Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

Iyi insan olmanın yolu, „Güzel Ahlak“tan geçer


Iyi insan olmanın yolu, „Güzel Ahlak“tan geçer
Bir zamanlar doğru ile yanlışı, helal ile haramı, saygı ile saygısızlığı, terbiye ile terbiyesizliği, inaçlı ile inançsızı, büyük ile küçüğü, vesayre bu kavramları birbirinden ayırmak mümkün idi. Ama gelinen noktada akla karayı birbirinden ayırmak pek de zor. Kuzu postuna bürünmüş birer kurt olmuş insanlar. Kimin kuzu kimin kurt olduğu belli değil. Allah’tan bu iki yüzlüler, bir o kadar da sabırsızdırlar ki, kendi kendilerini erken ele veriyorlar. Böylece zarar azamiye inmiş oluyor.  

Günümüzde ki mantık, günlük, yüzeysel yaşam mantığı olduğu için geleceğe, yatırım yapma gereği duyulmamaktadır. Gençler “dünyamızın geleceğidir”ler anlayışı ikinci plana, bireysel-kişisel menfaatlar ise birinci sıraya oturmuştur. Bence, bunun nedeni; insanlar yanlızlık içine düşmüş olmaları, sorunların yığunluğu, sürekli koşturmaca bir yaşam şartlariyle karşı karşıya kalmalarındandır. Eskide oduğu gibi; Muhabetlerden, öğüt nasihatlardan, büyüğün tecrübesinden faydalanmak yok denilecek kadar eser kalmamıştır. İnsanlık alemine, doğaya, diğer canlı varlıklara karşı var olan sorumluluklar gerktiği gibi yerine getirilmektedir. Buda suni yani yapmacık, yüzeysel bir yaşam anlayışı hakim olma durumundadır.  

Diğer tarafta sevindirici olan ise; Çoğu insanların bu gidişten rahatsız olduklarını ve bu gidişe dur demek için bireysel de olsa mükembel bir çaba vardır. Zalim ile mazlum, zengin ile fakir, cahil ile alim, kamil ile ham insan arasındaki denge seviyesini koruduğu veya buna yakın olduğu müdetçe bizlerin umutsuzluğa kalpılmamız doğru olmaz tam tersine geleceğe umutla bakmak zorundayız. Bu umudun yaşaya bilmesi için gerktiğinden de fazla çaba harçamalıyız. Buda insanca yaşamak isteyen her bireyin, yerine getirmesi gereken sorumluluğudur. 

Bir örnek vermek gerekirse
“Tarihin birinde sabahleyin deniz sahiline giderken, açayıp bir çöp yığınıyla karşılaşırtım ve bu manzara ister istemez beni rahatsız ediyordu. Benim gibi o sahilde: güneşlenmeye, yüzmeye, dinlenmeye gelen, kümeler halinde oturmuş güzel muhabetli insanlar vardı. Avrupa’da çöpü çöp kutusuna atma anlayışı bilinç altına yerleşmiş ya veya bunu kurallar gereği yerine getirdiğim için, ve zamanla temiz çevre bilinci de eklenince, bu anlayışı her gittiğim yerde uygularım. Uzatmayayım mevzuyu. Çöpleri toplayıp elimdeki poşete koyarken orda bulunan bazı beyler: Kardeşim bu ülkeyi senmi çöpten kurtaraçaksın? Sorusuna cevaben: Insanların çoğu sizin gibi düşünmezse burası çöpalanına dönüşmez dedim. Ve o bey de bana hadi sana kolay gelsin dedi. Bir kaç gün sonra baktım ki, bir çok yaşlı beylerin elinde poşet çöp topluyorlar ve bir yandan da ne çahil milletiz, bu güzelliğin kıymetini bilmiyoruz, bu mantıkla Avrupa birliğine girmek istiyoruz. Tabii ki bizi içlerine almazlar, böylesine bir söyleyişler ve tepkilerde oldu.” Şunu demek istiyorum; Aslında herkes işin bilincinde ama “bananecilik” anlayışı yapacağını yapıyor. 

