Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Seyyid Seyfeddin Ocağı

7- Nokta Üzerine TA-SIN


Nokta Üzerine TA-SIN

Bundan daha güzel olanı, Öncesiz nokta (Hurufilik’te, tüm harfler ve biçimler, noktanın uzantısı ve türevi olarak görüldüğünden; Tanrı’nın, maddeler evreninde ilk belirmesinin nokta olduğunu inanılır.) hakkında konuşmaktır; Kanak’tır O; ne büyür, ne küçülür, ne yok olur.

Benim Tanrı’yla ilişkimi yadsıyan kişi, beni görmemiştir ve sapkın der bana. Beni, kötü olmakla suçlar, ama yüceliğimi görünce yardım ister; ötenin ötesindedir yalvardığı daire.

Ikinci daireye ulaşan kişi, benim Tarıdan esin almışolduğumu düşünür.

Üçüncü daireye ulaşansa, tüm isteklerin temelinde benim olduğumu sanır.

Kimki doğrunun dairesine ulaşır, beni unutur ve dikkati benden ayrılır.

«Hayır hiçbir sığınak! O gün, yalvarışların, Efendine olacak; o gün insan, ilk ve son işleriyle anılacak.» (Kıyame; 11-13)

Ama insanoğlu, dolaylı tanıklığa baş vurur; bir sığınağa kaçar, kıvılcımlardan korkar, niyeti bozulur ve yoldan çıkar. 

Ben, sonsuzluğun derin denizindeyim; işte bu yüzden, Doğru’nun dairesine ulaşmış olan kişi, bilgi denizinin kıyısında, kendi bilgisiyle oyalanır durur. Yoksun kalır beni görmekten.

Sufilerin andıran bir kuş gördüm, uçuyordu sufiliğin çift kanadıyla. Yüceliğimi yadsıdı, çünkü uçmakta diretiyordu.

Arınmışlığı sordu bana, şöyle dedim: «Kes kanatlarını, yokoluş makasıyla. Madem beni izlemiyorsun.»

Dedi ki: «Ben bu kanatlarımla Sevgilime uçuyorum» Dedim: «Yazık sana! Çünkü O, hiçbir şeye benzemez; O, her şeyi duyandır, her şeyi görendir.» Bunun üzerine, anlayış denizine düştü, boğuldu.

Sonsuz anlayış denizi şöyle gösterilebilir:
Yürek (gönül) gözüyle gördüm efendimi
Sordum: «Kimsin sen?»
Dedi: «sen».
Ama senin için «nerede»’nin yeri yoktur
Senin bağlı olduğun bir yer yoktur.
Akıl seni, zaman içinde belirli bir varoluşun
İçine yerleştiremiyor,
İşte bu yüzden bilemiyor senin nerede olduğunu
Sen tek varlıksın tüm «burada»’ları kuşatan;
Neredeye yanıt olacak hiçbir yerde
Bulunmayan noktaya kadar. 

Öyleyse sen neredesin?
Dairendeki tek nokta, çeşitli anlayışlardan gelen düşünceleri gösteriyor. Bu tek nokta Dogru’dur, kalanı yanlış.

Çırak «yakına kadar uzandı», «sonra yeniden geldi» yücelerek. Ararken yeniden uzandı, kendinden geçti, yeniden geldi. Yüreğini orada bıraktı, Efendisine doğru uzandı. Tanrı’yı görünce yok oldu, ama yok olmadı. Nasıl var oldu ve nasıl var olmadı? Nasıl baktı ve nasıl bakmadı?

Şaşkınlıktan biliçliğe geçti, ve bilinçlikten şaşkınlığa. Tanrı tarafından görülmekle Tanrı’yı gördü. Ulaştı ve ayrıldı. Arzu’suna kavuştu ve yüreğinden yoksun kaldı, ve «gören yüreği, gördüğü şey hakkında yalan söylemiyor.» (Necm; 11)

Tanrı onu gizledi, sonra yanına çekti. Onu görevlendirdi ve arıttı. Susattı, sonra susuzluğunu giderdi. Onu arıttı, sonra seçti. Onu çağırdı, yanına getirdi. Onu derde saldı, sonra yardım etti. Onu silahlandırdı, sonra eyere oturttu.

