Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

Alevilikte hukuk ve düşkünlük


Alevilikte hukuk ve düşkünlük      
Alevilikte, yol kurallarını koruyan toplum barışını sağlayan düzenin bozucularına uygulanan kimi yaptırımlar vardır. Bu bozgun ehlinin düştüğü duruma bu ad veriliyor. Geçici ve sürekli olmak üzere iki türlüdür. Sürekli uygulunanına „yoldan düşma“ adı veriliyor. Böylesinin oraları terk etmesinden başka seçeneği yoktur. Geçici olanı ise ister istemez katlanacaktır. Ancak katlanması çok zor olan bir yaptırımdır.

Bu kurum, Alevi toplum düzeninin yaşatmak için getirilmiştir. Halkın suç işliyene karşı tam bir boykotudur. Suçlunun, kimseler selamını almaz, hiçbir eksiği, gediği giderilmez. Evine gidilmez, malı, davarı komşularınkilerine katılmaz. Düğünlere gidemez, düğünlere çağrılmaz. Bayramlaşılmaz. Halı, hatırı sorulmaz. Hastasının durumu sorulmaz. Ölüsü varsa kaldırılır. Yardım edilir. Ancak evine gidildiğinde ekmeği yenilmez, suyu içilmez. Teseli bulsun diye kırk gün kendisiyle konuşulur, kırkıncı gün boykot gene işlemeye başlar. Böyle cezaları gördükten sonra da değme babayiğit bu toplum düzenini bozmayı göze alamaz.

Yoldan düşme ise en ağır bir yaptırım olup bu duruma düşen kimse artık ömrünün sonuna değin Alevi topluluklarında bulunamaz. Yoldan düşme şu bicimde olur:
1-Haksız yere insan öldürme,
2-ikrardan dönme,
3-zinada bulunma durumu. Bu durumlar kesinlikle yasaklanmıştır. Herhangi bir biçimde bu üç duruma düşenler Alevilikte yoldan düşmüş, merdut (kovulmuş) ve mervan sayılırlar. Ölümleri halinde bile cenazeleri yıkanmaz, namazları kılınmaz. Öylece defnedilirler.

Buyruka göre; bu yolda üç sünnet, yedi farz vardır. Sünnetler; Dilden tevhid sözcüğünü bırakmamak, kalpten düşmanlığı atıp kimseye karşı kibirlenmemek ve kin tutmamak, gönül kırmamak ve kimseye düşmanlık etmemektir. Farzlar; Sırrını saklamak, inançdaşları ile birlikte olmak, yalan ve gıybetten kaçmak, hizmette bulunmak, mürşidine, Pirine itaat etmek, musahibini görüp gözetmek.

Yola grime: Yola ikrar verilerek girilir.yani and-yemin içilir. Bu tören, tövbe ile başlar. Bir takım ögütler verilmeden önce de kendilerine sorulur ve bu yol güçtür, ateşten gömlektir, giyilmez. Demirden leblebidir, çiğnenmez. Kıldan ince köprüdür, geçilmez. Kılıçtan keskindir, dayanılmaz. Demirden yaydır, çekilmez. Gelme gelme! Dönme dönme! Gelenin malı, dönenin canı…. diye yol hakkında bu uyarılar yapılır.

Alevi toplumu, kendi ahlak kuralları içerisinde yaşar ve bundan dışarı çıkanlara yine kendileri ceza verirler. Bu cezalar, uyarıcıları (Mürşid, Pir, Rehber) tarfından verilir ve uygulanır. Aleviler, kendi aralarında olan bir anlaşmazlık için devlete, hükümete, mahkemelere başvurmazlar.

