Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

4- Vilayet-Name’yi Nasıl Hazırladık?



Vilayet-Name’yi nasıl hazırladık?

Tıpkı basımını sunduğumuz “Vilayet-Name”, evvelce de söylediğimiz gibi Ali Çelebi adlı birisi tarafından 1034 Rebiülevvelinde (1624-1625) ve şüphe yok ki daha eski bir nüshadan kopya edilmiş ve kopya eden tarafından da Hacı Bektaş tekkesine vakfolunmuştur.


28 X 20 eb’adında, miklaplı adi, düz meşin ciltle ciltlenmiş olan bu nüsbanın yazı kısmı 19 X 14 eb’adındadır. 3.yapraktan sonraki yaprağa gene aynı numara konmuş, bu suretle yapraklar bir numara farketmiştir. Biz doğru numarayı koyduk. Bütün kitap 217 yapraktır. Sonlarda 196. yaprak (doğru olarak bizde 198) 197., 197. yaprak (bizde 197), 199. yapraktır. Ciltlenirken bu yapraklar yer değiştirmiş. 202. yaprak da (bizde 204) 203. yaprak olacak. Bunları düzelttik. Her sayfada on bir satır var. başlıklar kırmızıyle yazılmıştır.bazı yerler, bilhassa şiirler harekelidir. Yazı okunaklı nesihtir. Ancak belki de Bektaşi Çelebilerinden olan bu Ali Çelebi’nin pek bilgili bir adam olmadığını imlasından anlıyoruz. Mesela “lazım” kelimesinde “z” den sonra bir “y” koyuyor; “esnasında” sözündeki ilk “s”  yi “sin”le yazıyor “İşaret”in ilk “i” sini elif ve yeyle, “hareket” i, heyle yazmış. “İcazet” ve “çile” kelimelerinin ilk hecelerine birer “y” eklemiş, “karye” kelimesinin ilk hecesine bir elif, “rıhlet” kelimesinde “r” den sonra bir “y” ilave etmiş, “İhtimal” kelimesini heyle , “tahassür” vavla, “türab” kelimesini tıyla yazıyor. “Sünnet” te “s” den sonra bir vav, “müezzin” de zalden sonra bir ye var. Muzayaka Ali Çelebi’nin imlacısınca “z” yledir. Şiirlerde de en eski, en doğru, en tüm nüsha, bu.


Kitabın ilk yaprağında kötü bir yazıyle “vakf’ı Hazret-i Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli – kuddisa sırrıhu-l-aliyyi va-l-celiyy efendimiz-hazretleri-fi 31 za” kaydı, altında iki satırlık saçma bir yazı, onun altında da 1321 tarihi var. Karşı sayfada bazı beyitler, Arap alfabesine ait harfler, bu sayfanın aşağı kısmında da siyakate benzer bir yazıyle “Al-daiyy Şayh Alvan an avladı-Hacı Bektaş-ı Veli” yazısı var ki bu yazılardan kitabın, 1142 de (1730-1731) ölen Bektaşi çelebilerinden Alvan Çelebi zamanına kadar dergahta kaldığını anlıyoruz. Bu Alvan Çelebi,


Hatif-al-gayb fevtine tarihini kılmış tamam

Sene binyüz kırkdokuzunda eyledi azm-i güzar


Beyitlerinden anlaşıldığına göre 1149 da (1736-1737) ölen Azbi Mustafa Baba’nın mürşididir (İst. Üniv. K. Türkçe yaz. 2822, 70. a. 56. a ya da bakınız).


Asıl kitap, 2. a da, “Haza Kitab-ı Vilayet-Name-i Hünkar Bektaş-ı Veli” başlığından sonra “Haza Vilayet-i Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli nesl-i Muhammed Mustafa A M evlad-ı Ali – salavat-Allahu aleyhim acmain, güneşde zerresinden, deryada katresinden ba’zı-Bismilahir rahmanir rahim, bu kerametleri zikrolunur – Şükr ü sipas-ı la nihaye – ve sena-i bi gaaye ol vahid’i yektaya ve rauf-ı azim-i bi hemta aferidegar-ı alemiyan – ol padşaha olsun kim.....” diye başlıyor. Asıl kitabın, “Şükr ü sipas....” sözleriyle başladığı, ondan önceki sözlerin ekleme olduğu meydanda.


