Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

2- Mansur’un Tanrılaşma ve Şeytanlaşma Serüveni


Mansur’un Tanrılaşma ve Şeytanlaşma Serüveni 

Ebu’l Muğis el-Hüseyin bin Mansur el-Hallac, 857 yılında Iran’ın Tur kasabasında doğdu. Dedesinin, Zerdüşt dininden olduğu söylenir, tasavvuf eğitimi gördükten sonra Huzistan’da,, Tanrıyla birleşme yolunuöğretmek amacıyla konuşmalar yapan Mansur, birçok yandaş topladı ama o kadar da düşman edindi. Kendisini yalancılıkla suçlamaları ve halkı kışkırtmaları yüzünden, Horasan’a gitti; orada beş yıl kalıp görüşlerini yaydıktan sonra Bağdat’a geldi. Müritlerinden dört yüz kişilik bir kalabalıkla Hacca gitti; Mekke’de onu büyücülükle suçladılar. O zaman, yeniden uzun bir yolculuğa çıktı; Hindistan ve Türkistan’da yıllarca dolaştı; 902 yılında Mekke’ye geldi. Arafat’ta, kendisini herkesin aşağılamasını Tanrı’dan diledi. Bağdat’da «kendi cemaatı uğrunalanetlenmiş olarak ölmek » istediğini açıkça dile getirdi: «Ey Müslümanlar, beni Tanrı’dan kurtarınız.», «Tanrı, benim kanımı size helal etmiştir; beni öldürünüz!» diye çağrıda bulunuyordu. («Hallac-ı Mansur» (Prof. Dr. A. Schimmel; Çev. Sofi Huri: istanbul, 1969). Düşmanları onun idamını istiyorlardı; bu sırada «Enel Hak» (Ben Tanrıyım) dediği söylenir. Müritleri tutuklandı. Kendisi de tutuklanıp dokuz yıl süreyle hapsedildi. «Ta Sin el-Azal» ve «Mirac» adlı yapıtlarını, bu tutukluluk yıllarında yazdı. 922 yılında ölüm cezasıyla yargılandı. Kendisini astılar, sonra başını kesip bedenini yaktılar ve küllerini minareden Dicle’ye attılar. «Mucizeler göstermek, Tanrı’nın gücünü ele geçirip kötü amaçla kullanmak, Tanrıyla insan arasında aşk bağlantısı kurabileceğini öne sürmek», ölüm cezasının gerekçeleriydi. Mansur’un idam edilmesi sırasında yandaşları, büyük bir ayaklanma gerçekleştirdiler.

«Bir kere her vücudun vahdet içinde olduğu fikri kabul olunca, mutassavıf kendini, hem Müslüman, hem kafir olarak görür (....) ‘Ben Tanrıyım’ demek, idam cezasını getirdiğinde, Sufizm, darağacını, Hıristiyanların Haç’ı yorumladıkları şekilde tefsir ettiler; yani (başı kesilmeden önce darağacına çekilen Mansur gibi) dar ağacına yükselme, ‘semaya huruç etmek’tir. (....) Mansur’un asılması –yahut haça gerilmesi- Asılmış Allah efsanesi gibi çok eski misallere, Isa’nın haça gerilmesine benzer.» («Hallac-ı Mansur» (Prof. Dr. A. Schimmel; Çev. Sofi Huri: istanbul, 1969).

Doğu yazınında ve düşüncesinde, Hallac-ı Mansur’un etkisi büyük oldu. «Hallac-ın gönlüne düşen ateş, benim de yaşamıma düştü» diyen Feridüddin Attar; «Bisername»’de şöyle yazdı:

“Ben Tanrıyım.” Mevlana Celalettin Rumi de Mansur’dan etkilenmiştir. Yunus Emre, Nesimi, Pir Sultan Abdal, Kaygusuz Abdal Türk yazınında onun izleyicileridir.

Kaygusuz Abdal “Budalaname”sinde şöyle yazar:
«Muhit-i zevrak menem, Hak menemdir Hak menem
Tamu vü uçmağa menem, cümle mekan bendedir
Evvel ü Ahir menem, Gani vü fakir menem
Zakir ü mezkür menem, küfr ü iman bendedir
Cümleye mabud menem, Kabe menem put menem
Adem’e maksud menem, işde fulan bendedir.»

Yine «Budalaname»’de:
«Halik’in emri beni kuze-ger balçığı gibi devranın çarhı üzerine koyup dolap gibi döndürdü... Gah beni kuze dizdi.... Gah saraylara kerpiç eyledi.... Gah insan eyledi, gah hayvan eyledi... Gah nebat, gah maden eyledi. Gah yaprak, gah torak eyledi... Nice bin kerre isimler ve lakablar urundum. Nice bin kerre türlü suretlerden göründüm.»

Hallac-ı Mansur, bazı konularda, çelişik savlar öne sürmüştür; bazen komutanrıcılıktan yana (panteizm) çıkar, bazan da yalnız seçkinlerin Tanrıya ulaşabileceğini söyler. Ona göre, Tanrıdan başka varlık olmadığı için, «ben filancayım» demek, Tanrının karşısına ayrı bir varlık olarak çıkmak amacı taşır ve yanlıştır; bu yüzden, «ben Tanrıyım» demek gerekir.

