Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

14- Uyur Idik Uyardılar -8



Uyur Idik Uyardılar

Ilk Osmanlılar’ın Sosyal Kökeni

Rum Selçukluları döneminde, en belirli olarak da XIII. Yüzyılda, kentlerde yaşam çok parlaktı. Kentli Nüfus Farsça konuşuyordu; fars irfanı baskındı. Resmi din, esaskarı medresede öğretilen Sünni Islamlıktı. Anadolu medreseleri ünlü idi ve kentmerkezlerinin bilgi yaşamını etkiliyordu. Ticaret ve zanaat büyük bölümüyle Hıristiyanların, Yahudilerin elinde idi. Selçuk hükümdarı geniş görüşlü, hoşgörüşlü idi. Müslümanlara gayri-müslümler uyum içinde bir arada yaşıyorlardı. Manevi yaşam çok gelişmişti. Nitekim, Küçük Asya’ya bir çok kez gelen Muhyiddin el-Arabi (1164-1241), tasavvufi bir panteizm olarak tanımlanabilen Vahdet-i Vücud felsefesini orada yaydı. İyiyetişmiş insanlar olan Selçuklu sultanları, bilginin ve tasavvufun gelişiminin koruyucusu idiler. Mevlana Celaleddin Rumi’nin güçlü kişiliği de kent merkezlerinin manevi ve felsefiyaşamı etkiledi.1

Fakat hicretleri XI. Yüzyıldan başlayarak XIV. Yüzyıl sonuna kadar birkaç yüzyıl süren, çoğunluğu göçer (nomade) Türkmen boylarının akıp geçtikleri kır alanlarda durum büsbütün başka idi. Çetin dönemse, Moğol yayılışının zorladığı göçleri tanıyan XIII. Yüzyıl oldu. Bu istila, Orta Asya ve Horasan’dan gelen Oğuz boylarının Anadolu’ya doğru kitle halinde göçüne yol açtı. Harezmşahların yenilişinden sonra, onlar da Rum Selçuk Imparatorluğu’nun topraklarına sığındılar; Sultan I. Alaaddin Keykubad (1220-1237), bunların bir bölümünü ordusuna aldı ve kalanlarını Orta Anadolu’ya dağıttı. Bununla birlikte II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in hükümdarlığı sırasında (1237-1246), sultanla aralarındaki ilişkiler bozulunca, Harezmlile’in çoğu yağmacılığa başlayarak bir kargaşa kaynağı oldular. 1239-1240 yıllarında, imparatorluğu sarsan ayaklanmada da Babailerin saflarına katılacaklardır.2

Türkmen boyların kitle halinde göçleri, sosyal ve maddi güçlüklere yol açtı. Aşiretler, sürüleri için yaylaklar ve kışlaklar bulmakta zorluklarla karşılaştılar. Nitekim 1963’te bazı aşiretler, Bizans Imparatoru 8. Michel Paleolog’a başvurarak otlak ve kışlak olan isteğinde bulunduklarında Dobruca’ya yerleştirildiler.3 Pek çoğu hala göçer olan bozkır Türkmenleri, kent merkezlerinin Iranlılaşmış ve Islamlaşmış nüfusu ile anlaşamıyorlardı. Kentlerde oturanlar, yanlız Türkçe konuşan yaban Türkmenlere kötü bir gözle bakıyorlardı. Onlara “Etrak-i bi-idrak” diyorlardı. Türkmenlerin cemaat ve örf dışı inanışları dolayısıyla da, “Etrak-in dini zayıf” demekteydiler.

Gerçekten de Türkmenler atalarının inançlarını sürdürüyorlar, Islam’a girmiş olanlar da eski geleneklerine ve adetlerine bağlılıkta öbürlerinden geri kalmıyorlardı.

Türkmen aşiretler, Islam’a tam girmiş olmaktan uzaktılar: Anadolu’nun Islamlaşması yüzyılları alacaktı.

Türkler, tarihleri boyunca dünya dinlerinin birçoğunu tanıdılar, Orta Asya ve Sibirya’da her zaman canlı kalan temel inanış Şamancılıktan başka Musevi Hazarlar, Ortodoks Gagauzlar, Katolik Kurmalar yanında, Maniciler, Budhacılar ve Nasturi Hıristiyanlar oldu.

