Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

12- Din kültürü ve Ahlak bilgisi ders kitapları hakkında rapor


Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitapları hakkında rapor
2006-2007 Eğitim öğretim yılında itibaren liselerde okutulacak


Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi: 9’cu, 10’cu ve 11’ci sınıf ders kitapları;

1-Bilimselllik,

2-Mezhepler üstü olma iddiası ve Alevilik inancı açısından, incelenmiş olup ulaşılan sonuç aşağıya derç (alma, toplama, kaydetme) edilmiştir.


9. Sınıf/Lise 1. Sınıf Ders Kitapları

1- Bilimsellik Açıdan Yapılan İnceleme

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersi anayasada, okutulması zorunlu ders olarak belirtilmektedir. Ancak bu dersin bir öğretim dersi olduğu ve eğitim amaçlı olmadığı da vurgulanmaktadır.


Buna karşın “İnsan ve Din” başlıklı ünitede bir dini benimsemek, onu savunmak insan olmanın özelliklerinden biri olarak belirtilmekte, böylece ders bir kültür ve öğretim dersi olmanın ötesine taşınarak, telkin edici/propagandist ve koşullandırıcı bir içeriğe büründürülmektedir.


Örnekler

A- “İnsan inanan ve ibadet eden bir varlıktır. Bir inanca sahip olmak, onu savunmak ve bu inanca uygun davranmak yanlızca insanda bulunan bir özelliktir. Bu ve diğer özelliklerinden  dolayı insanın evrendeki varlıklarından üstün olduğu...” /(s. 9)


Burada hiç bir inanca mensup olamayan insanlar üstü kapalı bir biçimde (zımnen) aşağılanmaktadır. Üstün varlık olabilmek için,  mutlaka bir inanca sahip olmak gerektiği ileri sürülmektedir. Dolaysıyla, inançsız insanlar üstün olmanın zıddı; aşağı olmak nitelemesine tabi kılınmaktadır.


D-
“Kendime” Ben niçin dindarım? Siye sordum ve şu cevabı verdim; “Ben dindarım çünkü, başka türlü olmam imkansız. Dindar olmak varlığım ve benliğim için zorunlu bir ihtiyaçtır.” Auguste Sebatier/(s. 11)


Bu örnekte de görüleceği üzere dindarlık övülürken bu, insan olmanın gereklerinden biri olarak sunulmaktadır. Oysa dindar olmayan ve hatta hiçbir din ve inancı benimsemeyen milyonlarca insan vardır. Buradaki ifadeler bu insanlara hakarettir.


C-
“...İnsan, kimi zaman iç dünyasında yankılanan fıtratın (yaradılış, hakikat) sesine kulak vermiş, kimi zaman da değişik akımların etkisinde kalarak yanlış inanma biçimlerine sürüklenmiştir.” (s. 13)


Burada bazı inançların yanlış olduğu ifade edilerek, din ve inanç özgürlüğü çiğnenmektedir. Sayfa 14’te ise yanlış inanç olarak “Politeizm (çok tanrıcılık)” yanlış ve zararlı bir akım olarak nitelenmiştir. Oysa inanmak ve inanmamak eşit düzeyde bir insan hakkıdır. İnsanlara, neye ve nasıl inanacakları hususunda telkinde bulumka, bu yönde propağanda yapmak, öğrencileri koşullandırmak , inansızlığı yermek bir kültür ve öğretim dersinin içeriğinde yer alamaz. Bu durum alelen insan haklarına aykırıdır.


Ateizm konusu işlenirken, “Ateizm, Allah’ın varlığını inkar ettiği gibi tüm dinlere ve dinlerin tanrı tasavvuflarına da karşıdır...” (s. 15) denilerek Allah’ın varlığı sanki bilimsel olarak kanıtlanmış gibi davranılmakta, güya ateistler de bu “Bilimsel Gerçeği” inkar etmekle itham edilmiştir. Oysa, kullanılması gereken ifade, “Ateistlerin Tanrı’nın varlığına inanmadıkları” olmalıydı.


