Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

7- Kutbeddin Hayder’in Bedahşan Savaşına Gitmesi



Kutbeddin Hayder’in Bedahşan savaşına gitmesi
Hace Ahmed-i Yesevi, Horasan ülkesine valiydi. Doksandokuz bin halifesi vardı. Bütün müslümanlar kendisine uymuştu. Hace, yüzbin erce kuvvete sahipti.


Bedahşan ülkesinin halkı, hep kafirdi. Gece gündüz, Horasan iline akın ederler, inananların mallarını yağmalarlardı. Halk, birgün Ahmed-i yesevi’nin yanına gelip, bu Bedahşan kafirlerinin elinden dirliğimiz kalmadı, şaşırıp kaldık rızkımız elden gitti, ne yapacağımızı bilemez olduk. Kafire aman verme, tanrı buyruğunu yerine getir, bunlarla savaş, oğlunu başbuğ yap kafirlere yolla, onları kır geçir dediler.


Müslümanlar, kafirlerden şikayet edince Ahmed-i Yesevi oniki yaşındaki nefes oğlu Kutbeddin Hayder’i çağırdı. Bu çocuk, çok kuvvetli, gürbüz bir yiğitti. Ona kılıç kuşatıp tuğ ve alem verdi; başına erenlik tacını giy, kafire yürü dedi. Kutbeddin Hayder’in başına altınin er toplandı. Davullar dövüldü, bayraklar açıldı, nefirler çalındı, Horasan’dan kalkıp Bedahşan iline yürüdüler. Casuslar, bunu kafirlere haber verdiler. Bedahşan Beyi, haber alınca asker topladı. İki ordu karşılaştı, savaş başladı. Kutbeddin Hayder, Murtaza Ali gibi cengetti. Fakat kafirler kırıldıkça çoğalıyordu adeta, Tanrı yardım etmedi, sonucunda altıbin er şehit düştü. Kutbeddin Hayder’i de, kemend atıp tuttular, sıkıca bağladılar, at önünde, yaya olarak sürdüler. Şehitlerin başlarını kesip Bedahşan kalesinin burçlarına astılar. Kutbeddin hayder’i de kafir Beyine götürdüler, onun emriyle çırıl çıplak bir mağaraya hapsettiler. Hayder, gece soğuktan üşüyüp titremedeydi, gündüzün güneşin ıssısıyle yanmada. Yedi yıl hapiste kaldı, bu alem, canına kar etti, saçları döküldü.


Kafirler, onun yokluğundan faydalanarak müslümanlara saldırdı, Türkistan ilini harab etti. Onlara karşı koyacak hiç bir er yoktu.


Hace Ahmed-i Yesevi, Hayder’in tutulduğunu duyunca ağlayıp sızladı, Rabbine dualar etti. Hayder tam yedi yıl hapiste kaldı. halk, Hace’ye baş vurup yalvardılar, kafirler, evimizi barkımızı yıktı, kaşıyacak tırnağımız bile kalmadı. Türkistan halkı, baştan başa senin muhibbindir, senin kisveni giymededir. Yardım et de asker topla, kafirlerle savaşalım dediler.


§
Hace Amed-i Yesevi’nin, Tanrıya yalvarması, Tanrı emriyle Sultan Hacı Bektaş-ı Veli’nin ulaşıp Ahmed-i Yesevi’yle buluşması:  

Ahmed-i Yesevi, Horasan halkının feryadını duyunca pek sıkıldı. Bir taraftan oğlu, kafirler elinde mahpustu, bir taraftan halk kendisine baş vurmadaydı, bir tarftan da kafir askeri boyuna müslümanların mallarını, mülklerini yağma etmede, canlarını yakmadaydı. Kendisi de ihtiyarlanmıştı; ata binemiyordu. Askerine başbuğ yapacak birisini de bulamıyordu. Et herkesin sırrını bilen Tanrı dedi, Adem’den Muhammed’e kadar bütün peygamberlerin, hakkında “Hel eta” süresi inen, şanında “La fetta” denen Murtaza Ali’nin hakkıyçin, Ehl-i Beyt’in hürmetitçin bana bir kulunu gönder de Müslümanlara yardım etsin.