Anadolu’ya göç sırasında Manicilik çoktan yok olup gitmişti; fakat Budhacılık böyle değildi. Selçuklular döneminde, bazı büyük ailelerin, Ertena’lar gibi, Budhacı inanışa bağlı olduklarını biliyoruz.
4 Ayrıca, Nasturiler de vardı. Melik Danişmend Menkabesi’nde bana bir tanıklık bulmaktayız.5 Fakat Türkmen aşiretler arasında, Islam örtüsü altında olsa da, hala Şamancılık baskındı. Aşiret reislerinin çoğu dini gücü de ellerinde tutuyorlardı ve Islamlaşmış Baba, aynı zamandadin adamı ve utacı Şaman’a henüz çok yakındı. Nitekim Babai ayaklanmasının başı Baba Ilyas’ın, aynı zamanda utacı olan ve keramet gücü bulunan Islamlaşmış bir Şaman olduğu belirtilmişti. Bu sebepledir ki, taraftarları, onun ölümüne inanmayı kabul etmediler. O, dünyevi ve ilahi bir güçle, aynı zamanda din ulusu da olan aşiret reisine bir örnektir.6 Aynı zamanda aşiret reisi olan dini reisler arasında, 1263’te, büyük Çepni kolundan gelmesi muhtemel bir Türkmen boyunu Dobruca’ya göçüren Sarı Saltuk’un adı da olabilir.7 O da Baba Ilyas gibi, savaşan derviş tipinin en canlı örneğidir.

Babalar, Islam örtüsü altında eski merasimlerini uygulamayı sürdürüyorlardı. Toplantılarında Eski Türk geleneklerine uygun olarak kadınlar ve erkekler birbirlerine çok yakın bulunuyorlardı. Alkollü içkiler ve haşhaş da kullanılıyordu. Bu, XII. Yüzyılda Yesi’de Ahmed Yesevi’nin toplantında da böyle idi; çoğu uleması, onlara öfkelenmişler, müffetişler, soruşturmacılar göndermişler, fakat Yeseviler onları cesaretle geri çevirmişlerdi.
8 Torununun oğlu Elvan Çelebi tarafından yayınlanmış bulunan Menakıbname’sinin9 tanıklığına göre aynı şey Baba Ilyas’ıntoplantıları için de geçerliydi. Alkollü içkiler kullanmasına gelince; ilk Osmanlı vekayi-nameleri, Orhan Gazi’nin –dervişleri ile Bursa’nın fethine katılmış olan “Baba’nın içme alışkanlığı”10 olduğu için kendisine Şarap gönderdiği- Geyikli Baba ile çok iyi ilişkiler içinde olduğunu bize nakletmektedir. Bu, Türkmen Baba’lara, torunlarının medreselerinden daha yakın ilk Osmanlı sultanlarının örf dışı tutumları ile hoşgörülüfikirlerini, açık seçik bir şekilde ortaya koymaktadır. Sarı Saltuk Baba’dan (veya dede) söz ettik. Barak Baba da onun müritlerinden biri idi. Adına tarihi kaynaklarda, özellikle de “Tarih-i Olcaytu Sultan Muhammed Hudabende”de rastlanmaktayız. Kendisini sultanlar soyundan gösteren çeşitli menkabevi geleneklere rağmen Barak Baba, Tokat kökenli olmalıdır.cahit Öztelli’ye göre11 “Barak”, tüyleri uzun bir av köpeği türünün adıdır, bir Türkmen aşirete de ad olmuştur. Barak Baba, boynuzlu bir başlık giyordu, giydiği post, ziller ve aşık kemikleri ile donanmıştı. Bunlar sema sırasında, çocuklara korku salan bir gürültü yaratıyordu. Şam’a geldiğinde, karşısına vahşi bir devekuşunun çıkarıldığı ve Baba’nın, kuşun sırtına atlayarak onu meydanda dolaştırdığı rivayet edilir. Barak Baba, dinin yiyip içme ile ilgili yasaklarına riayet etmiyordu. Haşhaş kullanıyordu ve bir kendinden geçiş halinde doğaçlama şiirler söylüyordu. Bu portre, eski Türklerin Kam-ozan’lerınınkini andırmaktadır. Barak Baba’nın bir Kalenderi olması muhtemeldir. Kalenderlik, kendini haşhaş ve sema’a vermiş, gezgin, dilenci dervişler tarikatı idi. Barak Baba, 1307’de, Gilan’da Moğollar tarafından kaynar bir kazana atılarak öldürülmüştür. O sıralarda kırk yaşlarında olduğu rivayet edilir.12

XIII. yüzyıl dinireislerinden söz ederken onlar arasında en ünlü olan Hacı Bektaş-ı Veli’yi anmadan geçilemez. Bu konuya dönme fırsatımız olacaktır. Bununla birlikte Hacı Bektaş’ın başlangıçta, sayısız Anadolu babalarından biri olduğunu belirtmek gerekir. Her şeyden önce, ayrıcalıklı bir yeri yoktur. Bu, ancak ününü elde ettikten sonradır. Hacı Bektaş, üst derecede bir halk velisi oluşunu, ilk Osmanlılarla ilişkilerine ve Orhan Gazi’nin kendisini yeniçerilerin koruyucusu yapmış olmasına borçludur. Bu sebepledir ki Bektaşilik, daha sonra Türk halk tarikatlarının en ünlüsü olmustur.