D-
“Ruhsal bunalım, ahlaki çöküntü, toplumu bir arada tutan temel değerlerdeki yozlaşma, sosyal ve kültürel dokudaki zedelenme, milli ve manevi duygulara yabancılaşma gibi olumsuzluklar, vahye dayalı olmayan inanç türlerinin sosyal hayatımızdaki birer tezahürüdür.” (s. 16)


Burada açık vahye dayalı olmayan dinler ve inançlar tahkir (aşağılama, onur kırma) edilmektedir. Budizm, Hinduizm, Şamanizm, Teoizm vb. din ve inançlar vahye dayalı olmadıkları için zararlı görülmektedir.


Oysa yukardaki sözlerdeki asıl amacın, satanizm’in zararlarını vurgulamak olduğu anlaşılmaktadır. Ne var ki, amaç ile araç birbiriyle uyuşmamaktadır. Satanizm’in zararları anlatılmak istenirken bütün “gayri ilahi” din ve inançlar tahkir edilmektedir.


Bu ünite işlenirken dersin öğretmenlerinden istenen görevlerden biri de öğrencilere satanizm ve reenkarnaysyon inancının batıl ve zararlı olduğunun belirtilmesidir. Reenkarnaysyon inancı, dünyada pek çok dinde olduğu gibi İslam’ın pek çok kolunda da vardır. Bu inanç Sünni ve Şii müslümanlara göre batıl olabilir. Ancak Alevi, Nusayri İslam anlayişlarında ve Hinduizm, Budizm, Şamanizm gibi din ve inançlarda ise “hak” bir inanç ilkesidir. Aynı konu ilk öğretim 7. sınıf kitaplarında da işlenmekte ve reenkarnasyona inanan milyonlarca Alevi yurtaşımız rencide edilmektedir.


Bilimsel açıdan bakıldığında, bir inancın “doğru” ya da “yanlış” olarak nitelenmesi mümkün değildir. Çünkü inançlar ispatı mümkün olmayan bir şeyin doğru ya da yanlış olması da mümkün değildir.


E- “Kur’an ve Ana Konuları”
başlıklı ünitede “Dünyanın her yanındaki Kur’an’ı Kerim nüshaları niçin birbirinin aynısıdır? Hiç düşündünüz mü? (s. 50) denilerek Kur’an’ın günümüze değin hiçbir değişikliğe uğramadan geldiği inancına vurgu yapılırken, Kur’an’ın derlenmesi ve kitap getirilmesi sürecinde kimi değişikliklere uğradığı yönündeki iddialara hiç yer verilmiyerek bilim dışı, inkarcı bir yaklaşım tercih edilmiştir. Oysa, Kur’an’ın derleme ve kitap haline getirilme sürecinde bir takım müdahalelere maruz kaldığı yönünde iddialar mevcuttur.


F-
sayfa 83’te yer alan “Seyyit Çavuş” adlı okuma metninde kullanılan Seyyit Çavuş heykelinin yanlış olduğu kamuoyuna açıklamış olmasına rağmen aynı heykel resim olarak kitaplara alınmıştır. Gerçekte gülle, Çanakkale kahramanımız Seyyid Çavuş’un kucağında değil sırtında olmalıydı.


G-
“Din ve Laiklik” adlı ünitede yüce Atatürk’ün din eğitimi konusundaki bazı sözlerine yer verilmiş ve din Eğitimi’nin okullarda verilmesi gerektiği fikri vurgulanmıştır. (s. 90)


“Her birey dinini, din duygusunu, imanını öğrenmek için, bir yere muhtaçtır. Orası da mekteptir.”
(Atatürk, 31 Ocak 1923) (s. 90)


Oysa yüce atatürk döneminde 1930 yılında şehirlerdeki tüm okullardan, 1933’te ise köy okullarından din dersleri yüce Atatürk’ün sonsuzluğa göçünün ardından yıllar sonra tekrar konulmuştur. Söz konusu ünitede  bu tarihi gerçekler görmezden gelinmiştir. Laik devletin okullarında din dersinin olmayacağı fikrinin aleyhinde şartlandırıcı bir dil kullanılarak bu amaca yüce Atatürk de alet edilmiştir. Yüce Atatürk’ün sözleri istismar edilmiş ve kötüye kullanılmıştır.