Ahmed’i Yesevi’nin bu münacatı üzerine, Tanrı, bu hali, Hacı Bektaş-ı Veli’ye ilham etti. Hacı Bektaş, Derhal Türkistan’a yürüdü. Ahmed-i Yesevi’nin dergahına vardı. Eşiğine yüz sürdü, kapıda, peymanceye durdu. Şeyh de Hacı Bektaş-ı görünce mülk ıssı geldi diye pek sevindi. İçeriye alıp ağırladı. Beraberce oturdular. Bir kaç dervişle yemek yediler, tekbir edip şükreylediler. Ahmed-i Yesevi, ya Hacı Bektaş Hünkar dedi, Tanrı, seni mülke sahip etti. Önce Bedahşan ilini fethet, kafirin kanını yere saç. Aslan gibi bir nefes oğlum var, adı Kurbeddin hayder. Kendisine tuğ, alem verdim, kılıç kuşattım, altıbin erle Bedahşan’a gönderdim. Kafirler, Müslümanları kırdılar, oğlumu esir ettiler, yedi yıldır hapiste. Bedahşan iline akın et, Horasan halkının öcünü al, oğlumu kurtar.


Hacı Bektaş, bu emri duyunca yeri öptü, peki dedi, ben de Bedahşan iline gitmedikçe, hayder’i azad etmedikçe ekmek yemiyeyim, su içmiyeyim, orucumu bozmıyayım, andolsun. Ulu Tanrı yardım ederse önce Bedahşan ilini alırım, bütün kafirleri Müslüman ederim. Bu sözleri söyleyip izin aldı, Hace Ahmed-i Yesevi’nin elini öptü, kapıdan çıktı, gözden kayboldu. Derhal silkindi, şahin şekline girdi, kanad açıp Brdahşan iline uçtu. Tekke halkı, Hace Bektaş-ı görmediler, nereye gittiğinden bile haberi olmadı. Elli altmış yıldır, genç ihtiyar, her birimiz er hizmetindeyiz, bu himmeti elde edemedik. Çırçıplak bir abdal geldi, şeyhimiz , hiçbirimize itibar etmedi, ona mülk ıssı dedi, oğlunu kurtarmaişini bile ona verdi dediler ve Şeyh’i saymaz oldular. A kutlu bahtı olan kişi, haset, pek müşkil bir iş işdir; hasetten kimseye bir fayda gelmez Şeyh Ahmed’se bunlara hiç aldırış etmedi, kimseye ses çıkarmadı. Gönlünden herkes, eri bilebilir mi hiç dedi.


Hacı Bektaş, şahin şekline girip Bedahşan’a gitti. Uça uça her yanı dolaştı, gördü, gözetti. Sonucunda kutbeddin Hayder’in nerede olduğunu anladı. Hayder, bir mağarada mahpustu. Süzülüp mağaranın üstüne indi, dilediğinden girip yanına gitti ve silkinip insan şekline girdi. Ağzının yarından bir parmak aldı, Hayder’in başına sürdü, kelliği iyi oldu, saçları bitti. Zincirlerini çözdü, ona selam verdi. Hayder, hastalığının geçtiğini, saçlarının bittiğini gücünün kuvvetinin yerine geldiğini anlayınca bu gelen kişinin, er olduğunu bildi. Hemen yerinden kalkıp karşısına durdu. Hacı Bektaş, ona, gaipten kırk hurma verdi. Hayder, , hurmaları yedi, terledi. Hacı Bektaş’ın selamını alıp Hızır mısın sen dedi, yoksa İlyas mı? burada kafir korkusundan kuş uçmuyor. Öyle olduğu halde sen geldin, zincirlerimi çözdün, Tanrı için olsun, söyle kimsin sen? Hace Bektaş, adım dedi, Hacı Bektaş Hünkar’dır. Baban Hace Ahmed gönderdi beni.kalk ayağa. Hayder, ya Hünkar dedi, ayağa kalkmıya gücüm, kuvvetim yok. Yaya gidemem, yürük at gerek bana, yahut da kuş olmalıyım da uçmalıyım. Hace Bektaş, Bismillah deyip Hayder’i kucağına aldı, kıbleye döndü, yum gözünü dedi. Hayder, gözünü yumdu, açınca kendisini, Hace Ahmed-i Yesevi’nin tekkesinde buldu.