Bektaşilikten söz etmişken önemli bir olayın altını çizmek istiyorum: Dini halk zümrelerinden söz ederken “hétérodoks” deyimini kullandım. Ancak, XIII. Ve XIV. Yüzyıllarda, “heterodoks”luğun Şiilik anlamını içermediğini söylemeliyim. Eski tarihi kaynakların hiçbirinde, Anadolu kır ve köylerinde Şiilikten, özellikle aşırı Şiilikten söz edildiğine rastlanmıyoruz. Misal olarak –büyük oğlu Ömer Paşa, ayanlanmada asılmış bulunan- Baba Ilyas’ın çevresini anacağım.
13 baba Ilyas’ın dört Halife’sinden ilkinin adı Şeyh Osman’dı. Mürşidi tarafından Rum beldesinde Islam’ı yaymakla görevledirilmişti. Kıyım’dan kurtularak yaşamını Kırşehir’de tamamladı. Aşıkpaşazade’nin büyük dedesi ve Elvan Çelebi’nin babası şair Aşık Paşa’nın mürşidi olan budur.14 Ömer ve Osman adları ise ilk üç halifeye ilenme ile teberra kılan Şiilerde mümkün değildir. Bab Ilyas’ın Şii olmadığını belirlemek, müridi Hacı Bektaş-ı Veli’ninkinden daha az güç görmektedir. Şiilik, Bektaşiliğe yavaş yavaş sızmıştır. Bu inanış, Suriye ve Irak yolu ile kent merkezlerinde tanınmakta idi; fakat Anadolu için mühim bir tehlike oluşturmuyordu. “Sünnilik-Şiilik” tartışma ve çatışması, Safavi ptopaganda ile Şiilik bir siyaset olarak öne sürülünce uç noktaya ulaşılacaktır.

Türk halkı ‘Al-i Peygamber’e (Peygamber ailesine) ve Kerbela şehitlerine her zaman büyük saygı göstermiştir. Fakat bu, Şiiliğin açık bir kanıtı değildir. Ayrıca Suriye’de Ismaili kalelerin varlığı, umumiyetle ümmi ve henüz geçmişlerine bağlı göçer ve yarı göçer aşiretler yığınına nüfuz etmek için yeterli değildi. Nitekim bizzat Gazi Osman, Neşri’nin ifadesine göre, ne okuma, ne yazma biliyordu. Tarihçiye göre, Osman’ın geleceğiyle ilgili haberler taşıyan rüyasının, Şeyh Ede Bali tarafından yorumlanışı üzerine, Derviş Turgut kendisinden yazılı bir belgeistediğinde, Gazi Osman onu “Ben yazu yazmak bilmezem” diyerek yanıtlamış, sözünün belgesi olarak da kılıcını ve maşrapasını vermişti.
15

XIII. ve hatta XIV. Yüzyıl için “Hétérodokse” deyimi, Şamancı inanışın ve Türklerin bağlı oldukları öbür inanışların uzantılarından daha fazlasını ifade etmez. Eski Türklerde Kök-Tengri inanışı vardır. Ölümünden sonra Baba Ilyas’ın, eşsiz kıt atı ile Kök-Tengri’ye doğru yükselişi bu inancı temsil eder.16 daha sonra Kök-Tengri-, kendisinde bir güneş tanrısallığı da oluşmuş bulunan Ali ile özdeşleşecektir.

Henüz Islamlığı yüzeyde Türkmen aşiretlerinin inançlarına yüzyıllar boyunca gelip katılmış farklı akımların, bu inançların aşırı Şii bir görünüş kazanmasında payları olacaktır:

1. XIV. Yüzyıl içindeAhilerin dervişlere katılışı. Ahi loncalarının kendilerine, kuşak dolama, bir dolu içme, sembolik olarak silah kuşanma vb. Sülük merasimlerini verdikleri dervişlere çok yakın olduklarını biliyoruz. Ahiler sii eğilimli idiler. Bunu elimizde bulunan Fütüvvetname’lerden çıkarıyoruz.
17 Pirleri de Şiilikteyeri Ali’den hemen sonra gelen Selman-i Farisi idi.18

2. 1936’da Azerbaycan’da idam edilen Fazlullah Astarabadi’nin temellendirdiği Hurufiliğin nüfuzu. Müritleri, en baştaNesimi, Anadolu’ya ve Rumeli’ye geçerek oralara mürşitlerinin antropomorfik fikirlerini taşıdılar. Hurufiler, Bektaşilerin içinde karışıp eridiler. Fikirleri, Hilmi Dede Baba’nın (ölümü 1907) ünlü,

Tuttum aynayı yüzüme

Ali göründü gözüme
Mısralarında olduğu gibi, Bektaşi çevrelerde her zaman yaşadı.

