Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

5- Iréne Mélikoff Üstüne


Iréne Mélikoff Üstüne
Mélikoff, sonradan anne ve babasından duyduğu bir kaçış hikayesini, sanki kendisi de görmüş gibi heyecanla anlatır. Rusya’da Ekim Devrimi’nin gerçekleştiği gündür, Bolşevikler iktidara gelmişlerdir; tarih, eski Rus takvimine göre 25 Ekim-7 Kasım 1917. yanlız bir halkın değil, insanlık tarihinin de dönüm noktalarından, Stefan Zweig’ın deyimiyle “yıldızın parladığı an”lardan biri. Söylemeye gerek yok: Bir ana-baba günü. Aynı gün, Petrograd’da, petrol krallarından baba Mélikoff’un 40 odalı konağında, bir kız dünyaya gelmiştir. Annesi gibi güzel, Slav sarışını tombul birbebek. Adını Iréne koyarlar yavrunun; geleceğin ünlü Türkoloğu Iréne Mélikoff’tur bu.

Ne var ki, ailenin hemen o gün Rusya’yı terk etmesi gerekmektedir, babanın kararıdır bu. Bir Bolşevik komiserin kapıya dayanması, tutuklayıp götürmesi ve sonra da “egemen sınıfın adamlarından biri” olarak sorgusuz-sualsiz yok olup gitmesi için değildir.Bebek, farkında değildir tehlikenin; ama ana ve baba farkındadır. Önce ana, lohusa haliyle yavrusunu alır, kaşla-göz arasında Neva’yı bir kayıkla aşıp karşıya, Finlandiya’ya geçer, onları hemen arkalarından baba izler.

Fırtınadan canlarını kurtarmış, Rusya’dan çıkmışlardır; çıkış o çıkıştır.

Aile, 1919’da Fransa’ya gelerek, kesin olarak Paris’e yerleşir. Baba, ufak çapta ticari uğraşlar bulur kendine. Baleye karşı büyük bir yeteneği olan, ama bunun yaşama geçirilişineevliliğin hep engel olarak dikildiği anne, Iréne’e bir erkek kardeş verecek ve çocuklarının eğitimine vakfedecektir kendisini.

İréne, ilk ve ortaöğretimini Paris’te yapar. Aile “cultive” bir aile olduğundan, yetişmesi için hemen hemen bütün koşullar hazırdır. İngiliz mürebbiyesi vardır; Ingilizce ilk dili olur. evde Rusça konuşulduğundan, onu öğrenmek için ayrı bir çabaya gerek yoktur. Okulda ve çevrede konuşma dili, doğallıkla Fransızcadır. Baba Azeri olduğundan, eve gelip giden ahbaplarından Azeri Türkçesi’ne aşinalık başlar.

İréne, Paris’te liseyi bitirdikten sonra, yüksek tahsilini, Paris Edebiyat fakültesi’nde (Sorbonne) tamamlar. Aynı zamanda, Paris’te Ecole Nationale des Langues Orientales Vivantes’ın Türkçe ve Farsça bölümünden mezun olur. ünlü hocaları vardır. Türkçeyi Jean Deny ile Adnan Adıvar’dan öğrenir. Farsçayı Henri Massé’den elde eder, Claude Cahen’le Louis Massignon da hocaları arasındadır.

Önce Sorbonne’daki Ecole Pratique des Hautes Etudes’den Umar Paşa Destanı adlı çalışmasıyla diploma alır. Onu izleyen La Geste de Melik Danişmend  adını taşıyan teziyle edebiyet doktoru unvanını kazanır. Böylece, uzmanlık yaşamı başlar. Kendisini Türkoloji’ye yönelten nedenler vardır. Ailesi bakımından küçük yaşından beri Doğu ile teması olmuştur; babası, Azeri edebiyatının yanı sıra Fars edebiyatını da çok iyi bildiğinden, kütüphanesinde bu konuda yığınla kitap bulunuyordu. Örneğin 14 yaşında Hafız Divanı’nı babasının kütüphanesinde bulur ve okur, Ömer Hayyam ve Sadi Şirazi için de öyle olur. Kendisini Doğu Dünyasına “initié” eden önce bunlar olmuştur; bir de, babasının güzel sesiyle söylediği Azeri türküleriyle, çok zengin Kafkasya hatıraları....

18 yaşında Halide Edib’in Ateşten Gömlek’ini okur bu kitap Atatürk’e karşı büyük bir hayranlığa götürür kendisini.

Bunlar gibi, yüksek tahsilini yaparken hocaları olan özellikle Jean Deny ile Louis Massignon ve Henri Massé’nin de, meslek yaşamının ana çizgilerinin çizilmesinde büyük rolleri olur. türk dilinin derinliğini ve yetkinliğini Jean Deny’den öğrenirken, Louis Massignon da, kendisini sufiliğe çeker. Meslek yaşamının gelişmesinde, başka ünlü kişilerin etki ve yardımlarını görecektir: Bunlar arasında Salih Zeki Aktay’ı, Ömer Lütfi Barkan’ı, Faik Reşit Unat’ı, Fuat Köprülü’yü özellikle zikretmeli. Borkan’dan bahsederken, “onun ölümü yanlız kültür dünyası için değil, benim için de büyük boşluk oldu” der, Bektaşiliğe ve Aleviliğe merakını uyandıran da, başta Fuat Köprülü olmuştur.

Mélikoff, bilimsel incelemelerine, Türk “epik” edebiyatı ile başlar ve giderek Türk-Islam batıni edebiyatında derinleşir. Kendisini batıni edebiyatına çeken Abu Müslim, olur. bu konuda, Abu Müslim,  le “porte-Hadche” du Khorassan dans la tradition épique turco-iranienne adlı bir kitap yazar ki, meslek hayatında pek önemli olduğunu söyleyecektir.

