Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

15- Uyur Idik Uyardılar -9


Uyur Idik Uyardılar -9

Bir Kolonileştirici Dervişler Tarikatı: Bektaşiler

Sosyal Rolleri ve Ilk Osmanlı Sultanlarıyla Bağlantıları

Ünlü çalışmalarından biri olan Istila Devirlerinin Kolonizatör Dervişleri ve Zaviyeler1 konulu yazısında Ömer Lütfi Barkan, ilk Osmanlı sultanları tarafından fethedilen toprakların Islamlaştırılması ve kolonileştirilmesi süreci içinde, dervişlerin oynadıkları rolü inceledi. Her ne kadar, başta Fuat Köprülü’nünkiler olmak üzere,2 daha önce yapılmış incelemelerden esinleşse de, yine de, Ömer Lütfi Barkan’ın eseri, öncü bir çalışma olarak alınabilinir. Gerçekten, ondan önce hiç kimse, XVI. Yüzyıl başında kaydedilmiş nüfus ve toprak sayım sicillerine dayalı 225 arşiv belgesiyle ileri sürülen görüşleri karşılaştırarak, problemi derinliğine incelememişti. Ömer Lütfi Barkan, bu belgelerle Osmanlı Imparatorluğu’nun yayılmacı kahramanlık yıllarında, dervişlerin yanlızca coşan ve kendinden geçen ermişler olmadıklarını, üzerinde oturulmayan topraklara gelip yerleşerek tarıma, hayvancılığa yöneldiklerini ve yerleştikleri bölgelerin kırsal ekonomisini tümüyle elleri altında bulundurduklarını göstermiştir. Dervişlerin yerleşmeleri, bazen doğrudan doğruya hükümdarın iradesine bağlıydı ve umumiyetle her zaman da, yönetiminin benimsenmesi ile, ya istila önünden kaçmış Hıristiyanlara ait topraklar ya da daha çok dağ geçitleri, ulaşim yolları gibi stratejik noktalar üzerine olmaktaydı. Bu noktalar çoğu kez oraya bir zaviye,3 bir inziva köşesi kurmuş bulunan ve bağ bahçe ekerek toprağı işleyen derviş müritlerin gelip, kendileri için bir tekke kurarak katıldıkları herhangi bir şeyhe bağışlanmış oluyordu. Ardından kısa zamanda bir köy, sonra da değirmenler, aşevleri, fırınlar, kervansaraylar, darüşşifalar, vb. Sosyal yararlı vakıflar belirmekte gecikmiyordu. Bu ücra yer, kısa zamanda manevi bir değer verilen kurucu velinin türbesi çevresinde bir kültür merkezi oluyordu. Bu yer, eğer Hıristiyan bir bölgede bulunuyorsa, dervişlerin hoşgörülü, hatta dinler üstü eğilimleri; henüz Şamancı adetlere yakın bir gelenekle alköllü içkiler içilen, hatta haşhaş kullanılan sofraları ve coşkun danslara ilahiler karışan merasimleri, yörede yaşayan veya zaviye hizmetlerinde çalışan Hıristiyanlar üzerinde etkiler uyandıran çekiciliği ile Türk kültürünün ve Islam’ın bir yayılma merkezi olabiliyordu.4

Arşiv belgelerinin tanıklığına göre, şu ya da bu bölgeye gelip yerleşmiş bulunan şeyhin, çoğu kez bir aşiretin başı ya da topluluğun Beğ’i olarak belirdiği görülüyor. Bir örnek olmak üzere, Sultan I. Selim’in hükümdarlığı sırasında kayda geçilmiş sicillerin birinde “dervişleri ile birlikteHorasan’dan gelmiş” bulunan Şeyh Hacı Ismail tarafından Larende civarında kurulmuş bir Şeyh Hacı Ismail köyünden söz edildiğini görüyoruz. Burası, bu sayım siciline göre, Sultan I. Selim zamanında Hacı Ismail’in soyundan gelenlerin Ortadoğu ve yaylaklarında, yerleşmeden önce Hacı Ismail’in oğlu ile hısım olmaları gereken akraba Türkmen aşiretlerinin yaşadığı zengin bir köydü.5 Bu koloniciler(colon), gördükleri hizmetler sebebiyle çeşitli sultanlarca kendilerine verilmiş bir ayrıcalıklılığa, bazı kayırmalara ve vergi bağışlarına sahiptirler.6 Bu hizmetler, toprağı işlemek ve ekmekten, “yolculara ve gezginlere yardım ve hizmet” sunmaktan ibaret değildi. Yerleşik düzene bağlılık, yolların koruma ve güvenliğini sağlamak ve aynı zamanda muhtemel askeri hareketlere savaşçılar göndererek katılmak da gerekmekteydi. Zaten çoğu da yerleştikleri toprakların fethine bizzat katılmış bulunuyorlardı.7

