Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası—Seyyid Hakkı, 1965 Dersim doğumlu ve Seyyid Seyfettin Ocağı evladı.—Allah Muhammed ya Ali.
=Seyyid Hakkı=
Alevi Inanç Din Bilgileri sayfası.

ANASAYFA



Aleviler neden camiye gitmezler?
Aleviler Allah’ın birliğine, Hz, Muhammed’in peygamberliğine ve Hz.Ali’nin veliliğine, büyük bağlılıkla son derece inanç ve itikatlariyle, Hz.Muhammed’in bıraktığı iki kutsal emaneti olan Kur’an-ı Kerim’e ve Ehli Beyt’ine sadık kalmışlardır. Bu bağlılıklarını da; “Allah Muhammed Ali” üçlemesi ile ifade etmişlerdir.

Tarih sürecinde Hz.Muhammed, nerde ve nasıl ibadet etmiştir?
Hz.Muhammed, Peygamberliğini ilan etmesiyle ve insanları çok tanrıcılıktan(Putperesklikten) tek tanrıcılığa davet eden Hz.Muhammed’in illerde çok büyük bir darbe yapacağını ve bu darbeyle karşı karşıya kalacaklarınının hesap ve kitabını yapan Mekke putperestlerinin ileri gelenleri bu işi kökünden halledecek kararı alıp ve Mekke’yi terk etmeden önce Hz.Muhammed’in hayatına son vereceklerdi. Aralarında gizlice aldıkları bu kararı melek Cebrail, Hz.Muhammed’e şöyle haber vermiştir: “Ve hatırla ey Muhammed! Hakikatı inkara şartlanmış olanlar(inançsızlar) seni tebliğden alı koyup durdurmak, öldürmek yahut sürgün etmek için sana karşı nasıl ince tuzaklar kuruyorlardı. Onlar hep böyle tertipler peşinde koşarken Allah, onların bu tertiplerini boşa çıkarttı. Çünkü Allah bütün bu tuzak kuranların üstündedir.”

Sonuçta Hz.Muhammed peygamberliğin on üçüncü yılında, 23 Eylül 622’de Mekke’den Medine’ye hicretiyle, on üç yıllık Mekke dönemi sona ermiş ve on yıllık Medine dönemi başlamıştır. 

Hz.Muhammed, Yatrib’te(Medine) hurmaların kurutulduğu, mezarlık alanı olan bu yerde; Evini ve aynı zamanda da ilk ibadet mekanı yaptırmıştır. Islama yönelik bütün çalışmaları bu evden yürütülmüştür; Duasını, niyazını, secdesini, dini eğitimini ve sosyal çalışmalarını, bu hizmetlerin tümü bu evin çatısı altında yerine getirilmiştir.

Hz.Muhammed’in Yatrib’e yerleştikten sonra, şehirin ismini değiştirmişlerdir. Yatrib yerine Medine olarak değiştirilmiştir (Medine anlam olarak: Peygamberler diyarı anlamına gelir). Medine’de yaşayan farklı etnik ve din toplulukları için: Medeni, hukuk ve adelete dayalı bir kanun ve kurallar getirmiştir. Bu adeletli kurallar daha sonraları dünya insanları için, temel ilkeler haline gelmiştir.

Hz.Muhammed’in döneminde islamın güçlenip dünya dini halini alırken yani ta baştan beri putperestler; Islam dinini kabul etmiş gibi göründüyselerde özünde ise islam dininin kılıfı altında putperest(putlara tapma) dinlerini devam ettirmişlerdir. Hz.Muhammed döneminde islam aleminde mezhep veya tarikat gibi ayrılıklar söz konusu olmadığı gibi bu birliktelik aksamalara rağmen Şahı Merdan Ali’ye kadar devam etmiştir. 661 yılında Muaviye’nin hilelerle saltanatı elde ettikten sonra islamda çatlaklıklar da başlamıştır.

Muaviye saltanatı döneminde Ehli Beyt’e gönül verenler, pey ve pey Muaviye ve Muaviye’nin hükmünde olan mescidlere gitmemeye başlamışlardır. Çünkü Muaviye’nin emriyle bütün mescidlerde Şahı Merdan Ali’ye küfür edilip, kötü sözler söyletmiştir, söylemiyenlerede ağır cezalar hatta ölümlerle cezalandırılmışlardır.

Inancının önderine, Şahına, pirine hakaret ve tacizlerde bulunulduğu bir mekana nasıl gidilir ve nasıl ibadet edilirki. Şahı Merdan Ali’ye ve Ehli Beyt’ine sevgi, muhabbet duyanların başlarını kesip minarelere asmışlardır. Dolayısiyle Ehli Beyt gönül dostları evlerine çekilip, evlerinde ibadetlerini yapmışlardır. Ibadet ettikleri evler basılarak, katliamlar yapılmıştır. Dikkate alınması gereken bu süreç; Anadolu’da olan bir süreç değildir, bu süreç Emevilerle başlayıp bugüne kadar sürüp gelen bir süreçtir.

