Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

Arap Aleviliği



Arap Aleviliği

Arap çoğrafıyasındaki Şia(Ali yanlısı) Şiiler içerisinde Anadolu Aleviliğine yakın duranlara Türkiye’de “Arap Alevileri” denilmektedir. Biz burada Türkiyeli üç Arap Alevisinin görüşlerine yer vereceğiz.

 

Kervan dergisinin Ekim 1994 sayısında Şeyh İbrahim Güler, 1926 doğumlu Mehmet oğlu Selim Sönmez ve Antalya İl Genel Meçlis Üyesi, Hatay Hakimiyet Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Cevdet Rende’nin ağzından Arap Alevilerini tanıyalım:

 

“Şia, (yandaş) anlamında olup, Müslümanlıkta (Hz.Ali’ya yandaş olanlar) anlamında kullanılır. “Şii” terimi politik olup, Halife Ömer’in ölümünden sonra sıkça kullanılmıştır. O günlerdeki halife çekişmesinde Osman’ı tutanlara “Şia-i Osman”, Ali’yi tutanlara da “Şia-i Ali” denmiş, sonra da sadece Ali yandaşları için kullanılmıştır.

 

Hz.Ali’yi sevenler, O hayattayken çeşitli adlarla anılıyordu: Galiye, Sabiye, İmamiye, Zeydiye.... Alevi sözcüğü de, Ali’yi, ilk üç halifeden üstün tutan mezhep ve tarikatlar anlamında kullanılır.

 

Türkiye Şiiliğin bir kolu olan Alevilik, Orta Asya, Afganistan, Irak, İran, Süriye, Lübnan ve İsrail’de görülür. Bu geniş alanda yaşayan Alevilere eskiden, yöre ve halklara göre değişik adlar verilmiştir. Anadolu’nun doğusu, İran, Azerbeycan ve Afganistan’da “Kızılbaş”, Türkiye, Arnavutluk ve Suriye’de “Bektaşi”, İran ve Türkistan’da “Ali-İllahi”, İran’da ki Kürt Alevilerine “Ehli Halk”, Irak’takilere “Nakai”, Türkiye, Suriye, Fırat boyları, Lübnan ve İsrail’de yaşayan Arap kökenli Alevilere de “Nusayri” denirdi.

 

Arap Aleviliği dediğimiz Nusayrilik, 9’cu yüzyılda Bekir bin Vail kabilesinin Abdulkaya kolundan gelen Basralı Muhammed bin Nuseyr tarafından kurulmuştur. Irak’ta, Basra’da, Küfe ve Vazit’e yayılmaya başlayan bu tarikat, o günlerde “Nemiriye” adıyla tanınıyordu. Daha sonra bunlara “Nusayri” denilmiştir.

 

Arap Alevileri, Ali’ci ve 12 İmam’cı olup kendilerine “El-Mü’minun” derlerdi. Ana dili Arapça olan bu Aleviler, Türkiye’de İçel, Adana ve Hatay ile yurdun diğer büyük kentlerinde (Ankara, İzmir, İstanbul, Antalya) dağınık olarak yaşamaktadırlar. Son seçimde de TBMM’ye 6 milletvekili göderdiler. (Hatay’dan 3, Adana’dan 2, İçel’den 1)

 

İmam Ali soyu ve yandaşları, tarih boyunca zorba yönetimlerden çok çekmişlerdir. Emeviler zamanında başlayan baskı ve zulüm, Abbasiler, Büyük Selçuklular, Haçlılar, Memlük ve Osmanlı devletleri zamanında da sürmüş ve günümüze dek gelmiştir.

 

Türkiye’de yaşayan Aleviler, yurtlarındaki durumdan hoşnut değildirler. Baştaki yöneticiler, “Laiklik” diyerek bizden topladıkları paralarla İslam’ın bir mezhebini örgütlüyorlar. Çocuklarımızı da bize baka baka Sünnileştirmeye çalışıyorlar ve gözlerimizin önünde kardeşlerimizi yakıyorlar.

 

Türkiye’de iflas eden sadece ekonomi değil, politika, hukuk, felse, dinsel/mezhepsel moral, düşünceler ve uygulamalardır.”

