Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
=Seyyid Hakkı=
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

ANASAYFA

Yolumuz, Hakk Muhammed Ali yoludur.
Yaratılanı severim, yaratan'dan ötürü.
Yunus Emre, yaratılanı severim, yaratan’dan ötürü” sözü yaratan Allah; Insanın yapısından tutalım evrene ve kainatın kuruluşuna kadar, canlı, cansız ne varsa hepsi birer delil niteliğindedir. Herşey Allahı’ın-İllahi kuvvetin varlığına delildir.  

Akıl ve mnantığın vardığı nokta; Allah her yerdedir, her nesnede belirmiştir. Bu anlamda Allah’ın yarattığı her nesneye kendinden bir özellik vermiştir. Akıl ve mantık ilmine göre; Yaratanın her nesnede belirdiği için, yaratılan her nesne sevilir. Yaratılanı sevmek, yaratanı sevmektir.  

Yaratılan, bütün nesnelerin içinde insanoğlu; Düşünce ve yaratıcılığı gereği Allah’ın sırrına erişebilen tek varlık olduğu için, merkezi konumdadır. Bunun içindir ki insanoğluna muhabbet, sevgi ve aşk ile yaklaşmak; Incitmemek, zarar vermemek, kısacası kutsamaktır. Ve insanoğlunun emrine sunulmuş diğer canlıların da hiç birine zarar vermeyip sahip çıkmak ve cansız varlıkları da korumuktır. 

Insanoğlunu kırmamak gerekir çünkü kırılan gönüldür, gönül ise Hakk’ın evidir. Gönül kırmamak insana ve dolayısiyle de Allah’a duyulan saygı ve hürmetin bir ifadesidir. Insan kutsallığı hakkında Hz.Muhammed; “Allah’ın evi, müminlerin kalbidir. Ve yine Ali’yi seven beni sever, beni seven Allah’ı sever” der.  

Insanoğlunun akıl ve mantıkla donatılmış olması, yaratıcısı gibi yaratıcı olmasından dolayı kutsal kılınmıştır. Bu konumda olan insanoğlu, Kamil-i Insan’dır. Dolayısiyle de yaratan Allah’ın, yarattığı bütün nesneleri; Sevgiyle, muhabbetle ve hoşgörüyle yaklaşmak gerekir.
=Seyyid Hakkı=



Yolumuz Muhammed Ali yoludur, başka yol bilmeyiz  
Yüzyıllardır baskı, sürgün, katliam ve başkaca her türlü yol kullanılarak sindirilmek istenen Alevilik, nihayet tam yok oldu denilirken yeniden doğuyor. Kim ne derse desin günümüzde Alevilik açısında tam bir rönesans yaşanıyor. Bu rönesansı engellemek artık hiç bir biçimde mümkün değildir. Ancak yine de Alevilik karşıtların son bir hamle ile ona kendi inançsal ve siyasal kimlikleri doğrultusunda yön verme cabalarının yaşanmakta olduğu da yadsınamaz.
Biz buna, “Aleviliği başkalaştırma çabaları” diyoruz. Söz konusu başkalaştırma çabalarının dayandığı en önemli iddialardan biri de Aleviliğin homojen olmadığı / birden fazla Aleviliğin olduğu iddiasıdır. Bu konuda gönül rahatlığiyle diyebiliriz ki, bu çabalar-çırpınmaları boşadır ve başarılı olamıyacaklardır. Çünkü Aleviliğin sarsılmaz kimliği kendini her çeşit yozlaşmanın olumsuz etkisinden korunma gücüne ve itikatine sahiptir. Bu itikat gücü, Aleviliğin Evrenselleşmenin bir parçası olarak görülmelidir.

Şahı Merdan Ali’nin; „Çocuklarınızı kendi yaşadığınız zamana göre değil, onların yaşayacakları zamana göre yetiştirin“ uyarısını göz önünde tutarak; Özün korunması çerçevesinde, Alevi inanç ve kültür yeteneği-özelliğinin doğal sonucu olarak kendini çağın, modern ve kentsel koşullara uyarlamaktır. 

