Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

3- Vilayetname ne Vakit ve Kimin Tarafından Yazılmıştır?



Vilayetname ne Vakit ve Kimin Tarafından Yazılmıştır?

Vilayet-Name’nin en eski nüshası, Hacı Bektaş tekkesinden gelen ve bugün Ankara kütüphanesinde bulunan nüshadır. Tıpkıbasımını verdiğimiz bu nüsha, 1034 yılı Rebiülevvelinde (13. XI 12. XII. 1624) istinsah edilmiştir. Hacı Bektaş’ın, 1273’te vefat eden Mevlana ile çağdaş olduğunu hem “Manakıb-al-Arifin”, hem “Vilayet-Name” söylüyor. Manakıb-al-Arifin’e göre Hacı Bektaş, Selçuk İmparatorluğu aleyhine bir isyan tertipleyen, 1240 ta idam edilen ve kendisine uyanlar tarafından Baba Resul –Allah diye anılan Baba İshak’ın en ileri gelen bir halifesidir (Tahsin Yazıcı terc. I, s. 411-412).


Aşık Paşazade de onun Babalılar’dan olduğunu, doğu illerinden geldiğini, Osmanoğullarından hiçbiriyle görüşmediğini belirterek bu bilgiyi kuvvetlendiriyor (İstanbul basımı, s. 204-206). 695 teki (1295-1296) bir vakfiyede Hacı Bektaş’tan “Merhum” diye bahsedilmekte (Ali Emiri: Tarih ve Edebiyat Mecmuası, Kasım 20, s. 670 tarihli (1297-1298) başka bir vakfiyede Hacıbektaş nahiyesi dolayısiyle adı anılırken “kuddisa sırrahu” denmektedir (Bırge’ın aynı eseri, s. 41).


Ankara kütüphanesinde Hacıbektaş’tan gelen kitaplar arasında 132. A. I. No. Da kayıtlı Kaygusuz Abdal’ın hurufa ait küçük bir risalesiyle Abdal Musa’nın “Pend ve Nasihat-Name” adını taşıyan kısacık bir risalesini ihtiva eden ve ilk risalenin sonundaki kayda göre 1291 Ramazanının on ikisinde (1874), Sivas’ta istinsah edilen mecmuanın baş tarafında, “Hazne-i celileden şerefvürüd eden tumar-ı kebirde muharrer oldığı üzere tarih-i viladet-i şerifleri 606 (1209-1210) olarak müddet-i ömr’i şerifleri 63 olamağıla 669 senesi (1270-1271) ve fat-ı şerifleri muharrer olduğundan işbu mahalle tahrir olundı” kaydiyle Hacı Bektaş’ın ölüm yılı bildiriliyor (29. a.). Demek ki Hacı Bektaş, Mevlana’dan aşağı yukarı üç yıl önce ölmüştür. Aynı kütüphanede O, 1251 No. Da kayıtlı ve 1179 Recebinin yirmi ikinci günü (4. I. 1765) meşhur “Uyün-al-Hidaya” müellifi Giritli Derviş Ali (Resmi Ali Baba) tarafından istinsah edilen Vilayet-Name’nin ilk yaprağı üstünde şu satırları okuyoruz:


“Vilayet-i şerifleri

Sene: 606

Müddet-i ömrleri

Sene: 63


Rıhlet-i naklleri

Sene: 669

Silsile-Name’de muharrer olduğı”


Büyük bir emekle 1291 de (1874-18759 bütün tarikatlerin silsilelerini toplayıp bir “Silsile-Name” meydana getirerek 1334 de (1915-1916) Üsküdarda, Hüdayi dergahına vakfeden Derviş Mehmed Şükrü de Bektaşi silsilesini gösterirken Hacı Bektaş’ın adının altına “Bektaşiyye” sözünü ve bu sözün tutarı olan 738 tarihini koymakla beraber bu 669 tarihini de, herhalde bir kaynaktan bularak, eklemiştir (Selimağa kütüphanesi, Hüdayi Kitapları, 122, s. 39). Her üç yerde de rastladığımız bu kayıt , tarihi kaynakların verdikleri bilgiye de uyduğundan Hacı Bektaş’ın ölümünü 1270-1271 olarak kabul etmemiz gerekir.


Vilayet-Name, Hacı Bektaş hakkında doğru, yanlış, fakat hemen hepsi olağanüstü olayları ihtiva ettiğinden, bu eser, hiç şüphe yok ki, kendisinden bir hayli sonra ve menkabevi hayatı, kendisini görenlerden duyanların daha sonrakilere eklentilerle bildirerek, onlar tarafından da eklentilerle nakledilerek mayalanıp yoğurulduktan, Bektaşi geleneği adamakıllı meydana gelip dal budak saldıktan sonra yazılmıştır.


