Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

9- Delîl (Çerâğ) Hizmeti


3.3. Delîl (Çerâğ) Hizmeti:

 

DAYANAĞI:

Nûr 35, 36, 37. (Ek:20)

 

TARİHÇESİ:

Kırklar Ceminde İmâm Zeynel Âbidîn’in Delîl yaktığı, Hz. Peygamber döneminde bu görevi Câbir-ul Ensâr’ın yerine getirdiğine inanılmaktadır.

 

AMAÇ VE ANLAMI:

Çerâğ yakmanın amacı, mü’mînlerin gönlünde Allah, Muhammed ve Ali nûrunun, bâtın çerâğının uyanması ve böylece Allah’ın vahdâniyet, sır ve hikmetlerini kavramaya, anlamaya hazırlanmaktır. Yani, Hakk’ın nûrunu görebilmek, Tanrı’ya ulaşabilmektir.

Delîl (Çerâğ) Tanrı’nın nûrunu simgeler. Canların murâdı Hakk’ın nûrunu görebilmektir. Yani Tanrı’ya ulaşabilmek, gerçeklere erebilmektir. (17)

İCRÂSI:

Çerâğcı (Delîlci), sağ elinde yağ kabı, sol elinde hazırladığı “Çerâğ ile Meydana gelir. Dâra durur ve “Hayır himmet Pîrim” diye Pîr’den izin aldıktan sonra Ahzab 45-46. âyetleri okur:

Bismillahirrahmânirrahîm. “Yâ eyyühe’n-nebiyyü innâ erselnâke şâhiden ve mübeşşiren ve neziyren ve dâiyen ilallâhi bi iznihî ve sirâcen müniyrâ.” (18)

 

 

Çerâğcı arkasından şu Çerâğ Tercümânı’nı okur:

Destûr-i Şâh! Rabbim Allah, dînim İslâmdır. Resûlüm Muhammed Mustafa, imâmım Vâsî-i Resûl Aliyy’el Murtezâ, pîrim, ustâzım Zeynel Âbâ’ya kıl iktidâ. Hakk, Muhammed, Ali yolunda, evliyâ erkânında bin canım olsun fedâ. Nefes Pîrimdedir.”

Pîr, “Hayır hizmetler kabûl, murâdlar hâsıl ola. İmâm Zeynel Âbidîn’in himmeti üzerimizde hazır ola. Gerçeğe Hû!” der.

Çerâğcı, diz üstü oturur ve Delîli önünde yere bırakır.

“Pîr’im hayır himmet” diyerek Pîr’den izin ister.

Pîr, “Himmet Pîr’inden olsun” diyerek destûr verir.

Çerâğcı, büyük bir kaşıkla, İmâmların adını zikrederek kandile 12 kaşık yağ koyar ve kandili fitil seviyesine dek doldurur. Fitil seviyesine dek dolmaz ise doluncaya dek aynı işe devam eder.

Sonra tekrar “Pîr’im hayır himmet” diyerek Pîr’den destûr ister.

Pîr “Himmet Pîr’inden olsun” diyerek destûr verir.

Çerâğcı, Nûr Sûresi 35, 36, 37. âyetleri okur:

 

Bismillahirrahmânirrahîm “Allahü nûrü’s-semâvâtİ ve’l-ard, meselü nûrihî kemişkâtin fiyhâ misbâh, elmisbâhu fiy zücâceh, ez-zücâcetü ke ennehâ kevkebün durriyün, yûkadü min şeceretin mübâreketin zeytûnetin lâ şarkıyyetin ve lâ garbiyyeh, yekâdü zeytühâ yudıy’ü ve lev lem temseshü nârun, nûrun alâ nûr, yehdiyallâhü linûrihî men yeşâ ve yadribu’llahü’l-emsâle li’n-nâs vallahü bikülli şey’in aliym.”

 

 “Fî büyûtin ezinallahü en türfe’a ve yüzkere fihe’smühû yüsebbihu lehü fiyhâ bilgudüvvi vel’âsâl”.

 

 “Ricâlün lâ tülhiyhim ticâretün ve lâ bey’un an zikrillâhi ve


ikâmissalâti ve iytâizzekâti yehâfûne yevmen tetekallebü fiyhilkulûbü ve’l-ebsâr.(19)

Devamında şu duâyı okur: Sadakallahü’l-âzîm! Sübhâne rabbike rabbi’l-izzeti ammâ yesifûn ve selamün alâ cemî’il-enbiyâî vel mürselin ve’l evliyâî ve şuhedaî vessalihin vel-hamdülillahi rabbi’l âlemîn. Tekabbel minnâ ilâ niyetihi bi hörmeti’l Fâtiha!”(20)

 

Fâtiha okunur.