Bazı Alevi canlarımız, Şahı Merdan Ali camide şehit edildiği için camiye gitmiyoruz teorisini savunurlar. Bir daha tekrarlıyalım ki Şahı Merdan Ali; Ne mescid’te ve nede cami’de şehit edilmiştir. Şahı Merdan Ali, kapsının önünde ramazanın 19’da saldırıya uğrayarak başından aldığı zehirli kılıç darbesiyle, ramazanın 21’de Hakk’a yürümüştür. Artniyetli putperestler bununla gütmek istedikleri amaç, Alevileri zan altında bırakma oyunlarıdır. “Bakın Hz.Ali efendimiz camide şehit edildi siz ise camiye gitmiyorsunuz.” Bunun arkasında yatan gerçek ise, Alevilerin küçük mantık oyunlarıyla kafasını bulandırarak asimile edip camiye çekme gerçeğidir. Haince oynanan bu gerçekleri de çok iyi anlamamız gerekir.

Hz.Muhammed dinin erkanlarını, sosyal calışmalarını, dini eğitimlerini, insanların sorunlarını, problemlerini dolayısiyle dini hizmetlerini ilk başlarda kendi evinde yerine getirip gerçekleştirmiştir.

Hz.Muhammed’in evinde Ibadet; Haremlik selamlık şeklinde değil, kadın erkekli yapılmıştır. Yardıma muhtaç insanlar barırndırılıp; Paylaşma, dayanışma, vs. gibi sosyal hizmetler verilmiştir. Ve daha sonraları bu sosyal faaliyetlerini, yaptıkları mescitlerde yerine getirilmiştir. Dolayısiyle Hz.Muhammed’in yaptığı bütün bu hizmetlerin hiç biri günümüz camilerinde yerine getirilmemektedir. Günümüzde camilerde; Sadece beş vakit ibadet hizmeti, Kuran okutulması yerine getirilmektedir. Oysaki Hz.Muhammed’in evinde, daha sonra ibadet hanelerde yapılan hizmetler, günümüzdeki cem evlerinde teorik ve pratik olarak yerine getirilmektedir.

Cemevinde yapılan hizmetleri özetlersek; Ibadet vardır, lokma yani paylaşım vardır, Dini muhabbet-eğitim vardır, sosyal çalışma vardır, dini hizmet(cenaze-, nikah-, dara durma yani yargılanma erkanı, vs. vs.) vardır. Ibadet hariç manevi ve sosyal hizmet olarak camide, hiç birisi yerine getirilmezken, cem evinde yerine getirilmektedir. Dolayısiyle Hz.Muhammed’in ibadet ve sosyal hizmet anlayışı cemevinde aynen uygulanmaktadır. O zaman Alevilerin ibadet mekanı cami değil, cemevidir.

Alevilerin camiye gitmesi doğru değildir ve gitmemelerinin başlıca nedenleri
Camide; Dini önederlerimiz olan Mürşid, Pir ve Rehber yoktur, Cemal cemale yani halka ibadeti yoktur, lokma-paylaşma yoktur, insanı tek nesne yani “can” görme yoktur, on iki hizmet yoktur, zakir dolayısiyle müzikli ibadet yoktur, semah yoktur, toplumdan rızalık alma yoktur, toplumun sorunlarının çözüldüğü Hakk-dar meydanı yoktur, helalleşmek yani kadın erkek birbirine niyaz olma durumu yoktur, bu gibi daha nice nedenler sayılabilinir.

Bir mekanda; Dini önderlerinin bulunmadığı, dini erkanın yerine getirilmediği, rızalığın olmadığı ve bunun yerine ezberelenmiş-kalıp haline getirilmiş bir dinin uygulandığı mekan Alevilerin dini mekanı olamaz ve haklı olarak da dini mekanımız cemevidir diyorlar.

Alevi toplumu mahkemelik sorunlarını; Ne devlet kapılarına, ne kadıya, nede müftiye taşımışlardır. Çünkü kendi cem erkanlarında; Hakk meydanında, Mürşid-Pir huzurunda çözmüşlerdir. Bu gibi durumlar camilerde ise, söz konusu değildir. Dolayısiyle cami, herhangi bir şekilde Alevi toplumunu temsil etmiyor. Bir toplumun, kendisinin temsil edilmediği bir mekanda, ne işi olabilir ki?

Kur’an-da “cami” diye bir sözcük söz konusu değildir, söz konusu olan mescit’dir. Işte Alevilerin mescid’i de cem evidir.

Kur’an-da da beyan edildiği gibi; Dinde “zorlama” yoktur ve olmamalı da. Her toplum, birey; İbadetini dini önderleri öncülüğünde ve kabul gördüğü dini mekanında ibadetini yerine getirmelidir. Din, birilerin tekelinde olmadığı gibi birilerinin hükmüne de konulamaz.

Dolayısiyle her toplum kabul gördüğü dini mekanda ve inadığı şekilde ibadetini yerine getirme özgürlüğüne sahiptir. Daha önemlisi birileri kalkıp Emevi Arapların örf adetlerini, gelenek göreneklerini dinin esaslarıymış gibi Alevilere dayatma hakkına sahip değildir. Her millet gibi Aleviler de nasıl ibadet etmesi gerektiğini gayet iyi biliyorlar. Dolayısiyle Aleviler kendi ibadetleri; Hz.Muhammed, Şahı Merdan Ali ve On İki Imam ibadetidir ve ibadetlerini de bunlardan öğrenmişlerdir.

Zorbalık, şiddet ve zulümle insanları asimile etmek, yalan ve iftiralarla insanları kendi dini mekanlarına çekmeye kalkmak en büyük zulümdür, suçtur, vebaldır.

