Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

16- Halifeler



Halifeler

§ Cemal Seyyid

Hacı Bektaş Hünkar, Ahmed-i Yesevi’nin emriyle Rum ülkesine gelip Sulucakaraöyük’te yerleştikten sonra ünü, her yana yayıldı. Her taraftan ziyaretine gelen çoğaldı. Kimi gelir, nasibini alır giderdi, kimi gelir, kalır, hizmet ederdi, kimisi de Hünkar, bir yere yollar, kendisine halifelik verirdi. Halife olan, gittiği yerde mürib edinir, halkı uyarırdı.


Hacı Bektaş Hünkar, otuzaltıbin çerağ uyarmış, otuzaltıbin halife dikmişti.bunların üçyüzaltmışı, gece gündüz, Hünkar’ın huzurunda hizmette bulunurdu. Hünkar, ahirete göçünce onların her biri, Hünkar’ın gönderdiği yere gitti. Hepsini, etraflıca anlatırsak söz uzar. Yanlız bu üçyüz (altmış) halifeden, bugünedek adları malüm olanları anacağız.


Cemal Seyyid, Saru İsmail, Kolu Açık Hacım Sultan, Baba Resul, Pir Ebi Sultan, Recep Seydi, Sultan Bahaeddin, Yahya Paşa, Barak Baba, Ali Baba, Saru Kadı, Atlas-puş Sultan, Dust-ı Huda, Hızır Samit.


Bunların hepsinin soyunu sopunu, erenlere nasıl kavuştuklarını anlatırsak söz uzar. Biz gelelim sözümüze:


Hünkar, Cemal Seyd’i, halifelerin hepsinden fazla severdi. Onu pek ağırladı. Bu yüzden halifeler de onu büyük bilirler, sayarlardı. Zaten Hünkar’da bunu buyururdu. Nice defalar, eliyle arkasını sıvazlamıştı da, Cemalimdir, Cemalimdir demişti. Seyyid Cemal, bütün halifelerin üst yanında otururdu.


Seyyid Cemal, birgin Hünkar’ın tapısında oturmadaydı. Acaba Hünkar, bize de bir yurt gösterir mi ki orda dem-yom oynatalım fikrine düştü. Hünkar’a malüm oldu, Cemalim dedi, bizi varlık yurduna gönder, sonra bir merkeb al, yola düş. Merkebini, nerde kurt yerse orasını sana yurt verdik, oraya varır, orda demini-yomunu oynatırsın. Senden bir oğlumuz gelecek, akdenize yol edecek.


Hünkar, varlık yurduna göçünce Habib Emirci’yi seccadeye geçirdiler. Seyyid Cemal Sultan, erenlerin sözüne uyup bir merkeb aldı, yola revan oldu. vara vara Altıntaş’a vardı. Gördü ki otlu, sulu, çayırlık, çimenlik, öylesine güzel bir yer ki dille tarif etmenin imkanı yok. Burası pek hoşuna gitti, merkebini çayıra saldı, kendisi yattı, uyudu. Bir müddet sonra uyanınca gördü ki, merkebini kurt yemiş. Erenlerin sözünü hatırladı, orda yerleşti. Birçok kerametleri belirdi. Evlendi, bir oğlu oldu. adını Asıldoğan koydu.


Asıldoğan, bir aralık Rumeli yakasına geçti, Gelibolu boğazına vardı. Karşıya geçmek istedi, gemiciler, kayıkçılar, vasıta vermediler. Bunun üzerine denize doğru yürümeye başladı, yürüdüğü yerlerden su çekiliyor, kara oluyordu. Kayıkçılar, bunu görünce amana geldiler, yalvardılar, kayık getirdiler, zorla razı oldu, kayığa girdi.


Seyyid Cemal Altıntaş havalisinden Tökelcik’e geldi, orada öldü. Mezarı ordadır.