Mansur’a göre Tanrı, ışık (nur) olarak görünür. Bu inancın kökleri, binlerce yıllık bir tarihe sahiptir. Eski Mısır’da Tot (Yunanların deyişiyle Hermes) inancına göre ruhlar, parlak bir ışık kaynağı olan, ölümsüzlük yeri Zuhal yıldızından koparak, ölümlülük yeri dünyaya düşerler. Dünyada sınavdan başarıyla geçen ruh, Zuhal’e geri döner (Dünya Inançları Sözlüğü; Orhan Hançerlioğlu (Remzi Kitapevi Yayınları, 1993).

Yine eski Mısır’da, Ptah inancına göre: «Ptah, var olan her şeyi yaratmıştır. Ondan önce var olmak ya da var olmamak yoktu.... O zamanlarda ölüm yoktu... Birisi, kendi kendine hareket ederek nefessiz soluk alıyordu. Başka tarafta hiçbir şey yaşamıyordu. Başlangıçta karanlıklar, karanlıkları örtüyordu. Boşlukta birisi, var olma durumuna geçerek ışınım gücüyle yaşamaya başladı. Bundan sonra Ptah, yaratma işlemini gerçekleştirmiştir (Eski Mısır Ktaliyet Tanrısı Ttah; Yrd. Doç. Dr. Mürivet Kurhan (Belleten; Türk Tarih Kurumu, Auğustos 1994).

Mansur’da Hurufilik inancı da vardı. Harflere kutsallık yükleme, onlardan anlamlar çıkarma demek olan Hurufilik, Pitagoras’çılığa ve Yahudi Kabala’sına dayanmaktadır. Bu anlayışa göre, elif harfi, «Allah» adının ilk harfi olup, Tanrı’nın varlığını simgeler. Tüm harfler ve biçimler gibi elif de, noktanın uzantısı olduğundan, Tanrı’nın ilk belirmesi (madde dünyasında görünmesi) nokta biçimindedir.

Mansur, Tanrı’nın, Muhammed’in bedeninde sonra da kendi bedeninde belirdiği öne sürer; bu Hıristiyanlığın Tanrı Isa anlayışıdır.

Mansur, Tanrı’nın, Muhammed’in yüreğini nurlandırdığını (yüreğin kutsallığı), yine Muhammed’in ve kendisinin ağzından konuştuğunu (sözünün kutsallığı) savlamaktadır. Yüreğin (gönlün) ve dilin (sözün) kutsallığı, Eski Mısırda da kabul edilmişti:

«Ptah, yaratmak istediği tanrılar ve varlıkları, ilk önce kalbinde tasavvur etmiş ve dille (kelamıyla), arzuladığı şeylerin olmasını sağlamıştır. Böylece Ptah’ın değişik görüntüleri olan tanrılar dünyaya gelmişlerdir.... Ptah’la birlikte dilin ve kalbin diğer organlardan üstün olduğu ve insan düşüncesinin merkezi kalp olduğu, onun tasavvurunu dilin yürürlüğü koyduğu  düşüncesi yerleşmiş oldu.... Karnak’taki Amon tapınağında Ptolemeler devrinden (M.Ö. 306-168) kalma bir metin, bize Tanrı Ptah’ın, gerçekleşmesi gereken şeyler için ‘Ol’ deyince tasavvur ettiğini kelamıyla yürürlüğe koyduğunu göstermektedir (Eski Mısır Kraliyet Tanrısı Ttah (Yrd. Doç. Dr. M. Kurhan).»

hallac-ı Mansur, şeytan’ı yüceltir. Ona göre, iyiyi tanımak için, kötüyü bilmek gerekir. Şeytan, insanları bu yönde eğitmektedir. Yezidiler, Mansur’a büyük saygı duyarlar. Yezidilerin bir inancına göre: « Hallac-ı Mansur idam edildiğinde ruhu, bedeninden ayrıldı ve suların üzerinden uçmaya koyuldu. Rastlantı sonucu, kızkardeşi, su almaya geldi; testisini Dicle’nin suyundan doldurdu; erkek kardeşinin bu testiye fark etmedi; eve döndüğünde susadı ve bu testiden su içti. Böylece Mnasur’un ruhu, onun bedenine girdi; önce onun erkek kardeşi iken, şimdi oğlu oldu. Bu olaydan dolayı Yezidiler, ağzı tülbentle kapalı olmadıkça hiçbir dar ağızlı kaba su doldurup bundan içmezler (Six Months In a Syrian Monastery; by Oswald H. Parry, B. A. (London; Horace-Cox, 1895); s. 372).»

yezidilerin daha önce Türkçe’ye çevirdiğimiz kutsal kitapları «Mushaf’a Reş» ve « Kitab-ül Cilve» ile «Şeyh Hadi’nin ilahisi» konuya açıklık getirmesi açısından, bu kitaba alınmış bulunmaktadır.

Mansur’un Arapça yazmıs olduğu Tavasın, Ayşe Abdurrahman tarafından ingilizceye çevrilmiş biçimiyle, Pakistan’ın Lahor kentinde 1978 yılında yayımlanmıştır. Biz bu ingilizce metni Türkçeleştirirken, Mansur’un özel evrenine ilişkin oldukları ve çevrilemeyecekleri gerekçesiyle Arapça asılları Ingilizce metinde korunan sözcükleri, bu ilkeye uyarak, çevirmeden, Arapça asıllarıyla bıraktık...
Yaşar Günenç.

Kitap: Tavasin
Yazar: Hallac-ı Mansur
Ekleyen: Seyyid Hakkı


ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı SH ve Seyyid Hakkı EK. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...