3. Fakat kesin nüfuz ediş, XV. Yüzyılın ikinci yarısında ve bilhassa XVI. Yüzyılın başlarında Safavi propaganda ile oldu.

Osmanlılar Türkmen boylarındandılar. Tarih kaynaklarının bize bildirdiğine göre,
19 ataları Süleyman Şah, Belh kentinin Çengiz Han tarafından alınışından sonra Moğol selinin önünden kaçarak Anadolu’ya göç etmişti. Bir Oğuz boyu olan Kayı boyundan, göçer bir Türkmen (yörük, etrak) reisi idi. Dört oğlu vardı. Bunlardan ikisi, Ertuğrul ve Dündar, dört yüz çadırlık bir odanın başında, Ertuğrul’un yarleşme alanı olan Söğüt bölgesinde konup göçüyorlardı. Ertuğrul’un üç oğlu vardı. Gündüz, Sarubali ve Osman. Bunlardan yanlız Osman, bir müslüman adı idi; bundan dolayıdır ki, gerçek kaynaklarda “Athman” biçiminde yer alan bu adın kökeni üzerine sorular ortaya çıkmıştır, Ilk Osmanlılar, başta Osman ve Orhan, gerek yaşam biçimleri, gerek dini uygulamaları ile henüz göçer Türkmenlere yakın, sade aşiret reisleri görünüşündedirler. İleride, Osmanlı yönetimi yerleştikçe, Islam hanedanının temel vasfını oluşturduğunda, bütün din yaşamını medrese yönlendirecektir.. Fakat ilk Osmanlı sultanları, kendilerine Türkmen nüfusunun desteğini sağlamış olan Baba’lara dayanmayı sürdürmekteydiler.

Osmanlı vak’anüvislerinin ve öncelikle Aşıkpaşazade’nin tanıklığı, ilk Osmanlı sultanları ile Babai hareketini hazırlayan ve XIV. Yüzyıldan sonra Abdal adı ile anılan cemaat dışı dervişler arasındaki sıkı bağı bize göstermektedir.

Aşıkpaşazade, dört sosyal zümrenin önemini belirtiyor: Gaziyan-ı Rum, Ahiyan-ı Rum ve Bacıyan-ı Rum. Bunlar, imparatorluğun ilk döneminin sosyal yapısını ortaya koyarlar. Savaşçı sınıf (Gaziyan-ı Rum), zanaatçı sınıf (Ahiyan-ı Rum), dini halk zumresi (Abdalan-ı Rum) ve mühim bir rol oynamış bulunan kadınlar (Bacıyan-ı Rum). Aşıkpaşazade’ye göre, Bektaşiler Tarikatı’nın kurucusu, kendini aldırmış bir veli (meczup budala aziz) olan Hacı Bektaş değil, onun manevi eşi Kadıncık Ana ve Kadıncık Ana’nın müridi Abdal Musa idi.
20

Aşıkpaşazade, Osman Gazi, Orhan ve I. Murat zamanında yaşamış bulunan dervişlerin uzun bir listesini veriyor ve büyük bölümünü, dedesi Baba Ilyas-ı Horasani’ye bağlıyor. Bu dervişler arasında, ünü ve alanındaki hale bütün öbürlerini sönük bırakacak kadar parlak biri vardır: Bu, tarikatı (Bektaşilik), Osmanlı Imparatorluğu dini halk tarikatlarının en ünlüsü derecesine yükselmiş bulunan Hacı Bektaş’tan başkası değildir.

XIV, XV, ve XVI. Yüzyıl boyunca Bektaşiler, Babailer hareketini hazırlamış bulunan Yesevi, Haydari, Kalenderi, Vefai dini halk zümrelerini olduğu gibi, Türkmen aşiret çevrelerinden kaynaklanmış bütün öğeleri (Hurufiler, Abdallar,Ahi loncaları) de bünyelerine alarak onlarla kaynaştılar.
21

Başlangıçta, çağının sayısız Baba’ları arasında herhangi biri olan Hacı Bektaş’ın bu üstün rolü elde etmesinin sebebi nedir?