§ Saru İsmail

Hünkar’ın hususi hizmeti, Saru İsmail Padişah’a aitti. Hünkar, onu pek çok severdi. Halifelerden hiçbiri, onun mertebesine erişemedi. Hünkar’ın ibrikdarı da oydu. Sulucakaraöyük’den bir yere gitmek istese çok defa yanına onu alırdı.


Birgün, acaba Hünkar, bize nereyi yurt verecek, nerde dem-yom oynatacağız fikrine daldı. Hünkar’a malüm oldu. İsmal’im dedi, ben göçtükten sonra sopanı at, nereye düşerse orası yurdun olsun, yeşil fermanı da yanında götür, sana lazım olur buyurdu. Hünkar’dan sonra seccadeye geçen Habib Emirci’den izin aldı, dergahtan çıkıp sopasını attı, can gözüyle gördü ki, Menteşe ilinde Tavaz’da bir kilisenin kubbesini delip içeri düştü. O sırada meğer bir keşiş, kilisede İncil okurmuş. Sopa, kubbeyi delip içeri düşünce keşişin gözüne bir ejdehar gibi göründü.


Derken Saru İsmail, gide gide Tavuz’a, o kiliseye vardı, keşişi Müslüman etti, kiliseyi yıktı, tekke haline getirdi.


Bundan sonra saru İsmail, keşişe, ben dedi burda karar edeceğim, seninle komşu olalım. Bu sözü söyleyip silkindi, bir sarıdoğan şekline girdi, uçup Tavaz’da bir yere kondu. Boynunda halkası, ayağında çıngırağı da vardı. O sıralarda şehrin beyi Zpaun (?) isminde bir kafirdi. Adamları o güzelim sarıdoğanı görüp gittiler, beye haber verdiler. Bey, amanın dedi, onu tutmak gerek. Ya Müslüman Padişahından kaçıp gelmiştir, ya kafir padişahından. İki adam gitsin, biri, Müslümanların giydiği elbiseyi giysin, biri kafirlerimizin. Müslüman padişahından kaçtıysa Müslümana tutulur, kafir padişahından kaçtıysa  kafire tutulur dedi. Öyle yaptılar. O iki kişi, doğanın konduğu yere geldiler. Fakar Saru İsmail, ondan önce adam şekline girmiş, konduğu taşın dibine oturmuştu. Onu görünce vardılar, elini öptüler, koşup beye geldiler, dediler ki: O doğan değilmiş. İsa peygambermiş. Bey, bunu duyunca pek sevindi, sanki aklını kaybetti. Hemen adamlarıyle kalktı, geldi. gördüki taşın dibinde sarışın, güzel bir er oturmada. Elini öptü, ayağına yüz sürdü. Saru İsmail, onları Müslümanlığa davet etti, kabul ettiler.


Saru İsmail, orda yerleşti. Birçok kişiler, gelip derviş oldular. Birgün gezerken bir çiftçiye rastladı. İki öküzü vardı, çift sürmedeydi. Saru İsmail Padişah dedi. Saru İsmail, öküzün yanına geldi, nedir halin diye sordu. Öküz, kocaldım, gücüm kuvvetim kalmadı, beni boğazlamaya götürecekler, er hak aşkına kurtar beni dedi. Saru İsmail, o öküzü sahibinden satın aldı, azad etti. Bu yüzden o ilde Saru İsmail’in adı, “Öküz söyleten” kaldı.


Saru İsmail’den birçok kerametler belirdi. Bir nice zaman orda dem-yom oynattı, sonucu göçtü, yeşil fermanla beraber gömdüler. Dem geçti, devran geçti, Hünkar, oğullarından biriyle Sivrihisar’ın gündoğusu tarafından, Seyyid Ahmed oğulları arasında, icazet hususunda bir bahistir geçmiye başladı. Nihayet Hünkar sözünü hatırlayıp Saru İsmail’in mezarına geldiler. Ey Saru İsmail Padişah dediler, Sizde emanet olan yeşil ferman, bize lazım, Lütfet, ver, hemen mezar yarıldı, yeşil ferman çıktı. Okuyup maksatlarına erdiler.