 

Şeyh İbrahim Güler’e göre; “Nusayrilik”in anlamı, “nasreden, zafer kazandıran” anlamında olup, Hz.Ali ile birlikte savaşan ve başarı sağlayan askerler anlamına gelmektedir. Hz.Ali’den sonra Abbasiler devrinde, “Alevi” sözcüğü yasaklanmıştır. Abbasilerin bu baskılarından Aleviler, Irak’tan Halep’e kaçtılar. Başkenti Halep olan Hamdani devletini kurdular. Daha sonra bu topraklara hükmeden Memlük ve Osmanlı Devletleri tarafından Alevilere karalamalar yapılmış ve bunların sonucunda katliamlar yapılmıştır. Bu baskı ve zulüm karşısında Arap Alevileri, Şam, Halep, Lazkiye, Trablus kentlerinden dağlara kaçtılar. Sığındıkları dağlara “Sunmak Dağları, Ensariye, Alevi Dağları” adı verildi. Bu dağlar Antakya’dan Şam’a kadar uzanıyor. Bunlar, kıyım ve baskı azalınca dağlardan inip kentlere, ovalara yerleştiler. Burada toprak sahiplerinin yanında çalıştılar. Bundan dolayı onlara “Fellah” (Çiftçi) denildi.

 

Arap Alevileri ile Anadolu Alevilerinin ikisi de Müslüman; Ehl-i Beyt’i sever ve Caferi mezhebine tabidir. Fakat zamanla farklı adet, gelenek ve göreneklere girişmişlerdir. Mesela cem ayinleri...

 

“Cem” toplanmak anlamındadır. Dini bayramlarda ve mübarek günlerde cemaatin toplanmasına cem denilir. Bu cem ayinlerinde, dini lider saydığımız Şeyhler (dedeler) önderliğinde Kur’an’ı Kerim’den ayetler okunur ve dini vaaz verilir. Burada okunan ayetler, cemaata açıklanır; iyilik, doğruluk, temizlik üzerinde durulur. Cem ayinlerinde bilgili, akıllı ve temiz insanlar girebilir.

 

Kadına ilişkin felsefemiz şudur: Herşeyden önce kadına, insan olduğu için değer verir, erkeklerle bir sayarız. Fakat ayrı tuttuğumuz bazı noktalar da vardır. Aile içinde bazı durumlarda farklılıklar göze çarpar. Kadın önce tabii ki, yaratılış sebebiyle erkekten farklıdır. Bu farklılık tabiat ve doğuş açısından değerlendirilmelidir. Bununla beraber uygulamada düşüncelerimiz birdir.

 

Yurdumuzda yaşayan insanlar olarak elbette sorunlarımız vardır. Bu sorunumuz, bizleri tanımayan insanların bizler hakkında yalan yanlış tanımalarına ve insanlığın kabul etmiyeceği ithamlar yapmasında kaynaklanmaktadır. Bu sorunun çözümü için, bizleri böyle çirkefliklerle itham eden insanların gelip bizlerle bilgi alışverişinde bulunarak bizleri tanıması gerekir.

 

Bizler, hür, eşit ve tüm insan haklarına saygılı bir dünya düzeni istiyoruz.

 

Kur’an, Allah’ın anayasasıdır. Günümüze değiştirilmemişve tahrif edilmemiştir. Alevi olarak bu kitaba inancımız sonsuzdur. Helal ve haram, hayır ve şer, iyi ve kötü ve benzeri Allah’ın yarattığı herşey bu kitabın içinde mevcuttur. Kesinlikle değiştirilemez; kimsenin değiştirmeye güçü yetmez.....”

 

Şeyh İbrahim Güler’in bu görüşü, değişmeyi gelişmenin önkoşulu sayan Anadolu Alevilerinin bilimsel ve evrensel dünya görüşlerine ters gelmektedir. Birbaşka terslikte, Anadolu Alevilerinin inanç kaynağında yeralan ululardan Nesimi ve Mansur’un “Enel Hak” felsefesine tepki vermesidir. Diyor ki güler; “Biz Mansur’un bu fikrini tasvip etmiyor ve kabul etmiyoruz. Hiçbir zaman insan Hak Teala olamaz. Ne kadar yükselirse yükselsin, o insan ancak Hakk’a layık kul olabilir. Bu kelimeyi (Enel Hak kelimesini) Allah’tan başka bir kimsenin kullanmaya hakkı yoktur.”

