Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
Seyyid Hakkı
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

1. Imam Ali'nin Hayatı



1. Imam Ali'
nin Hayatı
Babası: Ebu Talip
Annesi: Esed kızı Fatıma

Lakabı: Murteza
Künyesi: Ebu-Muhammed

Yüzüğünün yazısı: Kuluna sahip Allah’tır.

Doğum yeri ve tarihi: Mekke, M: 21 Mart 598
Şehadet yeri ve tarihi: Kufe, M: 28 Ocak 661
Kabrinin bulunduğu yer: Necef (Irak)
Yaşı: 63

Imamet süresi: 24 Haziran 656 – 28 Ocak 661

Katili: İbni Mülcem

Hz.Ali, sadece yaşadığı süre içerisin de değil, onu takip eden yüzyıllarda da zalimin korkusu, mazlumun dostu olmayı sürdürmüştür. Hz.Ali'ye kinli haydutlar ve İslam düşmanı putperestler, Hz.Ali'ye yapamadıklarını evlatlarına yapmaya çalıştılar. O zamanın Ebu süfyan'ları, sonra Muaviye, Mervan, Yezit olarak Hz.Ali'nin soyunu kurutmak istediler.

Nitekim Hz.Ali'de dahil her Oniki Imam da şehit edilmiştir. Hiç birisi vadesiyle hakka yürümemiştir. Şahı Merdan Ali'ye ve soyuna yapılan haksızlıklar, katliamlar dolayısıyla Hz.Muhammed'e yapılıyordu. Cahilliye döneminde Arap toplumunun başına bela olan putperest köleci bezirganlar, görünürde Müslüman olup öz olarak bezirganlığı sürdüren bu kişiler, Hz.Peygamber döneminde yapamadıklarının adeta acısını çıkartıyordu.

 Ebu Bekir'le başlayan süreç Yezid'e kadar uzanıyor, oradan da Yavuz Selim'e kadar gidiyordu. Bu süreçten günümüze kadar sayısız acılar yaşandı. Insanlık tarihinde görülmedik vahşi katliamlar yapıldı. Bu sürece dair anlatılacak çok şey var ve bunlar dün olmuş gibi güncelliğini koruyor. Çünkü günümüzde de bu misyon en inceltilmiş haliyle sürüyor. Bu misyon kirli, ikiyüzlü bir misyondur. Hz.Muhammed'in torunlarını katletmek ve ondan sonra da ona salavat etmek ikiyüzlülük değil de nedir? Maalesef islam tarihinde bunlar yaşandı ve günümüze dek etki bırakacak kadar güçlü yaşandı.

Islamiyet, başta Şahı Merdan Ali'nin soylu mücadelesi olmak üzere gelişmeye devam ediyordu. Bu gelişme beraberinde bir çok sorunu da getiriyordu. Bu sorunların başında da eski putperest bezirganların müslümanlığı kabul etmesiydi. Bunlar islamiyet'i özümsedikleri için müslüman olmadılar. Bunların tek gayesi gelişen islamiyet’in kazandığı değerlerin üzerine konmaktı. Nitekim daha Hz.Muhammed Hakk'a yürümeden, bu bezirganlar fitne fesada başlamışlardı. Hz.Muhammed'in hakka yürümesinden sonra ise saldırılarını anileştirip sıklaştırmaya başladılar. Bu saldırıların hedefi Şahı Merdan Ali'ydi, dolayısıyla Hz.Muhammed'i.

Islamiyet gelişen ve güçlenen bir din olarak kendi kurumlarını da yaratıyordu. Bu kurumların en önemlisi de halifeliktir. Halife olan kişi islam toplumunu dini ve siyasi olarak yönetmekle görevli olan kişidir. Bu anlamda halifelik önemlidir. Hz.Muhammed'in kendisinden sonra halifenin kim olması gerektiği konusunda hadisleri vardır.

Hz.Muhammed bir çok sohbetinde kendisinden sonra Şahı Merdan Ali'yi halife olarak tanıtmıştır ve o zaman herkes bu halifeliği onaylamıştır. Ne var ki Hz.Peygamberin vefatından kısa bir süre sonra ki bu süre daha Hz.Muhammed defin edilmeden öncedir- eski putperest bezirganlar kendi halifelerini seçmişlerdi. Şahı Merdan Ali, Hz.Muhammed'in defin işleriyle uğraşırken onlar kendi halifelerini seçiyorlardı.

Şahı Merdan Ali, sadece bir yönüyle değil, bütün özellikleriyle halifeliği hak eden kişidir. Bu özellikleri; ilk Müslüman olan kişidir, bütün ömrü islamiyet için çalışmakla geçmiştir, bilgelikte, cesurlukta, fedakârlıkta üstüne yoktur. Ayrıca Hz.Muhammed'in soyunu sürdürendir. Bütün bunlara ek olarak Hz.Muhammed'in hadisleri var. Örneklersek: "Ben ilmin şehriyim, Ali onun kapısıdır. Ali'yi sevmeyen beni de sevmiyordur.

