Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

10. Imam Ali-ül Naki'nin Hayatı



10. Imam Ali-ül Naki'nin Hayatı

Babası: Imam Muhammed Taki
Annesi: Semanet

Lakabı: Murteza Emin, Askeri Necip
Künyesi: Ebu-l Hasan

Yüzüğünün yazısı: Ahıtları korumak Allah huylarındandır

Doğum yeri ve tarihi: Medine, M: 09 Eylül 829
Şehadet yeri ve tarihi: Samarra, M: 29 Haziran 868
Kabrinin bulunduğu yer: Samarra (Irak)
Yaşı: 39

Katili: Mütevekkil

Imamet süresi: 33 yıl

Zamanındaki halifeler: Muta'sım Vasık, Mütevekkil, Muntasır

 
Imam Muhammed Taki’nin şehadetinden sonra Ehl-i Beyt halkı ittifakla, Ali-ül Naki’nin, imametini kabul etmişlerdi. Imam Ali-ül Naki’nin imametini kabul edenler, ona uyanlar, onu Resulullah'ın oğlu ve varisi tanıyıp hakkında saygı gösterenler, Medine Valisi Abdullah bin Muhammed-i Haşimi’nin, dikkatini çekmişti. Medine Valisi, hilafet merkezince hatırının biraz daha sayılması, değerinin daha artması, dileklerinin öncelikle kabul edilmesi düşünceleriyle, durumu Halife Mütevekkil'e bildirmiş ve yazdığı yazıda; Mekke'yle Medine sana gerekse, Ali'yi burdan aldır demişti.

Medine Valisinin yazısı üzerine Halife Mütevekkil; Yahya bin Herseme'yi, Imam Ali-ül Naki’den habersiz evini basmak, evinde neler olduğunu anlamak üzere, kimseye duyurmadan Medine'ye gönderdi. Yahya bin Herseme, Medine'ye varır varmaz geceleyin adamlarıyla Imam Ali-ül Naki’nin evini bastı. Çoluk-çocuk korkup feryada başlayınca Yahya bin Herseme; Korkulacak birşey olmadığını, yalnız aldığı emre göre bir arama yapacağını söyleyip ev halkını yatıştırdı. Imam Ali-ül Naki’nin de yardımıyla evi aradı ve evde Kur’an nüshalarından, dua kitaplarından başka bir şey bulamadı. Yahya bin Herseme, işi bir mektupla halifeye bildirdi. 

Mütevekkil, Imam Ali-ül Naki’yi devamlı göz altında bulundurmak için, Irak'a çağırdı. Halife Mütevekkil, Imam Ali-ül Naki’ye gönderdiği mektupta; Ali oğulları'nın, Abbas oğulları'yla yakınlıklarından söz ediyor, kendilerine karşı daima saygı duyduğunu bildiriyor, gelirse pek memnun olacağını, Medine Valisini kötü ve yalan haber vermesi yüzünden azlettiğini, yerine Muhammed bin Fazlı tayin ettiğini haber veriyor, gelmeleri için istiharede bulunmalarını, karar verirlerse Yahya bin Hersem'e ile yola çıkmalarını rica ediyordu.

 

Imam Ali-ül Naki, görünüşte pek saygılı olan bu mektuptaki isteğe uymazsa, zorla götürüleceğini anlamışdı. Yol hazırlıklarını tamamlayıp, aynı yılda çoluk-çocuğuyla Irak'a hareket etti.

 

Yahya bin Herseme: Bağdat'a vardığımız zaman, önce Vali Ishak bin Ibrahim'in yanına gittim. Bana; “Yahya” dedi. “Sen Mütevekkili tanırsın. Bu getirdiğin kişi Peygamberin oğludur. Mütevekkili, onu öldürtmeye kışkırtırsan bil ki düşmanın, Resulullah olacaktır.” Ben; “Vallahi O'ndan iyilikten başka bir şey görmedim; böyle bir şeyi yapmama imkan yok.” derken Samıraya gittim, mahiyetinde bulunduğum Türk kumandanı Vasif'in yanına vardım. O da bana hemen hemen aynı sözleri söyledi, onu da yatıştırdım; fakat ikisininde aynı fikirde oluşları beni şaşırttı. Imam Ali-ül Naki’yi Bağdat'ta büyük bir törenle karşıladılar; fakat kendisini konaklamak için bir yer hazırlanmamıştı. Imam'ı Samırada “Yoksullar hanı” denen bir hana indirdiler.

