Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
=Seyyid Hakkı=
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

ANASAYFA

Yolumuz, Hakk Muhammed Ali yoludur.
Alevi, doğulur mu yoksa olunur mu?
Alevi doğmak başka, olmak başka.
 

Alevi olmak veya kendine Aleviyim diye bilmek için, önce ikrar verilmesi gerekir. Çünkü Muhammed Ali yolu ikrar yoludur, ikrar üzerine kurulmuştur. Dolayısiyle Muhammed Ali yolu; Insanlık yoludur, erdemli-Kamil Insan olma yoludur yani bir insanın manevi olarak yeniden doğması demektir. 

Alevi olmak isteyen veya kendine Aleviyim diyen bir can, erdemli insan olmaya adayım demektir. Erdemli insan olmak içinde önce nefsi beklentilerden uzak insani değerlere sahip çıkmak demektir. Alevi-erdemli insan olmak isteyen bir can eline diline beline sahip olması gerekir. Buda yola verilen ikrardır.  

Şahı Merdan Ali; “Belimden düşen değil, yolumu süren bendendir” der. Burda da görüyoruz ki; Belden gelmiş biri olsa bile, eğer; İkrarına, eline diline beline bağlı değilse, Dört Kapı Kırk Makam kapılarına uğramamışsa, üç sünnet yedi farz’dan haberi yoksa bu kişi Alevi değildir. Yani eline diline beline sahip olmak demek; Dört Kapı Kırk makamdan geçmek demektir. Bu evrelerden-aşamalardan geçmesi içinde, önce Pir kapısına yani ikrar kapısına varması gerekir.  

Ikrar; söz vermek, yemin etmek, biat etmektir, akt dır. Alevilikte verilen ikrar; Allah’ın birliğine, Hz.Muhammed’in peygamberliğine, Şahı Merdan Ali’nin Veliahtlığına itaat etmektir. Ehl-i Beyt’e muhabbet ve Mürşid, Pir, Rehber buyruğuna riayet etme sözüdür. Verilen ikrar bilerek ve gönülden olmalıdır.  

Daha sonra üç sünnet yedi farz ilkelerine bağlı kalınmalı ve daha sonra da bu ikrarını tevella ve teberra ile mühürlemesi gerekir. O ışık doğrultusunda, ikrar verip ikrarına bağlı olan her bir insan Alevidir. 

Alevilik, Muhammed Ali’dir; Yola talip olmayı bil.
Alevilik, Imam Hüseyin’dir; Yezid’e lanet demeyi bil.
Alevilik, Insanlık onurudur; Imam Hüseyin olmayı bil.
Alevilik, duruştur; Zalime karşı durmayı bil.
Alevilik, haktır, hukuktur; Adil olmayı bil.
Alevilik, onurdur; Taşımayı bil.
Alevilik, mücadeledir-bedel ödemedir; Aşmayı bil.
Alevilik, inançtır; Var olmayı bil.
Alevilik, insanlığa servettir; korumayı bil,
Alevilik, Insanlığın asaletidir; Layık olmayı bil.

Alevilik, çağdır; Çağa uymayı bil.
Alevilik, insanlığın özüdür; Öze varmayı bil.
Alevilik, ariflik, irfanlıktır; Edepli erkanlı olmayı bil.
Alevilik, ikrardır, sözdür; Bağlı kalmayı bil.
Alevilik, insanlığın onurudur; Sahip çıkmayı bil.
Alevilik, insanım diyebilmektir; Demeyi bil.

Alevilik, insanlıktır; Sevmeyi bil.
Alevilik, gönüldür; Gönüllere girmeyi bil.
Alevilik, emektir; Saygılı olmayı bil.
Alevilik, can demektir; Kadın ve erkeği, aynı nazarda görmeyi bil. 

Bu doğrultuda; Alevi olarak, doğan bir kişi olsa dahi; Eğer ikrar vermemiş ve ikrarına sahip değil ise, o kişi Alevi değildir yani yol düşkünüdür, yoldan sapmış demektir. Dolayısiyle Alevi inancında ikrarsız ve ikrarından sapmış bir kişi, Alevi değildir. Çünkü ikrar, Alevi inancının temelidir. Demek oluyor ki; Muhammed Ali yolunda herkes ikrar vermesi gerekir. Eğer ikarar veme şartı varsa ozaman, belde düşme zorunluluğu yoktur. Dolayısiyle Din, Evrensel olduğu için; Belli bir ırka, millete, nesle, topluma ait değildir. 

Demek oluyor ki; Alevi doğurulmaz, olunur. çünkü ırk seçilmez doğurulur ama inanç ise tercih olayıdır, doğru ve kabul buyurduğu dine geçebilir. Din; Allah ile kul arasındadır, hiç bir kimsenin müdahale etme hakkı yoktur ve hakkına da sahip değildir. 

Sonuç itibariyle, Alevi inancında; Seyyid olunmaz, doğulur ama Alevi doğulmaz, olunur. Dolayısiyle Seyyid, doğmadan pir olunmaz; İkrar, verilmeden de Alevi olunmaz. 

Şahı Merdan Ali, Alevi doğulur mu yoksa olunur mu sorusuna; „Belimden düşen değil, yolumu süren evladımdır“ mesajını vermiştir.
=Seyyid Hakkı=


Kur’an, insanların manevi ahlak anayasasıdır.
Kur’an-ı doğru algılamak için, Tasavvuf ilmi alfabesini bilmek gerekir. Aksi taktirde yanlış algılanır ki, buda insan alemi için büyük bir zulüm demektir. Bugünkü islam ülkelerinde yaşanan zulüm de, yanlış algılama zülmüdür.