Duruş- kişilik
Eğer bizler örnek olmak istiyorsak, temiz dünya, temiz insan anlayışını yaşatmak istiyorsak bazende bedel ödemek zorundayız. Tıpkı Imam Hüseyin gibi, Halac-ı Mansur gibi, Pir Sultan ve Nesimiler gibi. Eğer Imam Hüseyin Kerbela’da insanlık onuru için Ehli Beyt’i ile o bedeli ödememiş olsalardı bizler bu mantığa, fikire sahip olamazdık. Bizi bu matığa bu duruşa sahip eden Muhammed Ali felsefesidir, onların ahlak anlayışıdır.  

Her birimiz birer Pir Sultan, Halac-ı Mansur, Şah Ismail Hatayi olamazmıyız? Elbette olabiliriz. Ancak onlar gibi, duruşlu olursak oluruz. Bir tek Alevilik’te şahit olduğumuz ”Dört kapı kırk makam” ahlak kuralları’na göre yaşarsak birer Pir Sultan olabiliriz. Her yaptığımız iş; Herkes tarafından beyenilir, takdir görür anlayışı da gerçek dışıdır. Elbette ki, birilerin hoşuna gitmeyebilir, iş olsun, laf olsun diye karşı çıkabilirler, bağırır çağırırlar ama onlar bile yaptığımızın doğru olduğunu eninde sonunda kabul edeçeklerdir. Çünkü onlarla aynı geminin içindeyiz. Bu gemi batarsa onlarda öleceklerini çok iyi biliyorlar.  

Saygılı olmak
Insanlar; kendine laik gördüğü veya görmediği tarzda yaşama hakkına elbetteki sahiptirler. Yaşamanın da kuralları vardır. Nedir bu kurallar? Kişinin kendine karşı sorumluluğu vardır, topluma karşı sorumluluğu vardır, devlete karşı sorumluluğu vardır, çevreye karşı sorumluluğu vardır, doğaya ve doğada ki cümle canlı veya cansız nesnelere karşı sorumluluğu kuralları vardır. Siz kendi şahsınıza ait olan bir şeyi istediğiniz şekilde kullana bilirsiniz ama topluma, yani bir başkasına ait olan bir şeyle istediğiniz gibi davranamazsınız. Benim, bizim, bizlerin buda şu demektir: Aile, toplum ve devlet. Kişi evlenir aile olur, aile oluşur toplum olur, toplum oluşur devlet olur. “Yorganına göre ayağını uzat” Ata sözünden yola çıkacak olursak: Hak ve Hukuk anlayşına sadık kalmak lazım. Herkes sınırını, hududunu bilsin ki, kişinin kendi düzeni, aile düzeni, toplum düzeni ve dünya düzeni bozulmasın. 

Emeğe saygı
Yukarda da söylediğim gibi, akla karayı ayırmak hakkatten zor. Bu deyim, emek içinde geçerlidir. Her yazılan cizilen, bir emekmidir? Veya bizim emek anlayışımız nedir? emek deyince neyi anlıyoruz? İşte bunun gibi bir çok soru işaretleri ile karşı karşıya kalmaktayız. Artık çok dikatli ve titiz olmak gerekir ki, kimsenin hakkına tecavüz etmeyelim ve kimsenin hakkını da yemeliyem. Benim emek anlayışım; Yapılan bir çalışmada, beyin yormak, bilek yormak, zaman harcamak, araştırmak, incelemek, fikir alış verişinde bulunmak gibi uğraşlar vardır. Bu çalışmanın sonunda topluma yönelik bir yardımlaşma, paylaşma, dayanışma varsa, bu çalışma içerisinde yanlışlıklar veya eksikliklerin olmasına rağmen o emeğe sayğı duymak gerekir. Iyi niyetlen o çalışmayı destekleyip yanlış ve eksiksiz hale getirmek olmalıdır. Yoksa, gırgır olsun, çeşit olsun, laf olsun torba dolsun anlayışı gibi uğraşların emekle bağdaşmadığı için sayğı duymanın yanlış olduğuna inanıyorum. Zıdına yanlışı desteklemek, inadına yanlışa gitmek, olgun insan zekasıyla bağdaşmaz. 