Aleviliği, başkalaştırma iddialarından öne çıkan bazı başlıklar;
1-Alevilik, islam dışıdır dolayısiyle ayrı bir dindir. Zerdüştiliğin ya da Yezidiliğin bir türevi olup Kürt etnisitesinin historik dinidir.
2-Alevilik, Şiiliğin bir koludur.
3-Alevilik, islami bir kültürdür. Aleviler aslında Sünnidir. Beş vakit namaz, Ramazan orucu, Kabe’ye hac vb. Sünni ritüeller Aleviliğin de ritüelleridir.

Öncelikle şunu belirtelim ki Alevilik, Islamın Ortodoks Sünni yorumundan farklıdır; Alevilik, islamın batıni yorumu ve aydın yüzüdür. Lakin Ortodoks Sünni inancı ise, günümüzde islam dininden öteye Emevi Arap gelenek ve görenekleri yerini almıştır. Emevi Arap gelenek görenekleri islamın ilkeleri diye insanlara dayatıldığı içindir ki; Barış, insanlık dolayısiyle Evrensel olan Islam dini, terör ve şiddet dini haline getirilmiştir. 

Alevilikle hatta dinle hiç bir alakası olmayan siyasi-idolojik çevreler, din tücarları, menfaatçı kesimler, vs.; Sivri kelime ve cümlelerle Alevi inancından ahkam kesip, fetvalar veriyorlar. Kendi nefislerinin kölesi olmuş, bu kesimler; Insanların iyi niyetini, güzel duygularını kendi nefsani çıkarlarına peşkeş çekerek cehaletin kara zihniyetine hizmet etmişlerdir. Kınıyor ve lanetliyoruz. 

Aleviliğin islam dışı ayrı bir din olarak gören ya da görmek isteyen çevrelerin tezleri ciddi hiçbir dayanağa sahip değildir. Islam dışılık iddiasına dayanak olarak kullandıkları unsurlar yukarda da belirttiğimiz gibi, aslında islam ile doğrudan doğruya ilgili olmayıp Emevi Arap Ortodoks müslümanlığın kimi ritüel ve itikatlarından ibarettir. 

Sonuç itibariyle içinde Muhammed Ali, On İki Imam, Ehli Beyt ve İslam’ın olmadığı bir Alevilik yoktur. Dikkat edilmesi gereken husus, Alevilik kendini; Şii, Sünni veya diğer akımlar gibi zahiriye değil, Islamın batıni yani tasavvuf yorumu olarak tanımlar. Diğer bir deyimle Muhammed Ali ne kadar islam ise, Alevilikte dolayısiyle Aleviler de okadar islamdır.
=Seyyid Hakkı=


Yazılı kaynak, bırakmamaya özen gösterilmiştir.
Aleviler, yazılı kaynak bırakmamaya özen göstermiştir. Bunun sebebi de bu kaynakların “suç nedeni” sayılmasıdır.

Osmanlı saltanatı döneminde, Alevi yani Ehli Beyt taraftarı oldukları tespit edilen insanlar; Gizli veya açık olarak katledildiği için, bu barbarlığa karşın Alevi olduklarını belli eden delilleri bırakmamaya veya bir yerlere saklamaya özen göstermişlerdir. Zamanla saklanılan yerler unutularak, yazılı kaynaklar yok olduğu gibi aynı zamanda yakalandıkları zaman büyük para cezalarına çarptırılıyorlardı. 

 

Dolayısiyle Aleviler buna karşın, daha çok sözlü geleneğe önem verilerek güçlendirilmiştir. Sözlü gelenekte Aleviliği en iyi anlatan yer, cem erkanları olmuştur. Cem erkanları yasaklandığı için, cem erkanı yapılırken belirli yerlerde gözcüler bulunurdu. 

Alevilerin sanatsal ibadet biçimi olan cem erkanında, Alevilik; Tıpkı Buyruk’larda anlatıldığı gibi Muhammet Ali yolu, Ehli Beyt bendesine anlatılmıştır.  