 "Bir kimse Ali'ye saygısızlık etti mi, ban saygısızlık etmiştir." Bunlara benzer onlarca örnek. Bütün bunlar dünya insanlığının kabul ettiği genel gerçeklerdir.  Bu gerçekleri günümüzün Sünni din bilginleri de kabul etmektedir. Ne yazık çıkarları el vermediği için iki yüzlülük yapmaktalar. 

Şahı Merdan Ali gücü olmasına, hakkı olmasına rağmen halifelik için kavgaya girişmedi. Islamiyet’in zarar görmemesi için Ebu Bekir'in halifeliğine ses çıkarmadı. Şahı Merdan Ali taraftarlarına dünya malının geçici olduğunu telkin edip onları kavgadan uzaklaştırdı. Ne var ki bu eski putperest bezirganlar sadece dünya malı ile yetinmediler. Bu putperest bezirganlar insanlığa umut olan islam dinini de kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaya başladılar. Cahilliye dönemindeki eski gelenekleri tekrar yaşamaya/yaşatmaya başladılar. Ama bu sefer aralarında bir fark vardı. Bu fark da, cahilliye dönemindeki gerici geleneklerin islam adı altında yaşatılmaya başlanmasıydı. Halbuki Hz.Muhammed sadece putları yıkmamış, aynı zamanda bu gerici gelenekleri de yıkmıştı.

Şahı Merdan Ali burada önemli bir rol oynuyordu. Bu rol de bütün bu gerilikleri teşhir etmekti. Şahı Merdan Ali görevini layıkıyla yerine getirip, daha çocukken putlara attığı taşları, söze dönüştürüp bu putperest bezirganlara fırlatıyordu. Eskinin büyük putperest bezirganları, önlerine çıkan bu engeli aşmak için olmadık hilelere baş vuruyorlardı. Şahı Merdan Ali bütün sorunları teker teker aşıyordu. Şahı Merdan Ali sabırlıydı, bu sabrı kimse gösterememiştir. Şahı Merdan Ali mücadelesini daha bir azimle sürdürdükçe bu putperest bezirganlar çıldırıyorlardı. Ebu Bekir'in ölümünden sonra putperest bezirganlar yerine Ömer'i halife olarak seçtiler. Şahı Merdan Ali'nin gücü ve yiğitliği tartışılmazdır. Bu yiğitliğe, cesaretine rağmen, bütün haksızlıklara, kışkırtmalara, tahriklere rağmen,  Şahı Merdan Ali, halifelik kavgasına girmemiştir. 

 Şahı Merdan Ali bunu yaparken bir tek gayesi vardı. O da; Islamiyet zarar görmesin. Nitekim Ömer'in ölümünden sonra bu sefer Osman'ı halife ettiler. Şahı Merdan Ali sabırlıydı, sabrı en büyük silahıydı. Bu putperest bezirganlar sadece Şahı Merdan Ali'yle savaşmıyorlardı, aynı zamanda kendi içlerinde de büyük anlaşmazlıklar, çelişkiler vardı. Bu çelişkiler sonucunda Osman öldürüldü. Osman’ın ölümünden sonra, nihayet Şahı Merdan Ali halife oldu. Baştan beri olması gereken şimdi oluyordu. Bu putperest bezirganlar tayfası bu halifeliği mecburen de olsa kabullenmek zorunda kalıyordu. Bu döneme dair ciltler dolusu değerlendirilme yapıla bilinir. Çünkü bu dönem islam tarihinin en belirleyici dönemidir.

Şahı Merdan Ali halife olmuştu olmasına ama bu putperest bezirganlar boş durmuyordu. Şahı Merdan Ali bu putperest bezirgan tayfasının yaptığı tahribatları onarmakla meşkulken, onlar Şahı Merdan Ali'yi ortadan kaldırmanın planlarını yapmaktaydılar. Bu planların sonucu, Şahı Merdan Ali 28. 01. 661 tarihinde ibni mülcem adındaki katil tarafından zehirli bir kılıçla şehit edilmiştir. Şahı Merdan Ali'nin şahadeti islam tarihinde kanlı bir dönemin başlangıcı olmuştur.

O tarihten bu yana, başta Şahı Merdan Ali'nin soyu olmak üzere, Şahı Merdan Ali'yi sevenler onun yolunda yürümek isteyenler insanlık tarihinde rastlanmamış katliamlara, baskılara maruz kaldılar. Bu katliamlar ve baskılar günümüze kadar da geliyor. ve aradan 1400 yıl geçmesine rağmen, hala Şahı Merdan Ali'nin yolunu tutanlar, yani Aleviler çoğu yerlerde kendilerini açıktan ifade edemiyorlar.