0, 340 No. Da, Ankara Kütüphanesinde kayıtlı bulunan en eski nüshada, bütün nüshalardaki gibi, Hacı Bektaş türbesinin, Fatih’in oğlu II. Bayazid tarafından kurşunla örtüldüğü anlatıldıktan sonra şu satırlar var:


“Ömr (-i “yahut” -ü) bahtın eylesün Allah ziyad

Ta kıyamet devlet ile baki bad


Hakk’a minnet ahır oldı bu kitab

İşbu sözden var ümidüm hasıl ol sevap


Çün erenler sözidür işbu kelam

Var ümidüm bihad günahum Ali kulu’na cemi-i ümmet-i Muhammed kardaşıyla rahmet ide rabb-al-anam


Evliya-i kutb-ı alem Hacı Bektaş hazreti

İsterüz ki cümlemüze hazır ola himmeti


Sevene rahmet ide rabb-al-anam

Bu Vilayet-Name de oldu tamam

.....................................(216. b)


Kaadir olduğımuz kadar yazup tahrir eyledük, siz erenlerden reca iderüz ki Ali Çelebi bendenüze Hak Taala akıbet hayırluğı ruzi kılup cümle mü’min kardaşıla iman müyesser ide diyüp duai hayrıla yad ide; Fatiha, Muhammed’e salavat. Allahumma salli ala seyyidina Muhammadin va alih-al-tayyibin-al-tahirin va-l-humdu lillahi rabb-al-alemin tahriran mah-ı rabi-al-avval, sene 1034, Baki bad bi rabb-al-ibad.” (217. a)


Görülüyor kiyazan, şiire aşina değil, epeyce de bilgisiz. Manzum kısımlara ilaveler yapmaktan çekinmiyor. Bu araya kendi adını da karıştırıyor. Ali Çelebi’nin , Vilayet-Name müellifi değil, müstensihi olduğu meydanda. Bu, kitabı vakfettiğini bildiren şu satırlarından da belli:


“Azizüm Sultan Hacı Bektaş’ı Veli hazretlerinün türbe-i şeriflerine bu kitabı vakfeyledüm; Allah’un la’neti üzerine olsun her kim kaldırup zayi’ iderise ve Hazret-i Resul-i Ekremün şefaatinden mahrum olsun. Talib olan aşıklar okıyup duadan feramuş itmeyeler.” (aynı yaprak)


Zaten Millet Kütüphanesinde, Emiri kitaplarının Şer’iyye kısmında 1035 de yazılan nüsha;

“Hakk’a minnet ahır oldı bu kitab

Var ümidüm akıbet ola savab


Bu Vilayet-Neme çün oldı tamam

Vir Rasul’ün ruhuna yüzbin selam” beyitleriyle bitiyor (149. a).


Bay Fahri Bilge’ye ait olup ileride de dahsedeceğimiz gibi XV. Yüzyılda, nihayet XVI. Yüzyılın başlarında yazıldığı anlaşılan manzum nüshada maalesef baş taraftan beş yaprak yok. Bu beş yapraklık yer, mensür Vilayet-Name’den yazılmış 126. yapraktan sonraki üç yaprak da düşmüş ve başka bir nüshadan mensür nüshadaki son manzum kısmın nihayetleri aynen yazılarak tamamlanmış. Hatta bazı nüshalarda bulunan,


Rasul’ün hicreti dörtyüz kırt dörtde

İrişmişdi meşamum işbu verde


Yazup nakleyledi bu yadgarı

Cihanda kala bizden sonra bari


Okuyanlar hayr ile yad eylesün

Hakk anı korkudan azad eylesün


Beyitleri de eklenerek bu yeni kısmın istinsah tarihi olan 1178 yılı kaydedilmiş (v. 129). Böylece bu en eski manzum nüshadan da müllefi anlamaya imkan yok.