 

Bu Imam'a gösterilen ilk saygısızlıktı ve adeta da ilk ihtardı. Sonradan kendisine hazırlanan yere yerleştirildiler. Bir zaman sonra Mütevekkil'in, Imam'ı ziyarete gitmesi gerekirken, bir adam gönderip görüşmek istediğini bildirdi. Imam, Mütevekkil'in sarayına gitti.

 

Halifenin yanında bulunanlardan biri, halifenin gözüne girmek için, imama; “Ne vakte dek bu ikiyüzlülüğü devam edeceksiniz?” demek cüretinde bulundu. Imam Ali-ül Naki; “Bu söylediğin söz yalansa Allah seni kökünden kessin” buyurdu. Imam'ın sözü tamamlanır tamamlanmaz o adam, olduğu yere yıkıldı; ölüp gitti. Bu da “Ehl-i Beyt” düşmanlarına Imam'ın ilk ihtarıydı; dilden dile günlerce söylenip durdu.

 

Imam Ali-ül Naki, Samıra'da kendisine ayrılan evde ibadetle meşgul oluyor, ziyaretine gelenlerin, sorularını cevaplandırıyor, Mütevekkil'le pek görüşmüyordu. Halife Mütevekkil, şaraba, zevke pek düşkündü. Mütevekkil, Imam Ali-ül Naki’yi meclisinde kendisine arkadaş etmeyi, bunu halka duyurup kadrini, haşa küçültmeyi kurmuştu.

 

Bir gece yarısı, sarhoşken Imam'ı sarayına çağırttı. Imam gelince, kendisini ağırladı, yanına oturttu; kadehi doldurup imama sundu. İmam sunulan kadehi almadı ve içmedi. Bu hareket karşısında, meclistekiler, donup kaldılar. Mütevekkil şarap kadehini dikip küstahça; Öyleyse; Bir şiir oku. Imam; Şiir de yeteneğim az buyurdu. Mütevekkil aşırı ısrarda bulununca şu beyitleri okudu:

 

Insanlar, korunmak için dağ tepelerine tırmandılar;

Yiğit kişilerdi ama o tepeler fayda etmedi onlara, yenildiler.

 

Yüceldiler, sonra düşürüldüler; çukurlara yerleştiler;

Ne de kötü yerlerdi onlara, yerleştikleri yerler.

 

Gömülüp gittiler; sonra da bir feryad eden ardlarından bağırdı;

Nerde bilezikler, nerde taht-taç, nerde süsler-püsler?

 

Ne oldu o naz-ü naimle beslenen, bezenen yüzler;

Hani vaktiyle nazlarla, nimetlerle perdelenirdi o yüzler?

 

Kabir, bu soruya açık-seçik cevap veriyor da diyor ki;

Şimdi o yüzlerde kurtlar oynaşmada, kurtlara yem olmuş o yüzler.

 

Nice zamandır, yediler-içtiler, geçindiler;

Şimdi ise dünya onları yer-içer.

 

Nice zaman evlerde barındılar; oturup esenleştiler;

Şimdi ise evlerinden de ayrıldılar; ehilden-ayalden de; geçip gittiler.

 

Bunca zaman hazineler yığdılar, mallar biriktirdiler;

Derken mallarını-mülklerini düşmanlarına dağıttılar, bittiler.

 

Evleri bomboş, içindekiler ise; Mezarlarında yatıyorlar; göçtüler, göçtüler.