Amaç Allah’a iyi bir kul olmak ise; O zaman insanlar birbirlerinin inancına saygı duymalı, herkes inancı doğrultusunda ibadetini yerine getirebilmeli. Bu doğrultuda saygı ve hoşgörü içinde ibadetler yerine getirilirse o zaman kötülüklerin olacağına ihtimal vermiyoruz. Bunun aksisi veya kendi inacını bir diğerinden üstün görme zihniyeti; şiddeti, zulümü getirdiği gibi yan yana yaşamayı da bir o kadar zorlaştırır. Dileğimiz iyi niyetin her daim üstün gelmesidir.
=Seyyid Hakkı=


Alevi inancında,  Rızalık.

Hakk Muhammed Ali yolu; Bir rıza kapısı olarak, inanca taşınmıştır. Rıza kapısında, yapılan manevi hizmetlerin herhangi bir zorlama olmadan yerine getirilmelidir.

 

Çünkü Rızalık;
* Tanrıdan gelen her şeyi gönül hoşluğuyla karşılama.
* Tanrının hoşnutluğunu, onayını kazanma.
* Kişinin kendisi ile barışması olarak algılanan Pir-Mürşid önünde başı secdede iken kendi özüyle hesaplaşması.
* Kişinin toplumla barışması olarak algılanan, diline sahip olması durumu. Vesayre...
 

Rızalık, üç türlüdür.
1. kişinin kendisi ile rızası: Pir didarı’nda başı secdede iken kişinin kendi özüyle hesaplaşmasıdır, kendi kendini yargılamasıdır. Bu anlamda secde de bir aynadır sufi kendini aynada görecek, kendisiyle baş başa kalaçak, eğer bir suçu, hatası, eksikliği varsa kendini ele vereçektir.
 

2. Kişinin toplumla rızası: Eline beline diline sahip olmakla gerçekleşir. Kısacası edep olarak algılanan bu üç mühür kişiyi kötülükten uzak tutar. Bunu gerçekleştirmeyen can hiç hiç bir zaman kendi özüyle doğru yolda buluşamaz.  

3. Kişinin Hakk Muhammed Ali yoluna Hüsnü rızası: Kişi bu yola, inanç ve itikatla zorlanmadan kendi rızası ile girer. Yola rıza ile giren Can, yolun gereklerini severek, inanarak yerine getirmek durumundadır. Yola giriş malı mala, canı cana katmak anlamına gelen musahiplikle başlar. Toplumda razı olursa, kişinin kendi özüyle rızası gerçekleşir. Böylece üç rıza birleşmiş, el ele, el Hakk’a ulaşmış olur.  

Inanç kapısında yapılan hizmetler, verilen lokmalar, yapılan yardımlar, gönül muhabbetleri, yani hizmetlerimizin tümü gönül rızalığı ekseninde olması gerekir. Bu rızalık; Allah’ın Hüsni rızasını kazanmak ve insanların gönlüne taht kurmakla mümkündür. Dolayısiyle kul kuldan razı olursa, Canab-ı Hakk'ta kuldan razı olur.
=Seyyid Hakkı=



İlmi Ledün, anlamı.
İlmi Ledün, Allah’a masus bir ilim ve sırlardır. Bu ilim, sıradan insanlar açısından akla ve mantığa zıt veya ters gelebilir çünkü okumakla öğrenilecek bir ilim değildir.  

Allah’ın isteği üzerine kalplere ihsan edilen, ilahi sırlarıdır. Bu sırra, ancak kalp gözü açık olan Kamil-i Insan’lar vasıf olabilir.  

Özünde ister zahir, ister batın , ister diğer ilimler olsun bütün ilimler; Allah’ın derin ilmi, manevi sırları ve hikmetleridir. Dolayısiyle Zahir ve batın ilmi birbirini tamamlayan ve ayrılmaz bir bütündürler.  

Bu nokaya ulaşılmış olan ulu evliya, Şahı merdan Ali’dir. Hem zahiri ve hemde batıni ilme ulaşıp Allah ile beraber olmuş, binbir donda gidip gelen Keremullah’tır. Bu hakikatle ilgili Hz.Muhammed; „Ya Ali! Doğumuna şahit olmasaydım, hikmetinin sırrına akıl erdiremezdim“ demiştir. 

Yedi derya sohbetini bahri umman anlamaz,
İlmi Ledün manasıdır, ahmak olan anlamaz.
Küntü Kenz’den ders okursun, cahil ondan ne anlar,
Gözü kör, kulağı sağır bibaserler anlamaz.
Virani 

Allah’ın elçileri olan peygamberler; Zahir ve batın ilmine erişmiş ve insanlara zahiri ilimleri tebliğ etmekle görevlendirilmişlerdir. Çünkü insanların zahiri ilmi; Akıl ve mantıkla kavraması ve bunu pratiğe geçirilmesi daha uygundur. Işte islamın manevi ahlak anayasası olan Kua’an-da zahire hükmeder. 

Alevi inancında insanın, ham ervahlıktan erdemliğe ulaşmanın yolları; Dört Kapı Kırk Makamdır. Her kapı bir aşamadır. Her aşama ise Allah’a, daha da yakınlaştırır ve Sırr-i Hakikat kapısında ledün ilmine ulaştırarak, Allah ile beraber olmayı sağlar. 