Alevilik bir Tanrısal inanç içinde bu dünyanın hakkını burada vererek, bugünkü hal ve gidişlerimizden dünya ötesi yaşamda da bir sorumluluk bulunduğuna inanarak „eline, diline, beline“ sahip olmak ahlak ve yasası içinde bulunmaktır. Bu ahlaka göre dikkat edilmesi gereken kural vardır. 1-Zulmetmemek, 2-Arkadan dedi kodu etmemek, 3-Üzerine düşen görevi yapmamak, 4-Birini başkasına gammazlamak, 5-Doğru yolda olan için kötü söylemek, 6-Uyarıcısı olmayan, 7-Emanete ihanet etmek, 8-Piri pirden ayrı görmek, kamili kamilden ayrı görmek, 19-Aşırı derecede içki içip huzursuzluk etmek, 10-Yalan söylemek, 11-Zina etmek, 12-Kumar oynamak. Bu gibi caydırma ve suç işlemeden geçirme önlemleri Imam Caferi Sadık Buyruğu´nda mevcuttur. Alevi Seyyidleri (Seyyid; Klavuz, Önder, Öncülük eden, tek kelime ile Hakk´a giden yolu gösteren.) genel anlamda imam Caferi Sadık Buyruğunu kendine rehber alırlar. Bu buyruğa göre de hükümlerini verirlir.

Görülüyorki gerek bireysel suçlar, gerekse toplumsal suçlar kendi basit çevreleri içerisinde ele alınıp yorumlanmış ve yaptırımları düzenlenmiş. Bu suçlarda kimi başka örnekler yok. Sözgelimi başkasının malına zara verenler, belgeler üzerinde sahtakarlık yapanlar, v.b. yok. Bunlar, benzer olay yorumlarıyla ele alınmakta. Alevilerde suç işleyen bir kişinin suçunu rehber cözemeyince, davayı Pire havale eder, Pir´de çözemediği zaman, dava Mürşide havale edilir, Mürşid de çözemezse o zaman dava düşkünlr ocağı´na havale edilir. Veya Buyruk´taki deyimle „ancak onun davasını mahşerdeHak taala icra eder.“ Oysa küçük günahların (günah-i sagahir) cezalandırılmasına ve affedilmesine ilişkin koşulların belirlenmesi ve uygulanmasında Pir tam yetkilidir. Alevilerde ki amaç, kişiye ceza vermek değil. Onu cezasından caydırıp tekrar topluma kazandırmaktır. Bu yargılamalar genelde cem ayınlarında toplumun huzurunda yapılır.

Düşkün kişinın yargılanması
Düşkün edilmesine karar verilen bir kişi olunca Mürşid, bir düşkün cem´i yapar ve cezayı verir.

Cem erenlerinden  bir kimse, şikayeti varsa bunu gözcüye söyler. Bir “Muhabbet meydanı”açılacağında  çerağlar uyarılmadan önce gözcü, darda durup peymançeye geçer. Mürşide durumu açıklar. (Bir Alevi toplumunda  Seyyid veya babağan, toplumda bu niteliği taşıyan kimsenin her zamanki un vanıdır. Seyyid ve babağan tarla sürme döneminde de, yemek döneminde de, gezi dönemindede hep Seyyid veya Babağandırlar. Ancak, törenler sırasında yol kurallarını işlettiklerinden ve yolda olanları aydınlattıklarından “mürşid-irşad eden, aydınlatan” unvan sıfatını da tasırlar.) Mürşid veya Pir düşkün görülen kişinin durumunu, toplum önünde yarğılamadan önce, hazırlanmış veya ön görülmüş eve giderler. Mürşid ve diğer hizmetkarlar yol kurallarını yeniden gözden geçirirler, orada, aralarında konuşurlar. Meydana dönünce Zakirler, bir duaz-ı imam çalar okurlar.