 

Mütevekkil bu şiiri dinleyince, sarhoşlukla şarap kadehini yere fırlatıp şiddetle ağlamaya koyuldu; meclistekiler de ağlamaya koyuldular. Zevk meclisi, yas toplantısına dönmüştü. Mütevvekil, Imam Ali-ül Naki’den özür diledi; Imam'da kalkıp meclisi terketti.

 

Halife Mütevekkil bir gün yandaşlarıyla bir yere gidiyordu; Imam Ali-ül Naki’de bu alaya katılmıştı. Halifenin aklına esti; Ordu kumutanları da dahil olmak üzere, herkesin yaya gitmesini emretti.

 

Bu emir, Imam'ı da yaya yürütmek, herkese onun da emrine uyduğunu göstermek içindi. Herkes bineğinden indi, Imam da indi. Hava pek sıcaktı; Imam yürürken terliyor, zahmet çekiyorlardu.

 

Halife Mütevekkil'in kapıcısı Zerafe'nin, Imam Ali-ül Naki’ye inancı vardı, fakat bunu gizliyordu. Zerafe; Koşup yanlarına gittim; “Seyyidim, bu azgınların yaptıklarına çok üzülüyorum” dedim ve ellerini tuttum. Imam Ali-ül Naki bana dayanıp ya Zerafe dedi; “Allah katında, Salih'in devesi benden üstün değil.”  Alay dağıldıktan sonra Imam'ı bir bineğe bindirip evine götürdüm, ben de evime gittim. Yemek zamanıydı yemeğimizi yerken Imam Ali-ül Naki’nin sözlerini oğluma naklettim. Oğlum Müeddeb, bu sözü duyunca, elini yemekten çekti ve Allah için şöyle dedi: Bu sözü duydun mu?

 

Zerafe, Vallahi duydum, böyle söyledi. Oğlum Müeddeb: Öyleyse dedi; Mütevekkil'in üç günlük ömrü kaldı, üç gün sonra helak olacak; bir olay çıkmadan malını-mülkünü korumaya bak.

 

Zerafe; Nerden bildin bunu.

 

Oğlu Müeddeb: Kur’an okumadın mı? dedi; Kur’an-ı Kerim’de devenin öldürülmesi, anlatıldıktan sonra; “Yurtlarınızda üç gün oturun; bu bir vaaddir ki yalanlanamaz” (Hud 65. Ayet). Imam Ali-ül Naki’nin sözleri mutlaka yerine gelecektir.

 

Zerafe: Gerçekten de bu sözü söylediğinden üçgün sonra Muntasar ayaklandı. Türk kumandanı Boğa ve kumandan Vasif Türk askerleriyle, Halife Mütevekkil'in sarayına hücum ettiler; kendisini paramparça edip yere serdiler. Imam Ali-ül Naki’ye; “Oğlumun sözünü” söyledim; Imam; “Doğru demiş” ve “Daralınca, atalarımızdan bize miras kalan kalelerin, silahların, kalkanların en sağlamı bulunan; zulme uğrayanın, zulmedene okuyacağı duayı okudum” buyurmuşdu.

 

Imam Muhammed Taki, Abbas oğulları'ndan El-Mutasım zamanında şehadete ermişdi. Imam Ali-ül Naki, Mutasım, Vasık, Mütevekkil, Muntasar, Mustain ve Mutezzin halifelikleri devrinde yaşamıştır.

 

Emevi halifeleri açıktan açığa dinin aleyhinde bulunmaktan çekinmiyorlardı. Onlar da yalan hadis uyduranları koruyorlar, onlar da icab edince dini bir sıfata bürünüyorlardı; fakat zamanlarında; Felsefe, Kelam, kutsal bilgileri tam anlamıyla olgunlaşmamışlardı; çeşitli fırkalar, henüz ilmi tartışmalara girişmemişlerdi.

