Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

Anadolu Alevisine göre imam Cafer Buyruğu



Anadolu Alevisine göre imam Cafer Buyruğu

 

Hiç kuşkusuz imam Cafer Buyruğu bir tanedir. Ancak, Şiiler kendi içtihatlarına göre şeriatçı bir Buyruk yazmışlar buna göre inançlarını yaşatmışlar; Anadolu Alevileri de buyruğu kendi inanç sistemlerine ayarlamışlardır. Seyyid Hoca Efendi oğlu (mandi) Seyyid Veysel Şeker tarafından yazılan Buyruk, tamamen şeriatı seslendirmekte ve Şiilere inanç dayanağı olmaktadır. Oysa Anadolu Aleviliğinde bu Buyruk, tasavvufi anlayışla şeriatçılığı marifetçilikle törpüleyip hakikatleşmektedir. Örneğin, dört kapı, Alevi inançlı Buyruk’ta şöyle tanımlanmaktadır:

 

“İmam Cafer-i Sadık Hazretleri buyurur ki: Pir olan kimselere, gerekir ki kamil olalar, dört kapı nedir, bileler. Evel şeriat, ikinci tarikat, üçüncü marifet, dördüncü hakikati bilmek gerekir ki, bunlar nereden geldi ve neden nasıl oldu ve aslı nedir; bunların edebi nedir, udu nedir, hayası nedir, tövbesi nedirfarzı nedir, sünneti nedir, nafilesi nedir, işlemesi nedir, bunları bile.

 

Ve bir dahi, şeriat kaçtır, tarikat kaçtır, marifet kaçtır, hakikat kaçtır ve ondan sonra şeriat ne ile tamam olur, tarikat ne ile tamam olur, marifet ne ile tamam olur, hakikat ne ile tamam olur, bunları bilmek gerek... Bunlar nedir? Eğer bu dört erkanı böylece bilmezse ol pirin pirliği caiz olmaz.

 

Ve bir kavilde, şeriat gemidir, tarikat denizdir, marifet gavvas (dalgıç) tır, hakikat dürr (inci) dür.

 

İmdi, Pir olan kimselere gerektir ki, şeriat gemisine gireler, tarikat denizinde yüzeler, marifet gavvası (dalgıcı) olup hakikat dürrüne (incisine) erişip çıkalar. Onun üzere amel edeler ki, onların ikrarları caiz (makbul) ola.

 

Ve bir kavilde, şeriat yakin (sağlam bilgi) olmaya derler. Tarikat talip, kendi halini isbat etmeye (kanıtlamaya) derler. Marifet, sözün mefhumunu (anlamını) bilmeye derler. Hakikat, vasıl olmaya (Hakka varmaya) derler.

 

(burada bir parantiz açmayı uygun bulduk: Yakin sözcüğü, “yakın” diye kullanılmaktadır. Yakin: sağlam bilgi, iyi, kesin olarak bilme anlamına gelmektedir. Örneğin, tasavvufta sıkça kullanılan “Ayn-el yakin”: bir şeyi kendi gözüyle görüp içeriğini ayrıntılı bilmek anlamındadır. “Hak-el yakin”: kesin olarak edinilmiş bilgi anlamlarına gelmektedir. Öte yandan dört kapıyı kırk makamla besleyen Hacı Bektaş Veli ile “Bahri (balık) olup ummana dalan Yunus Emre’nin bu konudaki görüşlerine de daha sonra kısaca yer vereceğiz.)

 

Ve bir kavilde, şeriat kulluk demektir. (çok açık ifade edilmektedir ki, şeriattaki kişi, kendi özgür iradesiyle hareket edemez, şeriat hükümlerine itirazsız itaat eder.) Tarikat, imandır. Marifet dindir. Hakikat ise amel kılmaktır.

 

Ve bir kavilde, şeriat tendir. Tarikat ettir. Marifet iliktir. Hakikat candır.

 

Ve bir kavilde, şeriat erişmektir. Tarikat görmektir. Marifet anlamaktır. Hakikat bilmektir.

 

Ve bir kavilde, şeriat kapıdır. Tarikat eşiktir. Marifet sövedir. Hakikat kilittir.

 

Ve bir kavilde, şeriat çerağdır. Tarikat fitildir. Marifet yağdır. Hakikat ışıktır.

 

İmdi, taliplere dahi öyle gerektir ki, çereğ gibi doğru duralar. Fitil gibi yanalar. Yağ gibi eriyeler. Nur gibi ışık vereler. Erenler meydanında dömiyeler. Tarikat halinde duralar. Daha hakikatten çımayalar. Mürebbiden (terbiye edenden), musahipten (yol kardeşliğinden) dönmeyeler. Onlar talip olalar, kalıp olmayalar...”