2-Mezhepler Üstü Olma İddiası ve Alevilik İnancı Açisinda Yapılan İnceleme

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dreslerine ait müfredatın mezhepler üstü bir anlayışla hzırlandığı savı gerek Milli Eğitim Bakanı sayın Çelik tarafından gerekse müfredatın defaten (ansızın) dile getirilmiştir. Ancak kitaplar incelendiğinde durumun hiç de öyle olmadığı görülmektedir. Kitaplarda Sünni İslam anlayışı ve hatta bu anlayışın bir kolu olan Hanefilik mezhebinin esas alındığı anlaşılmaktadır. Alevi İslam ve Şii İslam (Caferilik) anlayışları dışlanmıştır. Hatta Sünni İslam anlayışının alt birimleri olan Şafiilik, Malikilik de yok farzedilmiştir.


Örnekler

A- “İnsan ve Din” adlı ünitede “İnanma Biçimleri” alt başlığında Alevi İslam inancının en temel itikadi esaslarından olan “Reenkarnasyon/tenasüh/ruh göçü/don değiştirme” inancı işlenmediği gibi dersin öğretmenlerinden bu inancın batıl olduğunu telkin etmeleri istenmektedir. Bu istek 9. sınıf kitabında açıkça yer almasa da öğretim proğramında yer almaktadır. Ayrıcareenkannasyon inancı ilköğretim 7. sınıf kitaplarında olumsuzlamacı ve aşağlayıcı bir dillen işlenmekte. Alevi öğrenciler, bu inancı/inançlarını terk etmeye zorlanmaktadır.


B- “Temizlik ve İbadet”
adlı ünitede “İbadetin Kapsamı” alt başlığı altında namaz, ramazan orucu, hac, zekat vb. ibadetler ele alınmakta ancak Alevi İslam inancının ibadet biçimlerinden  hiç söz edilmemektedir. Cem ibadeti, Muharrem orucu görmezlikten gelinmektedir. (s. 21)


Aynı ünitede “Namaza Hazırlık: Abdest” alt başlığı altında Sünni müslümanların abdest alma biçiminden bahsedilmekte ancak Şii müslümanların abdest konusundaki farklı uygulamalarına değinilmektedir. Oysa Şiiler, abdest alırken ayakları meshederler. Sünnilerde ise mesh (bir şeyi elle sıvazlama) yerine yıkama vardır. Abdest konusunda Kur’an’da yer alan ayetin sadece Sünni anlayışa uygun tercümesi esas alınmıştır. (s. 23)


“Ey iman edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi, dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın; başlarınızı meshedip topuklara kadar ayaklarınızı da yıkayın....” (Maide süresi: 6. ayet)


C- “Kur’an ve Ana Konuları”
başlıklı ünitede “Kur’an’ın Okunmasıyla İlgili kavramlar” alt başlığında ibadetlerde Kur’an’ın Arapça’sının okunması inancına gönderme yapılmış. Kur’an’ın tercümelerinin de ibadetlerde okunabileceği yönündeki görüşler yok farzedilmiştir. Alevi İslam inancında ibadetlerin Türk dilinde yapıldığı gerçeği öğrencilerden saklanmıştır. Böylece ana dillerinde ibadet eden Alevi öğrenciler Arapça ibadete, zımnen yönlendirilmeye çalışılmıştır. (s. 52)


D- “Türkler ve Müslümanlık”
adlı ünitede “Türklerde İslam anlayışının Oluşmasında Etkili Olan Şahsiyetler” alt başlığı altında Alevi ve Şii Türklerin varlığı göz ardı edilmiştir. Bütün Türkler Hanefi-Maturidi anlayışa mensupmuş gibi bir dil kullanılmıştır. (s. 96)


Oysa, Sünni İslam/Hanefi-Maturidi anlayışın dışında Alevi ve Şii inancını benimseyen mülyonlarca Türk vardır. Türkiye’de sayıları on milyonları aşan Alevi Türklerin varlığı inkar edilmiştir. On milyonlarca Azerbeycan ve Irak Türkü Şii anlayışa mensup olmasına rağmen sanki bütün Türkler Sünni imiş gibi davranılmıştır. Şii İslam anlayışının oluşmasında etkili olan şahsiyetlere yer verilmiştir. (s. 94-102)