Muhammed Ali yolunu, yol edimiş; Sırlara açılmış Şahı Merdan Ali’nin “İlim Kapısı” her okuyana nasip olsun.
=Seyyid Hakkı=



Alevi inancı Evrenseldir, ikrar verenler de Evrensel düşünmelidir.
Dünyalı olmak için öncelikle insanların, böl parçala yönet anlayışından uzak Evreni bir bütün olarak görmesi ve Evrenin bir parçası olduğunu kabullenmesi gerekir. Dünyada sınırsız bir yaşam için çabalamalı, ardından gelen kuşaklara özgürce bir yaşam, sağlıklı bir tabiyat, akıl ve maktıkla düşünen bir toplum, Adaletli, hoşgörülü ve sevgiye dayalı bir yaşam düzeni bırakmak sorumluluğunu taşımalıdır.

Dünya; Evimiz,
Insan; Neslimiz,
Evlad-ı Resul; Seceremiz,
Ehli Beyt; Soyumuz,
On Iki Imam; Ocağımız,
Sevgi; Dinimiz,
Kamil-i Insan; Kıblegahımızdır. 

Alevi inanç ilkesi; Kainattaki canlıyı sevmek, sahiplenmek ve cansıza da değer vermek ilkesidir. Bilgimiz dahilindedir ki bu ilkeye ikrar verip ikrarından dönenlerin sayısı günden güne çoğalmaktadır. 

Insanoğlunda benlik, şahsi menfaat düşüncesi, kişisel arzular, sahip olma, tatmin olma hırsı büyüdükçe; Paylaşım, hoşgörü, sadakatlık, merhametlik, vs. düşüncesinden uzaklaşmaktadır. 

Diğer bir tarafta şahit oluyoruz ki; Bir türlü doymayı, tatmin olmayı bilmeyenlerin başı dara düştüğünde; Insanlardan yardım, çare, destek bekler ve gereken yardımı, desteği bulamadığı zaman da; Insanlık ölmüş, kimse de insanlık kalmamış deyip düştüğü o anki çaresizlik karşısında insanlık değerlerini hatırlıya biliyordur. O zaman yapılması gereken, yanlışımızın neresinden dönersek o bize kardır. 

Insanın benlik hırsına esir kaldığı müdetçe, kainattaki canlı ve cansız varlıklara karşı olan sorumluluğunu kenara iterek;
* Insanı incitmemek yerine; Insanın canına kıyan, olmadık haksızlıklara ve eziyetlere maruz bırakmıştır.
* Cansıza değer verilmesi yerine; Arzu ve keyfi isteklere peşkeş çekilmektedir. 

Halbu ki Alevi inancının ilkesi, insanı sevmek ve kutsamaktır.
* Ey insan! Kendini küçük bir varlık sanma, sen öyle bir alemsin ki, sende kainat dürülmüştür. Şahı Merdan Ali.
* Yaratılanı severim yaratandan ötürü. Yunus Emre
* Insan Hakk’ta Hakk insanda, ne ararsan var insanda. Aşık Ismail Daimi 
* Insan, enbüyük değerli varlıktır çünkü Allah, kendisine mekan olarak insanın gönlünü seçmiştir. Seyyid Hakkı 

Özü itibariyle esas olan ilahi aşktır. Allah’ın kainatta yarattığı her şey, insana olan sevgisindendir. Hal böyle olunca insana düşen de, bu sevgiye layık olmak ve şükür etmektir. Allah yararttığı her şey insanı sevdiğinden yaratmışsa o zaman, kullarına eziyet te bulunmaz. Kabul edilmese de insana eziyet eden, insanın kendi nefsidir. 

Alevi deyimiyle Allah, eline beline diline sahip olan kullarına eziyet etmez, tam tersine onları  güzel ahlakla mükafatlandırır.
=Seyyid Hakkı=


Alevi ibadet erkanında, halka ibadeti ve semahın konumu.
Alevilerin ibadet erkanı, üç bölümden oluşur;
1- Bilgilendirme bölümü,
2- Sorgu-sual(Rızalık) bölümü ve
3- Dua-yalvarış bölümü.

Arapça olan namaz; Farsça’da duadır. Dua, Allah’ın huzurunda; Saygı ve hürmet içinde eğilmek, teslimiyetini ifade etmektir.  


Alaviler cem erkanında duasını-yalvarışlarını yaparken; Hakk meydanında, Pir huzurunda her can bir birinin yüzünü görebilecek şekilde bir halka-daire halinde saf tutarlar. Bunun amacı cemalin cemale, gönülün gönüle karşı olmasıdır. Çünkü Canab-ı Hakk, insan gönlünü mekan edinmiş ve cemalinde ise görünüş alanına çıkmıştır. 

 

Pir dua ederken duaya katılarak, Allah Allah deyip ele niyaz(öpmek) olunur ve sonrasında niyaz olunan el; Kalbin üzerine konulur yani niyazımız sanadır ya Canab-ı Hakk, sen kabul eyle ifadesidir.  

Pir secde duası okuduğu zaman canlar, yere kapanırlar. Bunun anlamı ise, teslimiyettir. Bizi var eden sensin; Sana inanır, sana dua eder ve senden medet dileriz.  

Dolayısiyle Allah’ın, cemalinde görünüş alanına çıkmış olan insana secde edilir.  Insana secde ise, onun yüzünde tecelli etmiş, kalbini mekan edinmiş Allah’a-dır. 

Halka biçiminde saf tutarak yapılan dua, yalvarış-yakarış, secde haline halka ibadeti denir.  