 

Insanların manevi ahlak amaçlı olarak iyi veya kötü davranışlara işaret ederek, kötülükten uzak iyi ahlaklı, birbirleriyle barışık, sevgi saygıya dayalı, yan yana huzur içinde yaşama ilkeleridir. Bu ilahi mesaj Aleviler tarafından eline beline diline sahip ol ilkeleriyle, Dört Kapı Kırk Makam aşamalarından geçip Kamil-i Insan olup, Hakk mertebesine ulaşmak ve Hakk’la beraber olmaktır. 

Hakk kelamı olan Kur’an hakkında, Edip Harabi’ye kulak verelim.
Ey vaiz-i riyakar!
Kur’an-ı bilmiyorsun?
Gel bizden anla zira,
Kur'an kelamımızdır.
Edip Harabi 

Sevgili Ozan Harabi, iki yüzlü riyakar din tücarlarına gönderme yapmıştır; Kur’an-ın manasını bilmiyorsun, algıladığını Hakk kelamı sanıyorsun ey iki yüzlü riyakar, Bizim her sözümüz Hakk kelamına dayanır, gel de Hakk kelamını bizden öğren demektedir. 

İki yüzlü riyakarlar Hakk kelamı olan Kur’an-a dünyevi gözüyle baktıkları için dünyevi manada da algılamaktadırlar. Halbuki Hakk kelamı manadardır; Tasavvufa dayanır, gizemciliği içermektedir. Hakk kelamını anlamak için, önce Tasavvufun alfebesini öğrenmekle manaya varmak mümkündür.
=Seyyid Hakkı=

Kur’an, insanların manevi ahlak anayasasıdır.
Kur’an-ı doğru algılamak için, Tasavvuf ilmi alfabesini bilmek gerekir. Aksi taktirde yanlış algılanır ki, buda insan alemi için büyük bir zulüm demektir. Bugünkü islam ülkelerinde yaşanan zulüm de, yanlış algılama zülmüdür. 

Insanların manevi ahlak amaçlı olarak iyi veya kötü davranışlara işaret ederek, kötülükten uzak iyi ahlaklı, birbirleriyle barışık, sevgi saygıya dayalı, yan yana huzur içinde yaşama ilkeleridir. Bu ilahi mesaj Aleviler tarafından eline beline diline sahip ol ilkeleriyle, Dört Kapı Kırk Makam aşamalarından geçip Kamil-i Insan olup, Hakk mertebesine ulaşmak ve Hakk’la beraber olmaktır. 

Hakk kelamı olan Kur’an hakkında, Edip Harabi’ye kulak verelim.
Ey vaiz-i riyakar!
Kur’an-ı bilmiyorsun?
Gel bizden anla zira,
Kur'an kelamımızdır.
Edip Harabi 

Sevgili Ozan Harabi, iki yüzlü riyakar din tücarlarına gönderme yapmıştır; Kur’an-ın manasını bilmiyorsun, algıladığını Hakk kelamı sanıyorsun ey iki yüzlü riyakar, Bizim her sözümüz Hakk kelamına dayanır, gel de Hakk kelamını bizden öğren demektedir. 

İki yüzlü riyakarlar Hakk kelamı olan Kur’an-a dünyevi gözüyle baktıkları için dünyevi manada da algılamaktadırlar. Halbuki Hakk kelamı manadardır; Tasavvufa dayanır, gizemciliği içermektedir. Hakk kelamını anlamak için, önce Tasavvufun alfebesini öğrenmekle manaya varmak mümkündür.
=Seyyid Hakkı=

 

 

Alevi inancında, Rehberlik kapısı. 
Rehber; Cem ibadetlerinde talibi Mürşide-Pire götüren, Mürşid-Pir ile talip arasında ki illişkiyi kuran zattır. Rehber, Alevi yol ve erkanını bilen ve uygulayandır. Rehber de, ocakzadedir yani evlade Resul’dür.  

Rehber, Farsça Rahbar „yol gösteren, klavuz“ sözcüğünden gelmedir. Rah; „Yol“, Bar; „getiren“ demektir. Yani yolun ilim irfanından haber getiren, bildiren demektir. 

Mürşide varmaya talip olursan,
İptida insandan rehber isterler,
Verdiğin ikrara doğru gelirsen,
Aht ile peymandan rehber isterler.
Genç Abdal 

Rehber, tüm çalışmaların alt yapısını şekillendiren, mürşide, pire genel ön biligiyi veren, talipleri yol konusunda bilgilendiren, hazırlayan, düzenleyendir ve ikrar kapısıdır. Dolayısiyle iyi bir Rehber; Mürşid veya pirin eksikliklerinin hataya dönüşmemesini önleyen ve tamamlayandır.  

Halk arasındaki deyimiyle, “Aşı pişirir ve pirin önüne getirir gerisi ise, Mürşide-Pire kalmıştır yani Mürşid-Pirin becerisine bağlıdır“. Dolayısiyle Rehber, Melek Cebrail’in Mirac’taki görevini yapar. Melek Cebrail Rehberlik ederek, Hz.Muhammed’i Allah’ın huzuruna çıkartmıştır. 

