Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

9- Hacı Bektaş Rum ülkesinde



Hacı Bektaş Rum ülkesinde
§ Hacı Bektaş – Tapduk Emre

Rum erenleri, Hacı Bektaş-ı Veli’ye gidecekleri vakit Emre’ye haydi dediler, sen de bizimle gel. Emre, çok kuvvetli bir erdi. Dost divanında bütün erenlere nasip üleştirirken Hacı Bektaş adlı bir er görmedik dedi. Hacı Bektaş’a gitmedi. Hacı Bektaş’a Emre’nin sözünü haber verdiler. Hünkar, Sulucakarahöyük’te, Kadıncık Ana’nın evinde yerleşince her taraftan mühip, mürit gelip ıhtırılmaya başlandı. Hünkar, saru İsmail’i gönderip Emre’yi çağırttı. Emre, yanına gelince Hacı Bektaş, siz dedi, dost divanında erenlere nasip üleştiren Hacı Bektaş adlı bir kimse görmedik demişsiniz; o nasip üleştiren elinin nişanesi vardır, onu da bilir misiniz? Emre, o divanda bir yeşil perde vardı dedi, onun ardından bir el çıktı, bize nasip üleştirdi. O divanda bir yeşil perde vardı dedi, onun ardından bir el çıktı, bize nasip üleştirdi. O elin avucunda latif, yeşil bir ben vardı, şimdi bile görsem tanırım. Hacı Bektaş, elini açtı. Emre, Hacı Bektaş’ın avucunda, o güzelim yeşil beni görürgörmez, üçkere “Tapduk Hünkarım” dedi. Bundan sonra adı Tapduk Emre kaldı. Emre, başındaki tacı çıkarıp Hünkara teslim etti. Hünkar, tacını tekbirleyip giydirdi. O da, izin alıp makamına döndü.


§ Hacı Bektaş – İbrahim Hacı

Hacı Bektaş-ı Veli, Rum ülkesine, Türkmen içinde, Zülkadirli ilinde Bozak’tan girdi. Yolda bir çoban, koyun gütmekteydi. Koyunlar, Hünkar’dan vilayet kokusunu aldılar, koşa koşa ona doğru yürüdüler. Çoban sürünün önünü kesip, önünde gidenleri bir araya toplamaya uğraşırken arkadakiler, Hünkar’a doğru koşuyordu, arkadakileri bir araya getirmek isterken öndekiler, Hünkar’ın yanına toplanıyordu. Çoban, kendi kendine, olsa olsa dedi, bu er, Tanrı dostlarından; koyun kadar aklım yok mu? Varayım ben de eline ayağına düşeyim balki bana da bir himmet eder.


Hemen Hünkar’ın huzuruna vardı, yere yüzvurdu, ey gerçek er dedi, bize de lütfet, kerem et, himmet et. Hünkar, bir yere oturdu, çobana, adın ne dedi. Çoban, adım, İbrahim Hacı dedi. Hünkar, başındakini çıkar dedi. İbrahim Hacı’nın başında, geyik postundan dikilmiş bir börk vardı. Çıkarıp Hünkar’a verdi. Hünkar, o börkü, İbrahim Hacı’nın başına giydirdi, tekbirledi, gözünü, arkasını sıvazladı. Erin bakışı kimyadır, kara toprağa baksa altın eder. İbrahim Hacı, bir anda nasibini aldı, gözünden perdeler kalktı, erenlik mertebesini buldu. Hünkar, İbrahim Hacı’ya, yürü dedi, Bozok’la Üçok’u sana yurt verdik, ekmeğin olsun, koyuncuklar da seninle beraber varsınlar dedi.


İbrahim Hacı’dan, bundan sonra ince kerametler zuhur etti. Üçok’la Bozok, ekmeği oldu, Zülkadirli içinde, ayağına taş dokunan, İbrahim Hacı’yı çağırırdı. İbrahim Hacı kendisine muhip olanlara, geyik derisinden tac giydirdi. Kendisinin ölümünden sonra Dede Garkın oğulları geldiler, İbrahin Hacı’nın oğullarına, bu geyik derisi tac, Dede garkın’ındır, siz bunu nerden aldınız dediler. Onlar da, atamız, İbrahim Hacı’ya, Hünkar Hacı Bekraş-ı Veli giydirdi; bizim meşrebimiz, ondandır diye cevap verdiler. Garkın oğulları, Bektaş’ın tacı, elifi ve Hüseynidir, geyik derisi, Dede Garkın’ındır, bu meşhurdur dediler. Hasılı arada birçok tartışmalar oldu, sonucunda geyik derisini, zorla Dede garkınlılara verdiler, fakat İbrahim Hacı’nın, Hacı Bektaş’a mensup olduğu muhakkaktır.