Aynı ünitede “Türklerin İslam Medeniyetine Katkıları” alt başlığı altında kervansaraylardan, hanlardan, hamamlardan, medreselerden ve camilerden söz edilirken Cem Evleri ve dergahlar görmezden gelinmiştir. (s. 102-105)


10. Sınıf/Lise 2. Sınıf Ders Kitapları

1. Bilimsellik Açısından Yapılan İnceleme

Diğer sınıflara ait ders kitabında da telkin (bir duygu, düşünceyi aşılama) edici/propagandist ve koşullandırıcı bir dil kullanılmıştır. Hatta yer yer yanıltıcı bilgilere de rastlanmak olasıdır. Bu ve benzeri nedenlerden ötürü ders, bir kültür ve öğretim dersi olmanın ötesine taşınmıştır. Kitabın baştan sona tümü bu paraleldedir. Ancak bu konuda özellikle birkaç örneğe dikkat çekmek istiyoruz.


A- “Kur’an ve Yorum”
başlıklı ünitede “Kur’an’ın Temel amaçları-Doğru İnanç” alt başlığı altında; “Kur’an’ın en temel amacı insanı Batıl inançlardan, hurefelerden uzaklaştırıp her alanda doğru olan inanca ulaştırmaktır.... İnsanlık tarihi doğru inanç ile batıl inançların mücadelesine sahne olmuştur....” (s. 72-73) denilerek İslam dışı ya da Kur’an dışıtüm inançlar Yanlış/Batıl İnanç biçiminde nitelenmiştir. Laik bir devletin okullarında İslam dışı diğer inançların Batıl olarak nitelenmesi tam bir paradokstur.


Devletin yurttaşları arasında İslam inancından olmayanların  ya da hiçbir inancı benimsemeyenlerin varlığı dikkate alındığında bu tarz ifadelerin ne denli bilim dışı ve ne denli Temel Hak ve Hürriyetlere aykırı olduğu anlaşılacaktır. Gayri Müslim öğrencilerin dilekçe vermek suretiyle bu dersten muaf olabildikleri yönündeki sav da pedagojik açıdan bakıldığında sağlıklı bir sonuç dğurmaktan uzaktır. Çünkü dersten muafiyeti olan öğrencilerin diğer öğrenciler nezdinde düşecekleri durum tam anlamıyla sosyal izolasyondur. Bu izolasyonu göze alamayan öğrenciler istemedikleri halde derse katılmak durumunda kalmaktadırlar. Bu da insan haklarıyla taban tabana zıt bir durumdur.


B- “Din ve Laiklik”
başlıklı ünitede “... Atatürk’ün eğitim gördüğü okullar devrinin şartlarına göre ciddi anlamda dini bigiler veren okullardı...” (s. 117) denilerek yüce Atatürk’ün eğitim yaşamının dinsel eğitim veren okullarda geçtiği ileri sürülmektedir. Oysa Atatürk, bir hafta süreyle devam ettiği “Mahalle Eğitimi” haricinde dini bir eğitim almamıştır. Eğitim yaşamı laik eğitim kurumlarında geçmiştir. Atatürk sahip olduğu yüksek dini bilgiyi kendi özel çabasıyla elde etmiştir. Nitekim Cumhuriyet’in tesisinin ardından 1930’da şehir okullarından, 1933’te ise köy okullarından olmak üzere bütün eğitim kurumlarından din derslerini kaldırmıştır. Bu tutum, laik devletin eğitim okullarında din dersinin olmaması gerektiği yönündeki fikrinin bizzat laik Cumhuriyetin banisi olan yüce Atatürk tarafından da benimsendiği ve uygulamaya konulduğunun yalın kanıtlarından biri değil midir?