1969 yılı, Mélikoff’un yaşamında bir büyük dönüm noktası olur. o yıl, Bektaşilik üzerinde araştırmalarında bulunurken Alevi dünyası ile karşılaşır. Bir “révolution”dur bu onun için, “manevi bir uyanış” da diyebiliriz; çünkü bütün yaşamına olduğu gibi, fikri yaşamına da yeni bir yön verir bu. İşte, o tarihten başlayarak, çalışmalarında temel konusu, Bektaşilik, Alevilik ve Kızılbaşlık olacaktır.

Ünlü Divan şairinin:
Kendi hüsnün hublar şeklinde peyda eyledin
Çeşm-i aşıktan dönüp sonra temaşe eyledin

Beytindeki evrene ve insana olan o derin bakış açısına, daha önceden zaten varmış bulunuyordu. Bu kez, Hilmi Dede Baba gibi:

Aynayı tuttum yüzüme
Ali göründü gözüme
diyecektir.

Zengin bir bibliyografya doğacaktır bu duygulanıştan ve bu çalışmalarından. Mélikoff’un, örneğin “ruh güçü”ne inanmak gibi, kimi hétéredoxe inançlarında da bu konular etkili olacaktır.

Fransa’da özellikle Bianchi ve Paret de Courteille gibi araştırıcılarla başlayan Türkoloi çalışmaları, Jean Deny ile doruğuna varmıştır. Jean Deny’den sonra gelen ilk kuşak, yine ünlü Fransız Türkologlarını içine alır: Bir Louis Bazin, bir Robert Mantran, ilk akla gelen adlar arasındadır. Fransız Türkoloji’sine bugünkü zengin boyutlarını kazandıranlar, işte bu kuşağın öğrencileri olacaktır.

İréne Mélikoff’da, bu kuşağın saygın adları arasında.
Mélikoff’un Türkoloji’ye katkıları, 1968 yılında Strasbourg Türk Etüdleri Enstitüsü’nün direktörlüğüne atanmasından sonra daha başka boyutlar kazanır. Daha önce kurulmuş bulunan bu entitünün, Fransa’nın, giderek dünyanın en saygın fikir ocaklarından biri haline gelişi, Mélikoff’la başlar. Enstitü, pek önemli kollogların toplandığı bir yer olur ki, bunlardan üçü, 1980 yılındaki Türkiye’nin Iktisadi ve Sosyal Tarihi Kongresi’nin yanı sıra, 1984 yılındaki Azerbaycan kültürü ile, 1980 yılındaki Bektaşilik ve Alevilik kollogları, unutulmaz  anılar bırakırlar arkalarında. Ancak Mélikoff’un en büyük eserlerinden biri, hiç kuşkusuz Turcica’dır; 1970 tarihinde kurduğu bu dergi, enstitütünün bir yayın organı olarak o tarihten beri yayınlanmaktadır ve Türkoloi’nin –dünya çapındaki- birkaç yayın organından biridir.

***

Iréne Mélikoff , 1986 tarihinden beri emekli. Bilim adamı için, emeklilik, sadece idari birtakım sonuçlar doğuruyor, bilim yolunda uğraşı ise bir kesinti gelmiyor.

Mélikoff için de bu böyle. Çekildiği köşesinde, yine eskisi gibi çalışıyor. Kolloglara katılıyor, ömründen uzun yıllarını verdiği Enstitüsü’ne zaman zaman gelip konferanslar veriyor. Hayatiyetinden ve heyecanından hiçbir şey kaybetmiş değil.

Çevresi, bugün de eskisi gibi dostlarıyla dolu; yanlız kalmaktan değil, yanlız kalmamaktan şikayetçi.

Aşırı bir sevgiye dönüşen bağlılıkları oldu Mélikoff’un. Türkiye’ye ve Azerbaycan’a olanlar başında geliyor bunların. Kültürlerini ve insanlarını yakından tanıdığı bu iki ülkeye yolculukları, bugün de bir sevinç kaynağı onun için; denebilirse, terk edemiyeceği bir “esrar” tutkusu. Birbaşka bağlılığı da torunlarına. 1940’ta, mümtaz bir Türk ailesinin, ünlü matematikçi Salih Zeki’nin gelini olmuştu; bu evlilikten olan üç kızından, nur topu gibi torunları var şimdi; onlar da ayrı bir zevk kaynağı Mélikoff’un.

Özel yaşamındaki merakları da, alanca canlılığıyla sürüyor. Onlardan biri, kedileridir; hep iki tanedirler; aristokrat ya da mitolojik adlar taşırlar ve üzerlerine toz kondurulmaz.  Bir ikincisi, belki her kadının hoşlandığı, ama Mélikoff’un imgeleminde daha da allanıp pullanan, yaşamın tuzu-biberi olan tatlı dedikodular, bu konudakizengin arşivinde hemen her dostunun bir dosyası vardır; kimi hafif, kimi kabarık dosyalar. Aslında dostlarına olan sevecenliğinin ve ilginin birer işaretidirler bunlar. Yaşamı tatlı ve sıcak yanlarıyla yakalayıp, hoşa gider kılmak ve engin bir hoşgörü ile bakmak dünyaya: Mélikoff’un felsefesi bu özetle. Tıpkı Muallim Naci’nin söylediği gibi:

İhtilafatıyla uğraşmakta dehrin zevk yok
Zevk anın mirsad-ı ibretten temaşasındadır.
Server Tanilli

Kitap: Uyur Idik Uyardılar
Yazar: Iréne Mélikoff
Ekleyen: Seyyid Hakkı

 

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı SH ve Seyyid Hakkı EK. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...