§ Hacı Bektaş – Behaeddin Bostancı

Hacı Bektaş-ı Veli, çok zamanlar, Hızır Peygamberle buluşurdu. Birgün, Kayseri’nin yukarı tarafında Saklan kalesi yakınlarında gene Hızır’la buluştu, bir bostana girdiler. Orada gezinirlerken baktılar ki, ileride bir bostancı durmada. Hünkar’ın, Rum ülkesine geldiği mevsim, ilkbahar mevsimiydi, alemin bezendiği zamandı. Hızır’la o bostanda bir taş dibine oturdular. Hünkar, bostan dikene, kardeş dedi, bize bir kavun getir de yiyelim. Bostancı, Tanrı izin verirse bitsin, olsun da beraberce yeriz dedi. Hünkar, diktiğin yeri bir dolaş bakalım dedi, belki bitmiştir. Bostancı, sultanım dedi, ben diktiğim şeyi bilmez miyim? Hızır Peygamber, öyle deme erin sözünü kırma deyince bostancıya bir inanç geldi. gitti, bostan ektiği yerlere bir baktı. Bir de ne görsün? Üç tane güzelim kavun, burcu burcu kokmada. Hemen ikisini kopardı, getirip birini Hızır Peygamberin önüne, öbürünü Hünkar’ın önüne koydu. Sultanım dedi, ne olur, bu gece konuğum olsanız. Hızır Peygamberle Hünkar, peki dediler, öyle olsun. Kalktılar, şehre doğru yürüdüler.


Bostancı, onlar gittikten sonra işine meşgul oldu amma kendisine de bir düşüncedir geldi. öbür kavunu da gidip kopardı, derken hatırına yaptığı iş geldi, ne de gaflet ettim ben dedi, bostan dikilirken kavun bittiğini kim görmüştür? Şüphe yok ki bunlar, keramet sahibi, ne diye ellerine ayaklarına düşüp himmet almadım? Böylece hasret çekerken bir aşağı, bir yukarı gitti, aradı taradı, izlerini bile bulamadı. Bostan dikmekten vazgeçti, öbür kavunu alıp evine geldi.


Kapıdan girince baktı ki ikisi de evinde oturmada. Ulu Tanrıya şükürler edip ayaklarına kapandı, üçüncü kavunu da önlerine koydu. Hünkar, ileri gel dedi, bu kudret lokmasını kes de yiyelim; çünkü Horasan’da bu çeşit kudret lokması yememiştik.
Meğer, evelki kavunları da yememişler, alıp gelmişlermiş. Bostancı kavunları kesti, birazını karısına götürdü, kalanını erenlerle yedi. Tanrıya şükürden sonra kalktı, erenlerin karşısına geçti, el bağladı, lütfedin, himmet buyurun dedi. Hünkar, erkan üzere Bostancıyı tıraş edip başındaki kisveti tekbirledi, icazet verip gözlerini, arkasını sıvadı, nasibini aldın dedi. Hızır’la beraber kalkıp gitti.


O bostancının adı Bahaeddi’di. Hünkar’la buluştuktan sonra kayseri’de nice kerametleri görüldü. Bugüne kadar Bahaeddin Bostancı derler, mezarı Kayseri’dedir, fakat evladı, Sivrihisar yakınlarında Sakarya suyuna yakın bir yerdedir.


§ Hacı Bektaş – Erenlerden biri

O zaman, Kayseri’de bir eren vardı. Hünkar, Kayseri’ye giderken onunla buluştu. Birbirlerini anlayıp görüştüler. O eren, Hünkar’ı, tekkesine çağırdı. Tekkesi, Bostancı Bahaeddin’e yakındı. Hünkar geldi, görüşüp konuştular... Derken o eren, elini koynuna soktu, bir salık taze üzüm çıkardı, huzura koydu.


Hünkar, sizin erenlerden olduğunuz, bizce malumdu, sizden keramet isteyen de yoktu. Böyle yapmaya ne hacet vardı dedi. Bir müddet daha oturdular. Hünkar, kalkıp gitmek istedi; ayağa kalkınca mübarek eteğinin arasından yere, bir tane Hindistancevizi düştü. O eren, böyle yapmıya ne hacet vardı dediniz dedi, ya bu sizin yaptığınız ne?


Hünkar, Hakk’a giden hak uğrum hakkiyçin dedi, benim bundan haberim yoktu, fakat siz, o kerameti gösterdiğiniz için Horasan erenleri, gayrete geldiler, bunu getirdiler.