C- “İslam ve Bilm”
başlıklı ünitede “Din-Bilim İlişkisi” alt başlığı altında “Bilimsel gelişmelerin ortaya çıkmasında din önemli bir role sahiptir. Çünkü aklı kullanarak bilgiye ulaşmak dini bir görevdir... Bu sayede o, (insan) Allah’ın yüceliğini daha kolay kavrar.” (s. 124) denilmektedir. Bu cümlelerden ve devamındaki diğer cümlelerden anlaşıldığından göre saki din ile bilim arasında daima müsbet bir ilişki varmış gibi bir kanaat oluşturmaya çalışılmıştır. Oysa din ve bilim arasında tarihte müspet ilişkiler kadar menfi ilişkiler de söz konusudur. Pek çok bilim insanı ulaştıkları bilimsel sonuçlar ve keşifler dinsel doğmalarla uyuşmadığı için feci biçimde cezalandırılmıştır. Batıda engizisyon (ceza için kilise mahkemelerine verilen ad) mahkemelerinin bu hususta oynadığı rol herkesçe malumdur. Din ile bilim arasındaki menfi ilişkilerin İslam tarihinde de çarpıcı örnekler vardır. Pek çok müslüman filozof ve bilim adamı savundukları bilimsel görüşler nedeniyle din çevreleri tarafından kafir ilan edilmişler ve bir takım cezalarla karşılaşmışlardır. Nitekim, İslam’a aykırı denilerek Osmanlı imparatorluğu döneminde “rasathanelerin kapatıldığı” gerçeği ortadadır.


Yine yukarıya aldığımız örnek cümlede bilimsel etkinliğin amacının “Allah’ın yüceliğini kavramak” olarak açıklaması da son derece dikkat çekicidir. Bu ifadenin laiklik ilkesiyle ve laik eğitim anlayışıyla ne denli uyuştuğu hususunda yorum yapmaya kalkmak bile zaid olacaktır.


D- “İslam
ve Bilim” adlı ünitede “İslam Medeniyetinde Eğitim Kuralları” alt başlığı altında “Nizamiye Medreseleri” söz konusu edilmiş ve övülmüştür. (s. 129) Oysa bu kurum İslam dünyasındaki  Batıni hareketlerle mücadele için kurulmuştur. Özelikle de İsmaili Hasan Sabbah hareketiyle mücadele etmiştir. Sünni İslam anlayışının şiddetli propagandasının yapıldığı bu kurumdan övgüyle bahsedilmesi fakat amacının dile getirilmemiş olması bilimsel etik açısından kabulü imkan dahilinde bulunmayan bir husustur.


2. Mezhepler Üstü olma iddiası ve Alevilik İnancı Açısından Yapılan İnceleme
          

Lise 2. sınıf/10. sınıfkitabı da diğer sınıflara ait kitaplar gibi belli bir mezhebin esas alındığı ve şiddetli propogandasının yapıldığı bir içerikle hazırlanmıştır. Sünni İslam anlayışının ve özelikle Hanefi ekolün yön verdiği içerik diğer İslam anlayışlarını yadsıyıcı hüviyettedir.


örnekler

A- “Allah İnancı” başlıklı ünitenin “Temel İnanç Esasları” alt başlığı altında Sünni İslam’ın inanç ilkeleri ve terminolojisi esas alınmıştır. Sözgelimi Alevi ve Şii İslam anlayışlarının temel inanç ilkelerinden olan “Velayet/İmamet İnancı” yadsınmıştır. Yine aynı başlık altında Alevilerin ahiret inancıyla ilgili özgün yorumları görmezden gelinmiş ve reenkarnasyon inancından bahsedilmemiştir. (s. 23-31)


B- “İslam’da İbadetler”
adlı ünitede namaz, Ramazan orucu, zekat, hac ve kurban ibadetine yer verilmiş fakat Alevi İslam  inancının temel ibadet biçimi olan Cem ayini ve Muharrem orucu yer verilmemiştir. (s. 35-54) Ayrıca namaz, oruç ve kurban ibadetinde sadece Hanefi ekol esas alınmıştır. Sözgelimi kitabın 38. sayfasında yer alan bir panoda kurban ibadeti zorunlu/farz ibadeti olarak tanıtılmıştır. Oysa Şafii ekole göre bu ibadet farz değil sünnettir. Burada Hanefi ejolden yana davranılmış, şafii inan görmezden gelinmiştir.


C- “Haklar, Özgürlükler ve Din”
başlıklı üniteden “İnanç Özgürlüğü” konusu işlenirken kitaba kilise, camive havra resimleri konulmuş fakat Alevilerin ibadet yeri olan cem evi resmi konulmamıştır. (s. 93)


Aynı ünitenin “İbadet Hakkı” alt başlığı altında “... Bütün ibadethaneler (cami, mescit, kilise, havra, sinagog vb....) aynı saygıyı görürler....” (s. 94) denilmektedir. Görüldüğü gibi burada yine cem evlerinin de ibadethane olduğu gerçeği inkar edilmektedir.


