan ve imam Hüseyin’den başlayarak bir sonraki imam’a ve soyundan gelenlere devredilen emanetler arasında “Fatima Mushafı” ve “Ali’nin Kur’an kopyası ve Tevsir’i” gibi kitaplar vardır. (Moojan Momen, agy. s. 150) Bunların, Osman’ın Kur’an’ıyla ilgisi yoktur. Ayrıca Samanoğulları döneminde, 940’larda Nişabur’dan Çin’e elçi olarak gönderilen Arap gezgini ve Çoğrafyacı Abu Dulaf’ın yapıtında imam Zeynel Abbidin’in oğlu “Zeyd soyundan gelenlerin yönettiği Alevi Bagraç Tütkleri arasında Sünni Kur’an’ına benzemeyen bir (Ali) Kur’an’ı” diye söz ettiği Kur’an’a ne demeli??? (Abu Dulaf’tan aktaran Yakut, Mudjam al Buldan III, s. 441-442).”

 

Emevi saltanatının eğemenliği için değiştirilen Kur’an’da, kendileri gibi inanmayanlara ölümü öngören ayetler de yerleştirilmiştir. Nitekim o günlerden bu yana İslam adına bir çok toplu kırım yaşanmıştır.

 

Tanrı adına ölüm saçan köktendincilerin bu yapılarından ürken Azarbeycan’lı şair Sabir, (1862-1911) bir şiirinde şöyle demektedir:

 

Kükremiş aslan görirem gorhmirem

Dalgalı umman görirem gorhmirem

Ancak bu gohrmazlık ile doğrusu

Harda müslüman görirem gorhirem!

 

Dün olduğu gibi bugün de Kur’an hükmüne uyduğunu söyleyen köktendinciler, insan öldürmekten çekinmediler. Bunun son örneği Sivas’da yaşandı. Alevi-Sünni ayrımı yapılmaksızın ülkenin aydınları acımasız biçimde katledildi:

 

6-10 Temmuz 1994 günlerinde Hamburg ve Köln üniversitelerinin ortaklaşa düzenledikleri bir dizi etkinlikte Sivas katliamından kurtulan bir yazar olarak, Video banttan bu yangını izleyip olayı anlatırken, “Durdurun şunu!” diyerek isyan eden Almanların haykırışlarına tanık olduk. Çevirmenliğimizi yapan Alman kadının, gözyaşlarını tutamayıp bize sarılarak ağlayışına ortak olduk... Gördük ki, o salonu dolduran Alevi, Sünni ve Hıristiyan inançlı insanların özü insan sevgisiyle doluydu; insana yapılan bu acımasız kıyıma tepki verip ağlaşıyorlardı...

 

Heyhat! Sivas’da bizi yakanlar müslüman dincilerdi; Almanya’da ağlaşanlar Hıristiyan insanlardı....

 

Acıdır ki, Şii islamcılar, Selman Rüştü’yü idama mahküm etmiştir. Sünni İslamcılar, Aziz Nesin için ölüm fermanı çıkartmış, 2 Temmuz 1993 günü Sivas’da sevinç çığlıkları atarak Tanrı adına 37 insanı yakmıştır. Yine Sünni İslam şeriatçısı, Bangledeş’te ayaklanmış, kadın erkek eşitliği isteyen Teslime Nesrin’i, zehirli Kobra yılanlarıyla öldürmeye kalkışmıştır....

 

Bir de geçmişe göz atalım: Mansur niye katledildi? Nesimi’nin derisi niye yüzüldü? Pir Sultan niye asıldı?...   Tanrı’yı yerde-gökte değil, kendi içinde, özünde buldukları için... Mansur’un “Enel Hak”ı, Nesimi’de nurlandı (ışıklandı), Pir Sultan’da “Şah”landı... Cahil yobaz, bağnaz şeriatçı bu güzelliği kavrıyamadı, anloyamadı da onun için saldırdı, katletti o insanları.

 

Oysa, Tanrı’ya sevgiyle sarılmak, öylesine güçlü bir illahi aşka dönüşür ki, hiç bir baskı, hatta ölüm döndüremez onu yolundan. Bu güçlü aşk, Yunus Emre’nin dizelerinde şöyle yankılanır:

 

Cennet cennet dedikleri

Birkaç köşkle bir kaç huri

İstiyene ver onları

Bana seni gerek seni

 

Evet, Tanrı’ya varmak bir illahi aşk işidir. O aşk, illahi olmakla beraber biraz beşeri, biraz da insanidir. Bir insan önce kendisine aşıktır. Kendisine aşık olan da, başkasına aşık olur; onu öldürmez; onu sever, korur, esirger... Tanrı’ya varmanın yolu budur.

 

Nisa suresinin 93. ayeti der ki: “Her kim, bir kimseyi öldürürse, cezası, içinde daimi kalacağı cehennemdir. Allah onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azab hazırlamıştır.”

 

Tevbe suresinin 104. ayeti ise şöyle diyor: “Onlar, kullarının tövbesini kabul edenin ve sadakaları alanın Allah olduğunu bilmiyorlar mı? Evet, tövbeleri kabul eden ve merhametli olan yanlız Allah’tır.”