§ Kolu Açık Hacım Sultan

Bu da ulu halifelerdendi. Hünkar, batın kılıcını ona vermiş, erenler meydanında cellatlığı sana verdik, fakat haksız iş yapma, sana ziyanımız dokunur demişti.


Hacım Sultan, batın kılıcını aldıktan sonra yürüdü. Tam o sırada meydan sakası, merkebiyle mutfağa su getiriyordu. Hacım, bakayım dedi, erenlerin verdiği kılıcı şu merkebte bir sınayayım. Kılıcını sıyırdığı gibi merkebe bir vurdu, belinden ikiye böldü. Hünkar, bunu duyunca kolları tutulsun dedi, Hacım, çolak oldu. Halifelere baş vurdu, yalvardı, amanın dedi, yalvarın, Hünkar’dan beni dileyin, lütfetsin, bağışlasın beni. Halifeler, ayağa kalkıp Hünkar’a niyaz ettiler, Erenler Şahı dediler. Hacım’ın eksikliğini bağışlayın, gene kolları açılsın. Hünkar, dileklerini kabul etti, kolu açık olsun dedi. Hemen Hacım Sultan’ın kolları açıldı. Fakat verdiği nasibi geri almadı, o hizmet, gene onda kaldı.


Birgün Hacım Sultan’ın gönlüne, acaba erenler bize nereyi yurt verecekler ki, orda dem-yom oynatalım fikri geldi. bu söz, Hünkar’a malüm oldu, kolu açık Hacım dedi, sana, şo oğulcanavarı tepeleyiyeceğin yeri yurt verdik, mezarında orda olsun.


Hünkar göçünce, Hacım erenlerle vedalaşıp yola düştü, Germiyan Beyine geldi, yurt istedi. Germiyan Beyi, Uşşak taraflarında Susuz denilen bir yeri, Hacım Sultan’a yurt verdi. Meğerse o yakınlarda bir ejderha varmış, oraları harap eder dururmuş. Kimsecikler, ona üst olamazmış. Germiyan Beyi, git, o ejderhayı öldür, orası, senin yurdun olsun dedi. Orda, Seyyid Gazi’nin yarenleriyle evladından yedi gazinin de mezarı vardı. Bir tanesi, Seyyid Gazi’nin kardeşinin oğluydu. Sonra Rum ülkesine, sekizinci imam Aliyy-ibn-i Musa-i Rıza’nın nazar kedelerinden Hünkar Hacı Bektaş adlı birisi gelir, onun halifelerinden Kolu Açık Hacım adlı bir vilayet ehli aziz de gelip burda yurt tutar. Ben de sizden sonra çok eğlenmem.
Her Cuma gecesi mana aleminde sizinle sohbetimiz olur buyurmuştu. Bu gazilerin mezarları, o vaktedek malüm değildi, Hacım Sultan, onlar, bu mezarlarda gömülüdür buyurdu. Hünkar Hacı Bektaş, Rum ülkesine gelip Seyyid gazi’yi ziyarete gidene kadar, öncedende söylediğimiz gibi Seyyid’in mezarı hakında da şüphe vardı. Fakat Hünkar ziyaret ettikten sonra bu şüphe kalmadı, Sultan Alaeddin’in anası da oraya yüce ve güzel bir türbe ve tekke yaptırdı. Hünkar, imam Hüseyin mateminde, Muharremin onuncu günü, topluluk, bizim dergahımızda olsun, hacılar bayramındaki topluluk, Seyyid Gazi’de buyurmuştu. O vakittenberi, hacılar bayramında, her yandan, kurbanlar, nezirlerle muhibler, Seyyid Gazi’ye giderler, orada toplanırlardı. Şimdi biz, gene sözümüze gelelim:


Kolu Açık Hacım Sultan, Susuz denen yere gelip yerleşince birisi geldi, kendisine derviş oldu. adı, Burhan’dı. Hacım, daima onunla beraber gezer dolaşırdı. Birde merkebleri vardı. O vakitler, o ilin erenlerinden Bekce ve Habib Hacım, bir çok kurban devşirmişler, hacılar bayramındaki topluluk için Seyyid Gazi’nin ziyaretine niyetlenip yola düşmüşlerdi. Banaz köprüsüne vardıkları gibi bir de ne gördüler ki su, yeğin,kan bulanık akmada. Irmağı taşkın bulup geçmediler. Dönüp ol pınarda bir köye varalım, bu gece burada yatalım, belki ırmak yatışır, sel geçer dediler. Tam bu sırada, bunların bu hali, Kolu Açık Hacım Sultan’a malüm oldu. burhan Abdal’ı yanına aldı, merkebe bindi, Banaz suyunun geçidine vardı. İklim erenleri, dervişler, Habib Hacı ve Bekce Sultan, yanlarında kurbanları, Banaz suyunun geçidinde duruyorlardı. Hacım, bunlara selam verdi, ne duruyorsunuz dedi. Onlar, Banaz ırmağına sel gelmiş, geçemedik, bu gece bir yerde yatacağız, sabahleyin sel geçerse ırmağı aşarız dediler.


Kolu Açık Hacım Sultan, Bekce’yle Habib Hacı’ya dedi ki: Germiyan ilinin olgun şeyhleri geçinmedesiniz, ulu seccadelerde oturmadasınız, yağlı buyruklar yemedesiniz, talipleri irşad etmedesiniz, ama bu sudan geçemiyorsunuz. Bu, böyleyken yarın kıyamet günü, bunca müridi, muhibbi Sırat köprüsünden  ve bunca berzahlardan nice geçireceksiniz? Bu sözlerden sonra hemen başındaki elifi tacı çıkardı, suyu tuttu ve ey didar görmüş tertemiz, arı duru su, sen dosta gitmedesin, biz de bu dosta gitmek niyetindeyiz; dosta gitmeye yol yok, bize yol ver, geçelim dedi. Su, hemen işaret ettiği yerden yarıldı, yukarıdan çekildi, aşağıdaki aşağıya aktı. Erenler geçtiler, kurbanlarını da geçirdiler. Bayram Bey adında zengin adam Banaz ırmağına bir taş köprü yaptırmıştı, sonradan köprünün altından akan su kurumuştu. Hacım Sultan, suya, Bayram Bey’in hayrı yerine geldi, yürü, yoluna git buyurdu. Su o yana doğru çoşkun, taşkın aktı, vardı, ol köprüyü yıktı, geçti. Bayram Bey de, Hacib, bu sözleri söylerken oradaydı, dönüp Bayram Bey’e dedi ki: kastettiğin sevaba girdin, bu bizim vilayetimizin bir nişanesi olsun, amma artık o köprü, yerinde durmaz. Gerçekten de öyle oldu. kaç defa yaptılar, su geldi, yıktı. Yanlız iki başı, hala durur.


Bekce ve Habib Hacı, Hacım Sultan’ın bu kerametini görünce özür dilediler, nasıl kuvvetli bir er olduğunu anladılar.
Seyyid Gazi ziyaretine beraber gitmeyi niyaz ettiler. Hacım, nefeslerini kırmayıp kabul etti. Beraberce yola revan oldular. Hacım Sultan, yanında Burhan Abdal’la bir derviş daha vardı. Seyyid’in mezarına yakın Bolduk çayırına vardıkları gibi Seyyid’in ruhu, bunları karşıladı, hacım Sultan hallendi, çoştu. Erenler, bu ne hal deyince Seyyid Gazi’nin ruhu, karşı çıktı bize dedi. Ya biz görmedik dediler; Yazıya bakın, bu giden nedir dedi, baktılar, yazıda bir sığın gidiyor. Onu gördükleri anda birdenbire kayboluverdi.