D-
Kitapta görsel dökümanlar olarak kullanılan tüm resimler ve şemalar (cami resimleri,toplu halde namaz kılan cemaat resimleri, ibadetlerin şematik anlatımları vb.) Sünni İslam anlayışı çerçevesinde hazırlanmıştır.


11. Sınıf/Lise 3. Sınıf Ders Kitabı

1. Bilimsellik Açısından Yapılan İnceleme

11. sınıf/lise 3. sınıf ders kitaplarında da telkin edici/propagandist ve koşullandırıcı bir dil kullanarak ders bilimsellikten uzak ve tümüyle Sünni İslam inancının benimsetilmesi üzerine kurulmuştur. (Burada istisnai bir durum olarak “İnsan ve kaderi” adlı ünitede Mutezile mezhebinin etkisi görülmektedir. Mutezile mezhebinin terminolojisini kullanmaktan kaçındığı görülmekle birlikte mezhebin görüşleri farklı terimlerle ve metne zerkedilerek işlenmiştir.kader konusunda Sünni İslam anlayışının dışına gerçekten dikkat çekicidir. Burada müfredatın hazırlayıcılarının ve içeriği yazan görevlilerin kader konusundaki  şahsi tutumlarının rol oynadığını görüyoruz. Ancak yine de Sünni muturidi çerçeve korunmaya ve uzlaştırıcı bir dil kullanılmaya çalışılmıştır. S. 9-25)


Örnekler

A- “Hz.Muhammed’in Örnekliği” adlı ünitenin “Kültürümüzde Hz.Muhammed sevgisi” alt başlığı altında, “....Alevi Şairlerinden Hatai de şiirlerinde Hz.Peygamber’e olan derin sevgi, aşk ve saygısını..... gibi ifadelerle dile getirmiş...” (s. 52) denilirken Hatai adlı şairin kimliği karatılmıştır. Oysa, Şah hatai’ni Safevi Türk Devletinin kurucusu olan Şah İsmail Hatai olduğu belirtilmeliydi. Osmanlıcı tarih kitaplarında yer alan Safevi karşıtı ifadelrinin burada etkili olduğunu görmekteyiz. Bu tutum bilimsel addedilemez. Hatai’nin tarihsel ve siyasal kimliği niçin gizlenmektedir.


Oysa, “İslam ve Barış” adlı ünitede Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet’in, Saray Bosna Fermanı’ndan bahsolunmakta. Şah İsmail hatai konusunda sergilenen karartma, Fatih Sultan Mehmet’e uygulanmamaktadır. (s. 84)


B- “İslam Düşüncesinde Yorumlar”
başlıklı ünitede vahiy ve akıl karşılaştırılmakta, vahyin yanılmaz  olduğu oysa aklın yanılabileceği ileri sürülerek doğmatizm propagandası yapılmaktadır. (s. 59) Bu asla bilimsel bir yaklaşım değildir. Laik eğitim sistemine ve laiklik anlayışına tümüyle zıt bir ifadenin ders kitaplarında yer bulması, Din, Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin öğretim amaçlı ve eğitimi dıslayıcı özelliği ile uyuşmamakta, laik sistemin sosyalizasyonu temin amaçlı işlev görmesi gereken eğitim etkinliği hedefinden saptırılmaktadır.


Aynı ünitenin “İslam Düşüncesinde Yorum Farklılıklarının Sebepleri-Kültürel Sebepler” başlığı altında Alevi ve Şii İslam inancının en temel ilkelerinden biri olan “imamet inancı” İslam dışı bir etkene (Mecusuliğe ve Yahudiliğe) bağlanmaya çalışılarak bu itikadın gayri İslami olduğu yönünde izlenim uyandırılmak istenmektedir. Söz konusu cümlede şöyle denilmektedir.


“...Şiilerin önemle üzerinde durdukları İmamet İnancı, Fars Kültüründeki” yarı tanrı kral “anlayışının bir tezahürü olarak yorumlanmaktadır.” (s. 60) Bu ifadenin Hasan Onat’ın, MEB Ders Kitabından alıntılandığı görülmektedir. Bu cümle bilimsel değildir. İmamet İnancının Fars kültürüne bağlamak, nübüvveti/peygamberliği de Yahudi ve Sami Kültürüne bağlama anlayışını meşrulaştırmaz mı?