Eğer, Ömer Lütfi Barkan’ın incelemesi ve ortaya koyduğu belgeler üzerine eğilinirse, sürekli olarak Bektaşilere ait dergahlar karşısında bulunduğu görülebilinir. Ve bu bizi, imparatorluğun ilk zamanlarında, Bektaşilerin oynadığı rol problemine ve öncelikle bu tarikatın dervişleri ile ilk Osmanlı sultanları arasındaki ilişkilere götürür. Burada bu konuyu ele almak istiyoruz.

Bunun için kendimizi, Bektaşiler tarihinin ilk evresi üzerine yoğunlaştırmaya ve olabildiğince sonraki gelişmelere ait her hususu, bu arada bilhassa üzerine yayınlarımız bulunan
8 ve başka yayınlarla yeniden dönmeyi umduğumuz Bektaşi-Kızılbaş ilişkilerini bir yana bırakmaya çalışacağız; menakıbname veya vekayiname, Osmanlı tarihinin ilk kaynaklarının belirlediği çerçeve içinde kalmaya dikkat edeceğiz. Bu da bizi, ilk kaynakların bizlere öğrettikleri ile tarikatın daha sonraki gelişmeleri üzerine bildiklerimiz arasında görülen çelişki ve bağdaşmazlıkları açıklayıcı bir çalışmaya zorlayacaktır.

Adı geçenzaviye ve kişilerin Bektaşiliğe bağlı oluşları konusu; incelemesinde, Bektaşilerle sıkı bağları bulunan Ahi loncalarının ve vekayinamelerde adı geçen dervişlerin ilk Osmanlılarla ilişkileri üzerine eski vak’anüvislerin  verilerini gözden Ömer Lütfi Barkan’ın da gözünden kaçmamıştı.
9 Osman’a neslinin büyüklüğünü haber veren ve Şeyh Ede Bali –aynı zamanda ona kızını vermişti-  tarafından yorumlanan rüya hikayesinde, bu ilişkinin açık seçik bir tanıklığını bulmaktayız. Şeyhin müritlerinden, adı Aşıkpaşazade’de Derviş Durdı’nın oğlu Kumral Dede10 ve daha doğru biçimde Neşri’de11 Derviş Turgud olarak geçen biri, Osman’dan hükümdar olduğunda, zaviyenin bulunduğu köyü kendilerine bağışlamasını ister. Osman, okuma yazma bilmediğinden sözünün belgesi olarak kılıcını ve maşrapasını verir. Fakat en zengin bilgi kaynağı, şüphesiz birçok derviş hakkında en sağlam bilgiyi verdiği gibi, kendisi de Babailer ayaklanmasının başı Şeyh Baba Ilyas-ı Horasani’nin soyundan gelen Aşıkpaşazade’nin vekayinamesidir. Aşıkpaşazade, vekayinamesinde, Hacı Bektaş’ın da mensup olduğu bu çevreden gelme, ilk Osmanlılarla ilişki içinde bulunan, hatta Bursa’nın fethine katılan Geyikli Baba ve Abdal Musa gibi onların yanında yer alan birçok dervişin adını sayar. Bunlardan birincisi, Baba Ilyas’ın bir mürididir; öbürüne gelince, Hacı Bektaş’ın yoldaşı ve Bektaşiler tarikatının asıl kurucusudur.12

Bu dosyaya, büyük bir ehemmiyeti olmakla birlikte henüz yeterince yararlanılmamış bulunan bir belgeyi eklemek isterim. Bu, XIV. Yüzyılın ilk yarısında, torunu Elvan Çelebi tarafından kaleme alınmış bulunan Baba Ilyas-ı Horasani’ye ait bir menkabeler derlemesi, bir Menakıbname’dir.13 Bu Menkıbname bize, yazarın torunu Aşıkpaşazade’nin de eserinde işaret ettiği gibi, Hacı Bektaş’ınBabailer hareketine bağlı olduğunu haber veriyor. Fakat burada yeni olan, bir yandan Şeyh Ede Bali’nin bu hareketle ilgisi, öbür yandan Hacı Bektaş ile Osman’ın kayınbabası arasındaki bağlayıcı dostluktur. Bu değerli kaynak, Bektaşilerle Osman’ın otağı arasındaki ilişkinin, Hacı Bektaş’ın Soluca Kara Öyük’e çekilerek esrik ve dalgın bir ermiş yaşamı sürdüğü zamanlara kadar ulaştığını ortaya koymaktadır.