Hal böyle olunca Aleviler bu barbarlık karşısında, kendi içinde kendi ahlak sistemini, yargı sistemin, vs. oluşturmuşlardır ve böylece devlet kapılarında yargılanmalarını önlemişlerdir. Kendi etik sorunlarını, kişisel sorunlarını, toplumsal sorunlarını Cem erkanında, Pir huzurunda çözmüşlerdir. Dini hizmetlerini ise, dini önderleri olan Mürşid, Pir ve Rehber tarafından karşılanmıştır. 

Hz.Muhammed ile O’nun Ehli Beyt’ini oluşturan Şahı Merdan Ali ve evlatları On İki Imam’lar bu inancın temelidir.
=Seyyid Hakkı=

 

Yol bir, sürek binbirdir.  
Yol; Erdemliğe, kamilliğe ulaşıp, Hakk ile beraber olma yoludur. Bu yol, Hakk Muhammed Ali yoludur. Muhammed Ali yolu; İlim ve irfan yoludur. Akıl yolun ilmiyle, ahlak ise yolun irfaniyle olgunlaştırılır.  
Alevilik birdir, tekdir ve ulu bir yoldur. Bu ulu yolda Hakk’a giden, binbir sürek vardır. Tıpkı bir binaya benzer. Binayı ayakta tutan, kiriş ve kolonlardır, bölme duvarlar değildir. Aleviliğin de ilkeleri, şartları bellidir; İlmihali ve etik esaslarıdır.   Işte Alevi inancında da; İbadet şeklinde, muhabbetlerinde, erkan usulünde, kılık-kıyafetlerinde, gelenek-göreneklerinde, ibadetin yapıldığı mekan konusunda, örf ve adetlerinde vs.; Şekilcilik, katı kuralçılık, zaman limiti diye bir sorunları yoktur. 

Dolayısiyle de esas olan bütün bunların yolum ilim irfan ilkeleri doğrultusunda yapılması ve erdemli, olgun insan olma amacına yönelik olmasıdır.  Insanların algılamaları, oturup kalkmaları, yaşam tarzları, hitap tarzları, vs. farklıdır. Alevi inacı bu farklılıkları korur ve sahip çıkar.   Alevilikte insanlar, faklılıklarından ötürü yargılanıp sorgulanmazlar; Yargılanan, yanlış davranış ve kötü alışkanlıklardır.

Dolayısiyle de insanların; Dört Kapı Kırk Makam kapılarında arınıp, tekrardan topluma faydalı insan olmaları amaçlanmıştır. Dört Kapı Kırk Makm kapıları da bu farklılıkların sembolüdür. Çünkü her kapıda, farklı arınma ilkeleri söz konusudur.

=Seyyid Hakkı
=



Yola, nasıl talip olunur?
Alevi inancında ikrar vermeyen bir kişi, Alevi değildir. Çünkü ikrar, Alevi inancının temelidir. Ikrar; Söz vermek, yemin etmek, biat etmek, akt dır.


Alevilikte, verilen ikrar; Allah’ın birliğine, Hz.Muhammed’in peygamberliğine, Şahı Merdan Ali’nin Veliahtlığına itaat etmektir. Ehl-i Beyt’e muhabbet ve Mürşid, Pir, Rehber buyruğuna riayet etme sözüdür. Verilen ikrar, bilerek ve gönülden olmalıdır. 
 


Ikrar erkanı, Adem peygamber öncesine dayanır. Allah ruhları yaratırken, Ruhlar Allah’ın varlığını ve birliğini tasdik ederek ikrar vermişlerdir. O’nun illahi kuvvetine inanıp bağlılıklarını dile getirmişlerdir. Ilk ikrar, Allah ile melek Cebrail arasında olmuştur. Allah melek Cebraili yaratırken kendisine sorar “sen kimsin ben kimim?” ve melek Cebrail, “sen yaradansın ben ise yaradılan” demiştir. Işte ikrar vermenin temeli de, burda atılmıştır. Allah, aynı soruyu Şeytan’a da sormuş ama şeytan ikrar vermememiştir yani Allah’a teslim olmamıştır.
 