Seyyid (dede) ayağa kalkınca herkes sayğıdan kendisiyle ayağa kalkar. Seyyid, üç boğumlu, kayın ağacından yapılmış erkan değneğini (Erkan-i Evliya, Zülfikar) yeşil torbasından çıkarır. Ocağın yanına gider. Değneğin bir ucunu ocağa dayayarak şikayetçiye; “Altında geçen, suyundan içen Hakk önünde yolda uzaklaşmış olsun mu?” der, Şikayetçi de “olsun” diyerek erkan değneğin altından bir defa geçer. Ikinci defasında mürşid, “altından geçen, suyundan içip kötü dile gıybet eden Hakk önünden uzak olsun mu?” der. Şikayetçi yine; “olsun” diyerek değnek altından geçer. Üçüncü defasında mürşid; “kardeşine bilmeden kemlik eden Yezid kanına kanım olsun mu?” der. O da , “olsun” diyerek değnek altından bir defa daha geçer. Böylece şikayetciye, kesin olarak yalan söyleyip söylemediği, meydanda bulunan canların huzurunda bir defa daha yemin ettirilerek tekrarlatılmış olur. Ondan sonra da tanıklara aynı şekilde yemin ettirilir. 

Sıra şikayed edene gelmiştir. O kimse, önceden gözcü tarafından bilindiğinden zaten ceme alınmamıştır. Şikayetçi, rızasız Ceme girse bile Seyyid´in eline niyaz olması gerekir. O sırada, Seyyid elinin içini değil, elinin dışını kendisine verir. O kişi durumu anlar ve tekrar dışarı çıkar. Nedeni ise; Birbirlerinde alıp verenler, alıp verecekleri neticeye varıncaya ve birbirlerine rızalık verdikten sonra ancak ceme katıla bilirler. Bunun aksisi mümkün değildir.

Şikayetçi, gözcüye nedenini sorar. Gözcüde, “görülecek günün var, sabret” der. Şikayetçi dışarda bekler. Sonunda şikayetçi de meydan odasına çağrılır, meydan odasına niyaz ederek ayakda durur. Ançak içeriye geçmeden orda dara geçer. Seyyid, buyurur, Meydancı, davayı anlatır. Şikayetçi savunmasını yapar. Kendisinin tanıkları var ise onları söyler. Bu tanıklar da erkan değneğinden geçilerek yemin ederler ve ayakta ifadeleini verirler.

Bundan sonra mürşid, bütün hizmet sahipleri ile birlikte tekrar ön görülen eve giderler. Durumu inceler ve konuşurlar. Bir karara varırlar. Meydana dönerek, dışarda beklemekte olan şikayetçi çağrılır. Bu defa şikayetçi diz çöker ve meydan odasının eşiğine başını kor. Bu defa, meydan odası rehberi tarafından boynuna tığ-bent (teslim kemendi) geçirilmiş, başı açık, yalın ayak ve sırtında kefen denilen düz, dikişsiz gömlekle getirilmiştir. Zakir, tekrar bir duaz-ı imam okur.

Zakir yüksek sesle,
Bismi Şah Allah Allah!
Hakk kılıncı keskin olur, mümün kalbin incitme,
Bu meydanda ezel ebed gerçek vardır, yalan yok.
Bu meydana eğri bakan mervan´lara aman yok.
Bu çerağın ışığını geçirene zaman yok.
Bu ocağın ışığını sürdürene ziyan yok.
Münkir iken ikrar verip erenlerden yaman yok.
Hakk kılıncı keskin olur, mümin kalbin incitme… diye seslenir.

Buna “bağ” derler. Bundan sonra mürşid kararı bildirir. O kimse , suçlu bulunmuş ise, o kişi artık düşkün sayılır. Gözcü, onu dışarı çıkarırken oradakiler, “yuh, münkire” diye horlarlar. Bu düşkün olanın yol kardeşleri (eşleri, musahipleri, kefilleri) de iki dakika sonra Seyyid´den destur alıp onun yanına giderler. Düşkün olan, artık evine gidemez. Kardeşliği (musahip) onu en yakın olan yaşlının evine sığındırır. Artık ertesi günü düşkünün toplumla ilişkileri kesilmeye başlar. Davarları sürüden çıkarılmaya başlanır.