Iyi bir ahlak sahibi olmak
Insana, emeğe, doğaya, canlı varlıklara, vs. saygılı olmak için iyi bir ahlaka sahip olmak gerekir.  

Yukarda belirtilen tüm bu ilkelere sahip olabilmek için yani iyi insan olma sıfatlarından biride iyi ve güzel bir ahlaka sahip olmaktır. Çünkü, güzel ahlak insanın, iyi insan olduğunu belirleyen o güzel sıfatlardan biridir. Dolaysiyle insan olmanın yolu güzel ahlaktan geçer. 

 Hz.Muhammed Mustafa buyurur ki: “Güzel ahlak dostluğu sağlamlaştırır. Güler yüzlülük, kini giderir. En iyileriniz halkla kolayca ısınabilen güzel ahlak sahibi olan kimselerdir” der. 

Hz.Muhammed’in bu güzel tarifinden yola çıkarak, insanların birbirleriyle kolayca anlaşabilmesi/kaynaşabilmesi için, güzel ahlakın hangi özeliklerine sahip olmalıyız: Gönül genişliği, tahamüllü olmak, affetmek, bağışlayıcı olmak, güler yüzlü olmak, insaflı olmak,  merhametli olmak, yardım sever olmak, paylaşımcı olmak, iyi geçinmek, başkalarına yük olmamak, haddini bilmek, kırıcı olmamak, insan hakkına saygılı olmak, muhabbetli olmak, fırsatçı olmamak, dil-din-ırk ayrımı yapmamak, vs.  

Gönül genişliği, bakış açımızın geniş ve gerekli kapasiteye sahip olması. Insanlardan bazıları çok sabırsız, bazı şeylerden rahatsız olduklarında yani bir eziyet, bir zarar gördüklerinde, baskı, sıkıntı altında kaldıklarında, bekletilerinin yerine gelmediği zamanlar, sinirlenirler, öfkelenirler ve kabalaşırlar. Işte sabırlı, geniş, dayanaklı olan bir kimse, insanlarla geçine bilir. 

Tahammül ve dayanak bizzat kendisi, insan için taraftar ve destek meydana getirir. Dolayısiyle, sinirlenmemek, dayanıklık göstermek, kızmamak, bu kapasiteye sahip olmanın ürünüdür. 

Toplum içinde söz sahibi olmak, toplum kazanmanın, dost kazanmanın yolu güler yüzlü ve samimiyetten geçer. Dost kaybetmenin sebeplerinden biri işte asık suratlı ve kaba hareketlerdendir. Bazen de insan, birtakım beklentilerle arkadaşını, dostunu zor durumda bırakıp sıkıntıya sokabilir. Bunların yaşanmaması için akıl ve mantık içinde hareket edip haddimizi aşmadan insanlarla olabileçek veya yapılabilecek durumları göz önünde tutup hareket etmeliyiz. Gereğinden fazla samimi ve içli dışlı olmuş, ve birbirinin tüm sırlarından haberdar olurlar. Daha sonraları aralarında bir sorun çıktığı zaman, bildikleri o sırları birbirlerinin aleyhine koz olarak kullanırlar. Ve telafisi zor olan zararlar verilmiş olur ve dolayısiyle dostluk ve samimiyetlerin yerini düşmanlıklar alır. Bunların olmaması için; Sevgi ve saygının nınırlarını belli etmeli ki, arkadaşlık bağları daha da pekişsin. 

Hakkımız olmıyan birşeyi bazı fırsatçılıkla elde etmek insanlığa ve insanlık ilkelerine ters düşmektedir. Insanları zan altında bırakıp, yaptığı iyilikle kendine mecbur bırakmak insanlık onuruna ters düştüğü gibi aynı zamanda da özgür iradeye müdahale etmiş oluruz. 

Alevi edep erkanında; 72 milleti bir nazarda görmek vardır. Insanları inancından, renginden, dilinden dolayı; hor görmek, hakir görmek insanlığın ayıbıdır. Sevmeyip hoşlanmadığımız şeyleri başkalarına yapmamız, insanlık felsefesinde yeri yoktur. 