Hz.Ali'nin kişiliğini, mücadelesini, siyasetini, olguları ve olayları ele alış tarzını, insan ve doğa ilişkilerini anlatmak yüzlerce cildi kapsayacak bir çalışmadır. Biliyoruz ki Hz.Ali İslamiyet’in, Hz.Peygamberden sonra en büyük temsilcisidir. Bu anlamda tarih boyunca insanlar en zor dönemlerinde Şahı Merdan Ali'yi çağırmışlardır.

Şahı Merdan Ali’nin en önemli özelliklerinden bir kaçı, insani ahlak, yiğitlik, mazlumu koruma, cömertlik, yardımseverlik, erdem, vefa, olgunluk ve yola bağlılık konusunda “güvenilir olmak”tır. 1400 yıllık tarih boyuna dillere destan olacak ölçüde sevenlerinin gönlünde taht kurmasının hikmetlerinden biri budur.Alevi temel ahlak ilkesi olan Eline, Diline, Beline sahip olmakanlayışı Şahı Merdan Ali’de simgelenir. Onu bu yolun ana ilkesi haline getirir. Onun güncel yaşam ilkeleri ve yüzlerce söz ve konuşmalarını içeren deyimlerini bir araya getirdiğimizde bu anlamın ne kadar doğru olduğu çok net bir şekilde ortaya çıkar

Şahı Merdan Ali’nin öğretileri arasında en çok öne çıkan öğelerden biri onun büyük ilim sahibi olması ve bunu insanlarla paylaşmak istemesidir. Ayrıca ilimi iyi anlamak, halkın yararına kullanmak, yolu gözetmek anlaşılmalıdır. Gereksiz ve yanılgılı konuşmamayı özellikle gözetmekte, barış içinde ve hoşgörülü olmayı telkin etmektedir. Zulmü ve insanlara haksızlığı şiddetle men etmekte, defalarca haksızlığa uğranılsa dahi, insanların kendilerine haksızlık edenlere zulüm yapmamalarını ısrarla vurgulamaktadır. Her türlü yalan, dolan, iftira, ikiyüzlülük ve kem sözden insanları caydırmaya çabalar. Mütevaziliği ve alçakgönüllüğü öven, cahil ve yeterince erdem sahibi olanlardan mesafeli durulmasını öneren, dayanışmayı, dürüstlüğü ve adaleti bayrak edinen bir ulu zattır Şahı Merdan Ali. Insan olmanın temel ilkelerinden biri olarak da nefsin köreltilmesini (kontrol altına alınmasını) tavsiye eder ve uygular.

Hiç bir insanı kınamayı hoş görmediği gibi, insanları mensup olduğu kavimler (ırklar) konusunda da eşit tutar. İnsan haklarına son derece uyan ve saygı duyan, Kul hakkını kutsal gören, insanların kul hakkına riayet etmelerini, müslüman olmasalar dahi tüm insanlara adaletle yaklaşılmasını telkin eder.Kimsesizleri, yetimleri, dulları, köleleri, yaşlıları, bedensel özürlüleri ve çaresizleri korur. Onlara toplumun dayanışma ruhu ile sahip çıkmalarını, onlara umut verilmesini ister.

Şahı Merdan Ali, gönül zenginliğini, mal zenginliğinden üstün tutar. Erdemi, olgunluğu; kişinin kendisini bilmesi olarak görür. Dünyevi tutkulardan uzak Insani bir kişilik sergiler. Şöhret ve zenginliği önemsemez. İnsanların gönül gözünü açmalarını ve tasavvufa yönelmelerini telkin eder. 1400 yıldır dünyanın pek çok farklı coğrafyalarından milyonlarca kişi “Medet ya Ali” diyor. Eşiğine yüz sürmek, kapısına kul olmak dileği ile feryad ve figan ediyor. Yalvarıyor. Yakarıyor. Ona yakın olmanın hayali ve umudu ile çırpınıyor. Onu anıyor. Onu okuyor, deyişlerinde, semahlarında, ayinlerinde ve muhabbetlerinde derin bir coşku ile yad ediyor.Bunun nedenlerine bakınca karşımıza pek çok olağanüstü özelliklerle donanmış bir deha ve ulu Evliya çıkıyor. Şahı Merdan Ali hem din adamı ve hem de büyük bir din alimidir.