 

Şeyh’ın Kur’an’la ile ilgili değerlendirmesi, tarihi gerçeklere de ters gelmektedir. Kur’an’ın ilki halife Osman, ikincisi Mervan tarafından değiştirilmiştir. Kaldı ki, imam Ali ile Muaviye savaşında yenilmeye yüz tutan Muaviye hileyi şerriyeye başvurup yazılı Kur’an yapraklarını mızraklara taktırınca  Hz.Ali, “Onlara itibar etmeyin, konuşan Kur’an benim” özdeyişini söylemiştir. Hünkar Bektaş veli de, Hz.Ali’den ilham alarak “İnsan, Kur’an’ı Natıktır” (Konuşan Kur’an insandır) diyerek “Okunacak en büyük kitap (olarak) İnsan”a yönelmiştir... Tanrı Adem’i yaratmakla O’ndan tecelli etmiştir. Dolayısıyla Kur’an, Adem’den büyük değildir; çünkü Adem’in emrine indirilmiştir.... Konuşan da, kurtaran da, yapan da Adem’dir...

 

Yine de biz kendisini tanıması için, kendisinin kullandığı Hz.Ali’nin şu sözlerini derinliğine düşünmesi ve uyanması dileğiyle Şeyh Güler’e anımsatmak istiyoruz:

 

“Senin hastalığın sendedir, fakat sen bunu bilmiyorsun! İlacında içindedir, göremiyorsun. Sen kendini küçük bir vucut olarak görüyorsun. Fakat senin o küçük vücudunda semadaki melekler senin suretinde tecelli etmiştir.”

 

Peki Tanrı ne demiştir: “Göklerin ve yerlerin yaratıkları, insanlardan daha büyük değildir. Fakat bunu, insanların çoğu bilmemektedir.”

 

Üçüncü Arap Alevisi Selim Sönmez’in görüşlerinden de şu pasajları alıyoruz:

“Hz.Ali, eşsiz bir şahsiyettir ki, ilmi, fesahati, zahitliği, imanı, kahramanlığı, cömertliği, mertliği, doğruluğu, hikmeti, felsefesi, kadılığı, yüksek ahlakı ve sosyal adeleti ile dünyadaki bütün yüksek faziletleri haizdir.

 

Hz.Ali sevgisi neye dayandığı ortadadır: Hz.Muhammed’e olan yakınlığı ve Hz.Muhammed’in kendisini çok sevip ve sevilmesini emretmesi ile Canab-ı Allah’ın Kur’an’da Ehl-i Beyt sevgisiniemir buyurmasındandır. Ki, Allah ve Peygamberinin itaatı farzdır.

 

Hz.Muhammed, sahabelerine Ali’nin sevilmesini daima tavsiye ederdi. Bu konuda bir kaç hadis’i şerif sunalım:

 

“Ali’yi sevmek iman, ondan nefret etmek nifaktır” (Termizi, 3-299, Misned-i Ahmet, 6-299, Sahih-i Müslim, 1-61.)

 

“Ali’yi ancak mümin olan sever, münafık ondan nefret eder.” (Er’Riyad-un Endir, S-166, Necm-üz Zeva’id, 2133.)

 

“Mümin’in sayfa ünvanı Ali sevgisidir” (Nenavi, Künüz’ül Beksak, S. 32.)

 

Bundan bakılınca Hz.Ali’ye buğuz bağlıyarak kin ve öfke kusan, Muaviye ile bir olup kılıç çeken Ayşe başta olmak üzere tüm Ali düşmanlarını Tanrı adına lanetlemek gerekiyor....

 

Ancak Selim Sönmez de, Arap Aleviliğinin, Anadolu Aleviliğinden farklı olduğunu teslim ediyor ve diyor ki:

 

“Ne geçmişte, ne de günümüzde ortak bir hareketimizin olduğunu hatırlamıyorum. Fakat şunu belirtmekte yarar vardır. Az önce Alevilerin gerek geçmişteki, gerek günümüzdeki durumlarından bahsetmiştim. Aslında Arap olsun, Türk veye Kürt olsun, bütün Aleviler ezilmiş ve horlanmıştır.

 

Bektaşilerle en büyük ortak özelliğimiz, Hz.Ali ve Ehl-i Beyt sevgisidir. Fakat aramızda farklar da vardır. Onlar Aleviliği bir mezhep olarak mı, yoksabir hayat felsefesi ve yaşayış biçimi olarak mı algılıyorlar, bilmiyorum da, biz, anadilimizin Arapça olmasından kaynaklansa gerek, daha fazla dinin içindeyiz ve Aleviliğimiz dini temele dayanmaktadır.”

 

Bu gerçekci yaklaşımdan dolayı Selim sönmez’e teşekür ediyoruz.

 

Seyyid Hakkı

Kaynak: Lütfi Kaleli, Binbir çiçek mozaiği Alevilik

Can yayınları 36


ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı Ek ve Seyyid Hakkı Can. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...