Bizde bulunan ve 1226 zilhiccesinin yedinci günü  (1811) Resmo’da, İbrahim adlı birisi tarafından yazılmış olan nüshada, baştaki hamd ve salavattan sonra şu satırlar var:


“Amma ba’d-bu zaif-i nahif’i hakıyr ezell-i ibad-Allah Musa –bni Ali ki beyn-al fukara’i-Bektaşiyye Süfli Derviş dimekle meşhurdur, ol vakt ki Emir-al-Mu’minin va imam-al-hidmetlerinde-iken bir gün hatırumdan hutür ideni hazretlerine i!lam idüp izn-ü havalet taleb eyledüm; öyle olsa keremlerinden bu fakıyre peyveste (2. a) bendeler katında makbül olan vilayetleri bi kaderi vüs’-al-taka cem’-itdük ta ki bu celil-al-kadr manakıb-ı şerif mestür kalmaya ve dahı ol-kutb-al-aktab ve ol mesned-i ülü-l-albab sultan-al-avliya ve burhan –al-atkıya.....” (2. b)


Yanlız bizdeki nüshada gördüğümüz bu satırlar, elbette bir başka nüshadan istinsah edilmiş. Gene hiç şüphe yok ki buradaki Abu-Talib oğlu Ali, Muhammed Peygamber’in damadı, kardeşliği ve amcasının oğlu Ali değil; herhalde mürşidini Ali mazhari gördüğünden böyle söylüyor. Fakat eski bir nüshada bu satırları görmedikçe müellefin Ali oğlu Musa olduğunu kabul etmek, sanırım ki pek safça bir şey olur.


Basma bir nüshasını da gördüğümüzü sandığımız Nihani’nin, 1296 da (1878-1879) yazdığı diğer manzum Vilayet-Name’deyse “Der beyan-ı sebeb-i nazm-ı kitab” bölümünde şu beyitleri okuyoruz:


Ki ya’ni Hacı Bektaş’ı Veli’nin

Keramatından ol sırr’ı Ali’nin


Veli nesr idi ol kim söylemişdi

Heman Firdevsi bir nazm eylemişdi


Hurufün vakt ile alude idi

Dahı evrakı key fersüde idi


Silinmiş ba’zı yerde lafz u harfi

Çü mazrufi yeter olmaya zarfı (Prof. Ahmet Ateş nüs. S. 3)


Hiç şüphe yok ki Nihani, bu Firdevsi’yi kendi karihasından uydurmamış, faydalandığı manzum “Vilayet-Name’de görmüş, ona dayanarak adını anmıştır. Böylece, bir nüshası , Bay Fahri Bilge’de bulunan ve mensür Vilayet-Name’nin, ileride de söyliyeceğimiz gibi aynı olan manzum Vilayet-Name, Firdevsinindir.


Şuara tezkirelerinin Firdevsi-i Rumi ve Uzun Firdevsi diye andıkları Bursalı Firdevsi, Hasan Çelebi’ye göre tarih ve muhazaratta bilgi sahibidir. Şiiri, ancak vezinlidir, kafiyelidir, o kadar. II. Bayezid adına yazdığı üçyüz seksen cilt Süleyman-Name’nin seksen cildi beğenilmiş, öbür ciltler, padişahın emriyle yakılmıştır. Bundan müteesir olan Firdevsi, Padişahın aleyhine hicviyeler yazmış, bu yüzden Osmanoğulları ülkesinde tutunamayacağını anlayıp İran’a kaçmış, orada ölmüştür (İst. Üniv. Türk. Yaz. 1737, 239. b). Beyani’de verilen bilgi de aynıdır. Latifi, bu zatın tarihte ihatası olduğunu söyler, yanlız Süleyman Name’nin üçyüz altmış cilt bulunduğunu, seksen cildinin seçilip öbürlerinin yakıldığını, bu yüzden İran’a kaçtığını bildirir (basma nüsha, s. 261-262).


Osmanlı müellifleri, birçok kitapları bulunan Firdevsi’nin, farsçadan terceme olan, ahlak ve tasavvuftan bahseden Hayat ü Memat adlı bir eserini de haber vermek suretiyle tasavvufa olan meyil ve nisbetini de açıklamış oluyor (ikinci cildin ikinci kısmı, s. 358). Aynı zamanda hattat de olan Firdevsi, yazdığı bir Gülistan’ın sonuna, imzasını “İlyas ibni Hızr-al-mutahallas bi-l,Firdevsi” diye atarak kendisinin ve babasının adını haber vermiştir (Aynı sayfa). Ankara Maarif Kütüphanesinde l. A. 14/17 No. Da kayıtlı bulunan ve Hacı Bektaş dergahından gelen Türkçe bir “Şerh-i Kelimat-ı Şeyh Barak” var. Hicri 890 saferinde (1485) Muhammed-i Bostani tarafından istinsah edilen ve Barak Baba’nın Şathiye vadisindeki sözlerinin şerhinden meydana gelen bu risalenin, kutb-al-Alevi’nin Farsça şerhinin tercemesi olduğunu anlıyoruz.tercüme eden , eserin terceme olduğunu açıklamıyor, Barak Baba’nın sözlerini şerhedip İbn-al Kaadi Şeyh Cemaleddin Çelebi’ye sunduğunu söylüyor, kendisinin adını da İlyas ibni Hızr diye anıyor (bu şerhi, Yunus Emre-Hayatı adlı eserimizde yayınladık, s. 208-232. Hızır oğlu İlyas’ın adı 208. sayfadadır).