Alevi erkanında ikrar vermedeki amaç; Kal-u Bela’dan beri verilen ikrarı hatırlatmaktır, tazelemek ve  insanlığın ilk ikrarına göndermedir. Dolayısiyle yola girmek isetyen (talip olan) kişinin bilerek ve gönülden inanıp, cem ibadetinde toplum ve pir huzurunda söz verip, yolun kurallarını, ilkelerini yerine getirmekle mükelleftir. Burdaki amaç iyi insan, faydalı insan, uyumlu insan olmakdır.   
 


Ikrar verip yola girmek isteyen kişi, pir huzurunda ikrar vermeden önce, başta eşi ile ve daha sonra diğer aile fertleriyle gönülbirliğine gidilmeli ve rızalıkları alınmalıdır. Bu gönülbirliğinden sonra Hakk meydanı’nda Pir ve toplum huzurunda ikrar verilir.  
 


Ikrar sözü, şöyledir: 
Bismişah, Allah Allah!
„Allah bir, ya Muhammed, ya Ali, ya On İki Imam’lar, Insan-i Kamil yoluna talibim, elime, dilime, belime sahibim. Rıza şehrine girmektir dileğim. Hakk meydanında, canlar şahidim olsun. Allah eyvallah nefes pirdedir“ diyerek ikrarını beyan etmiş olur. İkrar beyanından sonra bu kimse yol evladıdır, yol talibidir. Talip; Hakikati talep eden ve Hakk’a ulaşmayı hedefleyendir. 
Pir huzurunda uzun süren bir deneme ve törenden sonra, kendisine tevbe telkin edilerek Alevi yolunun Dört Kapı Kırk Makam ile ilgili bilgiler verilir. Bunlara uyacağına, eline diline beline sahip olacağına söz vererek Alevi olur. Dolayısiyle eline beline diline sahip olma ilkesi Alevi ikrar inancının temelini oluşturur ve aynı zamanda Alevilerin uyması gereken, en temel etik-ahlaksal kuraldır.  

Ikrar verme erkanı bittikten sonra, Pir kendisine öğüt ve nasihatta bulunur; Pir talibe, söylediğin bizim, sakladığın senin diyerek eline diline beline, aşına ve eşine sahip olması (edep), kendine reva görmediğini de başkasına uygulamıyacaksın, kendini bilip, Hakk Muhammed Ali’ye, Ehli Ebeyt’e, On İki Imam’lara, 72 millete ve canlı varlıklara-Doğaya karşı sevgi ve saygıda kusur etmeyeceksin. Dört Kapı Kırk Makam, Kamil-i Insan öğretisi üzerine Enel Hakk(Tanrıyla bütünleşme, bir olmaya) olmaya  çalışacaksın. Yolunu, Mürşüdini, Pirini, Rehberini bir bileceksin; Yalan söyleme, haram yeme, kötülük etme, arkada dedi-kodu yapma, kötlük ve kötüden yana olma, eline diline sahip ol, kin ve kibir tutma, kimseye kin, inat, kibirlik etme. Gördüğünü ört görmediğini söyleme, elinle koymadığını alma, elinin ermediği yere el uzatma, sözünün geçmediği yere söz söyleme, ibretle bakıp yumuşaklık ile söyle, küçüğüne izzet, büyüğüne hürmet ve hizmet eyle, erenlerin sırlarına eriş, Hakk’ın her yerde ve kendi özünde hazır bil, özünü bu yolda böylece tut.  
 


Pir öğüt nasihat ettikten sonra, şöyle dua ederek ikrar erkanını bitirir:

Bismişah, Allah Allah!
Allah’a, Hz.Muhammed Mustafa’ya, Ali’yyel Murteza’ya, Hatice-tül Kübra, Fatma-tüz Zöhre, Hasan-ül Mücteba, Hüseyin’i deşta Kerbela hakkı için ikrarlar daim ola, muradlar hasıl ola, Hakk Muhammed Ali yardımcınız, gözcünüz, bekçiniz ola. Canab-ı Hakk verdiğin ikrardan döndürmeye, mahşerde utandırmaya, ahirette ateşe yandırmaya.
Gerçeğin demine huu.
=Seyyid Hakkı=


 
Yol, cümleden uludur!...
Yol önderlerimiz, “Gönül kalsın, yol kalmasın” demişlerdir. Yol yaşamdır, yaşamın gerekleridir; Doğmak, büyümek, yaşamak, sevmek, sevilmek, paylaşmak, mazlumdan yana zalime karşı olmak ve tekrardan öze yani Hakk’a dönmek(ölmek) dir. Dolayısiyle “yol” kalırsa yaşam durur, “gönül“ kalırsa gönül almak, onarmak bir yerde mümkündür. 
 