Ahmed-i Yesevi, oğlunu görünce gözlerini öptü, yüzünü yüzüne sürdü. Hayder de babasının elini öptü. Sonra tekkenin eşiği yanına varıp peymançeye durdu, özür diledi, halini anlattı. Dervişler de, Hacı Bektaş’ın erliğini anladılar, Hacı Bektaş’a, candan muhip oldular.


§ Hacı Bektaş-ı Veli’nin savaş ederek Brdahşan ilini zaptetmesi

Hacı Bektaş, hayder’i gönderdikten sonra mağarada kaldı. Kırk gün, orada çile çıkardı. İbadet etti, dua ederek yarabbi dedi, kafirlerin aydın günlerini karart, kırk gün, güneş yüzün görmesinler; umarım ki, bu yüzden imana gelirler.


Hacı Bektaş’ın duası kabul oldu. kafir illerini karanlık kapladı. Geceyle gündüzü seçemez oldular. Halk, kafir Beyine varıp bu halden şikayet etti. Bey, ne kadar papas varsa çağırdı, siz dedi, benim nimmetimle geçinen din ulularısınız. Kırk gün oldu, güneş yüzünü göremiyoruz, Türke akın edemiyoruz. Ya bana gün yüzünü gösteriniz, yahut da gözlerinizi çıkartırım. Papaslar, bu sözü duyunca ağlaşmaya başladılar. bey, ağlamanın faydası yok, bu işe bir çare bulun dedi. Papasların sayısı üçbindi. Ancak içlerinde, gizli din tutan bir papas vardı. O, beyin yanına varıp aman verirsen dedi, sana doğru bir söz söyliyeyim; yedi yıldır bir yiğit hapistedir. Bir Eren, doğan şekline girip geldi, onu kurtardı. Hayder, babasının yanına gitti, o eren, mağarada kaldı, Tanrıya dua edip kafirlerin günlerini karart dedi. Tanrı, onun duasını kabul etti, bu karanlık ondan.


Bey, çabuk dedi, gidin, onu tutup getirin. Yaptığı büyüyü bozun, yahut da canınızdan ümidinizi kesin. Beyi kızgın gören papaslarınhepsi korktu. Bir yere toplanıp düşündüler, taşındılar. Tekrar beyin yanına gidip hepimiz de dediler, savaş eriyiz. Bir kişi nedir ki? Hepimiz birleşip mağaraya gidelim, onu tutup getirelim. Bey, sözlerini kabul etti. Ellibin kafir toplandı, kendisi de haç takınıp atına bindi, harekete geçti. Önce üçbin piyade kafiri, öncü olarak yollandı.


Öncüler, mağaraya gelince ibadet de olan Hacı Bektaş, kafirlerin seslerini duydu. Yarabbi dedi, sen bana yardım et; bir yedi başlı ejderha yolla, mağarayı beklesin. Tanrı, yedi başlı bir ejderhaya emretti, ejderha, hemen geldi, mağarayı kuşatıp yattı. Gelen kafirler bunu görünce korkup kaçtılar. Bey, papaslara kızıp gidin, o adamı tutup getirinyoksa dedi, hepinizi de öldürürüm. Papaslar bu sözleri duyunca ağlamaya, ne yapalım, canımızı al istersen; aciziz bu işte; ona üst olmanıza imkan yok demiye başladılar.


Bey, anlaşıldı dedi; bunca zamandı din  ulusu geçindiniz, fakat sonu bu işte; demek ki gercek din, Muhammed dini; hadi, o ere gidelim, erliğine ne layıksa onu yapsın. Bey, bu sözleri söyleyip atından indi, papaslarla askerler de atlarından indiler. Ejderhadan bir mil uzak bir yere gelince yere yüz sürdüler, ey Hacı Bektaş dediler, lütfet, suçumuzu bağışla, hepimiz müslüman olalım. Hacı Bektaş, kafirlerin bu halini gördü, gizli din tutan papası çağırdı. Papas mağara kapısına gelip Hacı Bektaş’a selam verdi. Elli yıldır dedi, gizli din tutmadayım. Hacı Bektaş, git dedi, kafir Beyine söyle, o da, ona uyanlar da Müslüman olsunlar, yoksa onlara ilenirim, bu ejderha, üstlerine yürür, hepsini yutar.