Hacım Sultan, bundan sonra Seyyid Gazi tekkesine bir haberci gönderdi. Kendisi orada, il halkını topladı, bir ziyafet verdi. Sema sefa oldu. o zamanlar, Seyyid dergahında İbrahim adlı bir şeyh vardı. Keşkek yendi, bayram geldi, bu zamanda bu ne iş dedi. Şimdi biz gelelim buyana:


Hacım Sultan, halka ziyafet çektikten sonra dua – sena oldu, sohbet tamama erdi. Baktılar ki bir nice kimseler, iki bacı hatunla geçip giderler. Hacım Sultan, bunlara, nereye gidiyorsunuz diye sordu. Onlar, muradımız var, Seyyid Gazi dergahına gidiyoruz dediler. Muradınız nedir dedi. Onlar, oğlumuz olmuyor, ziyarete gidiyoruz, belki erenlerin yüzü suyu hürmetine Ulu tanrı bize bir oğlan verir dediler. Kolu Açık Hacım Sultan, hacetiniz olunca geri dönecekmisiniz dedi. Evet dediler, döneceğiz. Hacım Sultan, varın, şu geniş yerde durun dedi. Hatunlar vardılar, geniş bir yerde durdular. Hacım Sultan, ayağa kalktı, aygır gibi kişneyip üstlerine yürüdü. İki kadının birisi durdu, birisi kaçtı. Hacım Sultan, o kaçmayan kadını yatırıp arkasına eliyle bir kere vurdu, senden dedi, bizim oğlumuz gelecek, adı Osman olacak, yiğitlik çağında biraz yoldan dışarıya yürüyecek ama sonra yola gelecek. Onun da bir oğlu olacak, sol köprücük kemiği delik olacak, bizim demimizi o, oynatacak. Sonra o kaçan kadına döndü, ondan da bir taş dünyaya gelecek dedi. O kadın, Germiyan ilinlendi. Gerçekten de erenlerin dediği gibi bir taş doğdu. O kaçmayan kadından bir çocuk doğdu, adını Osman koydular. Büyüdü, erlikler gösterdi, yiğit bir genç oldu. haramiliğe başladı, haramibaşı oldu. nice yıl, yol kesti, bel kesti. Yalnız yolda bir kere ziyafet verir, ili günü doyururdu. Sonucu Kolu Açık Hacım Sultan, ahirete göçtü. Ondan sonra Osman, kalktı geldi, Hacım Sultan tekkesinde derviş oldu. onun bir oğlu oldu, adını Çalapverdi koydular. Gerçekten de sol köprücük kemiği delikti. Büyüyünce onu, erenlerin seccadesine geçirdiler, böylece Hacım Sultan’ın sözü, yerine geldi. biz gene sözümüze gelelim:


Seyyid gazi tekkesine gönderdiği adam geri geldi, şeyhin sözlerini söylemeye utandı, safa geldin, kadem getirdin diyorlar dedi. Hacım Sultan, doğru demedin, yüzün ardına dönsün dedi, hemen adamın yüzü, ardına döndü, ertesi gün de öldü gitti.


Hacım Sultan, bir kudüm çalın, sema’ edin, Seyyid’in dergahına gidelim dedi. Kadümler çalındı, sema’ başladı. Böylece Seyyid’in dergahına vardılar. Vakit, akşam üstüydi. Seyyid dergahında da sema’ ediliyordu. Hacım Sultan, çarh vurarak sema’a girdi, etekleri hangi dervişe dokunduysa o derviş düştü, öldü, böylece onyedi kişinin öldüğünü söylediler.


Seyyid Gazi tekkesi şeyhi Kara İbrahim, bu hali görünce kızdı. Hacım Sultan’ın topluluğunda ne kadar demir aleti varsa emretti, bir tandıra attılar. Hepsi kızdı, mum gibi eridi. Hacım, Burhan Abdal’a baktı, gir Burhan’ım dedi. O dervişlerin çeyizlerini çıkar. Burhan Abdal, besmeleyle o kızgın tandıra girdi, aletleri birer birer dışarıya çıkardı. Tandırın içinde sema’a başladı, öylesine sema’ etti ki ateşi söndürdü.