Alevilik, Hz.Muhammed ve Şahı Merdan Ali’nin kurduğu, onların soyundan gelen On Iki Imam‘ların yürüttüğü inanç sisteminin yoludur. Burada bir parantez açmak gerekirse; Bazı bilgi fukaraları Aleviliğe, “mezhep” demektedirler. Yedi ulu ozanlardan Nesimi; „Sorma be birader mezhebimizi. Biz mezhep bilmeyiz, yolumuz vardır. Çağırma meclisi riyaya bizi. Biz şerbet içmeyiz dolumuz vardır.“ demektedir. Yol: varlığın, varoluşun nedenlerini düşünmek, bilmeyene, sır olana cevap olmakdır. 


Alevilik, Hz.Muhammed’in teblig ettiği din olan islam’ın özüdür. Neden mi öz; çünkü Allah’a, O’nun peygamberine, Veliullahı Şahı Merdan Ali’ye, büyük bağlılıkla son derece inanç ve itikatle, Hz.Muhammed’in bıraktığı iki kutsal emanete Kur’an ve Ehli Beyt’ine, sadık kalındığı için, dolayısiyle  Aleviliğin edebiyatı ve felsefesi olan islamiyet’in ruhu; özde yapılmak istenen değişikliklere evet demedikleri için, doğruları esas alıp, yanlışları kabul etmedikleri için, mazlumla bir olup, zalime karşı koydukları için, haklıyla beraber olup haksıza karşı koydukları için, Hakk’ın kelamına gönülden bağlı olup ve sadık kaldıkları için islamın özüdür. 


Alevilik, sadece Şahı Merdan Ali taraftarlığı veya Ehli Beyt sevgisi değildir. Alevilik; Taraftarlık ve sevgi üzerine inşa edilmiş inanç ve ibadet pratikleri olan, kendine özgü yaşama tarzını geliştiren ilkeli bir inanç yoludur. Yol, dinin özüdür. Yolun temel esası; Allah’ı bir, Hz.Muhammed’i resul, Kur’an’ı Allah’ın kitabı ve Şahı Merdan Ali’yi ise, Veliullah kabul etmektir. Kur’an, Manevi ahlakın dünyevi anayasasıdır. 


Alevi inancının temel ahlak kuralı, Dört Kapı Kırk Makam şeklinde ilkeleşen ve insanı, „Insan-ı kamil(olgun insan)“ olmaya götüren ilkelerdir. Bu ilkeler, aşama aşamadır. Hünkar Hace Bektaş-ı Veli, bu ilkeleri şöyle özetlemiştir: „Kul; Tanrı’ya kırk makamda erer, ulaşır, dost olur.“ Bu makamların onu şeriat içinde, onu tarikat içinde, onu marifet içinde ve onu da hakikat içindedir. 

Arif olmak kişinin kendi özünü tanımasıdır, bilmesidir, Zahiri(dünyevi) manada ve batıni(bilinmeyen alem) anlamda kendini bilmek biribirinden farklıdır. Batıni anlemde kendini bilmek Hakk’ı bilmektir, her türlü nefsten arınıp paklanmaktır. Batın aleminde gönül Hakk’ın mekanıdır, mekan beşeri aşk ile değil ilahi aşk ile dolmuştur, öylesine dolmuşturki Hakk’tan gayrı  başka bir zerreye yer yoktur. Bu yüzdendir ki, Hakk aşkı ve muhabbetiyle dolu olan gönül Alevi inancında beytullahtır, kabedir. 