Kitap, Ali Emiri nüshasıyle karşılaştırılırsa 216. b de,

Bu Vilayet-Name çün oldı tamam

Vir Rasul’ün ruhına yüzbin selam


Beyitiyle bitmekte. Fakat bu beyit, bu nüshada yanlış. Birinci mısrada “çün” yok, ikinci mısra,

Hü diyüp er müzdine virgil selam, şeklinde.


217. a daki sözler, müstensih Ali Çelebi’nin sözleri; vakfiye kaydı da öyle ve kendi yazısıyle. 217. bdeyse şu sözleri okuyoruz:


“Bu Vilayet-Neme, Hz. Pir efendimize vakfimiş, lakin bir müdetden sonra-Yezid alayhi-l-la’nenin biri dergahından ref’idüp Mısır-ı Kahire’ye – götürüp anda bir çok vakitler kalmış. Sonra Harput sancağında – Palulu Mısır tüccarlarından al-Hacı Memiş Ağa ve memlükü Muhammed Suzi-Mısır’dan, her nereden bulmuşlarısa ahzidüp gene Hz.Pirefendimize gönderüp anlar dahı vakfın sebebi olup – gene dergaha gönderdikleriyçün anlar dahı okudukça-hayr dua ile yad eylemek içün bu resme tahrir olunmuştur – sene 1263.”


Bu kaydı okuduktan sonra kitabın, alvan Efendi’den sonra, yahut onun zamanında ve ölümünden önce dergahtan çalındığı, yahut da hediye olarak birisine verildiği anlaşılıyor. Biz bu alana, çalana, yahut verene minnettarız; çünkü bugün en eski mensür nüsha olan bu nüsha da dergahta kalsaydı, II. Mahmud’un Yeniceriliği kaldırılmasından sonra Bektaşiliği ilgası sıralarında ya ele geçmesin diye gömülecekti, yakılacaktı, yahut o kargaşalık sırasında ele geçecek, muzır ve yalan bir kitap diye yok edilecekti.


Tıpkı basımını verdiğimiz bu nüshadan sonra faydalandığımız nüshalar şunlardır:

§ 1035 tarihinde (1625-1626) Bursa’da, Emirbuhari civarında oturan Bursalı Derviş Selman tarafından yazılan nüsha.


20X14 eb’adında, meşin adi ciltle ciltlenmiş olan ve yazı kısmı 15X8,2 eb’adında bulunan bu nüsha, Millet Kütüphanesinin Emiri Efendi kitapları arasında, Şer’iye kısmında 1076 No. Da kayıtlıdır. Başlıksız sayfalarda on yedişer satır vardır. Başlıklar ve bazı söz başları surhla yazılmıştır. İlk yaprak yenidir. Başa sonradan bir fihrist eklenmiştir.


“Bismillahir rahmanir rahim. Manakıb-ı şerif-i kutb-al-arifin Hz.Hünkar Hacı Bektaş-ı Veli kaddas-Allahu-l-aziz-al-Horasani. Şükr ü sipas-ı la nihaye ve sana-yı bi bakaa (gaaye olacak) ol vahid-i ahad ferd-i yekta ve raüf-ı azim-i bi hemta aferide-gar-ı alemiyan....” diye başlar, 149. a da,


Hakk’a minnet ahır oldı bu kitab

Var ümidüm akıbet ola savab


Bu Vilayet-Name çün aldı tamam

Vir Rasül’ün ruhına yüzbin selam  diye biter. Ketebesi şudur:

Nakala min-al-muhibb-al-fakyr iza gaabahu lem yuzkar – va iza hadara lem yu’raf garip-al-zaman – Derviş Selman-ı Brüsavi – akrab-ı Seyyid Muhammad-i Buhari – Alayh-al-rahmat-al-Bari – fi tarihi – sene – 1035 – min hicrat-al-Nabaviyya hamsa ve selasüuna va alf.”