Papas, Hacı Bektaş’ın sözlerini Beye söyledi, hepsi birden imana geldi. Tanrı birdir, Muhammed elçisidir, padişahımız da Hacı Bektaş Hünkardır dediler. Bunun üzerine Hacı Bektaş’ın duasiyle gün doğdu, karanlık, ortadan kaltı. Fakat bir müddet sonra bir kısmı, bu Türk eri büyücü, büyü yapıyor da bize bu ejderhayı gösteriyor deyip dinlerinden döndüler. O sırada Bey, bir elçiyle Hacı Bektaş’a mal göndermişti. Hacı Bektaş, malı kabul etmedi, elçiyle Beye haber yolladı. Yağmur yağdırmıyacağım, ekin bitmesin dedi. Gerçekten de yağmur yağmamaya başladı. Ekinler bitmedi, kıtlık başladı. Halk, tekrar Beye baş vurdu, Bey, eskiden beri gizli din tutan ve Kasım adını alan o papası çağırdı. Hacı Bektaş’a gönderip aman diledi. Dinden dönenler de tekrar imana geldiler, mağara kapısına gidip yalvardılar. Hünkar, suçlarını bağışladı, yağmur yağmaya başladı.


Az bir zaman sonra halkın bir kısmı, gene kafir oldu. hacı Bektaş’a böyücü dediler. Hacı Bektaş bunu işitip secde kıldı. Tanrıya yalvardı, kafirlerin odları, ocakları yanmaz oldu. geceleri mumları da yanmıyordu.gene pişman oldular, imana geldiler. Hacı Bektaş’ın himmetiyle bu derten de kurtuldular. Fakat bir müddet sonra gene Tanrıyı inkar ettiler. bu sefer, Hacı Bektaş, sularını gizledi. Çayları, ırmakları kurudu. Kuyu kazsalar bile su çıkmıyordu. İmana geldiler, Hacı Bektaş’a yalvardılar. Hacı Bektaş, onları gene bağışladı. Çayları, ırmakları akmaya başladı, suya kavuştular.


Hacı Bektaş, bir müddet o mağaradan çıkmadı. Tam bir yıl ibadet etti. İnananlar, mağaraya gidip Hünkar’ı ziyaret ediyorlardı. Fakat gene bazıları kafir oldular. Hacı Bektaş, bu sefer, Yarabbi dedi, Mustafa ve Murtaza’nın hürmetiyçün, Şeyhim Ahmedi Yesevi’nin yüceliği hakkıyçin ejderha, münkirleri helak etsin. Hacı Bektaş’ın duası kabul oldu, ejderha, saldırıp münkirlerin hepsini yuttu.


Beyler, kefen giyip Hacı Bektaş’dan aman dilediler. Hacı Bektaş, bunun üzerine dua etti, ejderha, gökyüzüne ağdı. Bedahşan halkı, Hacı Bektaş’ı kendilerine padişah yapmak istediler. fakatHünkar, bu mevkii kabul etmedi, gene beyliği, eski beye verdi. Halka Kur’an okumayı, halka ibadet etmeyi öğretti. Ondan sonra, beni isteyen, Ahmedi Yesevi’nin, tekkesinde bulsun dedi, silkinip bir güvercin oldu, halkın gözü önünde Horasan ülkesine doğru uçup gitti. Bedahşan halkı, bu hali görüp şaşırdı kaldı, bilmeyenler bile, onun nasıl bir erolduğunu anladı.   


Kitap:
Vilayetname

Hazırlayan: Abdülbaki Gölpınarlı

Ekleyen: Seyyid Hakkı



ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı Ek ve Seyyid Hakkı Can. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...