Pirin gidemediği veya pirin olmadığı yerde, Taliplerin manevi hizmetini, birnevi Rehber yerine getirir ve sorumludur. Talipler; Ehli, adaletli, tarafsız, Hakk Yolu’na, itikatına bağlı ve ehil olan kişiyi pire önerirler. Pir de o kişiyi onayladıktan sonra, Rehberlik görevi kendisine verilmiş olur. 

Rehber olacak kişi, verdiği ikrar hakkı ve ikrara bağlı kalacağına dair kurbanını keser ve bir cem töreni yapılır. Rehber olacak kişi, pir huzurunda dara durarak; Zengin-fakir kimseyi ayırmayacağına ve herkese eşit davranacağına, muamele yapacağına, herkesi bir tutacağına, halkın huzurunda ikrar (yemin, söz) vererek pire niyaz olur. 

Rehber, pir veya mürşidin bir daha ki görgüye gelinceye kadar olan biteni not alır. Pir geldiğinde ve kendini, olan bitenler hakkında bilgilendirir. Pir, cem cemaat yaparak olan sorunları Hakk meydanında sorgu sual edilerek görgüden geçirir. Pir, sorunları çözerek bozulan toplum nizamını, düzenini tekrardan düzeltilmiş bir hale getirir. 

Özetlersek; Taliplerin yol, edep-erkanla tanış eden ve ön bilgilendirmeyi yapan kişidir. İlk ikrar kapısıdır.
=Seyyid Hakkı=


Alevi inancında, Ruh’un anlamı.
Insanın kendi özü, maneviyatı. Tekrardan öze ulaştıran, ruhun kendisidir. Varlık Birliği yani Allah, Evren, Insan sistemidir.
 

Ruhun kabiliyetlerinden, bir kaç örnek; Şuuruyla kendini fark etmek-farkına varmak, aklıyla idrak etmek-anlamak, vijdaniyle tartmak-karar vermek, hayal güçüyle planlamak-uygulamak, hafızasiyle bilgi toplamak-depolamak, kalbiyle sevmek-sevilmek, vs. 

Bundan dolayıdır ki kişinin dünya yaşamında yaptıklarından sorumlu tutulan ruhtur. Dolayısiyle insan öldükten sonra ödüllendirilen veya cezalandırılacak olan bedenin kendisi değildir, ruhtur. Allah, Hz.Adem’in cesedini topraktan şekillendirdikten sonra ona kendi ruhundan üflemiş ve böylece Hz.Adem hayat kazanmıştır.

Canab-ı Hakk, insanı iki varlıktan-emanetten var etmiştir;
1. Birinci varlık: Insan bedeninin topraktan olduğu için, tekrardan toprağa dönmesi yani toprak olacaktır.
2. İkinci varlık: Insana hayat veren ve onu düşünen, anlayan, idrak eden bir kişi haline sokan maddi olmayan ölümsüz varlık. Bu varlık(ruh) Allah’ın emaneti olduğu için, dolayısiyle tekrar sahibi olan Allah’a dönecektir. 

Bu tanımdan yola çıktığımızda, insanın dünyasını değiştirmesinden sonra, beden toprak olurken, ruh ebedi olduğu için, yaşamaya devam etmektedir. 

Ruh hakkında, yapılan bazı yorumlar;
* Mutlu olmak istiyorsak, hayatın cisimde değil, ruhta olduğuna inanmalıyız. (Tolstoy)
* Bizi şartlardan çok, ruh yapımız mutlu kılar. (Voltaire)
* Ruhu öldürmek, cismi öldürmekten daha büyük bir cinniyettir. (Gerhart Hauptmann)
* İnsan ruha bakmalı, güzel bir vücutta güzel bir ruh olmazsa neye yarar. (Euripidies)
* Gören, duyan yalnız ruhtur, geri kalan her şey sessiz ve sağırdır. (Epicharm)
* Ruhun da vücut gibi ihtiyaçları vardır. (Rousseau)
* Basit bir ruh mutluluklarla övünür, felaketlerle de yere serilir. (Epicure)
=Seyyid Hakkı=


Bayramlar, hatır gönül yapmaya vesiledir.
Alevi inancında, cinsiyet ayrımı yapılmadan insana; “can veya canlar” diye hitap edilir. Hakk meydanında, Pir huzurunda cem olunca aradan ikilik kalkar.

Cemde toplanmanın sebebi, sadece toplumsal örf adet ve gelenek görenek olmuş değerlerin uygulanması değildir; Hakk’ı, hakikati, kainatı bir bütün olarak anlamak ve yaşamak için cem olunur. Cem erkanında ki amaç, insanların gönül ve muhabbet birliğine erişince can ve canlara bayram olur. Dolayısiyle insanların kutsal günlerde bir araya gelmesi, kucaklaşması; Belli sebeplerden ötürü var olan kırgınlıkların, dargınlıkların ortadan kalkmasına ve insanların birbirlerini hatır gönül etmelerine vesile olmuştur.  

Buından ötürüdür ki, Alevi cemlerinde yüzyıllar boyunca insanların aralarına ikilik sokan; Kıskançlık, çekememezlik, Öfke, hırs, benlik senlik, çekiştirme, iftira atma gibi kötü davranışların içine düşmüş insanlar; Hakk meydanında, Pir huzurunda sorgulanır, rızalık alınır, haklının hakkı teslim edilerek, her türlü nefsani kötülükler ortadan kaldırarak ikiliğe düşmüş gönüller tekrardan birlenir.  