Osmanlı Imparatorluğu’nda, halk tarikatlarının en ehemmiyetlisi olan Bektaşiler Tarikatı, bildiği gibi Yeniçeri Ocağı’na sıkı sıkıya bağlı idi. Bu, onun iyiliğine olduğu gibi, zararına da olmuştur; 1826’da Yeniçerilerin kaldırışı ile tarikat de resmen kapatılmıştır.

Bundan böyle Bektaşi deyimi, “mezhepsiz” sözü ile anlamdaşlaştı. Kamuoyu, Yakup Kadri karaosmanoğlu’nun bir Bektaşi Tarikatı şeyhinin etkileyici ve aynı zamanda şeytansı kişiliğinı, dahice bir üslupla anlattığı ünlü “Nur Baba” romanında ortaya konmuş bulunan çoğu az ya da çok karalama yüklü uydurmaların bugün de etkisi altındadır.

Yüzyıllar boyunca Bektaşiler öğretilerinin, abartılı dini görüşlerin etkisi altında kaldığı kesindir. Gerçekte, öğretilerinin ana noktaları, Tanrı’nın insanoğlu suretinde tecelli’si ve tenasüh, yani biçimlerin sayısız çokluğu içinde ruhun değişimleri olduğu inanışıdır.

Oysa bu aşırı görüşler, ne Hacı Bektaş’a ait menkabelerin toplandığı Vilayetname’ de ne XVI. Yüzyıl öncesi ilk Bektaşi şairlerde, ne de Hacı Bektaş’la ilgili herhangi bir eski kaynakta bulunmaktadır. Bu eski kaynaklar, Eflaki’nin “Menakıb’ül-Arifin”i konu üzerine oldukça bilgi vermekle birlikte Aşıkpaşazade ve Oruç’un tarihleri, eski bir geleneğin XVI. Yüzyıl sonundaki anlatılışı olan Sasltukname’dir.

Adlarını andığımız bu kaynaklara bakalım; Hacı Bektaş hakkında bize ne söylüyorlar.

XIII. yüzyılda Horasan’dan geldiğini, Ahmed Yesevi geleneğinden bir irşad sahibi olduğunu –ki icma’a bağlı oluşunun kanıtıdır- Babai hareketine katılanlar arasında bulunduğunu, fakat kardeşi Mintaş’ın öldüğü kıyımdan tam zamanında kaçarak kurtulduğunu, Kırşehir yöresindeki Soluca KaraÖyük’e, bugünkü Hacıbektaş’a yerleştiğini, orada iç dünyasına kapanmış bir yaşam sürdürdüğünü biliyoruz.

Eflaki bize, onun iyi bir Müslüman olduğunu, fakat Peygamber’in sünnetine harfi harfine uymaya, beş vakit namaz kılmaya gerek duymadan, oldukça az kuralcı bir Islam’ı yaşadığını haber veriyor.
14 “Vilayetname”den de15, Hacı unvanı ancak ruhani bir ziyaretle kazanmış olduğunu görüyoruz. Vilayetname’deki bilgiye uygun olarak Eflaki de onun, Mevlana Celaleddin ili iyi ilişkiler içinde olduğunu haber veriyor. Ayrıca kendisi, hepsi de Ahmed Yesevi geleneğine bağlı ve az kuralcı bir Islam’ı uygulayan bütün öbür manevi müeşitlere başta, 637/1239’da Selçuklu Sultanı I. Keyhusrev tarafından bastırılan Babai ayaklanmasının yönlendiricisi, Resul-Allah da denen Baba Ilyas ile temas halinde idi. Nitekim Hacı Bektaş ve Baba Resul arasındaki bağlantı, Vilayetname, Eflaki, tarihçi Aşıkpaşazade ve Baba Ilyas-ı Horasani Menakıbname’since de doğrulanmaktadır.

Resul-Allah da denen Baba Ilyas’ın torunlarından Aşıkpaşazade’ye göre, Bektaş ve kardeşi Mintaş, o sırada Sivas’ta bulunan Baba Ilyas’a katılmak için Horasan’dan gelmişlerdir. Hacı Bektaş, Kırşehir ve Kayseri’ye giderken, Mintaş, şehit düştüğü, yani Babailer ayaklanmasını izleyen kıyımda öldüğü Sivas’a, Baba Ilyas’ın yanına geri dönmek üzere ordan ayrılmıştır.
16