Sema ise, ibadet değildir ama ibadetin bir ritüelidir. Cem ibadet erkanında 12 Hizmetten biri olan; Bağlama eşliğinde kadın erkek olarak yapılan figürlerle çeşitli anlamlar ifade eder; Eşitliği, turnalar gibi özgürce uçmayı, dünayanın döndüğünü, Allah’tan alıp Allah’a vermeyi, paylaşmayı, evrende her şeyin hareket halinde olduğunu ifade eder. Etrafında dönülen özdür. Bu öz ise , ilahi kudretin kendisidir. Onun içinde ibadetimizde önemli bir yere sahiptir.
=Seyyid Hakkı=



Alevi inancında, Kırklar kimlerdir?
Kırklar, batın alemi karşılığı kullanılan, Velayet Makamı (Ermişlik Mertebesi)’dir. Bu öte-dünyada, zaman dışı bir evrende geçmekte olan bir olayın zahire yansılanışıdır.

 

Biz kırklarız, taptığımız Ali’dir,
Kırkımızın her biri çömert velidir,
Şah-ı Merdan cümlemizden uludur,
Medet Allah, ya Muhammed, ya Ali. 

Kırklar, Şah-ı Merdan Ali ile beraber Kırklar meclisinde toplanan, Arif-i billah mertebesine (Allah gizemine, sırrına)  ulaşmış ulu kişilerdir. Şah-ı Merdan Ali, bu velayet(ermişlik) makamının başıdır. Bu nedenle Şah-ı Merdan Ali’ye “Velayet Şah-ı, Velayet rehberi, Velayet sultanı” gibi unvanlar verilmiştir.  

Muhammed ile bile Mi’rac’a ağan benim
Ashab-ı suffe’y ile yalıncak olan benim 

Sabır ile kanaatı viribidim bunlara
Kırk kişi bir gömlekten başın çıkaran benim. 

O kırkındanbirine meşteri çaldımıdı
Kırkından kan akıtıp ibret gösteren benim. 

Aden peygamber ile Havva yaratılmadan
Uçmak’tan sürülüben O müfis olan benim. 

Adımı Yunus taktım sırrım aleme çaktım
Bundan ileri dahi dilde söylenen benim,
Yunus 

Kırklar Meclisi, Alevi gizemciliğinin(tasavvufunun) özünü oluşturur. Kamillik aşamasını (ilim ve irfan) simgeleyen bu ermişlik makamında(Hakikat kapısında) her can eşittir. Bu makamda ırk, din, dil, renk, mevki, mertebe, cinsiyet farklılığı gözetilmez. Arınmış, gönlü temiz insanların ulaşabileceği bu son durakta, Hallac-ı Mansur’un da ifade ettiği gibi; “ben, o veya sen” yoktur, “biz” varız, hep biriz. 

Rical-ül Gayp (Gayp Erenleri) alemidir. O takva sahipleri ki; gaybe (görünmeze) inanırlar. İbadeti (namazı) dosdoğru kılarlar. Verdiğimiz azıklardan yedirirler. (Bakara suresi, ayet 3). Işte bu Erenler aleme düzen verirler. Insanlara yardım ederler. 

Kırklar, “hepimiz bir gönül, bir cihetiz; birimiz kırkız, kırkımız biriz” demeleri işte bundandır. Kırklar Meclisi, ölmeden önce ölmenin(nefsini yenmenin) ve Hakk ile Hakk olmanın(ikilikten kurtulup birliğe varmanın) mertebesidir. Kırkların, Fatıma Ana’nın evinde toplanması ve 17’sinin bacılardan oluşması, Alevilikte kadına verilen önemin ve eşit değerin bir göstergesidir. Alevi cemleri, Kırklar meclisinden kaynaklanır.  

Dolayısiyle Kırklar; Hz.Muhammed’in Ehli Beyt’i ve yakın gönül dostlarıdır(Sehabeleridir). Hakk tarafından özel olarak seçilmiş, Kırk Ulu Evliya’dırlar. Onlar’ı dünyevi gözlerle görmek mümkün değildir, ancak gönül gözüyle görebilenlere aşikar olurlar. Ulu Evliyalar ölmez, don değiştirirler.
=Seyyid Hakkı=



Alevi inancında, “Üçler” kimlerdir?
Alevi inancının temeli, Allah Muhammed Ali üçlemesidir. Dolayısiyle Alevilikte üçler, Hakk Muhammed Ali’dir.

 

Allah; Her nesneyi yaratmış ve aynı zamanda hakim olan ilahi bir kuvvettir. Hz.Muhammed; Allah’ın resulü ve vahy yoluyla gelen Kur’an-ın tebliğcisi, islam dininin denetçisidir. Şahı Merdan Ali ise; Islam dininin uygulayıcısı ve koruyucusudur.   

Aleviler, Allah Muhammed ya Ali diye çağırdıklarında;
Allah ile yaradanı; Şüphesiz yer ile gögün, gece ile gündüzün, bütün canlı ve cansız varlıkların, nesnelerin ve en büyük sanat eseri olan evrenin, dünyanın, insanın sahibi ve dünyadaki bütün dengeleri sağlayan tek mimar ve illahi güçtür. 