Yol önderlerimiz; “Otur edebinle, kalk izzetinle” demişlerdir. Haddini bilmek, edep sahibi olmak, büyük bir erdemliktir. Iyi huylu, engin gönüllülük, yolumuzun erkan diliyle “turab olmak”, yani olgunluğun ve erdemliğin bir göstergesidir. Iyi ahlak insanı yüceltir, kötü ahlak ise insanı geriletir, hayasızlaştırır çünkü her söz sahibinin aynasıdır dolayısiyle günün birinde sahibine geri dönecekdir.

Pir Hünkar Bektaş-ı Veli, “Ara, bul” der. Nedir, aranması gereken?.
Vahdet-i vücut-varlıkların birliğidir. Yani Insan nedir?, yaşam nedir?,  doğa nedir, evren nedir?, bu gibi sorulara cevap olmak anlamındadır. Yaşamın gereklerine göre güncellenmek ve yaşamı yeniden üretmekdir. Bundan dolayıdır ki Pir Hünkar, “ilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır” der. 
Erenler sırrına ermek istersen,
Bu sırra ermeye rehber isterler.

Teslim Abdal 
Yolun ilim ve irfan bilgileri, hazır bir halde insanlara verilemez. Bilgiye sahip olmak için onu haketmek gerekir. Ister yol önderleri, isterse de talip olsun bilgi edinme aşamalarından geçerek Kamil-i Insan mertebesine ulaşabilirler. Bunun mümkün olabilmesi içinde, kendini bir pire, rehbere teslim ederek ve belirli aşamalardan geçerek kazanılabilinen bir durumdur.  Alevilik, Ehl-i Beyt ve soyunu sevmek (tevella) ve onları sevmeyeni sevmemek (teberra) ilkeleri üzerinde kurularak gelmiştir. Bu nedenle Alevilik doğrudan, iyiden, haklıdan, mazlumdan yana; Yanlışa, kötüye, haksıza ve zalime bir tavrı ifade eder.
=Seyyid Hakkı=


    Velayet, sıfatı-makamı.
Veli, ermiş ve Hak ile Hakk olmuş Kamil-i Insan’dır. Bu sıfat, Şahı Merdan Ali’nin makamıdır, sıfatıdır. Allah’a ve peygamberine dost olan veliullahtır. Dolayısiyle Veli, Allah’ın sır dolu isimlerinden biridir.

Velilik-Velayet, makamına erişmenin sırrı; Geçici olan kendi beşeri nefsinden uzaklaşıp, Hakk’ın sıfatında sonsuzlaşmaktır. Diğer bir anlamda oluş ve bitişlerde kulun kendi iradesi yok olur veya kalkar, Allah’ın iradesi hakim olur. 

Dolayısiyle Allah onu beşeriyetten arındırarak, üstün Velayete makamına erişmesini sağlar; Kendine dost ve kelamına ulaştırarak, sonsuzlaşmasını sağlar.

Seyyid Hakkı, dilersen ol Hakk’a ulaşmayı,
Pak eyle kalbini arıt özünü, terk eyle faniyi,
Hakki le Hakk olup, dilersen sonsuzlaşmayı,
Hakk sende arif ol, bil ölmeden evvel ölmeyi. 

Özü, öze ulaştıran; Ham ervahlıktan erdemliğe, erdemlikten varlıklar birliğine ve Varlıklar birliği’nden de Allah’ın birliğine ulaşmaktır.

Hz.Muhammed, peygamberlik devri hakkında; “Peygamberlik devri benimle son bulmuş, velayet devri başlamıştır. Benden sonra insanlar Allah’ın emirlerini ve Islamiyet’i en doğru şekilde Velilerden ögreneceklerdir. Benim Velim ve vasim Ebu Talib oğlu Ali’dir” demiştir.

Hz.Muhammed Mustafa; “Ey Ali, anandan doğduğunu görmeseydim, sana Tanrı diyecektim“ demesindeki mana; Tanrısal görünüşün en olgun örneği Şahı Merdan Ali’nin nesnel varlığıdır. Şahı Merdan Ali beşeri alemde; İlmiyle, irfaniyle, edep erkaniyle en olgun ve yetkin insandır. Kamil ve erdemliğin bütün faziletlerine sahip olan Şahı Merdan Ali, Alevilerin ibadet ve inancının mıhenk taşı olmuştur. Tanrısal görünüşün onda tecelli etmesi; Bu insan üstü yetkinlik ve özelikleri nedeniyledir. 
=Seyyid Hakkı=


 
Üç Sünnet, yedi Farz.
Muhammed Ali erkanı şöyle bildirmiştir ki,  talipliğin üç sünneti ve yedi farzı vardır.
 