O hem olağanüstü bir bilgi ile donamış bir filozof hem birikimini toplumu ile paylaşan bir bilge.O hem arı, hem de arıtıcı.O hem bir asker hemde bir kahraman. O hem zengin, hem de yoksul.O hem devletin başındaki Halife hem de bir işçi veya köylü.O hem toplumsal hem de siyasal bir önder.O hem hatip, hem de bilgisine ve kalemine erişilmez bir yazarO hem zahiri, hem de batini bir sır. O hem başta, hem sonda.O hem insan, hem nur. O hem yaratanın nuruna ulaşmış bir yaratıcı, hem de yaratılmış fakir bir kul.O hem gözlerin, hem de kalplerin görmeye çabaladıkları deha. O hakkında yüzyıllardır “Sırrı hakikatına eremedik” denilen Veliullah Tarihler boyunca pek çok ünlü yazarlar, ünlü araştırmacılar derler ki: “Eğer denizler mürekkep, bütün ağaçlar kalem olsa, Adem oğulları yazıcı olsalar, cin tayfası da hesap tutsalar; Ya Ali, senin faziletlerini tamamlayamazlar. ”Yine alimler derler ki: “Imam-ı Ali’yi seven saadete erişmiştir, ona düşman bulunan şaki’dir, her türlü günahı işleyen hayduttur. Imam-ı Ali’yi sevmek îmandan gelir, ona düşmanlık küfür ve nifâktandır.”

Pek çok ünlü yazarlar Şahı Merdan Ali'nin aynı zamanda da büyük bir siyasetçi (Politika anlamında degil) olduğunu şöyle tanımlarlar; Şahı Merdan Ali, gerçek manada bir siyasetçidir ve siyasetinin doğruluğu asırlardan beri hiç bir kuşkuya yer vermeyecek şekilde kanıtlanmıştır. Dünya döndükçe ve insanlık gerçekleri aramaya devam ettikçe, doğru bir yaşamın, anlamına uygun bir yaşamın sahibi olmayı istedikçe de

Şahı Merdan Ali'nin siyasetide geçerliliğini korumaya devam edecektir. Çünkü Şahı Merdan Ali, siyaseti anlamına uygun, olması gerektiği gibi yapmıştır. Salt Şahı Merdan Ali'nin siyaset anlayışını değil, bir bütünen Şahı Merdan Ali'yi ve onun kişiliği etrafında şekillenmiş olan değerler bütününü insanlıkla buluşturmak gerekiyor. Çünkü genel anlamıyla siyaset sadece devlet işlerini yürütmek değildir. Bununla beraber siyaset aynı zamanda insan yönetme sanatıdır da. Bu sanatın doğru icra edilmesi toplumsal hayat için olmazsa olmazların başında gelir. Bunun içindir ki; doğruluğun, hakkaniyetin, adaletin herkes için geçerli olduğu bir siyaset anlayışı şarttır. Belli bir zümrenin korunduğu, her türlü haksızlığın meşru olduğu bir siyaset anlayışı Muaviye türü siyasettir. Bu anlayışın kesinlikle ret edilmesi ve ne pahasına olursa olsun doğruların hakim olduğu Şahı Merdan Ali'nin siyaset anlayışı genelleşmelidir.

Şahı Merdan Ali’nin ismi anılırken (Kerem allah-u Veche) denir. Bu onun islam öncesi hiç putlara tapmadan müslüman olduğu için verilmiş bir unvandır. Hz.Muhammed, Şahı Merdan Ali’ye hitapta bulunarak kendisine “Ebu Türab” demiştir. Ebu Türap toprağın babası anlamına gelir. Ayrıca mütevazilik, her türlü bencillik ve kibirlikten uzak olmak, basit bir deyim ile yer olmak, kendisini halk için herkesden daha alçakgönüllü demeye de Turap olmak adı verilir.

Şahı Merdan Ali’ye bu ismin verilmesinin diğer anlamı da onun yukarıda saydığımız özelliklere sahip olmasıdır. Bu Ulu zat bir sözünde şöyle der “Ben müminlerin Emiriyim. Onların en yoksulunun yediğini yemeli ve giydiğini giymeliyim ki yoksul olanlar hallerinden utanmasın, şükretsinler” Bu mütevazilik ancak kendisine toprak kadar tevazu gösteren insanların genişliğidir. Turaplık ayrıca bir doğa ve evren yasasıdır . Başka bir deyimle Varolma yasasıdır. Insan topraktan gelmiş ve doprağa dönecektir. Bir insanın kendisini toprak görmesi onun büyüklüğü ve ululuğudur. Başka bir açıdan baktığımızda da Turaplık (Toprak) cömerttir. İnsanoğluna karşılıksız nimet verendir. Ona ürün ve ihsan ulaştırma, onun gıda deposodur. Toprak doğayı, başka bir deyimle evreni var eden temel etkenlerden biridir.