Hacım Sultan, Kara İbrahim’e, sen bizi dedi, ateşle sınadın, biz de seni Tanrı kazasiyle sınayalım. Bu sözü der demez gökten bir yıldırım indi, Kara İbrahim’e dokundu, yaktı, kapkara etti.
Kara İbrahim’in Hasan adlı bir oğlu vardı. Anası, bunun eline yapıştı, sürüp Hacım Sultan’ın tapısına getirdi. Hacım Sultan’ın elini öptü, ayağına yüz sürdü; gerçek er dedi, İbrahim körlük etti, inkarının cezasını buldu; yalvarırım, oğlancığıma kıyma, sefa nazar et, birtanemdir o benim. Hacım Sultan, Burhan Abdal’a, bir nefes söyle dedi. Burhan Abdal söyledi, son mısra’ı, Nazar eyle Hasan’a mısrasıydı. Buradaki Hasan’dan maksad da Kara İbrahim’in oğluydu, Hacım Sultan, ona sefa nazar etti.


Ertesi gün bayram oldu, bayramı orda geçirdiler, sonra kalkıp Burhan Abdal’la Germiyan iline geldiler, Susuz’a yaklaşınca gördüler ki, Banaz suytunun öteyanındaki yokuşta bir ejderha yatmada, yolu kesmiş, bekliyor. Kimse, onun korkusundan o yola uğramamakta. Hacım Sultan, Burhan Abdal’la yola düştü. Kılavuzlar, geri kalmak için hele sen yürü dediler, biz de geliyoruz. Hacım Sultan, merkebine binmişti, Burhan Abdal, önündeydi. Tam ejderhanın önüne geldikleri zaman ejderha kükremiye, solumıya başladı. Burhan Abdal, korkudan merkebin ardına geçip kuyruğuna yapıştı, merkep de kan kaşandı. Hacım Sultan, ejderhaya karşı durup bir nara attı, mübarek ağzından bir ateş çıktı, ejderhayı, olduğu yerde yaktı, kül etti. Hala kaya üstünde kuyruğu, başı, gövdesi durur. Hacım Sultan, ardına bakıp Burhan Abdal’ı görünce, Burhan dedi, gel. Burhan, ileri vardı, baktı ki ejderha kül olmuş, yerde yatmada. Hacım Sultan’ın mübarek ayağına yüz sürdü. Sonra geriye baktı, gördü ki dervişler, korkularından titreşip duruyorlar. Onları çağırdı, onlar da ejderhanın yandığını gördüler, Hacım Sultan’ın ayağına yüz sürdüler. Hacım Sultan, sonra dönüp Susuz’a geldi, Bekce Sultan’la Habib Hacı da kendi topluluklariyle yerlerine gittiler.


Ejderhanın öldürülmesi üzerine Hacım Sultan’ın ünü, heryana yayıldı. Birçok kişi gelip derviş oldu. birgün Hacım Sultan, Susuz’un civarında gezer, seyran ederken yanındakiler susadılar, Hacım Sultan’a bildirdiler. Hacım, merkebinden indi, bir yeri kazdı, orda gayet tatlı, lezzetli arı duru bir su çıktı. Şimdi o ilde, o pınara Hacım pınarı derler, meşhurdur.


Hacım Sultan, birgün dervişleriyle Menteşe iline, gezmeye gitti. Vakit akşam olmuştu. Bir köye vardılar. Köydeki bir zengine adam yolladı, konuklanmalarını istedi. Ev sahibi, bunca zamandır bir erkek evlad isterim, ancak bir kızım var. Bu umutla nice dervişi doyurdum, nezir verdim, içlerinde bir ağzı dualı çıkmadı. Size münkir oldum ben, git, söyle, nerde konaklarsa konaklasın dedi. Derviş, gelip bu sözleri bildirdi. Köy dışında kondular. Hacım Sultan, ben o adama giderim dedi. Dervişler, vakit geç, belki bir müşkül hal olur dedilerse de Hacım Sultan eslemedi, sürüp gitti, o kişinin kapısına geldi. besmeleyle kapıya el vurdu, kapı hemen acıldı, dua etti, elini yüzüne sürdü. Erin himmetiyle o kızın dişilik aleti yok oldu, kendisinde erlik aleti peydahlandı.