Üst derecede Türk halk velisi olarak görülen kimsenin başlangıçtaki ikinci derece niteliği, Bulgaristan’da, Deliorman’da kaldığım sırada gözüme çarptı. Bu bölgede, Anadolu’da bulunanla aynı cemaat dışı Islam yaşamı sürdüren dili Türkçe, azımsanmayacak bir zümre –resmi olarak yüz bin kişi- vardır. Bu zümreye Kızılbaş denir. Aralarında, bir de Bektaşi adı verilen bir alt zümre vardır. Bu sonuncular, Hacı Bektaş’tan himmet umarlar; halbuki birinciler Demir Baba’yı –ki bir Şeyh Bedreddin mürididir- asıl veli sayarlar. Şeyh Bedreddin ise ayrı bir dini saygı konusudur ve ölüm yıldönümü günü “Şeyh Bedreddin Semahı” denen törensel bir gösteri yapılır. Bu bölgede oturanlar, kendilerinde çok üzücü bir anı bırakmış bulunan Yeniçerilerle bağı dolayısıyla Hacı Bektaş’ı suçlarlar. Hacı Bektaş, bu sebeple onlar arasında fazla sevilmemektedir. Bu geziden sonra anladım ki, Bektaşilik adını taşıyan olgu, Hacı Bektaş’ın dışında var olmuş olabilirdi ve Hacı Bektaş, ilk başta birinci derecede bir kişilik değildir. Onun ağır basan rolü, kendisinin Yeniçerilerin koruyucusu yapan ilk Osmanlılarla sıkı ilişkilerine bağlı olmalıydı. İlk Osmanlılar, hiç şüphe yok, kendileri ile aynı sosyal çevreden olan Hacı Bektaş’ı onurlandırarakdeğişik cemaat dışı zümreleri yönlendirmeye ve onları denetim altında tutmaya çalışıyorlardı. Bu düşüncemEskişehir yakınında Seyyid Battal’ın makamını ziyaret ettiğim zaman daha da güçlendi. Aralarında, bütün cemaat dışı olanların düşmanı I. Selim tarafından yaptırılmış, geniş ve güzel bir mutfak da bulunan yapılarıyla bu dergah, ünlü destan kahramanının olduğu kabul edilen mezarın çevresinde, eski bir Bizans alanına Osmanlılar tarafından yaptırılmıştı.ilk Osmanlılarla Ahiler ve Abdalan-ı Rum arasında var olan sıkı ilişkiler, Aşıkpaşazade, Neşri, Oruç, anonim vekayinameler gibi, eski vekayinamelerce de doğrulanmaktadır. Bu diziye, şimdi öbürlerinden daha eski olması dolayısıyla birinci derecede önemli bir metin, Baba Ilyas-ı Horasani’nin torununun oğlu Elvan Çelebi tarafından XIV. Yüzyılın ilk yarısı içinde yazılmış olan menakıbnamesi, “Menakıbu’l-Kudsiyye fi Menasibi’l-Ünsiyye” de katılmış bulunmaktadır.
22 XV. Yüzyıl vekayiname yazan Aşıkpaşazade, Elvan Çelebi’nin yeğen zadesi, yani kardeşi Selman’ın torunudur. Baba Ilyas menakıbnamesi, Aşıkpaşazade ve Eflaki’nin tanıklıkları ile öğrendiğimizi doğruluyor.23 Fakat bize yeni birkaç şey daha söylüyor: Baba Ilyas’ın müritleri arasında, Osman Gazi’nin kayınbabası ve fıkıh danışmacısı olacak olan Şeyh Ede Bali de bulunmaktadır. Bu kaynak bize, Hacı Bektaş ve Şeyh Ede Bali arasında sıkı bir ilişki olduğunu gösteriyor. Bu sonuncusu aynı zamanda Ahiler loncasındandı ve kardeşi Şemseddin ile yeğeni Hüseyin de Ahi idiler.24##yine Mınakıbname’ye göre, ne Hacı Bektaş, ne Şeyh Ede Bali, Babai ayaklanmasına katılmışlardır. Son kıyımdan canlarını kurtarmış olmalarının sebebi de budur. Aşıkpaşazade’ye göre, Hacı Bektaş’ın kardeşi Mintaş, Baba Ilyas’a Sivas’ta katıldı ve muhtemel olarak mürşidi ile birlikte ölüme mahküm oldu ya da savaş alanında öldürüldü. Fakat Hacı Bektaş, Kırşehir ve Kayseri yörelerinde idi ve eylemlere katılmamıştı.

Şeyh Ede Bali’nin Babai çevresine bağlı oluşu ve Hacı Bektaş ile bağlantıları, Bektaşiler tarikatı ve ilk Osmanlılar arasındaki ilişkilerin incelenişinde mühim öğelerdir. XIV. Yüzyıldan başlayarak, bilhassa adı Yeniçerilerin Piri olduktan sonra, Hacı Bektaş’ın ulaştığı ehemiyete yol açan da, şüphesiz, şüphesiz onların korumaları olmuştur.