Okunaklı bir ta’likle yazılmış olan bu nüshanın da imlası bozuktur. Mesela “müzi”, zı’la, “imam”, ye’yle yazılmıştır. Bizim nüshamızla hemen hiçbir farkı yok. Ancak olayların tertibinde fark var. Bu farkları burada gösterelim:


1. Bizde, susam yaprağı üstünde namaz kılması anlatıldıktan sonra kutbüddin Haydar’ın Bedahşan’a, savaşa gitmesi, tutsaklığı, Hacı Bektaş’ın gidip onu kurtarması, bedahşan ilini alması anlatılıyor. Bu manzum kısım, 15. b 31. a yapraklarını tutmada. Ondan sonra Ahmed-i Yesevi’nin manakıbı geliyor (31. a 35. a).


Bu nüshadaysa bu kısım başta (10.b – 15. a), manzum kısm bundan sonra gelmede (15. b – 26. a).


2. Bizim nüshada Sulucakarahöyük’e  gelişi ve kadıncık Ana’ya gösterdiği keramet anlatıldıktan sonra Nüreddin Caca’yla olan maceraya geçilmede (60. b – 64. b). Ali Emiri nüshasında Sulucakarahöyük’e geldikten sonra halvet-hanede, yumuğuruyla pencere açması anlatılmada (43. b – 44. a), ondan sonra buzağılara emişmesinler dediği, onların da emişmedikleri hikaye edilmededir ki bizde de Sulucakarahöyük’e gelişinden sonra ilk hikaye edilen kerameti budur. Ali Emir’i –de Nureddin Caca macerası, bu menkabeden sonradır (45. a – 48. a). Çile-hanede yumrukla pencere açmasıysa Akça Koca’yla görüşmesini takip eden menkabedir (81. a).


3. İlenmesiyle taş olan buğday ve mercimeğin, yutulunca erkek ve kız evlat olacağına inanmayan bir erkeğin yutup çocuk doğurması anlatıldıktan sonra bizim nüshada bir avuç hamura nazar etmesi, hırkasını yakıp Hırkadağı’ndaki ormanın meydana gelmesi, kızılcahalvetin yapılması, Akça Koca’yla buluşması bölümleri, bu bölümlerden sonra da bir avuç hamura safa – nazar edişi var (55.a – 57. a), hırkasını yakmasıysa bu bahisten üç bölüm sonra (61. a – 62. a).


4. Nüshamızda bundan sonra 2. paragrafta belirtiğimiz gibi Çile-haneye pencere açılması anlatılmada, sonra da sırasıyle Necmeddin’i Kübra’nın kitap telif edişi, Saru Saltuk’un gönderilmesi, Yunus’un Taptuk’a, Sarı İsmail’in Mevlana’ya yollanması var (81. b – 104. b). Bu menkabeler, Ali Emiri nüshasında sırasıyle 107. b – 109. a – 75. a – 79. b, 81. b – 83. b ve 71. a – b yapraklarında.


5. Nüshamızda bu menkabeyi, sırasıyle Seyyid Mahmud-ı Hayrani’ninarslana binip gelmesine, Ahi Evren’le buluşmasına, tekrar aynı erenle görüşmesine, birisinin bir yük elma getirmesine, Seyyid Salih’le mülakatına ait menkabeler takip etmede (106. a 120. a). Ali Emiri nüshasında bu menkabeler, sırasıyle 72. a 73. a, 83. b – 88. b, 91. a – 92. b ve 92. b – 93. a yapraklarındadır.