Alevilerin, 1950 yıllarına kadar ki süreçte davaları, sorunları devlet mahkemesine intikal etmemiş olması cem erkanına dayanmaktadır.  

Alevilerin maddi ve manevi olarak her türlü hukuki kurallara şartsız kayıtsız sadık kaldıkları içindir ki, toplumdaki barışık yaşam korunmuştur. Dolayısiyle barışık ortamın korunduğu içindir ki; Alevilerin bayramı sadece beli günlerde değil, 365 gün bayramdır. Insanların yan yana kardeşce, dostca, huzur ve hoşgörü içinde yaşamaları, temel ilke olmuştur.  

Muhammed Ali yoluda; “Ağlattığın varsa güldür, döktüğün varsa doldur, incittiğin gönül varsa tamir et” ilkesi geçerlidir. Çünkü bu yol, sevgi yoludur; Insan’ın gönlü ise, Hakk’ın evi olarak kabul edildiği içindir ki, saygı ve muhabbete kusur edilmez.
=Seyyid Hakkı=


Alevi inancında, Taliplik kapısı.
Alevi inancına göre, yola talip olup Hakk yolunda yürümek isteyen; Bir Pire, bağlanması gerekir. Pire bağlanmak; Pirin nasihatına, ilmine, edep erkanına uyacağına ve kendini pire teslim edeceğine dair Allah’a ikrar vermesidir. İkrar; söz vermek, yemin etmek, biat etmek, akt demektir. 

Alevi yolunda ikrar vermedeki amaç; Kal-u Bela’dan(Ruhlar aleminde “evet” demekten) beri verilen ikrarı hatırlatmak yani ilk ikrara göndermedir. Dolayısiyle yola girmek isetyen (talip olan) kişinin isteyerek, gönülden inanıp cemde pir ve toplum huzurunda söz vererek yolun kurallarını, ilkelerini yerine getirmekle mükelleftir. Burdaki amaç; Kötüklüklerden arınarak iyi, faydalı ve uyumlu insan olmaktır. Ve manevi anlamda, yeniden doğuş demektir.   

Talip; Hakk’ın ilmin-irfanını talep eden, istekli, istiyen anlamına gelir. Muhammed Ali yoluna talip olmak, ikrar(yemin-söz) vermekle başlar. Talibin gideceği ilk kapı, Rehber kapısıdır. Rehber ön bilgilendirmeyi yaptıktan sonra cemde, Pir huzurunda ikrar vererek, yola talip olunur.  

Rehber, Farsça Rahbar „yol gösteren, klavuz“ sözcüğünden gelmedir. Rah; „Yol“, Bar; „getiren“ demektir. Yani yolun ilim irfanından haber getiren, bildiren demektir. 

Mürşide varmaya talip olursan,
İptida insandan rehber isterler,
Verdiğin ikrara doğru gelirsen,
Aht ile peymandan rehber isterler.
Genç Abdal 

Talip; Ocakzade olmayan, isim şahtalibi yani Peyğamber soyundan gelmeyen bütün Aleviler için kullanılan bir sözcüktür ve her talip, bir Pire bağlıdır. “Talip isterse pirini ateşten alıkoyar” cümlesinden yola çıkarak, Talipler de öyle gerektir ki; Çerağ gibi doğru duralar, fitil gibi yanalar, yağ gibi eriyeler, nur gibi ışık vereler, Hakk meydanında tarikat halinde duralar, ikrarından dönmeyeler vede talip olalar, kalıp olmayalar.  

Talip olan kişi, yılda bir kere Pir huzuruna çıkarak görgüden geçmesi gerekir. Buna “Mute kable” denir. Mute kable, ölmeden evvel ölmektir yani Hakk’a yürümeden önce manevi hesabını Pir huzurunda vermektir. Alevilikte pir; Yol gösteren, dini önderi, din hizmetcisidir. Dini anlamda kişiyi eğitendir, eğiticidir. 

Imam Cafer-i Sadık Buyruğu’nda, Mürşidin-Pirin taliplerce ziyaretleri dahi belli kurallara baglanmıştır. Bu kurallar, Üç sünnet ve yedi farz ilkelerine dayanır. 

Üç sünnet
1- Dilinden tevhid kelimesini düşürmeye,
2- Gönlünden kini kibir’i gidere, ve
3- Gönül kırmaya, düşmanlık beslemeye. 

Yedi farz
1- Sır saklamak,
2- Candan geçe ama Hakk yolundan dönmeye,
3- Hakk’ın terazisine itaat ede,,
4- Pirden tövbe alıp, pirin gösterdiği yolda yürüye,
5- Pirden, musahip hakkını cemiyete yetire,
6- Pirden hırka(İlim-bilim) giye, kuşak (edep-erkan) kuşana, ve
7- Pirden taç urunmak(Pirin öğüt-nasihatını tutmak, hizmet etmek). 

Buyruk’ta da görüldüğü gibi Alevi inancının temeli üç sünnet, yedi farza dayalıdır ve aynı zamanda “taliplik” esası vardır. Dolayısiyle Mürşid-Pir-Rehber de aynı zamanda iyi bir taliptir. Taliplik görevinide büyük bir sadakatle, gönül rızalığı ile yaparlar.
=Seyyid Hakkı=



Alevi inancında, Hakikat kapısı.
Imam Cafer-i Sadık Buyruğuna göre hakikat kapısı: Incidir, sözün anlamına, kendi özüne ermektir, gerçeği görmektir, fazilettir, candır, kilittir, ışıktır….