İlk Osmanlıların ilgisi dolayısıyladır ki, Bektaşiler tarikatı imparatorluk içindeki üstün yerini almış ve üst derecede bir halk tarikatı olarak benimsenebilmiştir. Bu dönemde, Bektaşilerin öğretileri, ileride, Hurufilik Bektaşilikle kaynaştığında ve bilhassa, ilk Safavilerin propagandalarından sonra görülebileceği gibi, henüz aşirı Şii sapmalarla bozulmuş değildi. Bu aşırı fikirler, ne Hacı Bektaş Vilayetname’sinde, ne de Abdal Musa ve Kaygusuz Abdal gibi ilk Bektaşi şairlerde vardır. Hiçbir eski kaynak, bunlardan söz etmez. Eflaki, bize, Hacı Bektaş’ın, Peygamber’in sünnetine harfi harfine uymakla ve beş vakit namazını kılmamakla birlikte, fazla kuralcı olmayan bir Islam yaşayışı ile iyi bir Müslüman olduğunu söylüyor.
25 Fakat aynı şey, dönemin bütün babaları için söz konusudur. Bir veli ünü bulunan Ahmed Yesevi, kadınlarla erkeklerin yan yana katıldıkları ve alköllü içkiler içtikleri yönetiyordu.

Adı geçen bütün bu kaynaklar incelendiğinde, Hacı Bektaş’ın başlangıçta, birinci derecede bir kişilik olmadığı da görülmektedir. O, Babailer hareketine bağlı birçok Türkmen Baba’dan biri idi. Eflaki ve Aşıkpaşazade de ona, ikinci sırada bir yer vermişlerdir. Vilayetname’de, Hacı Bektaş’ın müritleri arasında anılan Yunus Emre’nin şiirlerinde, Taptuk Emre, Barak Baba ve Sarı Saltuk’un adları geçtiği halde, Hacı Bektaş’ın adına hiç rastlanmayışı da aynı anlama gelmektedir. Bununla birlikte, Osmanlı Imparatorluğu’nun en mühim halk tarikatının kuruluşunda onun adı yer alır. Bu başarının yorumu, Bektaşiler tarikatı ile Sultan Orhan’ın kardeşi Ali Paşa arasında bir ilişkinin yer aldığı Oruç tarihinde bulunabilir. Oruç’a göre, Ali Paşa, bir derviş yaşamı sürmek ve meşayih saflarına katılmak için bütün yönetim yetkisini kardeşine bırakmış ve ona, yeni kurulmuş bulunan Yeniçeri Ocağı’nın Hacı Bektaş’ın koruyuculuğuna bağlamasını öğütleyerek: “Ey Kardeş! Bütün askerin kızıl börk giysinler. Sen ak börk giy. Sana ait kullar da ak börk giysinler. Bu da aleme nişan olsun” demisti. Orhan Gazi bu sözü kabul edip adam gönderdi. Amasya’da Horasanlı Hacı Bektaş’ın izin alıp ak börk getirtti.”
26

Muhtemel olarak XIII. Yüzyılın ikinci yarısında (geleneğe göre 1271) öldüğü göz önüne alınırsa, Hacı Bektaş’ın buradaki bizzat varlığı şüpheli olmak gerekir; fakat bununla birlikte, yeniçeri ordusunun Bektaşiler Tarikatı’na bağlanmış olduğu kesindir.

Oruç’un anlattıklarında dikkati çeken bir nokta daha vardır, o da, Bektaşilerin merkezi Kırşehir yakınındaki Soluca Kara Öyük’te bulunduğu halde, burada Amasyaadının geçmiş olmasıdır. Amasya, Baba Ilyas’ın hareket merkezi idi; zaviye’sinin bulunduğu Çat,Amasya yakınındadır ve Amasya Şeyh’in ölüme mahküm olduğu yerdir.
27 oruç bu satırları yazdığı sırada, Hacı Bektaş ile Baba Ilyas arasındaki ilişkilerinin anısının henüz canlı olduğu anlaşılıyor.

Veli’nin makamına, Osmalıların gösterdikleri ilgi de bilinmektedir. Vilayetname’ye göre
28 türbe, büyük atası Gazi Osman ile yakınlıklarından dolayı Hacı Bektaş’ın anısına içten bağlı olan I. Murat tarafından Yanko Madyan adlı bir mimara yaptırılmıştır.29 Ilk Osmanlılar, bu türbeye gösterdikleri ilgiyi hiç kesmediler. II. Murat, türbe alem’inin yaldızı için bin altı döktürdü; II. Beyazid dergahı ziyaret etti; ve Vilayetname’ye göre kubbesini kurşunla kaplattı. Bu bağışlar, II. Beyazid’den sonra durdu.30

Gazi Osman’ın yaşamında ilk planda bir rol oynayan Şeyh Ede Bali ile Hacı Bektaş arasındaki ilişki, Baba Ilyas’ı Horasani menkabesinde de anlaşıldığı üzere Ilk Bektaşilerin tarihi açısından çokmühimdir. Bu ilişkiler, Gazi Orhan’ın kardeşi Ali Paşa ile Bektaşiler Tarikatı arasındaki yakınlığı gösteren Oruç’un ifadesi de doğrulamaktadır. Bazı yazarlar, Oruç’un ifadesine dayanarak Ali Paşa’nın Bektaşi olabileceğini ileri sürdüler.31 Zaten Oruç’u okurken akla gelen de budur.