Güneş, su, hava ve toprak insanoğlunu var eden, ona yaşam olanağı verebilen temel etkenlerdir. Cenab-ı Allah'ın, Hz.Adem’i topraktan yaratması bundandır. Toprağın varlığını ve nimetini red edip onu küçümseyerek “Ademi çamurdan yarattın, beni ateşten. Ben ondan üstünüm ve ona itaat etmem” diyen, Allah'a başkaldıran ve nimeti red eden Şeytandır. Şeytan turaba, yani doğaya isyan etmiştir. Varolma yasasına isyan etmiştir. Şeytana lanet edilmesi ve tüm kötülüklerin anası olarak kudsi kitaplarda yer verilmesi bundandır. Toprak ayrıca ayıpları örtendir. Tüm atıklar ve artıklar doprağa atılır. Toprağa gömülür.

Şahı Merdan Ali'nin bu yiğitliğinden dolayı pek çok temsili resmi çizilmiş ve pek çok resimde elinde Zülfikarı ile Düldül üzerinde görülmektedir. Şahı Merdan Ali ve Hz.Muhammed tarafından Uhud savaşında kendisine hediye edilen çift ağızlı Zülfikar adı kılıç bütünleşmiş bir simgedirler.  Şahı Merdan Ali ve Zülfikar, Alevi toplumunun yüreğinin en derin yerine işlemiş, Zülfikarı simgeleyen resim ve kolyeler her eve girmiş ve neredeyse her Alevi gencinin boynuna asılmıştır.

Türkiye’nin veya Dünyanın her hangi bir yerinde bir Alevinin başka bir Aleviyi kolaylıkla tanıyacağı ve ayırd edeceği bir simge haline gelmiş, bazen üzerinde bir çok güzel sözlerin de yazılı olduğu bu simgeler beyinlere bir daha çıkmamak üzere kazınmıştır. Şahı Merdan Ali ve Aslan portreleri hem Şahı Merdan Ali’nin Allah'ın Aslanı olduğunu, yani onun adına savaşan, onun yiğidi, onun kahramanı olduğunu içeren bir isim ve kavram, hem de Hz.Muhammed’in 621 yılında Mirac’a giderken yolda gördüğü ve karşılaştığı bir aslanla olan bağıdır.

Hz.Muhammed’in Mirac’da karşılaştığı bir aslanın ağzına yüzüğünü vermesi ve bu yüzüğün 40’lar Ceminde Şahı Merdan Ali tarafından, Hz.Muhammed’e tekrar iade edilmesi, Alevi inancında, Şahı Merdan Ali ve Aslan kavramlarını bütünleştirir. Bu yüzden de Şahı Merdan Ali’nin diğer çok bilinen ismi ise Allah'ın Aslanı (Esedullah) oluşudur. Hz.Ali’nin diğer bir ismi ise "Şahı Merdan" dır. Bu isim de yiğitler yiğidi, bilgeler bilgesi anlamında kullanılır.  Ama asıl anlamı özünü fakir gören, mütevazi yiğitler yiğididir. Bütün bu kavramlar Şahı Merdan Hz.Ali isminde bütünleşirler.

Şahı Merdan Ali için kullanılan başka bir isim de "Pirlerin Şahı" veya aynı anlamı içeren "Evliyalar Şahı" ismidir. 18 bin Alemi var eden nura gösterdiği Takdiri ilahiyyeye ve tam rızadan dolayı ona “Mürteza” adı da verilmiştir. Evliyalar Şahı ve Murteza isimlerini bir arada değerlendirdiğimizde, O'nun Hakk'a tam teslim olmuş, hikmetine Evliyaların ve Ermişlerin akıl sır erdiremediği bir Veliyullahtır. Şahı Merdan Ali’nin diğer bir ismi ise "Turnalar Şahı"dır.

Turna simgesinde söylenmek istenen aslında Turnanın kendisi değildir elbette. Şahı Merdan Ali’yi sevenlerin bağrı yanıktır. Ehli Beyt'in ve sırf onları sevdikleri için acımasız zulümlere maruz kalan Alevilerin acıları, türkülerden ziyade ağıt tarzında deyişlere, beyitlere aktarılmış ve büyük bir içtenlikle söylenmektedir. Alevi deyiş ve beyitlerin içeriğini sade bir dille aktaracak olsak, çekilen acıyı o kadar içten dile getirmektedir ki en sert yürekler, en merhametsiz taş kalpler bile yumuşamakta ve hüzün çekmektedirler. Bu yüzden Alevi Cemlerinde beyitler okununca katılımcılar genellikle huşu içinde ağlamakta, Ehli Beyt'e yapılan haksızlıklar ve acı dile getirilerek, gözyaşı, feryat ve figan ile paylaşılmaktadır. Ayrıca Şahı "Velayet (Velayet eden ve iman edenlerin Şahı)", "Serpinhan (yardımcı Can, yardımsever Can)", "Halük-ül Rahman" (bağışlayıcılığın yaratıcısı), "Emirül Müminin" (Müminlerin Emiri / inananların başı), "Bab’ıl İlim (İlim Kapısı)", anlamında sevilen isimleri vardır.