Aynı şekilde Sünni ve Şii İslam inancındaki hac ibadetinin Müşrik Arapların İslam öncesi Kabe ziyaretlerinin bir devamı olarak tavsif edilmesine zemin oluşturmaz mı?


Aynı ünitenin “Hanefilik” alt başlığında Ebu Hanife Numan bin sabit’in Tütk asıllı olduğundan bahsedilmekte fakat bu konudaki diğer iddiaya yer verilmektedir. Oysa Ebu Hanife’nin Fars asıllı olduğu da iddia edilmektedir. Ebu Hanife’nin Türk asıllı olduğu iddiasına vurgu yapılmak suretiyle Türk halkı nezdinde hanefelik lehine psikolojik bir atmosferin oluşması yahut mevcut atmosferin daha da güç kazanması mı amaçlanmaktadır? (s. 66)


Aynı ünitede Şiilik konusu işlenirken: “Hz.Ali’nin tanrı oduğunu söyleyecek kadar aşırı düşünce sahibi (Galiye) toplulukların görüşleri, Şia tarafından doğru bulunmaz.” (s. 63) denilerek Hz.Ali’nin tanrılığına veya tanrısal bir kimliğe sahip olduğuna inanan İslam toplulukalrı aşırı düşünce sahibi olmakla itham edilmektedir. Bu tavır, hem bilimsel değildir hem de din ve inanç özgürlüğüne aykırıdır. Bilindiği gibi kendilerine “Ehlihak” adını veren ve sayıları milyonlarla ifade edilen bir İslam topluluğu Hz.Ali’nin tanrı olduğuna inanmaktadır. Yine Alevi İslam anlayışında Hz.Ali’nin tanrı olduğu inancı kabul görmemekle birlikte tanrısal bir özelliğe sahip olduğuna inanılmaktadır. Yukarıya aldığımız cümle bu bakımdan isabetli bir cümle değildir.


Yine aynı ünitede Şia mezhebi tanıtılırken; “...Yaygın görüşe göre Şiilik, ilk defa Hz.Ali’nin oğlu Hz.Hüseyin’in Kerbela’da (61/680) şehit edilmesinden sonra ortaya çıkmıştır....” (s. 63) denilerek tarihen tartışmalı bir görüşe yer verilmiş fakat bu konudaki Şii yorum görmezden gelinmiştir. Şiiliğin, Ebu Bekir’in halife seçilme olayıyla başladığı, Hz.Ali’nin hilafetinin engellenmesiyle sürdüğü, Cemel ve Sıffın savaşlarıyla güç kazandığı gerçeği yadsınmıştır. Alevilik de Şiilik aynı tarihsel gelişim sürecine sahiptir. Bu historik gerçek de gizlenmiştir. Ayrıca Alevi ve Şii inancı tepkisel bir inanç olarak nitelenerek öğrencilerin gözünde itibar/prestij yetirmeleri için sosyal ve piskolojik bir zemin yaratılmaya çalışılmıştır. (s. 63)


C- “Atatürk ve Cumhuriyet Dönemi Din Hizmetleri”
başlıklı ünitede “Hutbelerin Türkçe Okunması” konusuna yer verilmiş ancak aynı dönemde yüce Atatürk tarafından uygulanmaya konulan “Türkçe Namaz” ve “Türkçe Ezan” çalışmalarına değinilmemiştir. (s. 90-91) Bu, bilimsel bir tutum değildir. Neden öğrencilerden “Türkçe Ezan” ve “Türkçe Namaz” çalışmaları gizlenmektedir? Yüce Atatürk’ün din konusundaki çalışmaları neden taraflı verilmektedir? Atatürk’ün tarihsel kimliği niçin çarpıtılmaktadır.


2- Mezhepler Üstü Olma İddiası ve Alevilik İnancı Açısında Yapılan İnceleme

11. sınıf/lise 3. sınıf kitabı da mezhepler üstü olam ve Aleviliği de içerme iddiasının uzağındadır. Aşağıya aldığımız örnekler bunun kanıtıdır.