Üç Sünnet
1- Dilinden tevhidi düşürmemeli
2- Gönlünden kini kibir’i atmalı
3- Talip bin ise bir gibi olmalı 


Yedi Farz
1- Zahit dinini şeytandan nice sakınırsa, Tarikat  Ehlide yolunu öyle sakınmalı
2- Candan geçmeli, Hakk yolundan dönmemeli
3- Dünya kendine zerre kadar gelmemeli
4- Pirden tövbe alıp, pirin gösterdiği yolda yürümeli
5- Pirden musahip hakkını cemiyete yetire
6- Taç hırka giymeli
7- Pirden taç urunmak 
Üç Sünnet, yedi Farz; Genel anlamiyle Alevi islam inancının, ana prensiplerini ortaya koymaktadır ve amacı ise, iyi insan olmaktır. 

Dolayısiyle Alevilerin önemli yazılı kaynağı olan, Imam Cafer-i Sadık Buyruğu’nda; Alevi yolu’nun inanç, ibadet ve erkan boyutuyla ilgili üç Sünnet, Yedi Farz’a uyulması zorunlu ve uymayanların ise yol düşkünü olduğunu ortaya koymaktadır. 
 

Tevhid
Mana olarak; Birdir, tekdir, eşi ve benzeri yoktur. Allah’ın birliğine eş ve ortak koşmaksızın, koşulsuz iman edip kalple tastik etmektir. Dolayısiyle kulların kendisini tanımaları, sadece kendisine kullukta bulunmaları ve kendisinden başka yartıklara kulluk etmemeleri için yaratmıştır. Çünkü Rahim ve rahman olan odur. Esirgeyen bağışlayan da odur. O’ndan öncesi ve sonrası yoktur. 


Alevi yolu, ikrar verme yoludur. Yola talip olmanın şartı ise, ikrar vermektir. İkrar veren yani yola girmeye gönül rızalığiyle karar vemiş bir kişi için, uyulması gereken şartlar;
1- Allah‘ın birliğine inanmak,
2- Kin kibir düşmanlık kıskançlık gibi kötü duygu ve düşüncelerden arınmalı,
3- Yola giren talip özünü sözünü bir ola,
4-Yolun ilkelerine bağlı kalmak,
5-Verdiği ikrardan dönmeye,
6-Nefsine sahip çıkmalı, konrol altında tutmalı,
7-Pirin sözünden çıkmamak. İlmiyle ilimlenip ve edebiyle de edeplenmeli,
8-Müsahip tutup, ikrarbent olmalı,
9-Pirin ilim irfaniyle kendini yetiştirmeli, meydana getirmeli,
10-Aklını, nefsini olgunlaştırmak, hür etmektir. 


Sonuç itibariyle üç Sünnet-yedi Farz’ın mesajı, bu şartlara uyan bir kişi; Allah’ın birliğine iman etmiş, Eline beline diline sahip olmakla birlikte iyi bir yol evladıdır. Ve aynı zamanda da Allah’ın hoşnutluğunu, insanların gönül rızalığını kazanmış iyi bir insandır.
=Seyyid Hakkı=



Üç soru, üç cevap.
1- Alevilerde Şeriat varmıdır, varsa nedir?
2- Bir kişi, cemevi dışında ibadetini yapabilir mi ve bunun belli bir şekli var mıdır?
3- Kur’an-ı, okumamaya gerek var mıdır? 

 

1- Alevilerde Şeriat varmıdır, varsa nedir?
Öncelikle Şeriat nedir? Ona bakalım.
Dinsel temellere dayanan inanç yasası yani Islamın, ahlak hukuku demektir.