Bazı kaynaklar Şahı Merdan Ali’nin bin bir isminin olduğunu, güzel olan her şeyde onu gördüklerini, ne kadar güzel eser varsa hepsinde Şahı Merdan Ali’yi gördükleri inancından hareketle bu isimleri çoğaltırlar. Isim sayısının bir kaç tane daha fazla yada eksik olması onun şahsında fazla bir önem arz etmez. Ancak Alevi toplumu onu öylesine bir içtenlikle sahiplenmiştir ki, sadece Ali isimleri değil, ona yakıştırılan diğer isimleri bile aynı içtenlikle benimsemiş ve nesiller boyu yeni doğan bebeklere bu isimleri vererek bağlılık örnekleri göstermiştir.

Alevilikte başka hiç bir isim ve kavram yoktur ki üzerinde Şahı Merdan Ali kadar geniş ve derin bir iz bırakmış olsun. Aleviler yüzyıllardır bu duygu ile sadece Ali ismi değil, onu başka şekilde çağrıştıran Türabi, Mürteza, Haydar, Bin Ali, Ali Ekber, Ali Haydar, Ali Can ve daha nice isimleri çocuklarına takarak ona bağlılıklarını sergilemektedirler.

Şahı Merdan Ali hakkında ki ilk bilgileri Alevi inancına son derece bağlı aile büyüklerimizden öğrendik. Onlar da öyle derin Ehl-i Beyt aşkı vardı ki, Şahı Merdan Ali’nin veya Imam Hüseyin’in ismi her anıldığında, onların ya gözleri doluyor, ya derin bir iç geçiriyorlardı. Böyle bir ailede büyüdük. Büyüklerimizin duaları bize sürekli “Ehl-i Beytin katarından ve didarından ayrı düşmeyesiniz” olurdu. Sonra evimizi şenlendiren, gönlü Ehl-i Beyt aşkı ile dolu, cemali nur gibi parlayan Seyyitlerimizden, Pirlerimizden, Mürşütlerimizden, Rehberlerimizden, İkrarımızdan onu duyduk ve dinledik. Zaman ilerledikçe Ehli Beyt, dolayısı ile Şahı Merdan Ali hakkında daha fazla öğrenmeye, öğrendikçe daha fazla sevmeye başladık.

Insan onu yakından tanıdıktan sonra, daha önce ne kadar büyük bir hazineden mahrum kaldığını üzülerek fark ediyor. Onun zalime karşı yiğitliği ve kahramanlığı, onun yoksula umut, mazluma derman oluşu, onun yüksek adalet sahibi ve adil oluşu, onun bilgeliği, onun sosyal, onun çağdaş oluşu ve saymakla bitmeyecek kadar büyük erdemleri üzerinde barındırması sıradan bir insan için inandırıcılıktan uzak gibi görünebilir.

Ama kaynaklarına inip onu tanıyanların aktardıklarını okuduğunuzda bunun anlamını daha iyi kavrıyorsunuz. Yüzyıllardır Alevi Ozanların, Erenlerin, Evliyaların, onun met hine doyamayanların anlattıkları “Hikmetinin sırrına varamadık ya Ali” sözlerindeki derin aşkı kısmen de olsa fark ediyorsunuz. Hz.Muhammed bir Hadisinde şöyle buyururlar. “Ben ilim şehriyim, Ali onun kapısıdır. İlim isteyen, Ali'nin kapısına gelsin”. Bu hadisin okunmasından sonra yaşananlara baktığımızda yüzlerce insanın Şahı Merdan Ali’den ilim ve irfan almak için adeta sıraya girdiklerini görürüz. Ondan ilim ve irfan alanlar kimi otur du bunu bir yerlere yazdı, kimi bunu evlatlarına veya dostlarına aktardılar.

Onlar da bunu kuşkusuz başkalarına aktardılar. Aktarıla, aktarıla günümüze kadar geldi. Ehl-i Beyt dostlarında, o zamanı ve kişileri anlatan o kadar zengin bir birikim var ki, hangi olayı öğrenmeye kalksanız yüzlerce kaynak, yüzlerce tanığa ulaşırsınız. Aktardıkları konular arasında a deta söz birliği etmişlercesine sadece çok küçük nüans farklılıkları görürsünüz. Bu benzerlik Mısır’da ki alimde, Basra’da ki Bilgede, Balkanlarda ki Bektaşi ve Anadolu’da ki Seyyit’te de böyledir.