Kırk gün, karısına, çocuklarına, evine kimse uğramaz. Ayrıca verilmiş bir ceza varsa o da yerine getirilir (para cezası, sürgün, kurban v.b.).Eğer daha büyük ceza verilmemişse tam kırk gün sonra, evine sığınmış olan kimse düşkün için (eşik, ıssı), suçlu adına, onun nasip aldığı gece yapılan ayın-i cemde bulunanları cağırır ve bir mürüvvet meydanı açtırmak için konuşurlar. ( mürüvvet: büyüklük, ululuk, bağışlama yeteneği) bu , suçlunun topluma geri döne bilmesi için yapılan törendir. Bunun, rehber ve mürşide de söyleyip anlaşma ile de meydan açtırabilir.

Meydan açılınca, eşik ıssı, düşkün kişi için şefaat ve bağışlama ister. Brada, konu, işlenen suca göre tartışılır. Bazen suçlunun bağlı oldukları Pir ocağına veya Hacı Bektaş´a gidip oradan izin almalarına karar verilir. Meydan açılır suçlu yargılanır ve sucu oranında cezalanır.

Eşik ıssı (ıs-sahip) birlikte gitmek üzere ya kendi ocak pirlerinr veya Hacı Bektaş´a giderler. Köye dönünce doğru meydan ocağına varırlar. O akşam düşkün görülme işi vardır. Bu düşkün görülme işi, kişinin düşkünlük durumunun kaldırılması, bütün hukuki, medeni haklarının geri verilmesi için meydan açılmasıdır. Bir kurban hazırlanır, tören başlar. O kişi, düşkün olduğundan beri ne evine gidebilmiş, ne eşini görebilmiştir. Karısının bu meydanda bulunması gerekir. Düşkün, kadın olursa, onun için de aynı kurallar geçerlidir. Çerağlar, erkan üzere uyarılır.

Zakir yüksek sesle,
Bismi Şah Allah Allah!
Hakk kılıncı keskin olur, mümün kalbin incitme,
Bu meydanda ezel ebed gerçek vardır, yalan yok.
Bu meydana eğri bakan mervan´lara aman yok.
Bu çerağın ışığını geçirene zaman yok.
Bu ocağın ışığını sürdürene ziyan yok.
Münkir iken ikrar verip erenlerden yaman yok.
Hakk kılıncı keskin olur, mümin kalbin incitme… bağını okur.

Burada, öncekilerde olduğu gibi gözcü değil, rehber aracı olur. Herkesin, hakkın helal edilmesi, düşkünün meydana kabulu ile niyaz etmesini izin verilmesini ister. Düşkün içeri alınıp meydana getirilir. Yine üst yarı çıplaktır. Gelip meydan eşiğine baş kor. Seyyid´in barışıklık sağlamasını diler.

“Haklım hakkını alsın. Lanet münküre…” der. Eşik öperek dara geçmesine izin verilir. Seyyid ve cemaat ayağa kalkarlar. Alaca değnek yeşil torbasından alınır. Seyyid, oçak başına geçer. Rehber de düşkünü yüzüstü yatırır. Seyyid, otuz üçer defa, “Allah, Muhammed Ali” diye sırtına doksan dokuz kere vurur. (bu vuruşlarsemboliktir) Böylece günah çıkarılmış olur. Sonra bu vuruşlar için suçlunun mali durumuna göre “erkan değneği hakkı” alınır.

Şunuda belirtmekte yarar görüyorum. Düşkünlük nedenlerinden hangisi için olursa olsun vurulan doksan dokuz değnek, bile bile adam öldürenler için istediği kadar değnek veya erkan çalmakla günah temizlenmez.
=Seyyid Hakkı= 

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı SH ve Seyyid Hakkı EK. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...