 

Ümeyye oğulları iktidarı; Haşimi-Emevi rekabetini, Arap milliyetçiliği siyasetine çevirmişlerdi. Insanları yaratılış bakımından eşit sayan, inananları kardeş kabul eden; ırk, milliyet, renk, dil,  ayırımını kaldıran, yaşayışta, mal ve ganimet bölümünde, hukukta, tam bir eşitlik esasına dayanan islam iktidarı; onların zamanında bir Arap saltanatı, bir hanadanlar iktidarı haline gelmiş, halk; şerefliler, horlananlar, yaşayanlar ve sürünenler sınıflarına ayrılmıştı.

 

Siyaset hayatına Ehl-i Beyt’in intikamını almak üzere atılan Abbas oğulları'na; Hor görülen toplum, Arap olmayanlar yardımcı olmuştu. Bu yüzden Abbas oğulları ilk zamanlarında, Arap milliyetçiliğinin tam aleyhinde hareket etmişlerdi. Abbas oğulları, Haşimiler'dendi; fakat en büyük rakipleri, Haşimilerden Ali evladı’ydı. Ümeyye oğulları'nın yıkımıyla, Ali evladı’nın kıyamı bitmemişti . Halkın ezici çoğunluğu, onlara bağlıydı; Abbas oğulları taraftarları, usülü seçilmiş ve tesbit edilmiş bir mezhebe sahip değillerdi.

 

Bu yüzden Abbas oğulları, bazı kere Ali evladı’na taraftar görünmek, bazı kere çeşitli düzenlerle onların en üstün temsilcilerini yok etmek, bazı kere Ehli Beyt yandaşları aleyhindeki mezheplere sarılmak yolunu tutmuşlardı. Imam Cafer-i Sadık’a karşı Halife Mansurun, Imam Musa-i Kazım’a karşı Halife Harun-ül Reşidin hareketleri bu yoldaydı.

 

Kendilerini Resulullah'ın halifeleri sayan, Müminler emiri tanıyan, zavallı halkı da buna inandırmaya zorlayan, inanmayanların seslerini, nefeslerini yok eden, Ul-ül-emr (Emre uymak) sıfatına bürünüp, kendilerine baş kaldıranların başlarını ezen, bunu ilahi bir emir tanıtan Abbas oğulları; Zulümde, baskıda, hakarette Ümeyye oğulları'nı kat kat geçmişlerdi.

 

Ümeyye oğulları, bir tek yolun yolcusuydular; o da Ehl-i Beyt düşmanlığı. Abbas oğulları ise zamana göre yol değiştiriyorlardı. Bu devirlerde halk sürünüyordu; yiyecek bulamayan insanlar ölü eti yemekten çekinmeyecek bir haldeydiler; fakat sarayda sefa sürüyordu. Bu sefa, halktan gelen zekatlarla, ganimetlerle sürdürüyorlardı.

 

Bu ortamda bir tarafta; Basrada ve diğer bazı yerlerde ayaklanmalar, isyanlar, boğuşma, zulüm, ölüm, zindanlarda açlıkla-susuzlukla öldürülenler ve sürünen, aç kalan, midesini kemiren insanlar bulunmaktaydı. Diğer tarafta; Müminler emiri adına hutbeler “emre uymak” itaat fetvaları ve halife. Bunların hepsi vardı; fakat asıl Islam; Islam'ın saf, temiz, tarafsız, eşit adaleti yok olup gitmişti; hatta tarih sayfalarından bile yok edilmek isteniyordu.

 

Abbas oğulları'nın sekizinci halifesi olan ve 8 yıl hilafet süren Harun oğlu Mutasım Ibrahim Muhammed, Hicri 227. yılında ölmüş, yerine oğlu El-Vasık Harun geçmişti. Ölümünde sekizbin altını, oniki milyon dirhemi, sekiz oğlu ve sekiz kızı kalan Mutasım'ın zamanında bazı isyanlar olmuş, aleyhine kıyam eden kardeşinin oğlu Abbas, onun hapsinde can vermişti. Mutasım korkunç, kan dökücü bir adamdı.