Allah’ın yer yüzündeki temsilcisi, elçisi olan Hz.Muhammed; Insanları dünyevi alemde doğru yola davet eden, doğru yolu gösteren, insanların üzerindeki dünya ve ahiret manevi işleri hakkında Allah ile kullar arasında elçilik yapandır. Dolayısiyle İlahi emirleri adalet sistemi içinde, ilahi irade ile;  Tebliğ etme, yaşama ve yaşatma sorumluluğu ile görevlendirilmiştir. 

Ve Şahı Merdan Ali ise, Allah’ın yeryüzündeki veliullah’ı-dır. On iki Imam’ın başı ve ilk halife olması gereken kişi yani Veliyullah-vasi ifade etmekteler. Peygamberlik devrinin kapanmasından sonra insanlara klavuzluk-önderlik eden, Allah’ın dünyevi alemde ki temsilcisi, temsil eden ulu kişi demektir. Insan alemine kol kanaat germek, yardım etmek, sevgi-dostluk ve muhabbet göstermek, yakınlık duymak, bütün manevi işlerin hükümlülüğünü üstlenmek, ilahi adalet çerçevesi içinde yürütmek, insanların dini önderi ve mazlumların koruyucusudur.  
=Seyyid Hakkı=


Hz.Muhammed’in, semavi yolculuğu - Mirac.
Hz.Muhammed Hicretin onuncu yılında Allah’ı Mirac(ziyaret) etmeyi kararlaştırır. Bu ziyerete aynı zamanda „veda ziyareti“ veya „veda hacı“ da denilir. Mirac; Zahiri alemden batıni aleme geçiştir. Batıni alem’de, Allah katına yükselmek yani bir devrin bitimi ve diğer bir devrin başlaması demektir. 
 

Genel kabule göre, bu ziyaret; Recep ayının yirmi yedisini, yirmi sekize bağlayan gece, Kudüs’ten mescit’i Aksa’ya, oradan da semaya(göğe)  yükselerek Allah ile görüşmesidir. Bu buluşma, Hiçbir beklenti olmadan salt şevkat, merhamet ve sevgi bütünleşmesine ermesidir. Bu yolculuk, sadece ilhi aşk yoluyla mümkündür.  

Diğer bir deyimle de “fakr” aleminden “fahr” alemine geçiş, yani “Fahri Kainat” (Kainatın efendisi) makamına erişmektir. 
=Seyyid Hakkı=


Alevilik nedir, tanımı.
1- Alevilik, Allah Muhammed Ali kutsallığını kalbinde taşımak. Büyük bir itikat ve inançla Allah’a, Hz.Muhammed Mustafa‘ya, Şahı Merdan Ali’ye, Hz.Muhammed’in iki kutsal emaneti olan Kur’an-ı Kerim ve Ehl-i Beyt’ine, Aleviliğin edebiyatı ve felsefesi olan islamiyetin özü (ruhu); Özde yapılmak istenen değişikliklere evet demeyen, doğruları esas alıp, mazlumla bir olup, zalime karşı koyan, Hakk’ın emirlerine gönülden sadık kalan, her türlü karanlık ve bağnaz düşünceye-düzene karşı koyan, kırklar meclisi’nde, “büyüğümüzde bir küçüğümüzde bir” tezi ile, bir nazarda görülen insanı, inanç merkezine oturtup, insan hakları temelinin atıldığı kırklar meclisi, bugünkü Dünya insan hakları cemiyetine de ışık olmuş bu güzel düşünceye sahip çıkarak, Allah’ın cemalinden yaratıp kutsal kıldığı insanı, kırklar ceminde, bu kutsallık daha da pekiştirilip, Dört Kapı Kırk Makam ile Kamil-i Insan şeklini veren felsefeyle tevalla ve teberra ikrarına-ilkelerine bağlı kalmaktan geçer.
2- Şahı Merdan Ali’nin adeletinden ayrılmayan,
3- Temelinde insan sevgisi bulunan,
4- Her dine, mezhebe, inanca sayğı duyan ve hoş görüyle bakan,
5- Dil, din, ırk, renk farkı gözetmeyen,
6- Eline beline diline sahip olma ilkelerini şart koşan ve bunu musahiplik kurumu ile gerçekleştiren,
7- Gelmek isteyen inançlı insanları çatısı altına alarak manevi ihtiyaçlarını gideren,
8- Insanları yaşadıkları toplumda kendi istekleriyle kendi kendilerini yarğılamalarını sağlayan,
9- Eşitlikçi, katılımcı, paylaşımcı düşünceyi savunan,
10- Şeriatın bağnaz kurallarına bağlı olmayan ve onu red eden,
11- Islam dinini kendine göre -Sünni ve Şii inancının dışında- yorumlayan;
12- Aslı doğruluk, kemali dostluk, cevheri merhamet, görüşü eşitlik, hazinesi bilgi, 
13- Meyvesi sevgi hamuruyla yoğrulmuş , insan-i kamil yani erdemli insan yaratmayı öngören,
14- Korkuyu aşıp sevgiyle Allah’a yönelen,
15- Ene-l Hakk ile insanın özünde tanrıyı gören,
16- Yaradan ile yaradılan ikiliğinden Varlık birliğine (Vahdet-i vucut’a) varan, ve
17- Ahlaklığı yaşamının temeline koyan, insanı yücelten,
18- Hamurunda, hem ilahiliğin hem de irfaniliğin mayası bulunan,
19- Kişinin ahlak ve karekterli yaşam ilkelerini belirleyen,
20- Dini, biçim ve şekil olarak değil, inanç olarak algılayan,
21- Dini, bağımsız bir irade gücü ve batıni özelliğiyle evrimleştiren,
22- Akıl ve mantık bütünlüğünde birleştiren ve
23- Tüm bunları kırklar cemi’nden alınan ilhamla yürüten Canların inanç sistemidir.
=Seyyid Hakkı=