Hakikat Kapısı, insanın geldiği öz ile özleştiği makamdır. Insan bu makamda, bütün sırlara vakıf olur, gönül gözü açılır ve Mürşid-i Kamil olur. Buna da “Velilik makamı denir. Insan tövbe, yalvarış, rica, bağışlama bu belli aşamalarda geçerek hamı has edip, ruha huzur kazandırdıktan sonra, “Velilik” makamının yolu açılır. Dolayıssiyle Hakikat Kapısı: Yüce sırrı öğrenmek, manaya vakıf olmak, özünü tanımak ve Enel Hakk-Eynim Hakk olgusuna sahip olmaktır. Hakikat makamı, mürşidlerin ermek istedikleri son makamdır.

Hakk’la Hakk olmuş, mertebenin manevi olgunluğuna ulaşmış bir insan, zahiri alemde, kimi zaman batıniliği yaşar. Onun muhabbetini dinleyenlere, esenlik ve mutluluk verir. Manevi anlamda ilerlemesine yardımcı olur. Bu nedenle Alevilikte, arif insanların muhabbetine katılmak bir ibadet sayılır.

Alevilikte en yüce makam, “Mürşidlik” makamıdır. Hakikat, bir ilham makamıdır. İlham doğrudan Tanrı vergisi olarak kalbe, gönülde doğan anlam, sevgi ve bilgidir. İlham, yanlızca arınmış gönüllere iner. İlhamda aldanma ve yanılma olasalığı yoktur. Hakk’ı görme, tanrısal alemin gücü içerisinde erime, sonsuzlaşarak hakikat evresinde gerçekleşir. Kamil Insan olma yolculuğunun sonuncusu ve yetkinliğe varma aşamasıdır. Yol talipleri ile özdeşleşirler. Bu evrede Hakk’tan halka inilir, yararlı hizmetler/işler yapılır. Düşünce aktarımında son derece cesur ve kurulu düzenin kurallarını yıkıcı, dünyasal yaşamını kurallara alan her türlü baskıya karşı tepkici bir tutum sergilenir (örnek olarak, Hünkar Hace Bektaş Veli’yi gösterebiliriz). Dolayısiyle bu değerlere sahip “Evladı Resul” soyundan olanlar,  Mürşidlik sıfatına sahiptirler.

Hakikat kapısında bulunan insan; Sürekli kendini aşma ve cezbe (tutulmak, kapılmak) durumunda hem zahiri alemi, hem de batıni alemi yaşar.

Alevi inancında, Marifet kapısı; Insanı ilim yolunda en yüksek düzeyde erdemli, kamil bir bilgin olarak yetişmesini hedefler. “Aynel yakiyn”, “Ilme yakiyn”, “Hakk’el yakiyn” aşamaları olan bu kapıda, evrenin gerçek özünü anlamaya, bütün sırlarına vakıf olmaya, halktan gelen bütün problemlere çözüm bulacak, kötülükleri ortadan kaldıran Ehli Kamil “Pirler makamı” dır. Bu makamda görülüp anlamak, ölmeden evvel ölmek makamıdır.

Alevi inancına göre; Hırsı ve nefsi öldürmeye, kötülüklerden arınmaya, tasavvuf terimi ile “Seyri sülük” (Dünya kirlerinden arınma) demektir. Bu makamdaki Pirler, haledemediği, çözüm bulamadığı bir mesele olursa, mürşid’e götürürler. Hirarşik olarak: En üst makam mürşidlik makamıdır. Bir alt makam ise, Prlik makamıdır; O’nun bir alt makam ise, Rehberlik makamıdır ve Taliplik-yol evladı makamı gelir.
=Seyyid Hakkı=


 

Alevi inanç önderi, Seyyidlerin başlıca görevleri.
Inanç önderi Seyyidler; Gerek bulundukları yerleşim alanlarında, gerekse belli zamanlarda kendilerine bağlı yörelerdeki taliplerini ziyaretleri sırasında onların; Inanç ve sosyal hizmetlerini, yerine getirmekle mükelleftirler. 

Inanç ve sosyal hizmetler, şunlardır;
1- Talipleri, yolun ilim irfanı ile eğitmek,  
2- Toplumu Dünyada ki olaylardan, gelişmelerden bilgilendirip aydınlatmak,
3- Dinsel erkanları (cem törenleri) yönetmek, yürütmek, 
4- Toplum içerisinde suç işleyenleri düşkün etme, dargınları barıştırmak. Diğer bir deyimle toplumu arındırıp paklamak, huzur ve aşayışı sağlamak, 
5- Bayram, cenaze, nikah, sünnet erkanı gibi hizmetleri yerine getirmektir. 

Bu hizmetler; Mürşid, Pir, Rehber ve bazen de Pir ile Rehber öncülüğünde yerine getirilir.