Çerâğcı devamla. “Seyyid-i sâdât, muhîbb-i sâdât, mebde-i kâinât, Horasan-ı Mevcûdât, Halîfe-i Mu’cîzât. Er cemâli Muhammed, pîr kemâli Şâh Hasan vel Hüseyin, Allah’ı bir bilelim, verelim Muhammed-Ali ve Ehl-i Beytine salavat!” der ve elindeki kibritle Delîli uyarır (yakar).

Canlar salavat getirir.

Çerâğcı iki eliyle Çerâğ’ı kaldırır, ayakta dâra durur ve şu duâyı okur:

 “Destûr-i Şâh! Gerçeğe Hû! Hakk Hû Dost! Erenler, âşıklar, sâdıklar, uyanıklar, âyin-i cem erenleri; gönül birliği ile aşk ve şevk ile diyelim bir Allah Allah.”

 

Canlar “Allah Allah” der. 

Sonra Çerâğcı şu düvazimâmı okur:

 

“Çün Çerâğı  uyandırdık bâr-ı Hûdâ’nın aşkına

 

Seyyidü’l-Kevneyn Muhammed Mustafâ’nın aşkına.

 

Sâkî-i Kevser hem Aliyyü’l Murtezâ’nın aşkına

 

Hem Hatîce, Fâtımâ, Hayrü’n-nisa’nın aşkına.

 

Şâh Hasan Hulki Rızâ, hem Şâh Hüseyin şehîd-i Kerbelâ

 

Pîrimiz, ustâzımız İmâm-ı Zeynel Âbâ’nın aşkına.

 

Hem Muhammed Bâkır, Nesl-i Pâk’i Murtezâ

 

Câferü’s-Sâdık İmâm-ı Rehnümâ’nın aşkına.

 

İmâm Mûsâ-i Kâzım serfirâz-ı ehl-i Hakk

 

Hem İmâm Ali Rızâ Etkîyâ’nın aşkına.

 

Şâh Takî ve bâ Nakî, hem Hasanü’l Askerî 

 

Ol Muhammed Mehdî-i Sâhib Livâ’nın aşkına.

 

Pîrimiz, ustâzımız Kutbü’l-ârifîn, gavsü’l-vâsılîn

 

Seyyîd Hünkâr Hacı Bektaş Pîr Velî’nin aşkına.

 

Ey Hatâyî’m haşre dek yana, yakıla Delîl-i Hüdâ

 

Cümle enbiyânın, evliyânın, yanan-yakılan âşıkân’ın aşkına.

 

 

Er cemâli Muhammed, Pîr kemâli Şâh Hasan vel Hüseyin. Allah’ı bir bilelim, verelim Muhammed-Ali ve Ehl-i Beyt’ine salavat." der.

Canlar, “Allâ hümme salli alâ seyyîdinâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed” diye salavat getirirler.

Pîr, Çerâğ gülbankını okur:

“Çerâğımız rûşen ola, münkîrler perîşan ola, mü’mînler şâd ola. Cümle dervîşânın gönlünde Hakk’ın hidâyet nûru uyanmış ola. Nûr âyân ola, sır beyân ola, karanlıklar gitmiş, aydınlıklar gelmiş ola. Allah cümlemizi zât-ı nûrundan, Muhammed ve Ali'nin cemâlinden, katarından ayırmaya. Nûr-i nebî, kerem-i Ali, gülbank-ı Muhammedî, Pîrimiz Hünkâr Hacı Bektaş Velî, gerçekler demine Hû! Yâ Allah, yâ Muhammed, yâ Ali!..” der.

Delîlci, “Destûr-i Şâh deyince tüm canlar ayağa kalkıp dâra dururlar. Çerâğcı, Çerâğı götürüp yerine koyar, üç adım geri çekilerek, yönü Delîle dönük olarak dâra durur ve şu sözlerle Delîli  selamlar:

“Hû esselâmu aleyküm yâ Allah’u nûru’s-semâvâtı ve’l ardı nûr-ı Tevhîd-i Hüdâ! Hû esselâm’u aleyküm yâ nûr-ı nübüvvet nûr-ı Muhammed Mustafa! Hû esselâm’u aleyküm yâ nûr-ı Velâyet nûr-ı İmâm-ı Ali'yyel Murtezâ! Hû esselâm’u aleyküm ya Oniki İmâm Ehl-i Beyt-i Muhammed Mustafa! Hû esselam’u aleyküm cümle hâzır ve Gâib erenleri, Hû cümlenizin niyâzı” diyerek yerinden kıpırdamadan iki elini Çerâğa dokundurup veya işâretle Çerâğ’dan niyâz alır ve Meydana gelerek dâra durur.

 Pîr postuna oturarak:

“Allah Allah! Allah bir, Muhammed-Ali, Hacı Bektaş Velî! Çerâğımız rûşen ola, mü’mînlere nişân ola. Cümlemizin gönlünde bâtın çerâğı uyanmış ola. Nûr âyân oldu, sır beyân ola. Kıyâmete kadar Hakk, Muhammed, Ali aşkına yana, yakıla. Mü’mîn kardeşler iki cihânda azîz ve şâd ü hürrem ola. Hizmet sâhibi hizmetinden şefâat bula. Secdeye inen başlar ağrı, acı görmeye. Dil bizden, nutuk ceddimden ola... Gerçeğe Hû!..”diye hizmet duâsını okur.