6. Nüshamızda bu bahislerden  sonra Harami’nin tövbesi, keşişe buğday göndermesi ve Molla  Sadeddin menkabeleri var (120. a 141. b). Ali Emiri’de bu menkabeler şu yapraklarındadır: 80. b – 81. b, 79. b – 80. b, 94. a – 107. b.


7. Bundan sonra nüshamızda Kadıncık’a gösterilen keramet, Kadıncık’ın çocuğu olması, Hırkadağı’nda gayb erenleriyle buluşması, bir çobanı Frengistan’a atması geliyor (143. b – 151. b). Ali Emiri’de de aynı sıra  takip edilmede (57. a – 64. b), ancak araya Hızır’la buluşması da girmede (60. a-b), halbıki bu menkabe bizde, 174. a – 175. b de.


8. Ali Emire’de bundan sonra Güvenç Abdal destanı geliyor (64. b – 68. a). Halbuki nüshamızda bu destan, halifelerden önceki destandır ve bu bakımdan kitabın, Hacı Bektaş’a ait son menkabesi sayılabilir. (178. a – 182. a).


9. Nüshamız, sırasıyle Hacı Bektaş’ın bir çocuğu diriltmesi, Kayseri Beyinin öldürülmesi, bir gemiyi kurtarması, gene bir gemiyi halas etmesi, Seyyid Gazi’yi ziyaret etmesi Menkabelerini veriyor (151. b – 165. b). Ali Emiri nüshasında bunlar, 119. a-b, 116. a – 118. b, 68. a – 69. b, 69. b – 71. a ve 73. a 74. a yapraklarındadır.


10. Nüshamız, bundan sonra Hünkar Oswmancık’a nazar etmesi, Hızır’la ve Emir Cem’le buluşması, Aksaray yakınındaki bir köyde bulunan bir mühübbin Hünkar’a çörek getirmesi menkabelerini sıralamada (165. a – 174. b). Ali Emiri nüshasında, bir kadıyı derviş etmesi de Ahi Evrenmenkabesinin bir bölümüdür (88. b – 91. a). Ali Emiri’deki Kara donlu Can Baba’ya  himmeti, Ak pınar’ı akıtması, Huy Ata’yı Tatar Beylerine yollaması menkabeleriyse (109. a 115. b), Emiri’de olduğu gibi bizde de, Necmeddin’e ait menkabeye dahildir, fakat başlıkları yoktur; bu kısımda ancak Huy Ata’ya ait menkabe başlık taşımaktadır (93. b 95. b); bundan sonra da Emiri’deki gibi gene Can Baba menkabesi devam etmektedir.


11. Bu bölümlerden sora bizim nüshada Hacı Bektaş’ın, Ahmedi Yesevi havaletiyle Rum’a geldiğine dair bir başlık var ki yanlış. Çünkü bu bölümde halifelerden bahsedilmede (182. b – 203. b). Bu bölüm, Ali Emiri’de, doğru başlıkla kayıtlı ve 126. a 141. a yapraklarında. Sonra aynen Emiri’de olduğu gibi Hacı Bektaş’ın vasiyeti, ölümü, ölümden sonra gösterdiği keramet, türbe kubbesinin kurşunlanması anlatılmada ve bu kısım, manzum (204. a 216. b); Emiri nüshasında bu manzum kısım 141. a – 149. a da. Bundan sonra bizim nüshada, 216. b – 217. a da kitabı istinsah eden Ali Çelebi’nin sözleri var ki bunlar, Emiri nüshasında yok. Bizim nüshada bu son manzum kısımların başlıkları da yok, Emiri’de var.


§ Ankara Maarif Kütüphanesindeki O. 1251 No. Da kayıtlı nüsha.