Hakk Muhammed Ali yolunda, yapılan hizmetler; Maddiyat ile değil, tamamen rızalığa ve gönüllülüğe dayalıdır. Çünkü para, mal mülk karşılığında yapılan bir iş hizmet değil, ticarettir.
=Seyyid Hakkı=

 


Alevi inancında, Şeriat kapısı.
Şeriat kelimesi, arapça bir kelimedir. Bu yüzden, daha çok arapçada kullanıldığı anlamıyla tanınır. Oysa, Aleviliğin tasavvuf öğretisine göre, bambaşka bir anlama gelir.


Dört kapı kırk makam üzerine kurulu Alevilik inancında ilk kapı ve buna bağlı on makam, şeriat kapısıdır. Ancak buradaki şeriatın, Ortodoks islamlıktaki şeriatla hiçbir alakası yoktur. Herşeyden önce, şeriatın kaynaklarının yorumlayış ve algılaması farklıdır. Ortodoks islamlıkta Hz.Muhammed, Tanrı buyruklarını Melek Cebrail aracılığıyla insanlara ileten bir aracıdır. Alevilikte ise şeriatın Tanrısal kaynakları, doğrudan doğruya insan olarak Hz.Muhammed’in iç güdüsel zekasının, sezgisel aklının ürünüdür. Melek Cebrail, Hz.Muhammed’in Tanrısal özle buluşan içgüdüsel zekasının/sezgisel aklının bir simgesinden başka bir şey değildir
.

Batın alemde Tanrı’nın kesin eğemenliğine karşın, bu alemin bir yansıması olarak algılanan, şeriat adıyla anılan ve zahiri dünyada ki işler ise, Tanrı’nın bilgisi ve denetimi dışında yürür. Burada insan kesin eğemendir ama takdir ise, yanlız Allah’ındır.

Şeriat kapısı arayış, kendini bulma kapısıdır. Dolayısiyle şeriat kapısındaki kişi aradığı soruların cevabını bulmak ve aydınlığa giden yolu aralamak istiyorsa, kendisini irşad edebilecek bir pir bulmalıdır. Pirlik makamına gelmiş bir zat kendisine gelen her talibi irşad edebilme yeteneğine sahiptir ve sahip olması da gerekir eğer değilse o kişinin o makamda durmaması gerekir çünkü yol açısından zulümdir.

Kendini bulan, ne aradığının bilincine varan bir kişi, şeriatı yavaş yavaş aşarken kendisini tarikat makamına doğru ilerlemiş olarak bulur. Hakk ile hakikatı idrak etmenin köklü bir ruh olgunluğuyla mümkündür. Bu aşamaya ulaşmış bir kişinin, manevi/ruhi olarak yeniden doğması demektir.
Buyruk’a göre şeriat kapısı: Gemidir, bilmektir, kulluk etmektir, ilimdir, tendir, kapıdır, mumdur.
=Seyyid Hakkı=

Cemevine, kimler giremez?
Cemevleri, ibadet meydanıdır. Kırklar Meclisi’nde olduğu gibi er bacı meydanıdır. Bacıların katılıp görev aldığı, gönül birliğinin sağlandığı, sevgi ve birlik meydanıdır.


Aleviler, Yolun; İlim ve irfanını cemevinde alır. Aleviliğin aslı doğruluk, kemali dostluk, cevheri marifet, görüşü eşitlik, hazinesi bilgi, meyvesi sevgi, inancı insan sevgisidir. Her şeyi insanın mutluluğu, güvenliği ve güzelliği içindir. Bu değerlere sahip olan kişi ibadetin içindedir.

Yukarda da belirtiği gibi cemevleri; Iyiliğin,  güzelliğin, arınmışlığın, temiz kalp ve iyi niyetli yüreklerin yeridir.

Kötü niyetli insanların girmemesi ve arınması için de; Kul hakkı yiyenler, dedi kodu edenler, yalancı şahitlik yapanlar, nefsi için eşini boşayanlar, insana kast edenler, insanı incitenler, haram kazanç sağlayanlar, ana baba hakkı bilmeyenler, komşu hakkı bilmeyenler, verdikleri ikrardan dönenler, gönlünde ikilik taşıyanlar, özet olarak; Eline diline beline sahip olmayanlar, cem erkanına alınmazlar. En güzel ibadet, riyasız yapılan ibadettir.
=Seyyid Hakkı=

 



Alevi müziği, Dinsel müziktir.
Dinsel içerikli Alevi müziği, Alevi gelenek ve göreneklerini yaşatmak ve sürdürmek, sonraki kuşaklara bunları aktarmak için cem erkanlarında töreni sürdürmek için kullanılır. Toplumsal içerikli olanlar da insanları iyi ahlaka, doğru davranmaya ve toplumsal kılmaya yöneliktir.
 

Dinsel içerikli Alevi müziğine örnek olarak, Alevi semahlarını ve her dörtlüğünde bir imamın  (Oniki İmam, Hz.Ali, Imam Hasan, Imam Hüseyin, vd.) adının anıldığı Duvaz-ı Imam’ları (Fars'ça, bir tamlama olan Duvaz-ı Imam bildiğimiz On İki Imam demektir (sayı olarak, 12'yi ifade eder) verebiliriz. Bu müzikle hem cem töreni sürdürülür hem de imamların adı anılarak onlara saygılı oldukları belirtilir. Genç kuşakların onları tanıması sağlanır. Semah, bir noktanın çevresinde, hareketleri turnanın uçuşunu ve gezegenlerin güneş çevresinde dönüşünü yansıtır.   