Temel niteliği olan dahice bir sezişle müteveffa Louis Massignon Osman Gazi’nin, tıpkı Bayezid gibi adını bir “Bektaşi Veli”ye borçlu olabileceğini düşünmüştü.
32

Bununla birlikte, Şeyh Ede Bali’nin Hacı Bektaş’ın yanında anılışı ve eski Osmanlı vekayinamelerinin tanıklığı; bizi, Bektaşilerde, henüz Türkmen aşiretlerinin eski inaçlarına yakın iyi özümsenmemiş bir Islamlık ortaya koyan ve halk kitlelerini yönetimin bayrağı altında toplamak üzere Osmanlı sultanlarının girişimiyle doldurulmuş bir silah görmeye götürüyor. Bektaşiler, ilk zamanlar, Osmanlı sultanlarının hizmetinde, Ahmed Yesevi için çağında, Sarı Saltuk Dede için Balkanlar’da olduğu gibi, Türk Kültürünün ve Islami inanışın yayıcı ve öğreticileri, kolonici dervişler çehresi oluşturmuşlardır.

Ancan, sürekli temasta bulundukları Hıristiyan nüfusun ve yabancı dini sapmaların etkisi altında, bu yayılmacı rolün ilk kurbanları olan Bektaşiler, yüzyıllar boyu açıkça cemaat dışı, fakat serbest düşünceli, dinler üstü, örf dışı, hoşgörülü ve hatta bazen başkaldırıcı oluverdiler.


Dip Notlar:

Ilk Osmanlılar’ın Sosyal Kökeni
1. Bkz, Claude Cahen, “La Turquie Pré-Ottoman”, Istanbul 1988, Varia Turcica VII, bilhassa bkz, Les villes, s. 148 vd, les non-musulmans, s. 162 vd; la vie culturelle et religieuse, s. 208 vd. (Şehirler, gayrimüslümler, dini ve kültürel yaşam).

2. Bkz, A. Yaşar Ocak, “La Révolte de Baba Resul ou la Formation de l’hétérodoxie musulmane en Anatolie au XIII éme siécle”, Ankara 1989, Türk Tarihi Kurumu yayını, seri VII, No. 99, s. 44-45; Fuat Köprülü, “Les Origines de l’Empire Ottoman”, 2. baskı, Philadelphie 1978 (Porcupine Press), s. 58-59.

3. Bkz, Paul Wittek, “Yazıcıoğlu Ali on the Christian Türks of the Dobruja”, BSOAS, 1952, XIX/3, s. 639-668; Aurel Decei, “Le probléme de la colonisation des Turcs Seldjoucides dans la Dobrojgea XIII éme siécle”, Ankara Ün. D.T.C. Fakültesi, Tarih Araştırmaları Dergisi, cilt VI, No. 10-11, 1968, s. 85-111.

4. Bkz, Fuat Köprülü, “Les Origines de l’Emoire Ottoman”, s. 96-100; Ayrıca bkz, Faruk Sümer, “Anadolu’da Moğollar”, Selçuklu Araştırma Dergisi, I, 1969 (Ayrı basım) TTK Basımevi, Ankara 1970.

5. “Danişmendname”de, Melik Danimend’in başlıca hasımlarından biri “Nestor” adını taşımaktadır. Kitabımda buna değinmedim. I. Mélikoff, “La Geste de Melik Danişmend, étude critique du Danişmendname”, 2 cilt, Paris 1960 (Biblothéque Arscheologique et Historique de l’Institut Français d’Arschéologie d’Istanbul, cilt X veXI).

6. A. Yaşar Ocak, “La Révolte de Baba Resul” s.57.

7. Bkz,  Not 3; Çepni’ler için bkz, A. Yaşar Ocak, “La Révolte de Baba Resul”, s. 67; ve ayrıca Kemal Yüce, “Saltuk-Name’de Tarihi, Dini ve Efsanevi Unsurlar”, Ank. 1987, s. 86-88.

8. Bkz, Fuat Köprülü, “Türk Edebiyatında Ilk Mutasavvıflar”, 2. baskı, Ank. 1966, s. 27; “Influence du Chamanisme Turco-Mongol sur les Ordres Mystiques Musulmans”, Ist. 1929.

9. A. Yaşar Ocak, “Bektaşi Menakıbnamelerinde Islam öncesi inanç Motifler”, Istanbul 1983, s. 125-127; Elvan Çelebi, “Menakıbu’l-Kudsiyye (Baba Ilyas-ı Horasani ve sülalesinin menkabevi tarihi)”, Hazırlayanlar: Ismail Erünsal ve A. Yaşar Ocak, Istanbul 1984, s. 22-23 (ypr. 15, a-b).