Örnekler

A- “İslam’da ibadetin faydaları” başlığını taşıyan ünitede sadece Sünni İslam’ın ibadetlerine yer verilmiştir. Namaz, ramazan orucu, hac, zekat gibi ibadetlerin sadece Sünni-Hanefi yorumları esas alınmış, Şii İslam anlayışının bu ibadetler hakkındaki yorumları ve uygulamaları görmezden gelinmiştir. Hatta Sünni İslam anlayışının sadece Hanefi kolu dikkate alınmıştır. Diğer Sünni ekoller bile dışlanmıştır.


Bu ünitede Alevi İslam anlayışının ibadetleri inkar edilmiştir. Cem ibadeti, Muharrem orucu, semah vb. ritüellerin asli ibadet olmadığı zımnen ifade edilmiştir.


B- “İslam Düşüncesinde Yorumlar”
başlıklı ünitenin “Siyasi sebepler” alt başlığı altında Emevi halifesi Muaviye, “Hazret/Hz.” Biçiminde tavsif edilerek övülmüştür. (s. 60) Bu tavır, Alevileri ve Şiileri rencide eden bir tavırdır. Burada kitabın mezhepler üstü olduğu yönündeki iddianın ne denli gerçek dışı olduğu açığa çıkmaktadır.


Aynı ünitenin “İslam Düşüncesinde Yorumları Birleştiren Unsurlar” alt başlığı altında “Ahiret inancı” işlenirken Alevi İslam inancının bu konudaki görüşleri görmezden gelinmiştir. Bilindiği üzere Alevi İslam anlayışında reenkarnasyon inancı vardır. Ahiret inancıyla ilgili terimler (cennet, cehennem, haşr, kıyamet vb.)Alevi İslam inancında diğer İslam ekollerinden farklı bicimde yorumlanmaktadır. Bu farklılıklar inkar edilmiştir. (s. 72)


Aynı ünitede “Kur’an-ı Kerim” konusu işlenirken Kur’an’ın hiçbir değişikliğe uğranmadan günümüze kadar geldiği ve ona insan sözünün karışmadığı ifade edilirken, Kur’an’ın birtakım müdahalelere maruz kaldığı, içine insan sözünün de karıştığı yönündeki bilindik iddialar da görmezden gelinmiş ve bu iddialara olumsuzlamacı bir dille dahi değinilmemiştir. (s. 71)


C- “İslam Düşüncesinde Yorumlar”
adlı ünitede Alevi İslam düşüncesine yer verilmemiştir. Alevi İslam anlayışı “mistik” bir yaklaşım olarak değerlendirilip İslam düşünce dünyasının yorumlarından biri olma hüviyetinin dışına itilmiştir. Böylece Alevi İslam düşüncesi ve anlayışının öğrencilerin gözünde itibar/prestij yitirmesine zemin hazırlanmıştır. (s. 58-72)


Aynı ünitede İslam kaynaklı “Yezidilik”, “Dürzilik” gibi akımlara da hiç değinilmemiştir. Oysa bugün ülkemizde on binlerce Yezidi bulunmaktadır. Yezidi öğrenciler de Sünni İslam anlayışına göre hazırlanmış olan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerini almak zorunda bırakılmaktadır. Yine İslam dünyasında (Lüban, Suriye, İsrail, Ürdün) yüz binlerce Dürzi müslüman bulunmaktadır. Bu müslümanlar ve onların İslam anlayışı da öğrencilerden gizlenmektedir. (s. 58-72)


D- “İslam ve Estetik”
adlı ünitede Kültürümüzdeki Dini Motifli Unsurlar isimli bir panoya yer verilmiş olup bu panoda cami sözcüğü yer bulmuşken cem evi yer bulamamış, namaz sözcüğü yer bulmuşken cem ayini yer bulamamıştır. (s. 104) Bu da inkarcı tavrın en somut örneklerinden biri olarak kitaba geçmiştir.


Kitap:
 Alevi ibadetlerinin islam’daki yeri 
Yazar: Mustafa Cemil Kılıç
Dizgi ve Düzenleme: Veysel Çoşkun

Ekleyen: Seyyid Hakkı

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı Ek ve Seyyid Hakkı Can. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...