 

Mutasımın yerine geçen oğlu Vasık da 5 yıl hilafet tahtında oturduktan sonra Hicri 232. yılında öldü ve yerine kardeşi Mutasımın oğlu El-Mütevekkil Cafer geçti. Bu kişi, tam bir zevke düşkün, şehvete tutsak, tutumsuz ve sadist bir çılgındı. Yaptırmış olduğu saraylarına milyonlarca dirhem harcanmıştı.

 

Kardeşi Vasıkın ölümünden sonra onun yerine geçen ve o anda zindanda olan Mütevekkil, hilafet makamına oturur oturmaz ilk işi; kendisini bu makama getiren Vezir Abdülmelik'i öldürtmek olmuştu. Mütevekkil'in hareketleri, içki meclislerinde yanında sakladığı akrepleri koyuvermek, hususi bir yerde beslettiği Arslanları, Kaplanları, meclise saldırtmak, meclistekilerin korkup kaçışmalarından zevk alıp kahkahalarla gülmek adetlerinden biriydi.

 

Halife Mütevekkil, hatta bir kere Imam Ali-ül Naki’yi de, bu hayvanların bulunduğu yere göndermiş; fakat hayvanlar, Imam'ın çevresinde diz çöküp hayran hayran mübarek yüzüne bakmaya başlayınca hemen Imam'ı oradan çıkartmış ve bunu görenlere; Kimseye söylemeyeceklerini şiddetle tenbih etmişti.

 

Halife Mütevekkil Hicri 247. yılında, kendilerine kötü muamelede bulunduğu Türk kumandanı Küçük Boğa ve Vasif tarafından gece yarısında paramparça edilerek öldürüldü.

 

Mütevekkil'in yerine geçen oğlu El-Muntasar, bir yıl sonra Türkler tarafından hilafetten düşürüldü ve zehirletilerek öldürüldü. Hicri 248. yılında onun yerine geçen Mustaan bin Mutasım, Hicri 252.yılında Samırada hapsedildi ve 31 yaşında Mütevekkil'in oğlu Mutezz tarafından öldürüldü;

 

fakat hilafet makamı Mutezz'e de vefa etmedi; o da hacibi Vasif oğlu Salih tarafından hamamda hapsedildi ve ağzına tuz doldurulup susuzlukla öldürüldü. Öldürüldüğünde 23 yaşındaydı. Bütün bu olaylar yaşanırken Imam Ali-ül Naki, son zamanına kadar kendisine başvuran iman ve irfan susuzlarını aydınlatmış, hiç birisinin sorusunu cevapsız bırakmamışdır.

 

Hakk'a yürümeden önce, Imam Ali-ül Naki’nin yakınlarından biri olan Ebu Duame kendisine ziyarete gelmiş, gideceği sırada Imam ona; “Sizin, bizim boynumuzda hakkınız var; bir hadis rivayet edip o hakkı ödememi, seni sevindirmemi ister misin?” buyurmuşdu. Karşısındaki kişiden bu soruya; Böyle bir hadis duymayı ne kadar da isterim cevabını alınca, Imam Ali-ül Naki: Babam Muhammed bin Ali, babas'ı Ali-ül Rıza’dan, O babası Musa bin Cafer´den, O babası Cafer-i Sadık’tan, O babası Muhammed Bakır’dan, O babası Ali bin Hüseyin´den, O babası Ali bin Ebu Talib´den, rivayet etmiştir; Resulullah bana; “Yaz” buyurdu. Hz.Ali; “Ne yazayım ya Resulullah” dedim. Hz.Resulullah;”Yaz” buyurdu ve dediki; “Rahman ve Rahim olan Allah adıyla. Iman kalbleri pekiştiren, yapılan işleri, ibadetleri, gerçekleştiren şeydir; islamsa, dille söylenen ve nikahı, evlenmeyi helal eden şey.”