Alevilerin şeriatı ile Sünni veya Şii/Caferi şeriatı aynı değildir.
Alevilerin inanç ahlak hukuku, Dörk Kapı Kırk Makam’a dayanır.
Buyruk ve Makalat’a göre dört ulu kapı vardır ve bu dört ulu kapıya bağlı kırk makam vardır. Birinci Kapı, Şeriat; Ikinci kapı, tarikat; üçüncü kapı, marifet ve dördüncü kapı, insan oğlunun erişe bileceği son kapı, hakikat kapısı’dır. Her ulu kapının kendisine has alt kurumları vardır. Bu kurumlar insanın ham ervahlıktan(Çiğ, olgunlaşmamış) olgun insan olma yollarıdır. Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş "Kul Tanrı’ya kırk makamda erer, ulaşır, dost olur." der. Buda, zahiri dünyada; kendini bulmak, ikrar vermek, nefsini bilmekdir. 

Muhammed Ali yolunda, hizmet bu dört kapıya yapılır, saygı bu dört kapıya gösterilir. Dört kapı: Hakk Yolu’nda yürüyen tarikat yolcusunun geçmek zorunda olduğu manevi aşamalardır. İrşadları olmayanlar, dört kapıda da dönektirler.

Şimdi Birinci kapı olan Şeriatın kuralları yani 10 basamağı nelerdir ona bakalım:
1. Iman etmek,
2. Ilim öğrenmek,
3. Ibadet etmek,
4. Haramdan uzaklaşmak,
5. Ailesine faydalı olmak,
6. Çevreye zarar vermemek,
7. Yolun emirlerine uymak,
8. Şefkatli olmak,
9. Temiz olmak ve
10.Yaramaz işlerden sakınmak.

Görüldüğü gibi Alevilerin Şeriat kapısı; Arayış kapısıdır, kendini bulma kapısıdır, ikrar kapısıdır, sorumluluk kapısıdır, irşad kapısıdır ama yaptırım kapısı değildir.

2- Cem ibadetinin dışında ibadet ve ibadet şekli varmıdır?
İbadetin saat ve dakkası yoktur ve olamazda.. Çünkü Allah: „Beni,her an zikredin“ der. Bizler dara düştüğümüz zaman ne yaparız Allaha dua ederiz, yalvarır yakarırız. Ve sevinçli bir anımız da yine Allah’ı anar, zikreder ve şükürlerimizi kendisine bildiririz.

Ibadetin zaman ve mekanı olmadığı gibi şekil ve şeması da yoktur. Her insan, istediği yerde ibadetini yapabilir.

Yine Allah şöyle der: En güzel ibadet, yapılan en güzel muhabbettir. Muhabbet bir kişi ile olur mu? Elbetteki olmaz. O zaman en güzel muhabbet, toplumla olan muhabbettir. Ve dolayısiyle ibadetlerin iyisi de, birlik ve beraberlik içinde yapılan ibadetlerdir. Buna rağmen dileyen can evinde veya cem evinde toplum ile ibadetini yerine getirebilir.

Ibadetin şekli olmadığı gibi, ibadette okunan duanın, yapılan zikrin, tevhittin şekli de olamaz. Allah yapılan duaları kabul buyursun.

3- Kur’an-ı, okumaya gerek var mıdır?
Öncelikle şunu belirtelim ki, okumanın hiç bir kimseye zararı yoktur. Önemli olan okuduğumuzu doğru algılamaktır. Din ahlak anayasası olan Kur’an-ı mana olarak, doğru bir şekilde algılamak oldukça zordur. Bu zorluğu aşmanın yolu; Inanç alfabesini bilmekle mümkündür, inanç ile iyi bir şekilde tanış olmak gerekir. Diğer bir imkan ise, bir rehbere başvurmak gerekir. 

Özetlersek Kur’an-ı okumak ne suçtur ve nede günahtır. Tekrarlıyalım ki, önemli olan okuduğumuzu tam manasıyla anlamaktır aksi takdirde yanlış sonuçlar doğurabilir.
=Seyyid Hakkı=



 

ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı(uludivan.de) önerelim-yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı–Ehlibeyt Evladıyız ve Şah Haydar => YouTube Kanalımız: Seyyid Hakkı-Yolumuz Ehlibeyt yolu(YediDeryaSohbeti62) Aşk ile, Can ile canlar...