10. A. Yaşar Ocak, “La Révolte de Baba Resul”, s. 121; Yazar, Taşköprülüzade Ahmed’in “Şakayık’un-Nu’maniya” adlı eserine gönderme yapmaktadır. S. 187, not 3.

11. Cahit Öztelli, Yunus Emre, Bütün Şiirleri”, Istanbul 1971, s. XIX-XVII.

12. Barak Baba hakkında Fuat Köprülü, “Influence du Chamanisme”; A. Yaşar Ocak, “La Révolte de Baba Resul”, s. 105-110; Kemal Yüce, “Saltuk-Name”, s. 161-163.

13. Elvan Çelebi, “Menahbu’l-Kudsiye”, s. LVI-LXVII.

14. a.g.e., s. XXXIII, XLII, LIX, LXVIII, LXXII, LXXVI, LXVII.

15. Mehmet Neşri, Kitab-ı Cihan-Nüma”, cilt I, Hazırlayanlar: Faik Reşit Unat ve Mehmet A. Köymen, Ankara 1949 (TTK basımevi), s. 83. Aynı hikayeye Aşıkpaşazade’de de rastlanmaktayız: “Tevarih-i Al-i Osman”, Ali yayını, Istanbul 1332, s. 6-7; Çiftçioğlu N. Atsız yayını, Osmanlı Tarihleri I, Istanbul 1949, s. 95-96.

16. “Menakıbu’l-Kudsiyye”, s. 4; A. Yaşar Ocak, “La Révolte de Baba Resul”, s. 57-58, 63.

17. Bkz, I.A., “Fütüvvet” maddesi. Fütüvvet konusuyla ilgili zengin bibliyografyayı burada sayamıyoruz. Bu konuda bkz, Jean Deny, Abdülbaki Gölpınarlı, Franz Taeschner’in makaleleri; ayrıca bkz, Louis Massignon, “La ‘Futuwwa’ou ‘Pacte d’honneur artisanal’ entre les travailleurs musulmans au Moyen Age”, Opera Minora I, Beirut 1963, s. 396-417.

18. Bkz, Louis Massignon, “Selman Pak et les prémices spirituelles de l’Islam Iranien”. Opera Minora I, s. 443-483.

19. Başta, Aşıkpaşazade, Neşri, Oruç.

20. Aşıkpaşazade, Ali yayını, s. 199-206; Atsız yayını, s. 234-239.

21. Bu görüşler ilk olarak Fuat Köprülü tarafından ortaya konmuştur: Bkz, öbürleri arasında, “Les Origines de l’Empire Ottoman”, s. 100-123; nihayet Bkz, A. Yaşar Ocak, “La Révolte de Baba Resul”, s. 131-134.

22. Bu metin son yıllarda yayımlanmıştır: Elvan Çelebi, “Menakub’l Kudsiyye fi menasibi’l-Unsiye”, Istanbul 1984; Bkz, yukarıda not 9.

23. Bkz, Eflaki, “Les Saints des Dervisches Tourneuers (Menaqib ul arifin)” Fransızca çeviri: Cl. Huart, yeni basım, Paris 1978, I. S. 296-297; Bkz, yukarıda, not 20.

24. A.Yaşar Ocak, “La Révolte de Baba Resul”, s. 83-84; “Menakıbu’l Kudsiyye”, s. 169, mısra 1994-1995.

25. Eflaki, “Les Saints des Derviches Tourneurs”, I. S. 296-297; II, s. 20-21.

26. “Oruç Beğ Tarihi”, Atsız yayını, Istanbul 1972, s. 34.

27. “Menakıbu’l-Kudsiyye”, s. XXI, XXVII, XXVIII, XLIX-LI, LVIII.

28. “Menakıb-i Hacı Bektaş Veli-Vilayet-Name-“, Hazırlayan: Abdülbaki Gölpınarlı, Istanbul 1958, s. 91-92.

29- a.g.e., 91-92

30. Bkz, Soraiya Faroqhi, “Der Bektaschi-orden in Anatolien”, Vienne 1989, s. 119-124.

31. John K. Birge, “The Bektashi Order of Dervisches”, London-Hartford, 1937, s. 46-50.

32. Bkz, Louis Massignon, Valeur Culturelle internatiomele de la coopération des Penteuers Iraniens au Moyen age a l’essor de la Civilisation Arabe, Opera Minora I, Beyrut 1963, s. 542; Essai sur les origines du lexigue Technique de la mystique Musulmane, 2. baskı, Paris.

Kitap: Kırklar’ın Cemi’nde
Çeviri: Turan Alptekin
Ekleyen: Seyyid Hakkı


ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı SH ve Seyyid Hakkı EK. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...