 

Görüldüğü gibi Alevi inancına uyarlanmış Buyruk’ta şeriat, dinde dört kapının ilki olarak kabul edilir. Ama onun aşılması, özellikle hakikat kapısına erişilmesi özendirilir. Nitekim Hünkar Hacı Bektaş veli, 922’de kurulan itifak sonucu yazılan Şii anlayışlı Buyruk içi şeriata fazla itibar etmemiş ve şunları söylemiştir:

 

“Benim gönlüm marifet evidir. Pes, Marifet Dünyadan ve ahiretten yeğdir. İmdi, marifetli can, erenler canıdır. Marifetsiz can ise, hayvanlar canıdır.” Keza Hünkar Hacı Bektaş Veli, 1200’li yıllarının ortasında, “Kul Çalap Tanrı’ya kırk makamda erer, ulaşır, dost olur.” dedikten sonra, “Ol kırk makamın onu şeriat içindedir, onu tarikat, onu marifet ve onu hakikat içindedir” demek suretiyle bu kırk makamı açıklamıştır. Bu da bize şunu gösteriyor ki, imam Cafer sadık Buyruğu, Anadolu’da şekillenen Alevi inancında terbiye edilmiş, insanileştirilmiştir.

 

“Bilimle gidilmiyen yolun sonu karanlıktır” diyen Hünkar Hacı Bektaş Veli, Babailer ayaklanmasında kardeşi Menteş’i verdikten sonra Sulucakarahöyük’e yerleşip burada kurduğu barış ordusuyla İslam’ın şeriatına karşı marifeti ve hakikati yaşama geçirmenin gayretini gütmüştür. O günlerde atılan temel, daha sonra Alevi-Bektaşi öğretisinin neden olmuştur: ve kurulan her bir tekke , halk üniversitesini oluşturmuştur. İşte bu üniversitelerden fışkıran Alevi-Bektaşi felsefesi şu sözlerle tarihte yerini almıştır.

 

“Ellerin Kabesi var, benim Kabem insandır. Kuranda, kurtaran da insanoğlu insandır.”

“Ekmede yok, biçmede yok; yemede ortak Osmanlı.”

“Kısa çöp, uzun çöpten hakkın alacak.”

“Yarin yanağından gayri herşey ortaktır.”

“İnsan, kendi ekmeğini kendiemeği ve alın teriyle kazanmalıdır.”

“Oturduğun yeri pak et; kazandığın lokmayı hak et.”

“En büyük ibadet çalışmaktır. Çalışmadan geçinenler bizden değildir.”

“Eline, beline, diline sahip ol.”

“Marifet Adem, Adem de alem içindir.”

“Gözü ileride, gönlü geride olan kimse yola gidemez.”

“Yolumuz, ilim-irfan ve insanlık sevgisi üzerine kurulmuştur. Bilim, hakikate giden yolları aydınlatan ışıktır.”

 

Ve “Konuşan Kur’an insandır” (İnsan Kur’an’ı natıktır) diyen Hünkar Hacı Bektaş Veli, “Okunacak en büyük kitab insandır” demek suretiyle insanı yüceltmektedir.

 

Yine Hünkar Hacı Bektaş Veli (1209 - 1271) ile aynı çağı yaşayan halk ozanımız Yunus Emre (1240 - 1320), 922’de acımasızca katledilen Hallac_ı Mansur’un “Enel Hak” ını şu dizeleriyle sahiplenmektedir:

 

“Yine göğe sığmayan, sığmış bu can içene!”

 

Ya da:

 

“Et ile kemiğe büründüm, Yunus olarak göründüm”

 

Tabii ki, Mansur’u sahiplenip korumayan Tanrı’ya,

“ Çün Mansur göründü

Ol benem dedi

Oda (ateşe) yaktırdın

Külün savurdun

Böyle mi gerek

Seni seveni?” diyerek sitem eden Yunus Emre, şeriat dışı yaşamış ve şeriata ilişkin düşüncelerini şöyle şiirselleştirmiştir:

 

Söz doğru diyene kuli’l Hak dedi çalap

Bunda yalan söyleyen yarın utanasıdır.

 

Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan

Halka müderris olsa, hakikatte asidir.

 

Şeriatın haberin şer ile diyem işit

Şeriat bir gemidir, hakikat deryasıdır.

 

Şeriatçılardan rahatsız Yunus Emre, der ki:

Şeriat oğlanları nice yol keser bana

Hakikat kapısında bahri oldum yüzerim.

 

Bir başka şiirinde der ki Yunus Emre:

Şeriat oğlanları bahsedip dava kılar

Hakikat erenleri davaya kalmadılar.

 

 Ve dört kapı için de şu dizeleri yazar Yunus Emre:

Evvel kapı şeriat, emri neyhi bildirir

Yuya günahlarını, her bir Kur’an hecesi

İkincisi tarikat, kulluğa bel bağlayan

Yolu doğru varanı, yargılaya hocası.

 

Üçüncüsü marifet, can gönül gözünü açar

Bu ma’ni sarayımın, Arş’a değin yücesi

Dördüncüsü Hakikat, ere eksik bakmaya

Bayram ola gündüzü, kadir ola geçesi

 

Bu şeriat güç olur, Tarikat yokuş olur

Marifet sarplık durur, hakikat’tır yücesi.