Hünkar, o azizle vedalaşıp yola revan oldu.


§ Hacı Bektaş, Sineson köyünde

Hünkar, Kayseri’den Ürgüp’e gelirken yolda, Sineson adlı bir Hırıstiyan köyüne ulaştı. Hırıstiyanlar, çavdar ekmeği pişirmişlerdi. İçlerinden bir kadın, başına bir tekne almış, ekmek götürmedeydi. Hünkar’ı görünce hemen tekneyi başından indirdi;  derviş dedi, lütfet, bir parça al ye; bizim yerimizde buğday bitmez, ayıplama.


Hünkar, bu sözü duyunca, bereketli olsun, çavdar ekin, buğday biçin; küçük hamur yapın, büyük somun alın dedi. Şimdi hala o köyde çavdar ekenler, buğday biçerler. Küçük hamurla yapıp fırına atarlar, büyük somun çıkarırlar. Buğday ekerlerse çavdar olur, fakat çavdar ekince buğday biçerler. Gene bu yüzden o köydeki hırıstiyanlar, Hünkar’ın oturduğu makamı ziyaret ederler, her yıl toplanıp gelirler, kurbanlar, adaklar getirip şenlik ederler.


§ Kavgacı Köy

Hacı Bektaş, o köyden geçip Ucasar adlı köye vardı,köyün dışında, bir yerde eğleşti. Baktı ki köyün içinde kavga gürültü var. köylülerdeb birine, bu köyde derviş konuklıyacak bir yer varmı dedi. Köylü halk dedi, konuk kavgasında mı? şimdi kabadaylılar gelirler, seninle de boş yere kavgaya tutuşurlar. Hacı Bektaş’ın ağzında şu söz çıktı: 
Boş yere kavgadan, gürültüden kurtulmasınlar.
Bu andan itibaren o köylüler, boyuna boş yere kavga eder dururlar.


§ Hacı Bektaş, Açıksaray köyünde

Hacı Bektaş o köyden de yürüdü, Açıksaray adlı köye geldi. Köyde bir kadına, dervişlere bir yiyecek var mı, varsa getiriver dedi. O da, durun, dedi, gideyim, olanından getireyim.


Kadın evine geldi, kaynanasına, ana dedi, dervişler geldi, Tanrı için lokma ister; küpte biraz yağ var, Tanrı yerine ver, biraz ekmekle bir parçacık yağ verelim. Kaynanası, yağ az kaldı, dokunma dedi. Gelini, Tanrı için istiyor, ben vereceğim deyip bir ekmek içine yağ koydu, götürüp Hünkar’a sundu Hacı Bektaş, artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin dedi.


Gelin, eve dönünce bir de gördü ki küp, ağzına kadar yağla dolmuş.
Kaynanasını çağırdı, gösterdi. Kadın, bu hali görünce o dervişin sözüyle oldu, gerçek erenlerdenmiş, keşke eline ayağına düşüp himmetini alsaydık; varayım, köyün etrafını arıyayım dedi. Gelinle beraber yola düştü. Kızılırmak’ın kıyısına vardılar. Mevsim ilkbahardı, kızılırmak, çoşup taşmıştı.. baktılar ki Hünkar, seccadesini suya sermiş, üstüne oturmuş, gidiyor. Öte tarafa geçince seccadesini sudan aldı, silkip omuzuna vurdu yürüyüp gitti.


Gelin, kaynana, dönüp köye geldiler. Bu hali, köylüye bildirdiler. Köy halkı, yazıklar olsun, öyle bir Tanrı dostu, buradan geçti de görmek nasip olmadı, eline ayağına düşemedik, hayır duası alamadık dediler. Hepsi birden Kızılırmak kıyısına koştular. Bu hal, Hünkar’a malüm oldu. Hırka dağına yöneldi. O dağın tepesinde bir ardıç ağacı vardı, Hünkar, ardıç dedi, biran budaklarınla sakla beni, bende kıyamet günü seni saklayayım. Ardıç, budağıyla, pürüyle kıbleye karşı eğilim bir çadıra döndü, Hünkar, içine girip ibadete koyuldu. Orda bir çile çıkardı. Şimdi o ağaca, Devcik ardıç derler.    


Kitap:
Vilayetname

Hazırlayan: Abdülbaki Gölpınarlı

Ekleyen: Seyyid Hakkı

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı(uludivan.de) önerelim-yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı–Ehlibeyt Evladıyız ve Şah Haydar => YouTube Kanalımız: Seyyid Hakkı-Yolumuz Ehlibeyt yolu(YediDeryaSohbeti62) Aşk ile, Can ile canlar...