23X22 eb’adında, ortası şemseli, miklaplı, adi meşin ciltle ciltlidir. Yazısı nesihtir. Sayfa kenarları kırmızı çetvellidir. Başlıklar kırmızıyle yazılmıştır. Her sayfada on beş satır vardır. Kitap 211 yapraktır. Asıl Vilayet Name 208. yaprakta biter. Ondan sonraki yapraklardan Halil Vahdeti Dedebaba’nın, Kamberi, Mevali, Nasibi ve Miadi’nin, Hacı Bektaş’ı öven terci, murabba ve müseddesleri vardır. Ketebe şudur:


“Tammat-al-kitab bi avn-Allah-al-malik-al-mannan – Katib-al-huruf Resmi Derviş Aliyy’i giridi min bende-i Seyyid Ali Sultan – Tammat-al-kitab fi şahri racab-al-muraccab fi yavm-al-sani va-l-ışrin – li sanati tis’ata ve sab’una va miata va alf – va bihi nastain.”


Bu ketebeye nazaran nüsha, “Uyun-al-Hidaya” adlı mensur risalenin müellifi olan Resmi Ali Baba’nın, henüz dervişken yazmış olduğu bir nüshadır ve 1766 yılının ilk günlerinde yazılmıştır.


Bu nüshanın üstünde, önceden de  söylediğimiz gibi Hacı Bektaş’ın doğum, ölüm ve yaşayış yılları kayıtlıdır. Nüshanın sonunda,


Resul’ün hicreti dörtyüz kırk dördde

İrişmişdi meşamum işbu derde (verde)


Haleb şehrinde Sultan Baba Bayram

Ravzasında bu kitab oldı tamam


Beyitleri var (207. b – 208. a). Bu Baba Bayram, XVI. Yüzyılda Divane  Mehmed Çelebi’yle Horasan’a giden ve dönüşte Haleb’de kalan Bektaşi Baba bayram’dır (Bakınız: Mevlana’dan sonra Mevlevilik, s. 110).


§ Bu nüshadan sonra tarih bakımından bizdeki yazma geliyor. mukavva ciltle ciltlenmiş olan nüsha 21X15 eb’adındadır. Yazı kısmının eb’adı 16,5X10 dur. Okunaklı bir nesihle yazılmıştır. İlk ve son sayfalar müstesna, her sayfada onbeş satır vardır. Kitap 167 varaktır. Başlıklar surhla yazılmıştır. 2. a da,  Musa – bni Ali tarafından telif edildiği kayıtlıysa da bu kayda güvenmenin, evvelce de söylediğimiz gibi, pek imkanı yoktur.


Türbesinin üstüni kurşunlayan

Şah Sultan Bayezid’dür sen inan


Ömr ü bahtın eylesün  Allah ziyad

Ta kıyamet rahmet ile ola yad


Hakk’a minnet ahır oldı bu kitab

Var ümidüm akıbet ola savab


Beyitlerinden sonra

Hicretin bil dörtyüz kırkdörtde

İrişmişdi meşamum işbu verde


Yazup nakleyledük bu yadgarı

Cihanda kala bizden yadgari


Okuyanlar hayr ile yad eylesün

Hak anı korkudan azad eylesün


Resmo’da tahrir  olup bu kitap oldı tamam

Evliyanun hürmetiyçün eyle noksanum tamam


Beyitleri var ki bunlar ekmedir (167. a). Bunlardan sonra şu ketebe var:

“Tammat-al-kitab bi avn –Allah-al-malik-al-mustaan-al-musıyy (böyle) – Katabah-al-hakıyr İbrahim bende-i Emin Baba – hak-i pay-i Al-i Aba hem çaker’i Rüstem Baba – Çok emek  zahmet çeküp gördüm elem – İşte tammat diyüben sildüm kalem – Tammat tamam – M – 1226 – Sene – fi 7 zil-hıcca.”


Bu ketebeye nazaran 1811 yılı sonlarında Girid’de Resmo’da yazılmıştır.


§ Millet Kütüphanesinde, ali Emiri kitaplarının Şer’iye kısmında 987 No. Da kayıtlı ve 1264 cümadelulasının onbirinci günü (1848) yazılmış nüsha yazanı belli değil.