Bu kültürün müziği günümüze kadar çeşitli baskılara uğramış ve sindirilmeye çalışılmıştır. Bu yüzden de gizli yapılmış, bu gizlilikten dolayı Sünni Müslümanlar arasında asılsız Alevi tanımlamalarının doğmasına yol açmıştır. Kızılbaş sözcüğü Alevilere bir küfür olarak kullanılmıştır. Dönemin yöneticileri, zamanın ileri gelen din adamlarından, şeyhülislamdan aldıkları fetvalarla dinsel dansları yasaklamışlardır. Örneğin 1666'da tasavvuf sahiplerinin semah yapmaları yobaz Vani Efendi'nin yalan dolan bilgi ve sözleriyle, tesvirleriyle yasaklanmıştır. 

Her dinsel toplumun kendine has bir müziği vardır.
Bu müzik, inancın felsefesini insan ruhuna ve düşüncesine daha kolay hitap etmesini sağlar.
Dinsel müzikler daha çok dinsel törenler, toplantılar sırasında seslendirilir. Genel anlamda dinsel ilahiler, müzikler gündelik yaşamda yokturlar. Bu durum Aleviler ve Alevi müziği için geçerli değildir. Bu dünyada eşine ender rastlanan bir durumdur. Alevi müziği salt Alevilerin ibadet törenlerinde değil, yaşamın bütününde yer alır. Yine Alevi müziği salt Alevilere hitap etmez, toplumun bütün kesimlerine hitap eder. Dolayisiyle Alevi müziğini, gündelik yaşamın vazgeçilmez bir parçası yapar. 

Alevilerde vazgeçilmez olan saz, söz, semah, Alevilerin belleklerini yitirmelerini engeller; Onları moral olarak motive eder, duygularını fetheder, bilinç verir, toplumu birbirine kenetlenmesini sağlar. Alevi önderleri, bu gerçeği görmüşler ve önderliklerinin yanı sıra aynı zamanda da sanatsal anlamda üretimleri ile Aleviliğin evrenselleşmesini sağlamışlardır. Örneğin Şah Hatayi. Şah Hatayi’in Hatayi mahlası ile yazdığı şiirler, türküler günümüzde dahi popüler. 

Anlaşılması ve bilinmesi gerekenler: Alevi müziği salt dinsel bir müzik olmayıp yaşamın içinde, gündelik sorunlardan tutalım insanın duygularına kadar hitap edebilen ve böylece insanı moral olarak yücelten, onu felsefik olarak geliştiren, toplumsal olarak örgütleyen bir işleve sahiptir. Bu tarih boyunca böyleydi ve günümüzde de geçerliliğini korumaktadır.

Insanın kültürel bütünlüğünü sağlamada müziğin eğitim aracı olarak kullanılması tüm dünyada yaygınlık kazanmıştır.
=Seyyid Hakkı=

 


Ibadet, Hakk’ın hoşnutluğunu kazanmak için yapılır.
Insanoğlu ibadeti Allah için değil, kendisi için yapar. Bedenin mükkemel organlarla donatılması, akıl ve mantığı kullanma yeteneğine sahip kılması, insanoğlunu diğer canlı varlıklardan üstün kılmıştır. 

Buna karşılık insanoğlunun görevi ise, kendisine bağışlanan bu üstün değerlerden ötürü; Allah’ın birliğine inanıp O’na ortak koşmadan kainatta ne kadar canlı ve cansız varlık varsa onları sahiplenmek; Onlara karşı merhametli davranıp, nimmetlerine hamd ve şükür etmesi gerekir. 

Dolayısiyle ibadet ile şükür, riyakarlıktan öteye tamamen rıza ile yapılması ve kalbende tasdik edilmesi gerekir. 

Ne yazık ki, günümüzde iki türlü ibadet biçimiyle karşı karşıyayız. Birisi göstermelik yani desenler için ve diğeri ise, Allah için yapılan ibadettir. 

Gösterişli ibadetler; Insanların dikkatini çekecek kalabalık yerlerde, birilerine yaranmak için yalandan ibadete yönelmiş gibi gözükmek, insanların diline göre-hoşuna gidecek sözleri döne döne tekrarlayıp durmak, insanlara zülüm edildiğinde ortalıkta kimsecikler yokken Cuma namazlarında alabidiğince saf tutmalar, sokakta namnaz gösterişleri yapmak, lüks çadırlarda oruç açmak, v.s.. Bu ibadet şekli, din ile bağdaşmaz

Allah’a yapılan ibadet ise; Bir köşede içe yönelmiş, özüne kapanmış, kapalı kapılar arkasında, Hakk ile, özü ile baş başa yapılan ibadettir. Bu ibadet şekli, doğru ve öz olan ibadettir. 

Örneğin düğünlerde, eğlenceli yerlerde, hoş bir alemde semah yapmak gösteriştir. Ama ibadet mekanlarında yapılan ibadetler ise doğru ve hak olan ibadetlerdir.