Yine Aşıkpaşazade’ye göre Hacı Bektaş bir “Meczup, budala, aziz”, bir “kendini aldırmış Veli” idi.  Tarikat kurmamış ve müritleri olmamıştı. Manevi mirasçısı bir kadın, o dönemde çeşitli zaviye ve tekke’nin başında bulunan çok sayıda kadından biri, Hatun Ana ya da Kadıncık Ana idi. Ömer Lütfi Barkan sayım sicillerinde dergah yöneticisi birçok kadın adı buldu: Kız Bacı, Sağrı Hatun, Hacı Fatma, Hacı Bacı, Hundi Hacı Hatun, Sume Bacı, vb.17 Aşıkpaşazade’ye göre Bacıyan-ı Rum,Hacı Bektaş’ın tarikatına bağlanmış, derviş kadınlar kolu idi.18 Hatun Ana, bu kola mensuptu ve onun yöneticisi idi. Ömer Lütfi’nin eserinde adı geçen kadınlar da şüphesiz ona bağlı idiler. Esasen, Bektaşilerin hususiliklerinden biri de, erkeklerin yer aldığı merasimlere katılmak hakkı bulunan kadınlara tanınan serbestlik –ki birçok karalamanın kaynağı olmuştur- ve gösterilen itibardır.

Haci Bektaş’ın öğrettikleri, Kadıncık Ana tarafından korunmuş ve tarikat, gerçek anlamı ile onun öğrencisi Abdal Musa tarafından kurulmuştur.

Bununla birlikte, anılan bütün kaynaklar incelendiğinde, Hacı Bektaş’ın başlangıçta birinci derecede  bir kişilik olmadığı göze çarpar. O, Babai hareketine bağlı birçok Türkmen Baba’dan herhangi biridir. Eflaki de, Aşıkpaşazade’de, kendisine ikici derecede bir yer vermişlerdir. Saltukname’de geçer, Vilayetname’de Hacı Bektaş’ın müritleri arasında görünen Yunus Emre’nin şiirlerinde, Yunus’un manevi mürşidi Taptuk Emre ile birlikte Barak Baba, Sarı Saltuk, Geyikli Baba adları geçtiği halde Hacı Bektaş’ın adına rastlanmaz.

Hacı Bektaş’ın, yaşamı süresince büyük ehemmiyet elde etmiş olması gerektiğini belirtmek zorundayız. Bununla birlikte adı, Osmanlı Imparatorluğu’nun en mühim tarikatı olan bir halk tarikatının kuruluşunda yer almaktadır. Bu rağbetin açıklanmasını, Bektaşi dervişlerin tarikatı ile Sultan Orhan’ın kardeşi Ali Paşa arasındaki bir ilişkiden söz eden tarihçi Oruç’a göre Ali Paşa, bir derviş yaşamı sürmek veşeyhler safına katılmak amacıyla bütün yönetim görevinden vaz geçmiş ve kardeşine kurulmakta olan Yeni Çeri Ordu birliklerini Hacı Bektaş’ın koruyuculuğuna bağlaması öğüdünden bulunmuştur. Yine Oruç’a göre, Yeniçerilerin ayırıcı belirtileri ak börk (beyaz başlık) ile yetki beratı olan icazet’i almak üzere Sultan Orhan, Hacı Bektaş’a başvurmuştur.
19

Hacı Bektaş’ın gerçek yaşamı ve XIII. Yüzyılın sonunda ölmüş olduğu ciddi biçimde tartışma götürür bulunsa bile Yeniçeri Ocaklarının, başlangıcından itibaren Bektaşiler Tarikatı’na bağlanmış olduğu ve bağların Yeniçerilerin kaldırılışına kadar sürdüğü kesindir.

Kendilerine “Hacı Bektaş Evladı” deniyordu ve Tarikatı, Yeniçeri Ocağı’nda sürekli temsil eden bir Vekil bulunmakta, her büyük vesile ile söylenen savaş avazı Gülbank, Hacı Bektaş adına okunmaktaydı.
20

Bu andan başlayarak, Bektaşilerin I. Selim’in hükümdarlığına kadar ellerinde tutmuş göründükleri, ilk Osmanlı sultanlarının koruyuculuğu gibi bir ayrıcaklıklarının olduğu anlaşılmaktadır.