 

Imam Ali-ül Naki: “Bu hadis Resulullah'tan Atam Ali'ye yazdırdığı hadistir ve biz o yazılı hadisi birbirimize armağan olarak bıraka gelmişizdir.”

 

Imam Ali-ül Naki, Miladi 29 Haziran 868 yılında zehirlettirilerek şehit edilmiştir. Iktidardaki Halife Mutemid tarafından zehirlettirildiği meşhur rivayettir. Diğer bir rivayette; İmamı, Mutezzin zehirlettirdiği, yahut onun emriyle halife Mutemid tarafından, zehirlettirildiği söylenmektedir. Kendisinden sonra imamet, oğlu Imam Hasan-ül Askeri’ye geçmiştir.

 

Özelliklerinin bir kısmı

Imam Ali-ül Naki birçok eser bırakmıştır. Bunlar üç kitap halinde toplanmıştır.

1. Cebir ve tevfiz ehline yazdığı risale,

2. Kadılar kadısı Yahya'nın sorularına vermiş olduğu cevaplar,

3. Dini ve şeri hükümlere dair sözleri.

Bu kitaplar bugün de rahatça istifade edilebilen büyük eserlerdir. Her biri çok kıymetli nasihatlar ihtiva eden ve insanlığa ışık tutan bu sözlerden bazıları:

» Asıl yoksulluk, nefs kötülüğüdür; şiddetli bir ümitsizliktir.

» Bir insanın biri hakkında kötü zanda bulunması; onda bir kötülük olduğunu gerçek olarak bilmedikçe, haramdır. Aynı şekilde bir kimsenin hayırlı olduğunu gerçek olarak bilmedikçe; onun hakkında hayırlı olduğu kanaatine varmak da, aynı şekilde doğru değildir.

» Dünya bir pazar yeri gibidir. Bir kısım insanlar o pazarda kâr ederlerken, bir kısım insanlar da ziyana uğrarlar.

» Ilim ve hikmet; tabîatı bozuk kişilerin gönüllerinde durmaz. Hayır yapan bir kişi, hayırdan daha hayırlıdır. Güzel sözü söyleyen, güzelden daha güzeldir. Alim olan ilimden daha üstündür. Şer işleyen ise şerden de daha kötüdür.

» Nefsi kendisine ihanet eden kişinin şerrinden emin ol.

 

Imam Ali-ül Naki’den manalı sözler  

Imam Ali Naki birçok eser bırakmıştır. Bunlar üç kitap halinde toplanmıştır. 

1. Cebir ve tevfiz ehline yazdığı risale,   

2. Kadılar kadısı Yahyanın sorularına vermiş olduğu cevaplar,  

3. Dini ve şeri hükümlere dair sözleri. Bu kitaplar bugün de rahatça istifade edilebilen büyük eserlerdir. Her biri çok kıymetli nasihatlar ihtiva eden ve insanlığa ışık tutan bu sözlerden bazıları:

» Asıl yoksulluk, nefs kötülüğüdür; şiddetli bir ümitsizliktir. 

» Bir insanın biri hakkında kötü zanda bulunması; onda bir kötülük olduğunu gerçek olarak bilmedikçe, haramdır. Aynı şekilde bir kimsenin hayırlı olduğunu gerçek olarak bilmedikçe; onun hakkında hayırlı olduğu kanaatine varmak da, aynı şekilde doğru değildir. 

» Dünya bir pazar yeri gibidir. Bir kısım insanlar o pazarda kar ederlerken, bir kısım insanlar da ziyana uğrarlar.  

» Ilim ve hikmet; tabiatı bozuk kişilerin gönüllerinde durmaz. Hayır yapan bir kişi, hayırdan daha hayırlıdır. Güzel sözü söyleyen, güzelden daha güzeldir. Alim olan ilimden daha üstündür. Şer işleyen ise şerden de daha kötüdür.

» Nefsi kendisine ihanet eden kişinin şerrinden emin ol. 
=Seyyid Hakkı=


ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı Ek ve Seyyid Hakkı Can. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...