Risale, 1485 de kopya edildiğine göre bu tarihten önce şerhedilmiştir. Bahsedilen Cemaleddin Çelebi, 1494 de hac yolunda ölen ve Çelebi Halife diye de anılan Cemaleddini Halveti, yahut 1517 de İstanbul’da ölen ve Cemal Halife diye anılan Karamanlı Cemaleddin İshak’tır (Yunus Emre-Hayatı, s. 209 not); İlyas ibni Hızr da, Uzun Firdevsi’dir. Çünkü II. Bayezid devrinde yaşayan ve Firdevsi mahlasını kullanan, tarih ve muhazarata, daha doğrusu, olağanüstü olaylara düşkün bulunan, hele babasının adı Hızr, kendisinin adı İlyas olan bir başka adam yoktur ve iki ayrı adam, bu kadar birleşemez. Görülüyor ki Firdevsi, Barak Baba gibi Batıni bir şeyhin eseriyle de meşgul olmuştur. Bütün bunlarla beraber Firdevsi’nin üslübiyle Vilayet-Name’nin üslübunu da inceledik ve tam bir birlik gösterdiğini gördük. Bu bakımdan manzum Vilayet-Name’nin, Süleyman-Name’nin ve daha birçok kitapların yazarı olan Firdevsi-i Rumi tarafından yazıldığına kanaat getirdik. Fakat mensur Vilayet-Name kimin? Üslüp, Süleyman-Name üslübuna pek benziyor. Sonra mensür Vilayet-Name’deki manzum kısımlar, aynen manzum Vilayet Name’de var. belki Firdevsi, önce mensür Vilayet-Name’yi yazdı, devrin adetince bazı yerlerini manzum olarak bezedi, sonradan şunu baştanbaşa manzum yazayım dedi, manzum Vilayet Name’yi meydana getirdi; belki manzum Vilayet-Name’yi yazdı, bir başkası onu nesre çevirdi, çevirirken de manzum Vilayet-Name’deki bazı parçaları aynen aldı; belki de bu işi yapan, gene Firdevsi’dir; bu hususta kesin bir söz söylememize, şimdilik imkan yok.


Vilayet-Name’nin yazıldığı zamana gelince; bunu şu bakımlardan inceleyip sonuca varabiliriz:

1-Vilayet-Name’deki bütün olaylar, açıkça gösteriyor ki eser yazılırken, daha doğrusu önceden de söylediğimiz gibi şifahi rivayetler, bir sağlam, bir kalemine hakim adam tarafından tesbit edilirken Bektaşi geleneği tamamiyle kurulmuş, gelişmiş, zenginleşmiş, kökleşmiştir. Şunu da kaydedelim ki Bektaşi geleneği, mahalli olarak bünyeleşen bir gelenektir; kökü yerdedir.


İşte köyün bir yanından görülen Hırkadağı, işte Hünkar’ın çilehanesinin bulunduğu Arafat tepesi, işte eteğindeki Zemzem pınarı. İşte köyün öte yanındaki öyüğe karşı akıp duran buz gibi Akpınar, işte Hünkar’ın dibinde oturduğu, içinde gizlendiği Ardıç. İşte Mucur yolundaki Beş Taş, İşte Hamırkaya, işte Tekkekaya. İşte Horasan erenlerinin attıkları dut ağacı, işte türbe önünde, parmaklığın dışındaki kubbe mimarı Yanko Madyon, işte türbeye girilirken sağda Hıyarkaya, solda Saddeddin’in attığı loğ taşı. İşte Kara Abdal, işte türbenin yanındaki Kızılca havlet, işte Kırklar Meydanının solunda, yüksek bir yerde, ayrı kapıyla örtülü, bir gerdek odası kadar şirin küçücük bir odada Dünya güzeliyle koyun koyuna yatan Güvenc Abdal, yahut söylenegeldiği gibi genc Abdal.


Bektaşi geleneği, bütün bu yerli maddelere dayanarak gelişmiş; yahut bütün bunlar, o geleneği beslemiş, geliştirmiş. Bu nişan taşlarını Vilayet-Name’den, Vilayet-Name’yi bunlardan ayırmaya imkan yok. Fakat bu gelişme, herhalde Hacı Bektaş’tan çok sonra meydana gelmiştir.