Hacım Sultan, bu kerameti gösterdikten sonra döndü, topluluğa geldi. ne oldu dediler. İş değişti, kaçmak gerek dedi. Hemen yüklerini yüklediler, davarlarını öne sürdüler, kaça kaça yola düştüler. Biz gelelim bu yana.
Kız uyandı, başına el vurdu, erin duasını aldığını anladı, derken kendisini bir yokladı, gördü ki erkek olmuş. Koşup babasını, anasını uyandırdı, hali bildirdi. Pek sevindiler, akrabası da sevinç içinde kaldı. Hepsi birden erenlerin peşine düştüler. Yetişip Hacım Sultan’ın elini öptüler, ayağına yüz sürdüler, yavarıp geriye döndürdüler, eve götürdüler. O erkek olan kızı, huzura getirdiler. Erenler, o yiğidi traş etti, derviş yaptı, tac giydirdi. Hacım Sultan, o ilin halkından bin öküz topladı, adamlariyle bile sürüp yurduna geldi. Bütün kerametlerini anlatmaya imkan yok, biz, bukadarcıkla iktifa ettik. Sonucu Kolu Açık hacım Sultan, Tanrı rahmetine ulaştı.


§ Rasul baba

Hacı Bektaş Hünkar’ın ulu halifelerinden biri de Rasul Baba’ydı. Birgün Hünkar’ın huzurundayken, acaba Hünkar bize nereyi yurd olarak verecek fikrine düştü. Erenlere malüm oldu, Rasul’üm dedi, bir seni bizden kaldırır, bir yere koruz dedi.


Hünkar, göçtükten sonra bir gece yattı, sabahleyin kalkınca kendisini şimdiki mezarının yerinde buldu. Orası, Altıntaş’a tabi Beşkarış denen yerdi. Beşkarış denmesinin sebebi de şuydu:


O yerde bir kafir beyi vardı, boyu beş karıştı. O yer, onun hükmü altındaydı. Oraya bir de kilise yaptırmıştı. Birgün, adamlariyel şehrin üsyanındaki dağa avlanmaya çıktılar. Bir de ne görsünler? altın bir geyik yürüyüp otlamada.şaşırıp kaldılar. Bey, dört yanını saldırdı, diri tutalım dedi. Geyik, bunlardan ürktü, o, kilisenin dibine kaçtı, gözlerinin önünde silkindi, bir güvercin oldu, uçtu, kilisenin kubbesine kondu. Derken konduğu yerden indi, gene silkindi, bir insan oldu, kilisenin dibine oturdu.


Bu hali gördüler, hemen geldiler, ayağına yüzler sürdüler. Safa geldin, kadem getirdin, gelişin mübarek olsun dediler. Kimisin, nesin diye sordular. Adım Rasul’dür, Hacı Bektaş Hünkar’ın halifelerindenim, bu yeri bana yurt verdi, bu yaptığın kilise yeri, benim yatağım olsa gerek dedi, onları dine davet etti, imana geldiler.