 

Tanrı’nın insanı incitmiyen bu sözleriyle beraber, Rum suresi’nin 32. ayetindeki, “O”nun delillerinden biri de, gökleri ve yeri yaratması; ayrı ayrı dillerinizin ve renklerinizin olmasıdır. İşte kuşkusuz bunlarda, bilenler için ibretler vardır” sözlerini benimseyen Anadolu Alevisi: dil, din, ırk ve mezhep ayrımı yapmadan 72 millete bir göz ile bakmak felsefesini yaratmıştır. İnsanlık alemine akli ve insani bakmayı esas almıştır. Akli ve insani olmayan Tövbe suresi’nin 5. ayetindeki “müşrikleri nerede bulursanız öldürün” emrini Emevi saltanatını egemen kılmak istiyenlerin yazdığına inanmış, buna itibar etmemiştir.

 

Biz, “Sivas katliamı ve şeriat” adlı kitabımızda olayı belgelerken katillerin “Allah adına savaşanlar, cennete girecekler” inancıyla hareket ettiklerini Kur’an ayetleriyle saptadık. Evet, kendileri gibi inanmayanlara ölüm kusanlar, kur’an’a dayanmaktadırlar. Bu ayetlerin bazıları şunlardır:

 

1- “Onların, nerede yakalarsanız öldürün” (Bakara 191).

2- “Doğru dini tutmayan kimselerle boyun eğinceye dek vuruşun” (Tövbe 29).

3- “Allah yolunda savaşın” (Bakara 190).

4- “Fitne kalkıncaya, din tamamıyle Allah’ın dini oluncaya dek çarpışın” (Bakara 193).

 

Sivas’ta katledilenler sadece Alevi değildi. Sünni kökenli aydınlar da vardı. Ama köktendinciler gibi düşünmüyor, onlar gibi inanmıyorlardı. Laiktiler, demokrattılar, cumhuriyetçiydiler; katı ortodok islam şeriatına karşıydılar. Bu nedenle katledildiler.

 

Olaya, şeriatçıların Kur’an anlayışı açısından bakılınca Türkiye’de Alevi-Sünni ayrımı yapmadan katledilecek en az 50 milyon insan var demektir. Ama bu 50 milyon insan, ne yazık ki, sayıları on milyonu bile bulmayan köktendincilerin sultası altına girmiş bulunmaktadır. Ülke karanlığa sürüklenmektedir.

 

Aleviler, Kur’an’ın insani olan yönlerini kabullenirler. Örneğin: “Dinde zorlama yoktur!” (Bakara 256), “Allah, fenalığı emretmez.” (Araf 28), “Allah, aşırıya gidenleri sevmez” (Bakara 190, Maide 87), “Kişler hakkında Hesap Görme ve Hüküm Verme hakkı yanlız Allah’a aittir” (Rad 40, Şura 10).

 

Tanrı’nın verdiği canı, kulun alma hakkı yoktur..... Herkes kendisinden sorumludur. Kimse, başkasının vekili, haşa Tanrı’nın vekili, bekçisi, sorumlusu ve yönlendiricisi değildir... kimse, başkasının yükünü taşımaz ve günahını çekmez... (Enam 164, İsra 15, Nisa 111, Maide 105, Yunus 108, Neml 91 ve 92), Uygulamada ve yorumda ayrılığa düşüldüğünde, kavgaya ve bölünmeye gidilmiyecek; İslam yoluna hikmetle, güzel öğütle çağrı yapılacak; tartışmalar ise güzel sözlerle güzel biçimde yapılacak,,, (Nisa 59, Şura 10, Nahl125). Herkes aklını kullanacak; aklını kullanmayana azap verilecek... (Yunus 100, Bakara 73, Zuhuf 2 ve 3, Nisa 82, Kasas 43, Kamer 17, Nemi 93).

 

Bugün yüzün üzerindeki dünya devleti dahi yasalarından idam cezasını çıkarıp, adam öldürmeyi, insani saymazken, radikal islamcıların din adına adam öldürmeleri, en hafif deyimle vahşiliktir. Tanrı’ya şirk koşmak, O’nun hakkını gasbetmektir.

 

İslam içi olmakla beraber şeriat dışı yaşayan, marifet ehli Alevilerin en belirgin özelikleri, insanı öldürmeyi emreden Kur’an dahi olsa, ona itibar etmemesidir. Kul hakkına saygı göstermeyen hiç birşey, akli değildir, insani değildir. İslami değildir...

 

Anadolu Alevisi bu konuda aklidir, insanidir, islamidir...

Burada “Anadolu Alevisi” ifadesini özelikle vurguluyoruz. Çünkü Anadolu Aleviliğ, Hz.Ali yandaşı olduklarını söyleyen Şii şeryatçılarından farklıdır. Zaten şeriatçılık kapısında birleşince ister Vahibi mezhebine mensup Suudi şeriatçılığı olsun, ister Caferi mezhebine mensup İran şeriatçılığı olsun, ister Türkiye’de Sünni şemsiye altında Devlet güvencesiyle yaşayan Hanefi, Şafii şeriatçılığı olsunaynı anlayışta kucaklaşmaktadır. Anadolu Alevisinin din anlayışı ve inanç biçimi bunlardan farklıdır.

 

Seyyid Hakkı

Kaynak: Lütfi Kaleli, Binbir çiçek mozaiği Alevilik

Can yayınları 36



ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı Ek ve Seyyid Hakkı Can. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...