Çerâğcı ve canlar secdeye inip niyâz ederler. Çerâğcı Meydandan çekilirken canlar da edeb-erkân üzere oturur-dururlar.

Zâkirler (âşıklar) Çerâğ ile ilgili üç düvazimâm okurlar.(Ek: 2)

Pîr, hizmet duâsını okur.

Carı çalınır. Pîr, hizmet ve dâr duâsını okur.



(17)    Nûr âyeti diye tanınan, Nûr Sûresi 35. âyet ile ilgili olarak cennet mekân Doç.Dr. Bedri Noyan “Manzum Türkçe Kur’ân” adlı eserinde şu dip notu düşmüş: “Burada saf bir İslâmiyyet Tanrısal nûr olarak gösteriliyor. Dünyayı aydınlatacak nitelikte bir nûr.. Dışardan gelecek bir rüzgâr etkisiyle sönmeyecek şekilde, bir billur koruyucu içindedir. Yıldızlar gibi ebediyyen parlar. Nûr üstüne Nûr’dur. Kur’ân böyle bir misal getirerek, Tanrısal nûru anlatıyor. O ne doğulu, ne batılı değildir, çünkü bütün dünyayı aydınlatacaktır. Burada zeytin ağacı İslâmiyetin simgesidir (İncir ağacı da Mûsevîliğin). Bu âyet hakkında: Bir gün Câbir, Hz. Ali huzûruna girmiş. Onu yazı yazarken görmüş, sormuş. Hz. Ali Nûr âyetini yazıyorum. Burada Mişkât: (Mum konan yer): Hz. Muhammed; Misbah: (Kandil): Hz. Fâtımâ; Züccâce (Billur): Ben; içteki Züccâce: Oğullarım Hasan ve Hüseyin; kevkeb (parlayan yıldız): Zeynel Âbidîn; şeceret-ün mübâreket-ün (kutsal ağaç): Muhammed Bâkır; Zeytun: Câfer-i Sadık; Doğulu da olmayan: Mûsâ Kâzım; Batılı da olmayan: Ali Rızâ; Zeytin yağı: M.Takî; Dokunmadan ışık verecek: Ali Nakî; Nûr-un alânûr (Nûr üstüne nûr): Hasan Askerî; Kimi dilerse onu nûruna iletme: Muhammed Mehdî simgesidir” demiş. (Noyan: 1991, 570)

(18)    Ahzab  45: Ey Peygamber! Hiç kuşkusuz, biz seni bir tanık, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.

         46: Ve Allah’ın izniyle bir davetçi, ışık saçan bir kandil olarak... (Öztürk: 1998, 385)

(19)    Nûr 35: Allah, göklerin ve yerin Nûr’udur. O’nun nûrunun örneği, içinde çerâğ bulunan bir kandile benzer. Kandil, bir sırça içerisindedir. Sırça, inciden  bir yıldız gibidir ki, doğuya da, batıya da nispeti olmayan bereketli bir zeytin ağacından yakılır. Bu ağacın  yağı, neredeyse ateş dokunmasa bile ışık saçar. Nûr üzerine nûrdur o. Allah dilediğini kendi nûruna kılavuzlar. Allah, insanlara örnekler verir. Allah her şeyi bilmektedir.

36: Kandil, Allah’ın, yükseltilmesine ve içinde adının anılmasına izin verdiği evlerdedir. Orada sabah-akşam O’nu tesbîh eder.

37: Öyle erler vardır ki, bir ticaret de, bir alış-veriş de onları Allah’ın Zikri’nden/Kur’ân’dan, namaz kılmaktan, zekât vermekten alıkoyamaz. Onlar, kalplerle gözlerin döneceği/yer değiştireceği günden korkarlar. (Öztürk: 1998, 323)

(20)    Saffat 180, 181 ve 182 âyetlerin sonuna yapılan ilave ile: Kudret sâhibi olan Allah mutlak doğru söyler. Senin güçlü Rabbin onların vasıflandırmalarından münezzehtir. Selâm olsun cümle nebî ve mürsel peygamberlere. Ve Allah dostu evliyâlara ve şehîdlere ve salihlere. Âlemlerin Rabbi Allah’a hamd olsun. Ey Rabbimiz şu yaptığımız ameli (işi) bizden temiz (sadece, ancak) niyetimize göre Fâtiha Sûresi hürmetine kabûl eyle.


HAZIRLAYAN:
ÇUBUK YÖRESİNDE ERKAN
Alper ÇAĞLAYAN
Ankara-2002


ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı SH ve Seyyid Hakkı EK. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...