 



Islam Dini, ne dinidir?
Islam, kelime anlamı; Arapça kökenli olan islam „Slm/Se Le Me“ kökeninden türemiş; Teslimiyet, barış anlamına gelir. Teslimiyet, yanlız Allah’a mahsustur; O’nun manevi kural ve kaydeleriyle kötülüklerden, kötü alışkanlıklardan uzak, insanların; Barış ve huzur içinde yaşamasıdır. Erdemli, olgun yani Kamil-i Insan mertebesine ulaşmayı amaçlar.

Tek Tanrı inancını öngören Islam dini; ,, Allah’tan başka illah olmadığını, Allah’a ait sıfat ve özelliklerin Allah’tan başkasına atfedilmemesini, şirk koşulmamasını, Allah Peygamberlerine-kitaplarına ve mahşer gününde Allah önünde hesap verilecegine inanmaktır.  

Dolayısiyle Islam dini; Insanları kendi iradeleriyle doğru yola çağıran ve Hz.Muhammed tarafından insanlara tebliğ edilen ilahi adalet düzenidir.
=Seyyid Hakkı=



Şahı Merdan Ali’ye, nerede suikast yapıldı?
Şahı Merdan Ali’nin ölümü hakkında bir çok iddia vardır. Bu iddialardan bazıları; 
1- Şahı Merdan Ali, (cami’de, mescit’te) namaz kılarken, saldırıya uğradı.
2- Şahı Merdan Ali evinde (ibadet ederken) namaz kılarken, saldırıya uğradı.
3- Şahı Merdan Ali camiye (mescid’e) giderken yolda, saldırıya uğradı. 

 

Bu üç iddianın hiç biri de doğru değildir ve art niyetlerlen öne sürülmüş iddialardır. Burdaki maksad da Alevileri, camiye cekmektir.  

Olayın gerçek yüzü şudur;
Hakem olayından sonra, sözde Mülcemoğlu, Haccac ve Temim boyundan Amr; “Halkın kurtulması için Şahı Merdan Ali’nin, Muaviye’nin ve Asoğlu Amr’ın ortadan kaldırılması” gerekli olduğu kanaatine varmışlardır. Bu işi yapacak kişilerin, üçüde haricilerden olmasıdır. 

Sözüm ona müslümanlık alemine barış getirmek, müslümanlar arasındaki çekişmelere son vermek için, Hz.Muhammed’in “Allah’ın Arslanı” dediği Şahı Merdan Ali’yi öldürmeye karar verirler. Bu üçlü infazın içinde sadece Şahı Merdan Ali’nin infazı gerçekleştirdilir. Muaviye ve Amr’ın hayatta kaldıkları gibi aynı zamanda Muaviye halifeliğe laik görülür. 

Ibn-i Mülcem Kufe’ye gider, mezhepdaşlarıyla buluşur fakat yapacağı işi hakkında kimseye bilgi sızdırmaz. Mülcemoğlu bir gün mezhepdaşlarından birinin evinde pek güzel bir kadın görür, adeta kendisine vurulur. Kadına evlenme teklifinde bulunur. Kuttame adlı kadın, Mülcem Oğlu’na; “Benim mehrim pek ağırdır 3000 dirhem vermedikçe, bir köle ve halayık satın alıp bağışlamadıkça ve Ali’yi öldürmedikçe sana varmam” şartını koşar. 

Ve yapılan parzarlık sonucu, bir karar verilir. Abdurrahman Mülcemoğlu, Nehrevan savaşında babasını, kardeşini, akrabalarını kaybeden ve Ehl-i Beyt’e iyi bir düşman, kinle, intikamla dolu olan Kuttame’ye gönül verecek, sırımsıplak aşık olacak ve kendisinden Şahı Merdan Ali’nin öldürülmesi istenecekti. Böylece Şahı Merdan Ali’yi katledecek katil de bulunmuş olacaktır.  

Mülcemoğlu, daha önce Şahı Merdan Ali’ye biat etmek istemiş fakat Şahı Merdan Ali onu iki kere reddetmiştir. Şahı Merdan Ali, üçüncüsünde mübarek elleriyle başlarına ve sakallarına işaret buyurarak; “Buradan akacak kanla şunu boyayacak kişiyle ne işim var benim” demiş ve ona şöyle seslenmiştir: “Ölüm gelip çatınca kuşan kemerini sen; seninle buluşunca telaşa düşme, dayan. Ölüm, mahallene kondu mu, acıklanma, sızlanma dayan.”  

Çünkü Şahı Merdan Ali, Mülcemoğlu’na çok kere yardımı dokunmasına rağmen Mülcemoğlu kişilik yönünde zayıf, dönek ve güvensiz bir kişiliğe sahip ve sadık değilmiş. 

Kuttame’nin teklifine gelince, Mülcemoğlu ağzında geveleyip ve “ilk iki şartı kabul ederim” fakat Ali’yi öldürmek elimden gelmez benim“ der.  