§ Aynı Kütüphanede, aynı kısımda 1132 No. Da kayıtlı ve 27 şaban 1284 senesi Salı günü (18679 Hafız Süleyman Kaşifi talebesinden  Mehmed Hilmi tarafından yazılmış nüsha.


§ İst. Üniv. K. Türk. Yaz. 2471 No. Da kayıtlı ve 1289 da (1872-1873) Ali Rıza tarafından yazılmış nüsha.


§ Aynı Kütüphanede t. Y. 4820 No. Da kayıtlı ve Derviş Mustafa tarafından 1309 recebinde (1892), Leskovik’te hayderiye Dergahında yazılmış nüsha. Bu nüshada, Ali Evren menkabeleri arasında, “Hz.Hünkar’un işaret içün Hz.Mevlana’ya gönderdiği” başlığıyla uydurma bir Şems menkabesi var (Açılma’nın son kısmına bakınız).


§ Millet K. Emiri, Şer’iye, 1075 No. Da kayıtlı ve Hacı Mehmed Dede dervişi Eğinli Derviş İbrahim tarafından 1310 zilkadesinin üçüncü günü (1893) yazılmış nüsha. Bu nüsha da uydurma Şems menkabesi, “Hzret’ün işaret içün (bu işaret “irşad” olacak) Hz.Mevlana’ya gönderdiği derviş” başlığı altında var.


§ Bay Fahri Bilge nüshası.


Bu nüsha, baştan sona kadar manzumdur. Miklaplı yeni bir çiltle çiltlenmiştir. 20X16,5 eb’adındadır. Yazı kısmı 17,5X11 dir. Her sayfada on yedi satır vardır. Her satır, bir beyittir. Bütün kitap 129 yapraktır. Sonradan ortaya eklenen kısımlara yaprak numarası konmamıştır. Yazı okunaklı nesihtir ve harekelidir. Bölüm başları ayrılmadığı gib başlıklar da yoktur. Bölümler, bitiş ve başlayış beyitlerinden anlaşılmaktadır. Kağıdı figranlı ve aharlı Venedik kakğıdıdır. Kağıt, imla, yazı bakımından bu nüshanın XV. Yüzyıl sonlarına, nihayet XVI. Yüzyılın başlarına ait olduğunda şüphe yoktur. Maalesef baş tarafı düşmüş, sonradan 5. b nin sonuna kadar  mensur Vilayet-Name’den yazılıp eklenmiştir. 6. a da manzum kısım başlıyor. 21. b den sonra gene 18 yaprak eksik. Sonradan bir başka nüshasında yazılıp bu kısımları tamamlanmış. 71. b den sonra gene eksik var ve 71. a nın üstüne kurşun kalemle “beş yaprak eksiktir” kaydı düşülmüş. Hacı Bektaş’ın bir keşişe buğday göndermesi bölümünden Said Emre menkabesine atlanıyor. 73. b den sonra dört yaprak, bir başka nüshadan  yazılıp eklenmiş. 93. b den sonra gene eksiklik var. 126. yapraktan sonra gene üç yaprak eksik. Bu üç yaprak yeni bir yazıyle yazılmış ve


Hakk’a minnet ahır oldı bu kitab

Var ümidüm akıbet ola savab


Resul’ün hicreti dörtyüz kırkdörtde

İrişmişdi meşamum işbu derde (verde)


Yazup nakleyledük bu yadgarı

Cihanda kala bizden sonra bari


Okuyanlar hayr ile yad eylesün

Hak anı korkudan azad eylesün


Beyitleriyle biten kitaba, eksik yerlerin tamamlandığı nüshanın tarihi olan 1178 tarihi atılmış (1764-1765).