Bektaşi geleneğe göre; yeniden ancak 958/1551’de açılmak üzere, tekke, I. Selim tarafından kapatılmıştır.
21

Vilayetname bize, Veli’nin mezarı olan türbe’nin, büyük atası Osman Gazi ile ilişkileri dolayısıyla Hacı Bektaş’a çok bağlı bulunan Murat Gazi, yani I. Murat tarafından yaptırıldığını anlatıyor. Yine bu metne göre türbe,  Yanko Madyan adlı bir mimar tarafından inşa edilmiş olmalıdır.22 Ilk Osmanlı sultanları türbeye ilgilerini göstermeyi hiç elden bırakmadılar. Nitekim II. Murat, Hacı Bektaş türbesi’nin alem’ini yaptırmak için 1600 külçe altın döktürmüştü.23 II. Bayezid’de, Vilayetname’nin anlattığına göre, türbeyi ziyaret ederek kubbesini kurşunla kaplatmıştı.24

Sultan I. Selim’in hükümdarlığına kadar ilk Osmanlı sultanlarının Bektaşiler Tarikatı’na gösterdikleri ilgi arşiv belgelerince de doğrulanmaktadır. Mme Suraiya Faroqhi, “The Tekke of Hacı Bektaş: Social position and economoc activities” (Hacı Bektaş Tekkesi: Sosyal Konum ve Ekonomik Etkinlikler) adlı mükemmel bir makalede Hacı Bektaş Dergahı’na sultanlarca sunulan armağanlara işaret etmiş bulunuyor. Bu armağanlar, II.Bayezid’in hükümdarlığından sonra ancak XVIII. Yüzyılda yeniden başlamak üzere durmuştur.25

Şimdi, yukarıda andığımız belgeye, tarihçi Aşıkpaşazade’nin dedesi, Baba Ilyas’ıntorunu Elvan Çelebi tarafından yazılmış, menkabe üsluplu bur manzume olan Baba Ilyas-ı Horasani’nin Menakıbname’sine dönelim.26 bu menkabe üslublu manzume, Konya’da, Mevlana Müzesi Kitaplığı’nda (El yazması No, 4937) korunmaktadır. Bu metnin ehemmiyeti, Mehmet Önder tarafından 1959’dan beri işaret edilmiş olmakla birlikte,27 ancak yakın zamanda ve henüz yayınlanmamış bulunan bir çalışmada incelenmiştir.28

Bu elyazması bize, herşeyden önce Babai ayaklanmasının başının, ibn-i Bibi’nin yazdığı gibi Baba Ishak değil,29 Baba Ilyas olduğunu gösteriyor. Baba Resul-Allah diye tanınan Baba Ilyas, Amasya’da öldürülmüştü. Baba Ishak’a gelince, yazar Baba Ilyas ailesinden geldiğine göre, bu konuda güvenilebilecek olan bu metnin işaret ettiği üzere sadece Baba Ilyas’ın bir müridi idi. Fakat herhalde, Baba Ilyas’ın ölümünden sonra ayaklanmayi Baba Ishak’ın sürdürdüğüne ve yenilenlere karşı yürütülen korkunç kıyımda öldürülerek cesedinin bulunmadığı son Malya savaşına katılmış olduğuna inanmak gerekir.

Menakıbname’nin bu ifadesi, Baba Resul-Allah’ın bizzat Baba Ilyas olduğunu söyleyen tarihçi Bar Hebraeus (Abu’l-Farac)’ınkine de uygun düşmektedir.30

Simon de Saint-Quentin de “Historie des Tartars” (Tatarların Tarihi) adlı eserinde,31 başka ad belirtmeden, Papero-issolle (Baba Resul)’den ve olağan üstü bir ‘at’tan sör eder. Bu at, Menakıbname’de de geçmekte, Baba Ilyas,

“Boz buraklu ve nur imanlu şeyh”

(Boz atlı nur helali pir)

olarak anılmaktadır. Amasya Kalesi’ne kapatıldığında atına biner ve göklerde kaybolur. İşte Köroğlu’nun Kır Atı söylencesinin edebiyat öncesi bazı öğeler....


menakıbname bize, Baba Ilyas’ın altmış müridi (halife) bulunduğunu, adlarını sayarak bildiriyor. Biz bunlardan üçünü ayıracağız. Hacı Bektaş, Ede Bali ve Mehmet Önder’in Karaman Hanadanının kurucusu Nure Sufi ile özleştirdiği Şeyh Nuredin.32

Tarihçi Aşıkpaşazade gibi Menakıbname de bize, Hacı Bektaş’ın Babai hareketine bağlı olmakla birlikte ayaklanmaya katılmadığını göstermektedir:

Hacı Bektaş ol sebepten hiç

Göze olmadı tac-ı sultanı
Ede Bali ve bundagı huddam”
Gördiler Hacı’dan bu seyranı

Ulu eşiğine gelür ve gider

Can ile seyr ider bu cananı
Böyle anladı bildi buldı bular
Bu nihadı bu yolu vü erkanı”33

Bu parçadan, Hacı Bektaş’ın Sultan’a karşı eline silah almadığı, başta Ede Bali olmak üzere dostları ile etrafı çevrili olarak, çekildiği Soluca Kara Öyük’te kendi dünyasına dalmış bir yaşam sürdüğü açıkça anlaşılıyor. Metin, Ede Bali’nin, Hacı Bektaş’ın izlediği tarike mensup bulunduğunu da işaret ediyor gibi görünmektedir.