«Bir yay boyu» uzaklık vardı; geri dönünce hedefine ulaştı. Çağırınca yanıtladı. Görmekle, kendini ortadan kaldırdı. Sarhoş oldu, sevindi. Yaklaştığı için, saygılı bir korkuyla sarsıldı. Ve kendini kentlerden ve yardımcılardan ayırmakla, vicdanlardan ve bakışlardan ve yaratılmış belirtilerden (eserlerden) ayrılmış oldu.

«Arkadaşın, yolunu şaşırmadı», ne yoruldu, ne usandı. Gözünde bezginlik yoktu; kesintisiz bir sürenin «ne zaman»ına kadar yorulmadı.

«Arkadaşın, yolunu şaşırmadı» (Necm; 2) bizimle kendinden geçtiğinde. Bizi seyrederek öteye geçmedi, bildirimizin dışına çıkmadı. Bizden söz ederken, bizi başkalarıyla kıyaslamadı. Bizimle kendinden geçtiğinde zikr bahçesinde şaşırmadı, fikr’de rastgele dolaşıp yolunu yitirmedi.

Soluk alışlarında ve göz kırpışlarında, Tanrı’yı anmayı yeğledi; onun verdiği dertlere katlandı, bağışları için teşekkür etti.

Nur’dan Nur’a «iletilmiş açıklama’dan başka birşey değildi O.» (Necm; 4)

Konuşmanı değiştir. Hayellerden kendini uzak tut, ayaklarını insanoğullarından ve yaratıklardan yukarıya kaldır. O’ndan söz ederken vezinli ve uyumlu konuş! Tutkulu ol, tanrısal sarhoşluk içinde kaybol. Bilesin kiötesine uçmalısın dağların ve ovaların, bilgi dağlarının ve güvenlik tepelerinin, görmek için O’nu, bakıp durduğun. Böylece, Kutsal Ev’e ulaşınca, zorunlu oruç sona erdi.

O zaman, amaca ulaşacak biri gibi, Tanrı’ya doğru yaklaştı. O zaman, onun yasaklanmış olduğunu duyurdu. Bir yetersizlik olmaktan çok, bir engellemeydi bu. Arınma Durağından Azarlanma Durağına geçti, Azarlanma Durağından Yakınlık Durağına. Araştırarak yaklaştı ve kaçınarak döndü. Yakararak yaklaştı ve haberci olarak döndü. Yanıt verici olarak yaklaştı ve Tanrısal Yakınlıkla dolu olarak döndü. Bir kanıtlayıcı olarak yaklaştı ve onu içgörüyle kavramış olarak döndü.

Aralarında «iki yay boyu» uzaklık vardı. «Nerede» hedefini, «arasında» okuyla vurdu (ayn ve bayn). Yeri tam olarak tam belirlemeye iki yay boyu kaldığını bildirdi ve «ya da» Öz’ün çizgiyle anlatılamayacak doğasından dolayı, «biraz daha yakın»’dı, Özün Özüne.

Yüve Şeyh el-Hüseyin ibn Mansur el-Hallac şöyle demiştir:
Bu konudaki sözlerimizi herkesin anlayabileceğini sanmıyorum; Biçimler Levhası’nın (Levh Mahfuz’un) ötesine geçip de iki yay boyu kalıncaya dek ilerleyen kimse anlayabilir ancak.

Orada kullanılan harfler artık ne Arap harfleridir, ne Iran harfleri.

Yanlızca bir tek harf var orayı ifade edebilen, o da mim’dir ve «kendini açığa vuran»’dır. (Hurufilik’te, tüm harfler ve biçimler, noktanın uzantısı ve türevi olarak görüldüğünden; Tanrı’nın, maddeler evreninde ilk belirmesini nokta olduğuna inanılır.)