Mensur Vilayet-Name’deki manzum kısımlar, bu Manzum Vilayet-Name’de aynı, ancak bazı nüshalarda,  bu nüshaya göre değişiklikler, yanlışlar var. bay Fahri Bilge, Vilayet-Name’nin evvelce manzum olarak yazıldığı, sonradan nazımı, yahut başka bir tarafından, bazı manzum yerleri aynen alınmak suretiyle bir daha yazıldığı kanaatinde. Nihani’nin manzum Vilayet-Name’si, bu kitabın  Firdevsi-i Rumi tarafından telif ve tanzim edildiğini bildiriyor. Nazmı ve dili hakkında bir fikir edinilmesiyçin bazı yerlerini sunuyoruz:


Böyüyüp çün ta’lime kabil olur

Bir kemal ehline şah buyruk kılur


Oğluma dir eyle ta’lim’i kemal

Kim kemaldür erde ziynetle cemail


Emceğin ağzına virdi emmedi

Emmeğe hem meyli dahı kılmadı


Dayeler geldi anı emzüreler

Hem gıdasiyçün ana süd verirler (8. a)


Başına kızıl amamesin sarar

Bir gerçeği dahı eğnine geyer (24. b)


Çünki Çepni boy Oğuz’dan ayrılur

Doğrıluban Rum milkine gelür


Çepni boydan meğer kim bir aziz

Ehl-i takviyidi hem ehl-i temiz


Yunus-ı Mukriyidi anun adı

Çepninün şeyhiyidi her (hem) mürşidi


Kara’yük kurbında Kayı nam yire

Gelüben anda karar itdi göre (23. a)


Bu nüshanın, tıpkı basım olarak bastırılması, dil ve edebiyat bakımından büyük bir kazanç olacaktır. Bu hizmeti, Sayın Fahri Bilge’den beklemek de sanıyorum, hakkımızdır.


§ Nihani’nin manzum Vilayet-Name’si.


Prof. Bay Ahmed Ateş’e ait nüshadan faydalandık. Adi mukavva ciltlidir. Kitap 30.5X13, yazı kısmı 17X9 eb’adındadır. 330 sayfadır. Başlıklar kırmızıyle yazılmıştır. Sayfa kenarlarında kırmızı cetvel vardır. Her sayfada ondokuz satır, her satırda bir beyit var. erzincanlı Mehmed Tevik baba tarafından yazılmış ve istinsahı 1313 şabanının on birinci günü bitmiştir. (1896).


Nihani,

Nihani hatmine tarih dilersen

Dile ikdam’ı Feyzullah Efendi


Tarihin gösterdiği 1296’da (1878-1879) kitabını tamamlamıştır. Hem tarihten, hem de “Der beyan’ı sebeb’i nazm-ı kitab” bölümündeki,


Dedi bir zat ki ensab-ı Veli’den

Ziya-bahşayiş-ı nur-ı celiden


Ki ismi Şeyh Feyzullah Efendi

Melek-manzar u kerrubi-pesendi


O Sultan balım’ın nakd-ı sahihi

Bu ben kuluna emretdi sarihi


Beyitlerinden (s.3-4) anlaşıldığı gibi Feyzullah Çelebi’nin emriyle bu işe girişmiş, fakat Feyzullah Efendi 1288’de (1871 1872) ölünce,


Ben nam-ı nam-ı Feyzullah Efendiyem’i feyzinden akıtdı bu bendi

Anın emriyle ettim nazmı tahmil

Hayatında veli olmadı tekmil


Erişmiş idi nısfa bu vediat

Çü kıldı ırcıi emrine sür’at


Beyitlerinde de söylediği gibi (s. 328) hayatından sonra bitirmiştir. Bu kitabın, öyle dile alınacak bir özelliği yok; fakat manzum Vilayet-Name’nin nazımını haber vermesi bakımından bu kitaptan edindiğimiz fayda, bize dünyalara değer.