Çünkü hepsi aşk ile bağlanmış O'na. Hepsi ondan ilham almış, O'nda ışık görmüştür. Bunları okuduğunuzda neden 1400 yıldır on binlerce yol evladının büyük bir aşk ile “Eşiğine yüz sürmek nasip olurmu ya Ali?” diye özlemle tutuştuklarını daha iyi anlarsınız. Şahı Merdan Ali zamanın en büyük bilgesi, filozofu, devlet adamı, askeri, din adamı ve adaletli bir uygulayıcısıdır. Onu sadece elinde Zülfikar’ı ile Düldül’ü üzerinde mazlumun ahını alan bir yiğit olarak tanımlamak yetmez. Onun erdemleri aslında çok ama çok daha fazladır.

Alevilik 4 kitabı Hak görür. Biz ezelden beri (Kal-ü Bela) Hak dinini savunuyoruz derler. Şahı Merdan Ali elbette diğer Semavi kitaplarda da yazılıdır. Okunur ve bilinir. Onun hakkında dile getirilen, aktarılan okyanus kadar bilginin ve erdemin sadece bir kaç damlasını burada anlatmaya çalıştık.

 Bugün dünya haritasına baktığımızda göze ilk çarpan islam ülkelerinde ki görüntü insanı ürkütmektedir. Bazen oturup düşünüyorsunuz. Acaba Hz.Muhammed ve Şahı Merdan Ali bu islam için mi çabaladılar? Bu islam için mi savaştılar? Bu islamı mı yer yüzünde egemen kılmak istediler? Kesinlikle Hayır. Bu islam, onların islamı değil. Bu uygulama ve görüntü onların istediği islam değil. Onların islamı Buyruktaki yazılmış olan Rıza şehri islamıdır. Onların islamı Tasavvuf islamıdır. Onların islamı insan Hakları Evrensel Beyannamesini 1400 sene önce kaleme alan ve uygulayan islamdır. Sevgi ve Barış islamıdır. Bir arada ve kardeşçe, dostça yaşama islamıdır. Eşit haklara ve Hukukun üstünlüğünü esas alan islamdır. Göze ilk çarpan ve şimdi genellikle uygulamada olan bu islam ise Emevi islamıdır.

Bu dini Kılıç zoru ile benimseyenlerin islamıdır. Islam dinini intikam ve kin üzerine oturtan, talan ve soygunlara alet eden, bağnaz ve yobazlık üzerine kurulu olan ve akıttığı kana bir türlü doymayan islam, Şahı Merdan Ali’nin islamı değildir ve olamaz. Diri diri insan yakan, Din adına fetva verip iftiralar atan ve katliamlara davetiye çıkaran, mazluma ah çektiren, kendi dışındaki tüm değerleri red eden anlayış İslam değildir ve olamaz.

Şahı Merdan Ali’nin erdemleri ve tarihi duruşu bilinmeden onun hakkında yapılan değerlendirmeler insanı yanıltabilir. Onu çözümsüzlüğe götürebilir veya çözüm adı altında başka bir yanlışa yönlendirebilir. Bunu gidermenin biricik yolu, söz konusu kavramı araştırarak değerlendirmektir. Onu kalemler yazmakla bitiremez. Onu diller okuyarak tam anlatamaz. Arada bir dalar gidersiniz.

Acaba bağlama olmasaydı Anadolu’nun müziği, çoşkusu böyle zengin olabilir miydi? Beyitler, deyişler o zaman böyle etkileyici olur muydu?Bağlama olmasaydı her halde Anadolu müziğinde büyük bir eksiklik olurdu. Tuzu katılmamış yemek gibi her halde çok lezzetsiz olurdu. Şahı Merdan Ali olmasa Alevilikte her halde böyle içi boş bir Alevilik olurdu.