Kuttame; Babası ve kardeşi, Nehrevan savaşında öldürülen haricilerdendir. “İmkanı yok” der. “Ali öldürülmedikçe yüreğim soğumaz benim. Ben, sana yardımcı bulurum” der. Mülcemoğluna, Şebib ve Verdan’ı tanıştırır. Bunlar da Mülcemoğluna yardım edeceklerdir. 

Hicri 40 yılı, Ramazan’ın 19’cu günü sabahı karara varılır. Mülcemoğlu, üç gün kılıcını zehirle biler. Şahı Merdan Ali, o günden önceki akşam gördüğü rüyasında Hakk’a kavuşacağı kendisine ayan olmuştu. 

Şahı Merdan Ali, sabah evden çıkarken içinden ailesinden ayrılacağının hüznü, Hakk’a kavuşacağının mutluluğuyla, kendisini düşünceli bir hal alır. 

Imam Hasan ve Imam Hüseyin’e hediye edilen kazlar Şahı Merdan Ali’nin, elbisesinin eteklerine gagalarıyla tutunarak her günden daha farklı olarak ötmüşlerdir. 

Imam Hasan ve Imam Hüseyin kazların bu haline şaşıp engel olmak isterlerken, Şahı Merdan Ali „bırakın onları onları benim arkamdan ağlayanlardır“ der ve karışmamalarını kendilerinden istemiştir. Ruhen ölüme hazırlanarak, yola koyulur.

Caniler ise, evinin yakınında yola pusu kurmuşlardır. Şahı Merdan Ali’nin geçtiği yoldan Şebib ve Verdan Şahın önüne çıkarak kendisine kılıç çekerler. Şahı Merdan Ali’yi bunlarla meşkulken Mülcemoğlu arkadan gelerek “Ya Ali! Hüküm ancak Allah’ındır” diye bağırarak Şahı Merdan Ali’nin mübarek başına bir kılıç darbesi indirir. Bu kılıç darbesi imameyi yararak, Hendek savaşında Amr’ın yaraladığı yere gelir. Suikastçılar kaçmaya başlarlar ve kaçış esnasında “Emir’ül-mümin’in şehit edildi!...” diye haykırmışlardır. 

Şahı Merdan Ali, yaralı halde eve götürülür. Yaranın şiddetinden evdekilerin kimi kendinden geçerken, kimi de çaresizlik içinde figan edermiş. Bir ara Şahı Merdan Ali, mübarek gözlerini açarak başucundakilere bakınarak şöyle buyurmuştur; “En güzel, en yüce arkadaşa, en hayırlı konağa, en güzel huzur ve istirahat yerine gidiyorum”demiştir

Sonra Mülcemoğlu’nu, elleri bağlı olarak Şahı Merdan Ali’nin huzuruna getirilir. Şahı Merdan Ali ve Mülcemoğlu arasında şöyle bir konuşma olmuştur;
Şahı Merdan Ali; Ey Allah’ın düşmanı, ben sana iyilik etmedim mi?
Mülcemoğlu; Evet, iyilik ettin.
Şahı Merdan Ali; Peki, bu yaptığın ne?
Mülcemoğlu; Üç gün kılıcımı zehirle biledim Allah’tan, onunla halkın en kötüsünü öldürmemi diledim der.
 

Şahı Merdan Ali, Mülcemoğluna sende onunla öldürüleceksin; Halkın en kötüsü, görüyorsun ki sensin buyurarak ve yanındakilere hitaben; “Bunu götürün hapsedin ama eziyet etmeyin, aç bırakmayın; Siz ne yiyor, içiyorsanız buna da onu verin. Ben sağ kalırsam ne yapacağımı bilirim ölürsem; O bana bir kılıç vurmuştur siz de onu, bir vuruşta öldürün” diyerek telkinde bulunur. 

Hakk’a kavuştuğu gece Şahı Merdan Ali’ye, bir bardak süt sunmuşlardır. Yarısını içtikten sonra, bardağı getirene uzatarak; “Bunu o esirinize götürün, onu sakın aç bırakmayın” der.  

Süt, Mülcemoğlu’na götürüldüğünde “zehirlidir” diye içmez. Bu olayda adaletle-zulüm, imanla-imansızlık, yücelikle-alçaklık, faziletle-hıyanet; Bir bardak sütle, insanlık tarihine geçmiştir.  

Şahı Merdan Ali Emir’ül-mümin’in, Ramazan ayının 21’ci gecesine kadar yaşamıştır. Şahı Merdan Ali bu fani dünyadan göçmeden önce, oğlu Imam Hasan ve Imam Hüseyin’i yanına çağırarak onlara; Vasiyyetini yazdırır ve imamlık emanetlerini Imam Hasan’a teslim etmiştir.  

Şahı Merdan Ali, Hicret’in 40’cı yılı Ramazan ayının 21’ci (M: 28.01.661) gecesi, Hakk’a yürümüştür. Şahı Merdan Ali, 63 yaşında Hakk’a kavuşmuştur. Türbesi ise, Necef şehri-Irak’tadır.
=Seyyid Hakkı=



ALEVİ İNANÇ DİN BİLGİLERİ sayfamızı(uludivan.de) önerelim-yönlendirelim. => Facebook Sayfalarımız: Seyyid Hakkı–Ehlibeyt Evladıyız ve Şah Haydar => YouTube Kanalımız: Seyyid Hakkı-Yolumuz Ehlibeyt yolu(YediDeryaSohbeti62) Aşk ile, Can ile canlar...