* Aleviler olarak, Din tücarlığına karşıyız,
* Aleviler olarak, Din adına insanların boğazlanmasına karşıyız,
* Aleviler olarak, Allah adına yapılan cihat’a karşıyız,
* Aleviler olarak, Şekilci ibadetlere karşıyız,
* Aleviler olarak, Haremlik-selamlık anlayışına karşıyız,
* Aleviler olarak, Kendi anlayışı dışında olanları hor ve başka görme anlayışına karşıyız,
* Aleviler olarak, Birilerinin örf adet ve algılamalarını din esasları olarak ınsanlara dayatılmasına karşıyız,
* Aleviler olarak, Din adı altında yapılan milliyetçiliğe karşıyız,
* Aleviler olarak, Din adına yapılan her türlü şiddete karşıyız,
* Aleviler olarak, Din adına toptan radikalcılığa karşıyız,
* Aleviler olarak, Çocukların ilkel çağ anlayşına mahküm edilmelerine karşıyız,
* Aleviler olarak, Esirgeyici, bağışlayıcı olan Allah’ı korku mekanizması yapılmasına karşıyız.
* Aleviler olarak, Dünyevi amacına kullanmak için dinin istismar edilmesine karşıyız.  

Sonuç itibariyle yazıklar olsun, Hakk ile kul arasına giren din tücarlarına. Dünyevi çıkar ve menfaat için; Dinin istismar edilmesine ve din tücarlığına karşıyız.
=Seyyid Hakkı=

Alevi inancında, Pirlik kapısı.
Pir; Farscada, Ihtiyar demektir. Arapcada, Şeyh demektir. Alevi inancında ise; Hz.Muhammed’din, Şahı Merdan Ali’nin soyundan gelen, cem yürüten din önderleridir.  

Imam Cafer-i Sadık buyurur ki: “Ol zamandan bugüne kadar, şeriat, tarikat, marifet, hakikat ve pirlik-secde Muhammed Ali’den kaldı. Ol sebepten, evlad-ı Resulden gayrisine pirlik etmek ve talip olmak caiz değildir. Yediği, içtiği haramdır. Murtadı tarikat, murtadı hakikattır. Ve hem irşadı ve biatı ve tövbesi makbul değildir. Çünkü evlad-ı Resulden biat yoktur. Sermayesiz kalmıştır. Onun aslı, asla yoktur. Ol kimse Oniki Imam dergahından nasipsizdir. 

Hz.Muhammed bir hadiste buyurur ki, “Allah-u teala hazretleri kelamı kadiminde öyle buyurmuş ki, «asıl asırdır» demiştir. Zira ezelden hırka ve meftul ve irşad ve tövbe ve pirlik ve seccade bunun cümlesi Şah-ı Merdan Ali’ye gelmiştir. Şimdi Şah evladı ve nesli olmayan kimseye pirlik etmek caiz değildir. Evlad-ı Muhammed-Ali’den olaki pirliği caiz ola. Ilmi ile amil ola. Dört kapı, kırk makamdan On İki erkandan, On Yedi Kemerbest’en, Üç Sünnetten Yedi Farzdan bir şarttan, meşayihi kübra ilminden haberder ola. Ve tarikat ile otura dura ki hakikat ile yola vara ki pirliği caiz ola.” 

Yine Imam Cafer-i Sadık buyurur ki:
”Pir olan kimselere gerektir ki kamil olalar. Dört kapı nedir, bileler. Evvel şeriatı, ikinci tarikatı, üçüncü marifeti, dördüncü hakikatı bilmek gerktir ki bunlar nereden geldi ve neden hasıl oldu, aslı nedir, bunların edebi nedir, udu nedir, hayası nedir, erkanı nedir, tövbesi nedir, farzı nedir, sünneti nedir, nafilesi nedir, işlemesi nedir bunları bile. 

Ve bir dahi, şeriat kaçtır, tarikat kaçtır, marifet kaçtır, hakikat kaçtır ve ondan sonra şeriat ne ile tamam olur, marifet ne ile tamam olur, hakikat ne ile tamam olur, bunları bilmek gerek. Bunlar nedir? Eğer bu dört erkanı böylece bilmezse ol pirin pirliği caiz olmaz.” 

Bir pirin, talibini irşad edebilmesi için yolun ilim irfanından haberdar olamsı gerektir. Önce kendisi her haliyle taliplerine örnek olmalı, her haliyle talibinin kalbinde yerini yapması gerekir. Bunu gerçekleştiren bir pir, kendi taliplerini irşad etmede zorluk çekmez ve talibi yanlışa yönlendirmediği gibi saptırması da mümkün değildir. Bu ilme eremeyen pirler, duyduklarıyla yetinmeleri; Hem yolu, hem de talibi saptırır ve sapkınlığa götürür. 

Pir, toplumun manevi hizmetiyle yükümlüdür. Taliplerin, toplumun sorunlarını her haliyle çözen ve cevap bulandır. Toplumu, yaptığı muhabbetiyle hoş eden, eğiten, doğru yolu gösteren, Hakk’ın doğru yolunda yürümelerini sağlayandır. Önderdir, yapıcıdır, muhabbetçidir ve adaletli davranandır. 

Pir, kendisine gelen bir davayı çözemediği zaman, o davayı bir üste yani mürşid’e havale eder. Eğer mürşidde bu davayı çözemesse, dava mahşere havale edilir yani Hakk’a havale edilir. Pir Sultan Abdal’ın dediği gibi; Kalsın benim davam mahşere kalsın, ulu divana kalsın.
=Seyyid Hakkı=



ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı(uludivan.de) önerelim-yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı–Ehlibeyt Evladıyız ve Şah Haydar => YouTube Kanalımız: Seyyid Hakkı-Yolumuz Ehlibeyt yolu(YediDeryaSohbeti62) Aşk ile, Can ile canlar...