 

Yunus Emre’den sonra Mansurleyin yaşayan , düşünen ve söyleyen Seyyid Nesimi (1369 – 1370 / 1404) de, Alevilerin ulu saydığı yedi ozandan biridir. Şeriat dışı yaşayan Nesimi, şu dizeleri söylediği için derisi yüzülerek katledilmiştir:

 

Hak Teala varlığı Adem’dedir

Ev anındır, ol bu evde demdedir

Bildi Şeytan bu sırrı gamdadır

Ol sebepden ta ezel matemdedir.

 

Her ne yerde, gökte var, Adem’de var

Her iki yıldız, ayda var, Adem’de var

Ne iki elde, yüzde var, kademde var

Bu sözü fethetmeyen Adem var.

 

Ey Hakk’ı her yerde aydursan ki var

Sende bes Hak var imiş, Hak sende var

Enbiyanın sırrın bilmez davar

Kısmet olmaz dive rah-ı hoşgüvar.

 

Seyyid Nesimi de, Mansur gibi, Tanrı’yı başka yerde aramaz; Tanrı’nın varlığı insandadır. Yani Tanrı insandadır. Daha doğrusu Mansur’un felsefesiyle insanın kendisi Tanrı’dır. Çünkü bu sırra ilk eren Mansur, Bakara Suresinin 34. ayetindeki Tanrı kelamını iyi kavramıştır. Bir daha yineliyoruz. Diyor ki Tanrı: “Hani, Meleklere: “Adem’e secde edin” demiştik de bütün melekler secde etmişlerdi. Ancak, İblis secde etmekten yüz çevirip kibirlendi ve kafirlerden (inanmayanlardan) oldu.”

 

Kafirlerden olmamak için Tanrı’yi gönlüne alan Mansur, “Enel Hak” deyip Tanrı’yla bütünleşti. Ve Seyyid Nesimi de O’nun izinden yürüdü:

 

Bu tılsımı çünkü açtım, zulümata nuru saçtım

Bu nece makamı geçtim ki, bu cism-ü cana geldim

Okudum bir ism-ü azam, vücudugeldi Adem

Koyuban adımı Adem, uş bugün cihana geldim.

 

Görünen benim yüzümdür, gözeten benim gözümdür

Denilen benim sözümdür, benim uş lisana geldim

Kamu yerlere bölündüm, kamu sözlere bölündüm

Kamu oda çün çalındım, bu eve beyane geldim.

 

Beni çün kapı görenler, dün-ü gün-ü gezerler

Varıp ayruğa süzerler, bana da mekana geldim

Ne kişi durur Nesimi ki, ayan eder bu razı

Düzüben bu sözde sazı, benim uş zebana geldim.

 

Seyyid Nesimi, herşeyi sorgulayan ve durmadan sorandır. Öğrenmek için sürekli merak içindedir. Uzun soru dizgeleriyle devam eden bir şiirinden şu özetlemeyi yaparak Nesimi’nin önünde saygıyla eğiliyoruz:

 

Din, iman, namaz, hac ve zekat kuraları nedir?

Şeriat davası da nicedir?

Kur’an ilmi, hadis, vaiz?

Hepsi de mana içindedir.

Öyleyse bunda tekrar niye?

Tanrısal birlik bilimini okuyan,

Medrese bilgisi okumaz.

O zaman öğren, bu bahçedeki sır ve esrar nedir?

Özü yel, su, toprak ve hava olanın

Adı neden Adem’dir?

Kendi özün anlıyanlar için

Sözlerinin tümü gerçektir.

Ama özünü bilmiyene

Cümlesi boş sözlermiş gibi gelir....

 

Hilmi Dede-Baba’nın şu dizeleriyle Anadolu Alevisi’nin İslam’la ilintisi ve Hz.Ali’yle Tanrı’ya ulaşması en güzel biçimiyle vurgulamaktadır:

 

Aynayı tuttum yüzüme, Ali göründü gözüme!

Ali candır, Ali canan

Ali dindir, Ali iman

Ali rahim, Ali rahman

Ali göründü gözüme.....

 

Hz.Ali ve Ehl-i Beyt sevgisiyle İslam içi olan Anadolu Aleviliği, Şah bellediği Hz.Ali’nin şu sözleriyle bütünleşmektedir:

 

Senden iste

Sendedir gizli olan hazineler

Yer, gök, varlık, yokluk hepsi sendedir

Neyi görmek istersen kendine bak

Sen yaradılmışların aynasısın

Bu cihan vücut, sen vücudun canısın

Hakk’ın isteği senin canındır

Gönlündeki pası sil, Hakk’ın varlığına bak

Gönül aynasının pasını sil, Hakk’ı gör

O’nda görünen her şey buradadır

Sen, sende herşeyi bilmeye geldin

Uyan, kendine gel, ey serseri gafil!

 

Seyyid Hakkı

Kaynak: Lütfi Kaleli, Binbir çiçek mozaiği Alevilik

Can yayınları 36


ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı(uludivan.de) önerelim-yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı–Ehlibeyt Evladıyız ve Şah Haydar => YouTube Kanalımız: Seyyid Hakkı-Yolumuz Ehlibeyt yolu(YediDeryaSohbeti62) Aşk ile, Can ile canlar...