Osman Gazi’nin yaşamında birinci derecede rol oynayan Şeyh Ede Bali ile Hacı Bektaş arasındaki sıkı ilişkilerin bu anılışın, ilk Bektaşilerin tarihi için çok büyük ehemmiyeti vardır ve Sultan Orhan’ın kardeşi Ali Paşa ile Bektaşiler Tarikatı arasındaki bağlara yer veren tarihçi Oruç’un tanıklığını doğrulamaktadır.

Bazı yazılarda, Oruç’un ifadesine dayanarak, Ali Paşa’nın Bektaşi olabileceği görüşüne kadar gitmişlerdir.
30 Bu görüş, menakıbname ile güçlenmekte ve Osman Gazi’nin, adını bir “Bektaş-ı Veli’ye borçlu olabileceğini düşünen müteveffa Louis Massignon’un dahice sezgisini35 mümkün kılmaktadır.

Menakıbname’nin tanıklığı, Vilayetname’de, büyük atası Osman Gazi ile Veli arasındaki ilişkiler dolayısıyla Hacı Bektaş’a çok bağlı olan Murat Gazi, yani I. Murat üzerine söylemiş olmaları doğrulamakta;36 aynı zamanda. velinin makamına, ilk Osmanlı sultanlarınca gösterilen ilgiyi de açıklamaktadır.

Bektaşiler Tarikatı, Osmanlı Imparatirluğu’nun ilk zamanlarında, tarikata mensup dervişlerle ilk Osmanlı sultanları arasındaki sıkı bağlar sebebiyle yönetimin ayrıcalık tanıdığı bir tarikat oldu. Bektaşilerin rolünün, Islam irfanını yayıcı ve benimsetici bir rol olduğu görülmektedir. Bu, kırsal yöreler halkını eğitme rolleriVilayetname’denanlaşılıyor. Ancak Ömer Lütfi Barkan, eğitici rolün yanı sıra belgelerin aydınlığında, yeni fetedilmiş ve yerleşilmiş aralarındaki kırsal ekonominin gelişmesinde de bu dervişlerin paylarının bulunduğunu ortaya kyodu. Bu eğitici ve kolonileştirici rol, şüphesiz kökleri birbirine yabancı öğelerin bir araya geldiği Yeniçeri ocaklarının, müritleri kitleleri eğitmekle görevli bir manevi korunmasına niçin verilmiş olduğunu da açıklamaktadır.

Ve bu sebepledir ki, , dergahları I. Murat tarafından inşa ettirilen II. Murat ve II. Bayezid tarafından donatılan ve zenginleştirilen Bektaşilerin Tarikatı, çok geçmeden, henüz yüzeyde ve iyi özümsenmemiş bir Islamlık yaşayan halk kitlelerini ve bilhassa Kızılbaşların propagandaları ile bozulmuş bulunanları, yönetimin gözetimi altında, kurumlaştırma ve yönlendirme görevini üzerine almak zorunda kalmıştır.

Bektaşiler başlangıçta, Kızılbaşların Islamlık dışı etkileri altında kalmış halk kitlelerini, I. Selim ve Şah Ismail arasındaki kardeş kavgalarından önce Anadolu’daki Islami inanış olan liberal ve hoşgörülü bir Sünnilikten yana çekmek ve onları Tarikat’ta toplamak üzere, sultandan gelen yetki ile donanmış bir aracı idiler.

Fakat bu kez, eğitici dervişler kendilerini, yabancı ülkeler yerine atalarının inançlarını korumakta olan kardeşleri arasında bulunca, kılıç tersine çevrildi.

Zemini elverişli bulunan Islam dışı Kızılbaş öğeler, tarikatın öğretilerine, karmaşık, senkretik bir ruh vererek Bektaşiler arasına sızdılar.

Gerçekte ruhun sürekli göçü ve bedenden bedene geçişi inanışları; Ebedi Dönüş ve Dönen zaman kavrayışı ile mevsimlerin devinimine göre yaşayan göçlere ait bir algılayış biçimi değil midir? Gün geceyi, ilk yaz kışı ve yaşam her zaman ölümü izlemektedir. Türklerde Kızılbaşlar, Iranlılarda ve Kürtlerde Islamililer Ehl-i Hak’lar, Araplarda Alavi’ler ya da Dürziler, kısacası aşırı denen bütün mezheplerde bulunan bu inanışların, göçer ya da kökleri göçer olan bir cemiyetin inanışı olmak gibi ortak bir temeli vardır.