Mim, «Sonuncu» demektir.
Mim, aynı zamanda, ilk’in kirişidir. İlk yay uzunluğu, Erk Makamı’dır (Ceberut); ikincisi, Egemenlik makamı’dır (Melekut); Özelikler Makamı ise, bu iki makamın kirişidir. Özel Nurlandırma’nın (Tecell-i Has) Özünün Makamı da Mutlak’ın oku ve iki uzaklığın okudur.

Nurlandırma ateşini yakandan gelir. (Yanan çalıdan gelen, tanrının sesi olabilir.)

Bildirdi ki konuşmanın uygun biçimi, içeriği yaklaşma olan konuşmadır. Sözlere kavranış veren bu anlam ise, Tanrı’nın Doğru’sudur, yaratıkların düzenlemesi değil. Bu yaklaşıma, yanlızca güçlü isteğin döngüsünden olanaklıdır.

Doğru ve Doğruların Doğrusu, önceki deyimlerinden, en yüce bir kopuşta bulunur, sevenin yaptığı bir ikrisin yardımıyla, tüm bağlantıları kopararak, birlikte ulaşanların eyerlerinde, yıkımların sürekliliği ve farklılıkların kavranmasında bulunur, bildirilen bir sözcüğün yardımıyla. Seçilmışlerin yoludur bu ve yaklaşma, öyle engin bir alandır ki peygamberliğin denenmiş yolunu izleyen kimse anlayabilir bunu.

Ey yetkin ve dayanıklı bağışlarını, görülebilen bir kitapta kendisinin (Tanrı) belirttiği gibi, bir «gizli Kitap» aracılığıyla ileten varlığın yüceliğini duyurdu Yesrib’in Efendisi, huzur içinde yatsın; kuşların diliyle yazdığı bir Kitaptır bu, bizi oraya getirirken.

Eğer bunu anlarsan, ey aşık, şunu da anlarsın ki Tanrı, kendisinden başkasıyla ya da öz dostlarından başkasıyla konuşmaz.

Ondan biri olmak demek, bir mürşide ya da izleyicilere sahip olmak demektir, yeğlenmek ya da kayırılmak ya da atanmamak ya da danışılmamak demektir, hiçbir «onun» yada «ondan»’a sahip olmamak demektir. Daha doğrusu, onda olan şey, onda olan şeydir, ama susuz bir çölde susuz bir çöl olarak, bir belirtide bir belirti olarak var olmaksızın «onda»

Halkın anlayacağı türden sözler, kitabın anlamlarını değiştirir, bu anlamlar onun isteklerini değiştirir ve onun isteği, uzaktan anlaşılmış olur. Onun yolu, çetirdir; adörkemlidir; biçimi benzersizdir; onun bilgisi, bilginin yadsınmasıdır; onun yadsınması, onun tek doğrusudur; onun günahı; onun tek gizlilik kaynağıdır. Onun adı, onun yoludur; onun dışa vuran özelliği, yakılcılığıdır; niteliği, istek’tir.

Yol (Şeriat) onun özelliğidir; doğrular (hakaik) onun alanı ve görkemidir; benlikler, onun kapılarıdır; Şeytan onun öğretmeni; her sıcak kanlı varlık, onun tanıdığı bir hayvandır; insanlık, onun vicdanıdır; yok ediciliği, onun görkemidir; unutma, onun derin düşünceye dalış aracıdır; gelin onun bahçesidir; unutmanın unutması, onun sarayıdır.

Onun ustaları benim sığınağım, onların ilkeleri benim uyarıcım, onların buyrukları benim dileğim, onların üzüntüleri benim mutsuzluğumdur.

Onların izinleri, bir içme yeridir; onların yerleri tozdan başka bir şey değildir; onların kuramı, ruhsal durumlarının köşetaşıdır; onların ruhsal durumu yetersizliktir. Ama bundan farklı bir ruhsal durum, Tanrı’nın öfkesini çekerdi. Bu kadarı yeter; başarı Tanidandır.

Kitap: Tavasin
Yazar: Hallac-ı Mansur
Ekleyen: Seyyid Hakkı


ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı SH ve Seyyid Hakkı EK. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...