Törenden bahsedilirken de şunu görüyoruz:

Hacı Bektaş’a intisap eden, Kalenderilikte olduğu gibi traş ediliyor. Traş, Kalenderilikten Mevleviliğe de geçmiştir (Bakınız: Mevlana’dan sonra Mevlevilik, s. 185-195, 394).


Hacı Bektaş’a atfedilen bir şiirde;

Pa-burehne kazak abdal ü fena fahr-i mezid

Fakr ile fahr idenün daim ola fahri mezid


Çhar-darb ile bakaa milkine sultan geçinür

Genc-i tecride miyan-bend ile palheng kilid,


1038 den 1060’a kadar (1628-29 - 1650) Hacı Bektaş tekkesinde dedebabalıkta bulunan Halil Vahdeti Baba’nın terciinde,


Çhar-darb ile anındur elif ü tıyg u traş

Ser ü riş ile bürüt aldı dila hem dahı kaş


Dediğine göre (bizdeki bir cönk, Halil Vahdeti’nin pek meşhurdur. Birçok Vilayet-Name nüshalarının sonunda vardır) ihtimal Hacı Bektaş da kendisine intisap edenleri çhar-darp ettirmede, yani saçlarını, kaşlarını, bıyıklarını, sakallarını ustura ile traş ettirmeydedi. Traştan sonramüridin başında ne varsa ve nerede olursa olsun, orada, başındakini çıkarıp tekrar giydirerek mezidliyor, yani tekbir ediyor. Bütün tören bundan ibaret. Halifelik verdiği kimselereyse sofra, çerağ, alem ve seccade veriyor. Nasip verme töreninin herhangi bir özelliğine, müccerredliğine hiç rastlanmıyoruz. Şu halde Bektaşilik erkanı, tam olarak henüz kurulmamıştır. Hacı Bektaş’ı ser-çeşme tanıyan bir zümre var; fakat o zümrenin diğer Batıni zümrelerden tam bir ayrılığı yok.


2- Vilayet-Name, tekkenin Hacı Bektaş zamanında kurulduğunu, ondan sonra yerine, nefes oğlu Hızır Lale Cüvan’ın geçtiğini, elli yıl seccade-nişin olduğunu, yerine Mürsel Dede’nin geçtiğini, onun kırk sekiz yıl hüküm sürdüğünü, ondan sonra yerine geçen Yusuf Balı’nın da otuz yıl seccade-nişinlik hizmetinde bulunduğunu, söylüyor. Demek ki, rivayetlerin tesbiti Yusuf Balı’dan da sonra.


Hacı Bektaş, 669 da (1720-1721) öldüğüne göre Yusuf Balı’nın ölümü, verilen yıl sayılarının tutarı hesaplanırsa 797 olur (1394-1395). Fakat Vilayet-Name’nin yazılışı bu tarihten de çok sonra. Çünkü Vilayet-Name’ye nazaren türbeyi II. Murad yaptırmış, onun yerine Mehmed, yani Fatih padişah olmuş, onun yerine geçen oğlu II. Bayezid de kubbeyi kurşunla örttürmüştür. II. Bayezid, 886 da (1481) Padişah olmuş, 918 de (1512) tahttan indirilmiş ve ölmüştür. Vilayet-Name’de, Bayezid’e,


Ömr ü bahtın eylesün Allah ziyad

Ta kıyamet devlet ile baki bad


Dendiğine göre eser yazılırken, yani rivayetler, yazar tarafından tesbit olunurken II. Bayezid henüz padişahtır.


3- Vilayet-Name’de Balım Sultan’ın adı hiç geçmiyor. Sağ olsaydı, yahut şöhretini yapıp zamanını sürerek ölmüş bulunsaydı  adının anılmamasına imkan yoktu. Balım Sultan diye tanınan Hızır Balı, rivayete göre 907 de (1501-1502) post’a geçmiş, 922 de (1516-1517) ölmüştür. Türbesinin kapısındaki kitabe , 925 (1519) tarihini taşımaktadır.


Bu üç karineyle Vilayet-Name’nin, Balım Sultan’ın doğumundan, hiç olmazsa post’a geçişinden önce, şu halde 1481’le 1501 arasında yazıldığı kesin olarak söylenebilinir.


Kitap:
Vilayetname

Hazırlayan: Abdülbaki Gölpınarlı

Ekleyen: Seyyid Hakkı

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı(uludivan.de) önerelim-yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı–Ehlibeyt Evladıyız ve Şah Haydar => YouTube Kanalımız: Seyyid Hakkı-Yolumuz Ehlibeyt yolu(YediDeryaSohbeti62) Aşk ile, Can ile canlar...