Hz.Peygamberin Şahı Merdan Ali’ye verdiği lakaplar
» Haydar-ı kerrar: (Savaşlarda, düşman üzerine döne döne hücum eden)
» Şah-ı Merdan : (Savaşta ve sosyal hayatında üstün mertlikler gösteren)
» Murtaza : (Allah tarafından razı olunan ve övülen)
» Şah-ı Velayet : (Velayetin üstün mertebesinde olan)
» Ebu Turab : (Toprağın babası/ engin, mütevazi ve alçak gönüllü)
» Esedullah : (Allah’ın aslanı/yiğit, mert ve güçlü)
»Ebul Hasan : (Imam Hasan’ın babası) Bu üstün vasıflara haiz olup savaşta kılıç ile barışta ilim ve irfanıyla islamın güzelliklerini hayata geçirmek için büyük fedakarlıklar gösteren Şahı Merdan Ali hakkında, Hz.Muhammed'in bazı hadis ve övgüleri:
» Kim Adem Safiullah’ın ilmini, Nuh Nebiullah’ın azmini, Ibrahim Halilullah’ınhilmini, Hz.Musa'ın azametini ve Hz.Isa'ın zühdünü görmek isterse, Ebu Talip oğlu Ali’ye baksın!
» Ben ilmin şehriyim, Ali de kapısıdır.
» Ali’yi inciten beni incitir. Beni inciten de Allah’ı incitmiş olur.
» Ben kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır.
» Ya Ali! Harun Musa’ya ne mesafede ise, sen de bana o mesafedesin. Dünyada ve ahirette sende benim kardeşimsin.
» Ali’yi rıyasız sevmek ibadetten sayılır.
» Ey nas! Benim Rabbime dönme vaktim yaklaştı… size iki emanet bırakıyorum. Biri “Kur’an-ı Kerim” dir, Allah’ın emirlerini size bildirir, diğer ise; “Ehl-i Beytim” dir ki, size doğru yolu gösterir. Bu emanetimi birbirinden ayırmadan, Kevser ırmağının başında bana ulaşın ki, size şefaat edeyim.

» Her peygamberin soyu kendi sulbünden yürümüştür. Benim soyum ise; kızım
Fatıma ile Amcam oğlu Ali’den yürüyecektir.
» Bir çok kimsenin evladı olmayıp soyu kesilebilir. Fakat, Fatıma ile Ali’den yürüyen benim soyum, kıyamete kadar devam eder.

Şahı Merdan Ali’siz bir Alevilik ne oluşabilir, ne anlatılabilinir, nede düşünülebilinir. Şahı Merdan Ali sevgisi, Aleviliğin sadece lezzeti değil, ayrıca onun izzeti ve ikramıdır. Onun kemali ve erdemidir. Onun Alfabesi, onun okulu, onun diplomasıdır. Alevilik onunla güzel olur, onunla güzel görünür, onunla savunulur ve onunla yaşanılır.

Şahı Merdan Ali’nin yeri bugünkü görünen dünya haritasında belki hak ettiği yer değildir ama o sevenlerinin kalbinde büyük bir yer edinmiştir. Elbette gönüllü bir yer edinmedir bu.  Arife tarif gerekmez, Onu sevmek bir Rızalık (Gönüllülük) işidir. Sohbetimiz zehiri bal edenlerledir.   

Şahı Merdan Ali’den manalı sözler
» Hayatın karşına çıkardıgı müşkül hadiselere sabır ve tahammül et. Onları, hiç kimseden bilme. Ve hiç kimseye hiddet ve şiddet gösterme. Bu suretle hareket edersen en büyük zorlukları yenersin. Sende olgun insan derecesine eresin.
» Hayatı azaltan afetlerden biride başkalarının iyi hallerini kıskanmaktır.
» Akıllı insanlar az konuşur Çok söyleyenler yalnız ahmaklardır.
» Her şeye ibretle bakınız. Ve gördüklerinizden ibret alınız.
» Allahın insanlara bahşettiiği nimetlerin en büyüğü akıldır.
» İnanç'la uyumak, Şüphe içinde Namaz kılmaktan yeğdir!
» Dünya işleri ile ilgili bir sıkıntın olduysa, tasalanma! Çünkü bu bir müjdedir. Arkasından hemen Ferahlık vardır!
» Düşmanına gücün yetti mi, buna bir Şükür olarak bağışla onu!
» Eğer öldükten sonra öyle kalsaydık, Ölüm herkesin rahat ettiği bir hal olurdu! » İnsanların en acizi, dost kazanamıyan insandır!.. Ondan daha acizi de kazandığı dostu kaybedendir!
» Seni üzen, nedamete düşüren kötülük, sana benlik veren iyilikten daha makbuldür Tanrı katında!.
» Muhtaç olduğun şeyi elde edememek, ehil olmayandan istemekten yeğdir!.
» Zaman; bedenleri yapar, dilekleri yeniler, ölümü yaklaştırır, istekleri uzaklaştırır... Ondan faydalanmayı bilmeyen, zahmete düşer! Onu yitiren (boşa harcayan) yorulur, gider!
» İnsanın nefes alışı, ölüme doğru adım atışıdır!
» Dünya halkı, gemiden uyurken giden yolculara benzer!. düşüldü mü, iki itaraftan biri mutlaka sapıklıktadır!.
 » Dünya kendisi için değil; başkaları için yaratılmıştır!
=Seyyid Hakkı=

 

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı önerelim ve yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı Ek ve Seyyid Hakkı Can. => YouTube Kanalımız: Ehlibeyt Yolu-Seyyid Hakkı. Aşk ile Canlar...