Başta birkaç sözden, sonra, bilhassa birkaç beyitten  ibaret bulunan eklentilerle bahislerin sıralanması müstesna, bütün Vilayet-Name nüshaları, birbirinin aynıdır. Nüsha farkları, muahhar zamanlarda yazılanlarda, bazı kelimelerin devre göre değiştirilmesinden ibarettir. Bundan dolayı nüsha farklarıyle bir metin hazırlamaya hiç lüzüm yoktur, hele şimdilik en eski nüsha elimizdeyken bu lüzümsuzluk, büsbütün aşikardır. Şu halde o metini olduğu gibi sunmak, metinden geçen kelimelere ait bir  sözlük tertiplemek, terimlerin izahını yapmak, nihayet bu kitabı, diğer kaynaklardan faydalanarak tahlil ve tenkid etmek, yapılacak işlerin en doğrusudur. Biz de bunu yaptık. İlim ve tetkik erbabına, bu nüshanın tıpkı basımını sunmaktayız. Onlar, bu tıpkı basımı, bizim terimlere ait izahlarımıza, kelimelere ait sözlüğümüze  ve Vilayet-Name’yi inceleyip eleştirerek değerlendiren açılamamıza başvurarak okuyacaklar, böylece faydalanmış olacaklardır. Yeni nesil için, gençlik için, gelecekte yetişenler için bu metni bir de yeni harflerle vermek icap etmez miydi? Bu soruyu soracaklar da çıkacaktır sanırım. Onlar sormadan ben bu soruyu cevaplandırayım: İcap etmezdi, çünkü genç, bu dili anlayamaz, sıkılır, okuyamaz. Dil mi güzel değil, tahkiye mi ağır, olaylar mı çekmiyor insanı, eda mı tekellüfle? Hayır hayır; daha önce bu kitabın güzelim dilinden, şekerim edasından, sevilesi tahkiyesinden uzun uzun  bahsetmiştim. Güzel mi güzel, şeker mi şeker, sevilesi mi sevilesi, öpülesi mi öpülesi; fakat bir edebiyat kitabında, bir bahsini örnek  olarak verip incelemek, inceltmek şartıyle. Fakat Edebiyat fakültesinde okumak, okumak şartiyle. Biz, edebiyat kitabı yazmıyoruz, Fakülte talebesiyle tıpkı basımdan faydalanır. Şu halde?  Şu halde yeni nesle bu kitabı, bugünün diliyle verirsek onlara faydalı oluruz; başka çıkar yol yok. İşte biz bunu yaptık; Vilayet-Name’yi, hiçbir olayı anlatmadan, hiçbir özelliğini kaybetmeden, sözüne söz, düşüncesine düşünüş, anlatışına bir aykırı anlayış, bir aykırı anlatış katmadan hatta halk tahkiye üslubuna uymaya çalışarak bugünkü dille, öz ve sade halk tütkçesiyle yeniden yazdık. Tabii yazarken bölümlere böldük, başlıklar verdik.


Bütün bunları, büyük bir aşka, içten gelen bir sevinçle yaparken de Vilayet – Name’ye, Velayet – Name demek, neşemizi “neşve” sözüyle ifadelendirmeye kalkışmak, yahut doğrusu “nakl” olan sözü “nukl” okumayana eseflenmek gibi “tasallüflere” düşmedik. Bizce halkın sözü, halkın özü kadar doğrudur, güzeldir, yerindedir.


Dileriz ki, “Vilayet-Name, bir serinin ilk eseri olsun, bu eseri benzerleri beslesin; hak diliyle meydana gelmiş olan bu güzelim eserler, bir yandan dilimize, bir yandan dini-tasavvufi tarihimize maddeler hazırlasın, zaman zaman, çağ çağ düşüncelerimizi, görüşlerimizi, duyuşlarımızı, yaprak yaprak, kitap kitap belirtsin. Abdülbaki Gölpınarlı.


Kitap:
Vilayetname

Hazırlayan: Abdülbaki Gölpınarlı

Ekleyen: Seyyid Hakkı

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı(uludivan.de) önerelim-yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı–Ehlibeyt Evladıyız ve Şah Haydar => YouTube Kanalımız: Seyyid Hakkı-Yolumuz Ehlibeyt yolu(YediDeryaSohbeti62) Aşk ile, Can ile canlar...