Kızılbaş Bektaşiler Tarikatı’nın bozuluşu, I. Selim’in saltanatı zamanında onu, dergahı Kapatmaya zorlayacak kadar ileri gitmiş olacaktır.
37

Bu dönemde, Kızılbaşlardan yana tavır alan Ahi birlikleri de, kıyımdan kurtulmak için Bektaşilere sığınmışlardı.38 Islamlaştırma ve eğitme görevi aldıkları fetedilmiş ülkelerin nüfusları ile ilişkilerinin esasen karmaşıklaştırdığı Bektaşilerin merasimlerine, tarikatın senkretik niteliğini daha da artırıcı lonca geleneğinin sızmasına yol açan da budur.

Bütün bunlar, -Şeyh Ede Bali’nin Hacı Bektaş’ın yanında anılışının gösterdiği gibi-, başlangıçta, ilk Osmanlıların sadık yoldaşları olan Bektaşilerin manevi gelişmesine yardımcı oldu. Onlar, Osmanlı sultanlarının hizmetinde, kolonileştirici, eğitici ve Türk kültürünün, Islami inanışın halk içindeki yayıcıları olan dervişler idiler. Sonradan bu kolonileştirici ve eğitici rolün kurbanları, cemaat dışı, serbest görüşlü, dinler üstü, örf dışı ve devrimci bir tarikat oldular.


Dip Notlar:

Bir Kolonileştirici Dervişler Tarikatı: Bektaşiler
1. “Osmanlı Imparatorluğu’nda bir iskan ve kolonizasyon metodu olarak vakıflar ve temlikler I. Istila devirlerinin kolonizatör Türk dervişleri ve zaviyeler”, Vakıflar Dergisi II, Ankara 1942, s. 279-386; Kitabın sonunda yazının Fransızca bir özeti bulunmaktadır: “Les Fondations pieuses comme méthode de peuplement et de colonisation; les derviches colonisateurs de l’époque des invasion et les couvents (zaviye)”, s. 59-65.

2. “Les Origines de l’Empire Ottoman”, Paris 1935 (Etudes orientales publiées par l’Institut Francais d’Archéologie de Stamboul, III); Türk Halk Edebiyatı Ansiklopedisi I, “Abdal” makalesi, Istanbul 1935, s. 23-56.

3. Zaviye, bir şeyhe ayrılan inziva yeri idi. Semavi Eyice, “Ik Osmanlı devrinin dini-içtimai bir müessesesi: Zaviyeler ve Zaviye-Camiler”, Intanbul Üniversitesi iktisat Fakültesi Mecmuası, XVIII, No. 1-2, Eylül 1962-Şubat 1963, s. 23-25.

4. Bkz, Ö. L. Barkan, a.g.e., s. 303-304.

5. a.g.e., s. 295 ve belge No. 142, s. 333.

6. Mesela Bkz, s. 297-298 ve 89, 30, 35, 84 No’lu belgeler.

7. a.g.e., s. 290-292.

8. “Kızılbaş Problemi” adlı yazımız.

9. Fuat Köprülü, “Türk Edebiyatında ilk Mutasavvıflar”, 2. baskı, Ankara 1966, s. 177-185, 289-191, 300-304; ayrıca bkz, Iréne Mélikoff, “Abu Müslim, le Porte-Hache du Khorassan, dans la tradition epique turco-iranienne” Paris 1962, s. 65-70.

10. Aşıkpaşazade, “Tevarih-i-Al-i Osman”, Ali yayını, Istanbul 1332, s. 6-7; a.g.e., Çifçioğlu Nihal Atsız, Osmanlı Tarihleri I, s. 95-96.

11. Mehmed Neşri, “Kitap-ı Cihan-Nüma”, F.R. Unat ve M.A. Köymen yayını, cilt I, Ankara 1949, s. 82-83.

12. Aşıkpaşazade, Ali yayını, s. 199-206; Atsız yayını, s. 234-239.

13. Bkz, ileriki sayfalar

14. Şams al-Din Ahmad Al-Aflaki al- Arifi, Manakıb al-Arifin”, Tahsin Yazıcı yayını I, Ankara 1959, s. 381-383, 498.