 Dost ve arkadaşlarımızla öyle geçinmeliyiz ki, bizimle bir olup paylaşma arzularında olsunlar. Dostluklar ve arkadaşlıklar için Şahı Merdan Ali şöyle der; “Insanlarla; Öldüğünüzde arkanızda ağlıyacak, yaşadığınızda ise sizi özliyecek bir şekilde geçinin.” der.  

Peki bu güzel ahlakı kazanmamıza, dostluk, arkadaşlık ortamına engel olan ve bozan etkenler hangileridir? Benlik, kibirlik, kendini beyenmişlik, göstermelik, çekememezlik, kıskançlık, münafıklık, yalan, şüphe, iftira, hile, cimrilik, vs....  

Insanların en büyük düşmanı, kendi nefsidir. Alevi felsefesinde, nefsini yenmek ancak “Dört kapı kırk makam”dan geçmekle olur. Ölmeden önce ölmek gibi. Burdaki ölmeden önce ölmenin manası, kendi nefsini öldürmektir. Tüm kötülüklerden, alışkanlıklardan, kötü huylardan arınmak işte bunlar; Dört kapı kırk makam aşamalarından geçmekle olur.  

Dört kapının dördünde de edep erkan vardır. Insanoğlu hangi kapıya varırsa varsın, kendisinden edep erkan sorulur. Edep erkan aynı zamanda eğitim demektir, bu kapılardan aldığı eğitimle tüm kötülüklerde arınır ve pak olur. Dolayısiyle dinimiz islam da iyi ahlak üzerine kurulmuştur. Hz.Muhammed Mustafa şöyle der: “Ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır. İlim dileyen kapıya gelsin” der.  

Hz.Muhammed’in bu hadisinden yola çıkarak; Üstün ahlaki değerler’e(eline, beline, diline) sahip olan fertlerden oluşan toplumlar da iyi ahlaklı olur. Bu gibi toplumlarda; Sevgi, barış, hoşgörü, birlik beraberlik, paylaşma gibi insani ilkeler vardır. Benlik, kibirlik, beyenmişlik, göstermelik, çekememezlik, kıskançlık, münafıklık, yalan, şüphe, iftira, hile, cimriliklerin yeri yoktur. Rıza şehri hikayesinde olduğu gibi, her kes hak hukuk çerçevesi doğrultusunda kendi görev ve hizmetini bilir. Kaldı ki, bu gibi toplumların fertleri bir birine karşı, sevgi saygı içinde merhametli ve barışcıl, alçak gönüllü olurlar. Haksızlığa, zulüme, kötülüğe, düzenbazlığa, yetim hakkı yemeye, vs. göz yummazlar. Iyi ve temiz toplum için, iyiliklerin yayılmasına, hukuk ve adeletin sağlanmasına hizmet ederler. Imam Muhammed Bakır yol kardeşleri için şöyle der; “Mümin müminin kardeşidir, mümin kendi kardeşine ne küfür eder, ne ondan bir şey esirger ve ne de onun hakkında su-i zanda bulunur” der. 

Hz.Muhammed, “Ben ilmin şehriyim, Ali kapısıdır. İlim dileyen kapıya gelsin” der., Şahı Merdan Ali, “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır, Çocuklarınızı çağa göre yetiştirin" uyarıcı ve eğitici sözlerinden ilham alan Alevi yol Uluları, din önderleri (Mürşid, Pir, Rehber), yedi ulu Ozanlarımız, yukarıda saydığımız bu temel görüşler üzerine Alevi öğretisi olan insanlık felsefesini günümüze taşımışlardır. 

Imam Hüseyin’in; “Özür dilemeni gerektiren hareketten kaçın! Mümin ne suç işler ne de özür diler, ama münafık hergün suç işler ve özür diler” der. 
=Seyyid Hakkı=

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı(uludivan.de) önerelim-yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı–Ehlibeyt Evladıyız ve Şah Haydar => YouTube Kanalımız: Seyyid Hakkı-Yolumuz Ehlibeyt yolu(YediDeryaSohbeti62) Aşk ile, Can ile canlar...