Rasul Baba, oraya iki günlük bir mesafede bulunan Hisarcık’a gitti, orada yerleşti. Bazı kere Hisarcık’ta otururdu, bazı kere Beşkarış’ta otururdu. Fakat çok defa oturduğu yer, Hisarçık’tı. Hisarcık, Tökelcik civarındaydı, orada da Seyyid Cemal Sultan oturmadaydı. Seyyid Cemal, yemek pişirir, yetişir, yemeği beraber yerlerdi. Sonucu Baba Rasul, ihtiyarlık çağına girdi. Birgün Cemal Seyyid, gene yemek pişirdi. Yemeği kotardılar, sofra yayıldı, Seyyid Cemal, Rasul baba’yı çağırdı. Rasul Baba geldi, yetişti. Fakat Seyyid Sultan dedi, bundan böyle lütfet, kerem et, ya aş pişerken, yahut kotarırken çağır, ihtiyarladım, güç gelmesin bana dedi. Seyyid Sultan, eğer sendeki kuvvet bende olsaydı, seni çağırdığım anda dünyayı baştan başa dolanır. Gene erişir, gelirdim dedi. Baba Rasul, bu, senin yüce himmetindir karşılığında bulundu. Birbirlerini bu çeşit ağırlarlardı.


Baba Rasul, bunca vilayet ve keramet gösterdikten sonra Beşkarış makamında ahirete göçtü. Şimdi Altıntaş’da Ayrıkçalı’nın dibinde, beşkarış denen yerdedir.


§ Pir Ebi Sultan

Hünkar’ın halifelerinden biri de buydu. Hünkar’ın çerağcısıydı, erenler safanazarını almıştı. Kuvvetli bir erdi. Birgün sadreddini Konevi, Konya’dan Hünkar’a bir derviş gönderdi. Hünkar’a pek mecburuz, sohbetine ihtiyacımız var. fakat bulunduğumuz yerde de işimiz var, bu hizmette onların hizmeti. Sülük görmüş halifelerden birini gönderse de burada ona bir mekan göstersek, bizimle beraber bulunsa, kendilerinin manasını onlardan bulsak, kendilerinin kokusunu onlardan alsak dedi.


Derviş vardı, Sadreddin’in bu sözlerini Hünkar’a söyledi. Hünkar, Pir Ebi Sultan’a döndü, çerağcı dedi, bizden istedikleri kimse senin, yürü, Konya’ya var, Şeyh Sadreddin, nereyi gösterirse orayı mekan et, Konya’yı sana yurt verdi. Senin ziyaret olsun, toprağın kefaret.


Pir Ebi Sultan’ın üç oğlancığı vardı, Hünkar’ın emri üzerine kalktı, karısına gitti, hatununa hali anlattı, oynayan oğlancıklarını aldı, Konya’ya geldi. Doğruca Sadreddin’e vardı, hali bildirdi Sadreddin, Pir Ebi’yi ağırladı; sonra beraberce bir yere vardılar; burası dedi, hem bize yakındır, hem de karşı. Pir Ebi, oraya bir tekke kurdu. Birçok mürid, muhip yetiştirdi.


Bir zaman oldu, Konya’da taun salgını oldu. Pir Ebi Sultan’ın iki oğlu da taundan öldü. Derken üçüncüsü de tutuldu, birkaç gün yattı, sonunda o da can verdi. Teneşire koyup yıkarlarken Pir Ebi eve girdi, baktı ki, hatuna pek açıklanmada, çok ağlamada. Hemen dışarıya çıktı, oğlunun yanına gitti, yüzünü göğe çevirdi, ilahi dedi, ikisini aldın, birini bize bağışla. Besmele çekti, oğlunun eline yapıştı, kalk oğul dedi. Tanrının emriyle, Tanrının izniyle oğlancık dirildi, ayak üstüne kalktı. Pir Ebi aldı, kadınına götürdü. Biz dedi, sabrettik amma senin sabrın olmadığından Tanrıya yalvarıp niyaz ettik, lütfrtti, kerem etti, niyazımızı kabul etti, oğlancığına hayat verdi, bağışladı bize.


Bu olay üzerine Konya halkı, Pir Ebi Sultan’a pek ziyade bağlandılar. Sonucu Konya’da öldü. Mezarı, Larende kapısından dışardadır.


Kitap:
Vilayetname

Hazırlayan: Abdülbaki Gölpınarlı

Ekleyen: Seyyid Hakkı

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı SH ve Seyyid Hakkı EK. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...