15. Abdülbaki Gölpınarlı, “Menakıb-ı Hacı Bektaş-ı Veli-Vilayet-Name-“, Istanbul 1958.

16. Aşıkpaşazade, Ali yayını, s. 204-206; Atsız yayını, s. 237-239.

17. Ö.L.Barkan, a.g.e., s. 302-303; 63 No’lu belge (Ahi Ana), 74. No’lu belge (Kız Bacı Dede Zaviyesi), 32 No’lu belge (Hacı Fatma Zaviyesi); 322; Sağrı Hatn Zaviyesi, vb.

18. Aşıkpaşazade, Ali yayını, s. 205-206; Atsız yayını, s. 237-238.

19. Oruç, “Tevarih-i Ali Osman”, Fransız Babinger yayını Hannover 1925, s. 15-16.; “Oruç Beg Tarihi”, Atsız yayını, Istanbul 1972, s. 34.

20. John K. Birge, “The Bektashi Order of Dervishes”, Londres 1937, s. 46-48; 74-78.

21. Suraiya Faroqhi, “The Tekke of Hacı Bektaş: Social position and economic activities”, Journal of Middle East Studies, 7, 1976, s. 183-208.

22. “Vilayetname”, s. 91-92.

23. Erdem Yücel, “Türk Sanatında Alem”, Türkiyemiz, 6, Haziran 1975, s. 36.

24. “Vilayetname”, s. 92.

25. Not 21.

26. Menakıbname, 733 (1332-3)’de tamamlanmıştır. Mehmet Önder’e göre, yazma, Elvan Çelebi dönemine aittir ve onun el yazısı olabilir. Bkz, not 27.

27. “Eine neuentdeckte Quelle zur Geschichte der Seltschuken in Anatolien” WZKM, LV, 1959, s. 84-88.

28. Bu eser, 27 Mayıs 1978’de Ahmet Yaşar Ocak’ın Strasbourg’da savunduğu, henüz yayınlanmamış tezinde uzun uzadıya incelenmiştir: “La Révolte de Baba Resul. Un mouvement socio-religieux dans la premiére moitié du XIII siécle en Anatolie”, (Menakıbname, 1984’de yayımlandı.)

29. Houtsma (M. Th.), “Recuil des textes relatifs a l’Historire des Seldjoucides d’Asie Mineure”, IV, Leide 1902, s. 227-231; Herbert W. Duda, “Die Seltschukengeschichte des ibn Bibi”, Copenhagen 1959, s. 216-220.

30. Claude Cahren, “Baba Ishaq, Baba Ilyas, Hadijdijı Bektash et quelques autres”, Turcica I, 1969, s. 53-64.

31. Simon de Saint-Quentin “Histoire des Tartares”, Jean Richard yayını, Paris 1965 (Document relatifs a l’Histoires des Croisades publiés par l’Académie des Inscriptions et Belles-Lettres, VIII), s. 62-65.

32. Bkz., not 27.

33. “Menkıb-ı Baba Ilyas-ı Horasani”, Konya Mevlana

34. bu, öncelikle John K. Birge’nin görüşüdür. “The Bektashi Order of Dervishes”, s. 47. Ayrıca, Oruç’un metninin herkese verdiği düşünce budur. Bkz. Not 19.

35. Louis Massignon, Ilk Osmanlı Sultanlarının, bilhassa Osman ve Bayezid’in adlarını, Bektaşi velilere ve ya Bektaşi veliler yoluyla Bayezid Bestami, Osman-ı Rumi gibi velilere borçlu olabilecekleri görüşünü birçok kez ifade etti. Ne yazık ki bu dahice seziş, kaynaklarla asla desteklenmedi. Bkz: Öbürleri arasında, L. Massignon, “Essai sur les Origines du Lexique Technique de la Mystique Musulmane”, 2. baskı, paris 1954, s. 275: “Valeur Culturelle Internationale de la Coopération des Penseurs Iraniens du Moyen Age â l’Essor de la Civilisation Arabe”, Opera Minora, I, Beyrouth 1963, s. 542.

36. “Vilayetneme”, s. 91.

37. Bkz, not 21.

38. Bkz, not 9’da anılan kaynaklar. Bununla birlikte en açık anlatımı, bizzat Hatayi’nin (Şah Ismail) ifadesi ile olandır.

Şahın evledına ikrar idenler

Ahiler Gaziler Abdallar oldı

(Şahın evladına, onların imamına iman ederek, bağlılık gösterenler, Ahi’ler, Gazi’ler, Abdal’lar oldu). Tourkhan Gandjei, “II Canzoniere di Şah Isma’il Hata’i”, Naples 1959, 13. Manzume, s. 15, mısra 9.


Kitap: Kırklar’ın Cemi’nde
Çeviri: Turan Alptekin
Ekleyen: Seyyid Hakkı

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı SH ve Seyyid Hakkı EK. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...